BİRAZ ZAMAN ALIYOR
Biraz zaman alıyor, biraz gönül ama geriye kalan önemli değil mi?
Biraz zaman alıyor, tam kalbine inecek bir kurşun gibi değil, biraz zaman alıyor.
Biraz zaman alıyor, özür dilemek ve “seni seviyorum” diyebilmek.
Biraz zaman alıyor, aşkta yol almak ve yol dediğinin aşk olmadığını bilmek.
Biraz zaman alıyor, ateş yakmak ve yakılan ateşin ısıtması.
Biraz zaman alıyor, harfleri dizmek yan yana. Kolye gibi göğsünde taşımak için epey zamana ihtiyaç var.
Biraz zaman alıyor, dağda çoban, şehirde koyun ve denizde oyun bilmek.
Biraz zaman alıyor, anlamak.
Biraz zaman alıyor, varsa verilebilecek zamanın.
Biraz zaman alıyor, emeklemek ve yürümek. Koşmak da ister senin canın.
Biraz zaman alıyor, en az üç kez sıçrayacak çekirge.
Biraz zaman alıyor, sabır alıyor, kuvvet alıyor, gençlik alıyor. Sonunda ölüp gidiyor insan.
Biraz zaman alıyor, önce kara kuru bir nesnesin ve ardından yine öylesin ve ardından yine öylesin. Kış gelecek beyaz olacaksın!
Biraz zaman alıyor, iki ters ve bir düz bağlantılar kurmaya devam etmeli insan.
Biraz zaman alıyor, önce işi yapmaya başla sonra öğrenirsin!?
Biraz zaman alıyor, tebdil varmalısın ol mekana ki, tebdil eylesin seni.
Biraz zaman alıyor, kadeh kadeh çıktığın zirvede elbet başın dönecek. Ya hep orada kalmak tehlikesi?
Biraz zaman alıyor, damlaya damlaya göl bulmadım, deme. Şimdi yağmur mevsimidir.
Biraz zaman alıyor, güneş doğacak, uyanacaksın, hep geç kalmış olacaksın.
Biraz zaman alıyor, bekle ki, beklemektir ömür.
Biraz zaman alıyor, aldığını geri veriyor, verdiğini tekrar alıyor, bu hep böyle oluyor.
Biraz zaman alıyor, sürüyor, ekiyor, bekliyorsun... Vermezlik etmiyor.
Biraz zaman alıyor, üç-beş kitap, beş-on seminer, olgunlaşmıyor insan.
Biraz zaman alıyor, güven biraz zaman alıyor. Aldığına değiyor çok zaman.
Biraz zaman alıyor, oyun gibi, baştan oynanmazsa yarım kalıyor sonuna kadar gitsen de.
29 Nisan 2008
TAHMİN EDERİM BÖYLE OLURDU!
TAHMİN EDERİM BÖYLE OLURDU!
Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre: Her beş ağaçtan birinin üzerinde aşk mesajları yazılıdır!
Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre: Okey masalarındaki dördüncülerden onda dokuzu ilan yoluyla bulunmaktadır!
Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre: Gelin kaynana anlaşmazlığının çözümü için klonlamaya sıcak bakanların sayısında artış gözlenmiştir!
Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre: İnsanlarda “boş zaman” diye, batıl bir inanç olduğu ve bu boşluğu doldurmak için de kitap okunması gerektiği saplantısı tespit edilmiştir!
Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre: Bir önceki araştırmaya bağlantılı olarak, izafiyet teorisi, zaman kavramı, zaman felsefesi, zaman analizi konularındaki çalışmalara dayanılarak gerçekten, zamanda boşluk bulunmuştur!
Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre: Sürekli sinema izleyenlerden dörtte üçü, sinemanın karanlık ve kalabalık salonlarda izlenmesinin ekonomik korkular yarattığını düşünmektedir!
Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre: Gazete okurlarının ezici nitelikteki çoğunluğu, köşe yazılarını okumaya değer buluyor ve sıkıcı geçen piknik yemeklerinde mutlaka okuyor!
Türkiye’de, LPG’li otomobil kullananlar arasında yapılan bir araştırmaya göre: LPG’nin, eylemlerde, benzin gibi üste dökülerek tehdit vasıtası yapılamadığı için avantajlı olduğunu düşünen şoför sayısı LPG’li otomobil sayısının üç katını buluyor!
Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre: Her yüz memurdan doksan dokuzu “işini” bilmiyor!
Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre: “Balık tutmayı öğretmek” deyiminin, teşvik veya kredilerle ilgisi olmadığına inanılıyor. Dolayısıyla, insanlar kendilerine sunulan bir balık servisi var zannediyorlar!
Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre: Amerika’daki “cani dadı” haberlerinden önce ve sonra Türkiyeli anneler, en iyi dadının televizyon olduğunu düşünüyorlar!
Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre: Fala inananlarının yüzde doksan bir buçuğunun, “Fala inanma, falsız da kalma!” diyenler, arasında olduğu tespit edilmiştir!
Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre: Yetişkinlerin yarısından fazlasının “Dünya” ve “Tren” kelimelerinin çağrışımları istendiğinde ilk sırada “Öküz” kelimesini söyledikleri bildirilmiştir!
Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre: Türkiye’de ikamet eden ördeklerin yüzde beşi sudan nem kapmaktadırlar!
Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre: Karadenizliler, en çok Egelilerle evlilik yapmışlardır. Zira, en çok “Fadime” ismi Ege bölgesinde tespit edilmiştir!
Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre: Türk insanı genelleme yapmayı çok sevmektedir ve genelde, genellemelerin, genel olarak hatalı olduğu savını genelleyenleri dışlamaktadırlar! (Eminim; cümlede mantık hatası yok.)
Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre: “Başlık parası”, “Kefen parası”, “Pul parası”, “Baba parası”, “Ekmek parası”, “Kayıt parası” gibi para birimlerinin bol kullanıldığı, bu para birimlerini kullananlar arasında yapılan başka bir araştırmada da, bıçaklarla ilgili bir para birimi daha olduğu inanışı tespit edilmiştir!
Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre: Şairlerin yüzde seksen üçü kuşlarla ilgili bir şiir yazmış ve kuşlarla ilgilenmiştir. Bahsi geçen şairler arasında yapılan araştırmaya göre de şairlerden, yüzde otuz iki nokta yedisi “Devlet kuşu” ile daha çok ilgilenmektedir!
Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre: Yapılan araştırmaların yüzde ellisinin araştırma konusu yapılması ve İngiltere gibi ülkelerde bir kez daha araştırılması zaruretinin ortaya çıktığı bildirilmiştir.
Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre: Her beş ağaçtan birinin üzerinde aşk mesajları yazılıdır!
Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre: Okey masalarındaki dördüncülerden onda dokuzu ilan yoluyla bulunmaktadır!
Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre: Gelin kaynana anlaşmazlığının çözümü için klonlamaya sıcak bakanların sayısında artış gözlenmiştir!
Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre: İnsanlarda “boş zaman” diye, batıl bir inanç olduğu ve bu boşluğu doldurmak için de kitap okunması gerektiği saplantısı tespit edilmiştir!
Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre: Bir önceki araştırmaya bağlantılı olarak, izafiyet teorisi, zaman kavramı, zaman felsefesi, zaman analizi konularındaki çalışmalara dayanılarak gerçekten, zamanda boşluk bulunmuştur!
Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre: Sürekli sinema izleyenlerden dörtte üçü, sinemanın karanlık ve kalabalık salonlarda izlenmesinin ekonomik korkular yarattığını düşünmektedir!
Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre: Gazete okurlarının ezici nitelikteki çoğunluğu, köşe yazılarını okumaya değer buluyor ve sıkıcı geçen piknik yemeklerinde mutlaka okuyor!
Türkiye’de, LPG’li otomobil kullananlar arasında yapılan bir araştırmaya göre: LPG’nin, eylemlerde, benzin gibi üste dökülerek tehdit vasıtası yapılamadığı için avantajlı olduğunu düşünen şoför sayısı LPG’li otomobil sayısının üç katını buluyor!
Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre: Her yüz memurdan doksan dokuzu “işini” bilmiyor!
Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre: “Balık tutmayı öğretmek” deyiminin, teşvik veya kredilerle ilgisi olmadığına inanılıyor. Dolayısıyla, insanlar kendilerine sunulan bir balık servisi var zannediyorlar!
Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre: Amerika’daki “cani dadı” haberlerinden önce ve sonra Türkiyeli anneler, en iyi dadının televizyon olduğunu düşünüyorlar!
Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre: Fala inananlarının yüzde doksan bir buçuğunun, “Fala inanma, falsız da kalma!” diyenler, arasında olduğu tespit edilmiştir!
Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre: Yetişkinlerin yarısından fazlasının “Dünya” ve “Tren” kelimelerinin çağrışımları istendiğinde ilk sırada “Öküz” kelimesini söyledikleri bildirilmiştir!
Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre: Türkiye’de ikamet eden ördeklerin yüzde beşi sudan nem kapmaktadırlar!
Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre: Karadenizliler, en çok Egelilerle evlilik yapmışlardır. Zira, en çok “Fadime” ismi Ege bölgesinde tespit edilmiştir!
Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre: Türk insanı genelleme yapmayı çok sevmektedir ve genelde, genellemelerin, genel olarak hatalı olduğu savını genelleyenleri dışlamaktadırlar! (Eminim; cümlede mantık hatası yok.)
Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre: “Başlık parası”, “Kefen parası”, “Pul parası”, “Baba parası”, “Ekmek parası”, “Kayıt parası” gibi para birimlerinin bol kullanıldığı, bu para birimlerini kullananlar arasında yapılan başka bir araştırmada da, bıçaklarla ilgili bir para birimi daha olduğu inanışı tespit edilmiştir!
Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre: Şairlerin yüzde seksen üçü kuşlarla ilgili bir şiir yazmış ve kuşlarla ilgilenmiştir. Bahsi geçen şairler arasında yapılan araştırmaya göre de şairlerden, yüzde otuz iki nokta yedisi “Devlet kuşu” ile daha çok ilgilenmektedir!
Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre: Yapılan araştırmaların yüzde ellisinin araştırma konusu yapılması ve İngiltere gibi ülkelerde bir kez daha araştırılması zaruretinin ortaya çıktığı bildirilmiştir.
BİLMİYORUM
BİLMİYORUM
Kep ile bot arasına dev bir asker sıkıştırılabilirken, iki dua arasına bir insan sıkıştırmak mümkün olmuyor. Duasında ilahlık dileyen kabul görür mü bilmiyorum.
İnsan sarraflarının ne ile geçindiklerini ve geçimlerinin güç olup olmadığını bilmiyorum.
Kaldırıma gelene kadar taşın geçirdiği evreleri, bir hedefi olup olmadığını bilmiyorum.
Bana ait olanla kamuya ait olanı, kendisine ait olmayanın nasıl bana münhasır kıldığını bilmiyorum.
Vatan alana millet, millet alana Sakarya, vatan ve millet alana Sakarya promosyon olarak mı veriliyor, bilmiyorum.
İtalya’da büyükelçilik yapmak istiyorum ve nereye, nasıl, hangi şartlarla müracaat edilir bilmiyorum.
Memur olmak, işçi olmak isteyenlerin niçin önce memur ve işçi olmayan kişileri arayıp bulduklarını, anlamıyor bilmiyorum.
Boş vakitlerinde kitap okuyarak aydınlanmış bir çok tanıdığım var ve kaçak elektrik kullanıyorlar. Çıplak teller aydınlatır mı bilmiyorum.
Her köşe başında dikilip dilenenle her köşe başında dinlenen arasındaki farkı bilmiyorum.
Üçgenin iç açıları toplamıyla karenin iç açıları toplamlarından parlamenter bir sistem çıkar mı bilmiyorum.
Hicaz’dan gelirken zemzemin yanında getirilen hacılık sıfatından gümrük alınıyor mu bilmiyorum.
Kafa karıştıran soruların, sahiden öyle olup olmadıklarını merak ediyor, bir yandan da kafa karıştıracak yeni bir soru üretebilmenin yollarını arıyorum, yol bilmiyorum iz bilmiyorum.
Anladığını anlatıp, anlamadığımı anlatmamı isteyen insanların nasıl bir ruh halinden muzdarip olduklarını bilmiyorum.
Sayı saymakla para kazanmayı bir tutarak yaşayan insanların artık kazandıklarını sanmıyorum ve neyi kaybettiklerini bilmiyorum.
Varlığımı idrak etmek için insana ihtiyacım olduğunu biliyorum ama insanın insana aynalık edesi kalıp kalmadığını bilmiyorum.
Elimden geldiğince açık ve net yazıyorum ama insanların okuyunca ne anladıklarını bilmiyorum.
Bilmediğimi bilmeye öyle muhtacım ki bildiklerimi bilmeyenlere, bilmediklerimi bilenlere bunları anlatamıyorum. Ne olacak halim, bilmiyorum.
Kep ile bot arasına dev bir asker sıkıştırılabilirken, iki dua arasına bir insan sıkıştırmak mümkün olmuyor. Duasında ilahlık dileyen kabul görür mü bilmiyorum.
İnsan sarraflarının ne ile geçindiklerini ve geçimlerinin güç olup olmadığını bilmiyorum.
Kaldırıma gelene kadar taşın geçirdiği evreleri, bir hedefi olup olmadığını bilmiyorum.
Bana ait olanla kamuya ait olanı, kendisine ait olmayanın nasıl bana münhasır kıldığını bilmiyorum.
Vatan alana millet, millet alana Sakarya, vatan ve millet alana Sakarya promosyon olarak mı veriliyor, bilmiyorum.
İtalya’da büyükelçilik yapmak istiyorum ve nereye, nasıl, hangi şartlarla müracaat edilir bilmiyorum.
Memur olmak, işçi olmak isteyenlerin niçin önce memur ve işçi olmayan kişileri arayıp bulduklarını, anlamıyor bilmiyorum.
Boş vakitlerinde kitap okuyarak aydınlanmış bir çok tanıdığım var ve kaçak elektrik kullanıyorlar. Çıplak teller aydınlatır mı bilmiyorum.
Her köşe başında dikilip dilenenle her köşe başında dinlenen arasındaki farkı bilmiyorum.
Üçgenin iç açıları toplamıyla karenin iç açıları toplamlarından parlamenter bir sistem çıkar mı bilmiyorum.
Hicaz’dan gelirken zemzemin yanında getirilen hacılık sıfatından gümrük alınıyor mu bilmiyorum.
Kafa karıştıran soruların, sahiden öyle olup olmadıklarını merak ediyor, bir yandan da kafa karıştıracak yeni bir soru üretebilmenin yollarını arıyorum, yol bilmiyorum iz bilmiyorum.
Anladığını anlatıp, anlamadığımı anlatmamı isteyen insanların nasıl bir ruh halinden muzdarip olduklarını bilmiyorum.
Sayı saymakla para kazanmayı bir tutarak yaşayan insanların artık kazandıklarını sanmıyorum ve neyi kaybettiklerini bilmiyorum.
Varlığımı idrak etmek için insana ihtiyacım olduğunu biliyorum ama insanın insana aynalık edesi kalıp kalmadığını bilmiyorum.
Elimden geldiğince açık ve net yazıyorum ama insanların okuyunca ne anladıklarını bilmiyorum.
Bilmediğimi bilmeye öyle muhtacım ki bildiklerimi bilmeyenlere, bilmediklerimi bilenlere bunları anlatamıyorum. Ne olacak halim, bilmiyorum.
SİZ ESKİDEN NE YAPARDINIZ?
SİZ ESKİDEN NE YAPARDINIZ?
Biz eskiden dolmalarımızı zeytinyağlı yapar at arabası ile taşırdık. Atlar mutluydu.
Biz eskiden gaz lambasını kısıp uykuya dalardık, rüyalarımız is kokardı.
Biz eskiden YSE kamyonlarının tozunu yutar üstüne ayran içerdik, inekler gülümserdi.
Biz eskiden çamura saman katar duvarlara can verirdik, ustalar suskundu.
Biz eskiden mezar kazan adamlar görmezdik, kişi ölünce toprak ağzını açardı.
Biz eskiden harf denilen eğri çizgileri dizlerimizin üstüne yatırıp ninnilerle uyuturduk.
Biz eskiden rakı masaları kurardık, masalar mutluydu, devlet erkanı mutlu; biz telaş içinde.
Biz eskiden türkü sözlerini bilmezdik, türküler kağıda dökülünce kalbimizden...
Biz eskiden çok kirliydik. Bırakın şampuanları, koca çaylar paklayamazdı. Hiç içinden çıkmazdık zira.
Biz eskiden atların, tarakların ve bebeklerin dişlerini görürdük. Hepsi de beyaz değildi üstelik.
Biz eskiden çatısız evler yapardık, her gece misafirimizdi yıldızlar.
Biz eskiden atlara et itlere ot verirdik, yemezlerdi de açlıktan da ölmezlerdi.
Biz eskiden fesleğen tohumlarının ve suyun ve toprağın ve sineğin birkaç adım ötemizde olduğunu bilirdik.
Biz eskiden ölünce bir daha dirilmezdik. Ölen ölürdü, kalan sağlar bizimdi.
Biz eskiden uygunsuz ticaret yapan kadınların vergileriyle okul yapılmıyor sanırdık.
Biz eskiden çitlembik ağaçlarını ve iğdeleri kuşlara emanet ederdik.
Biz eskiden içimizde titreyen bir yer olduğunu bilir adını koymazdık.
Biz eskiden aşık olur, aşkımızı ilan ederdik, kimseler haberdar olmazdı anamızdan başka.
Biz eskiden toy gençlerin ellerine bıçak verdiğimizde önce ellerini kesmelerini beklerdik.
Biz eskiden dolmalarımızı zeytinyağlı yapar at arabası ile taşırdık. Atlar mutluydu.
Biz eskiden gaz lambasını kısıp uykuya dalardık, rüyalarımız is kokardı.
Biz eskiden YSE kamyonlarının tozunu yutar üstüne ayran içerdik, inekler gülümserdi.
Biz eskiden çamura saman katar duvarlara can verirdik, ustalar suskundu.
Biz eskiden mezar kazan adamlar görmezdik, kişi ölünce toprak ağzını açardı.
Biz eskiden harf denilen eğri çizgileri dizlerimizin üstüne yatırıp ninnilerle uyuturduk.
Biz eskiden rakı masaları kurardık, masalar mutluydu, devlet erkanı mutlu; biz telaş içinde.
Biz eskiden türkü sözlerini bilmezdik, türküler kağıda dökülünce kalbimizden...
Biz eskiden çok kirliydik. Bırakın şampuanları, koca çaylar paklayamazdı. Hiç içinden çıkmazdık zira.
Biz eskiden atların, tarakların ve bebeklerin dişlerini görürdük. Hepsi de beyaz değildi üstelik.
Biz eskiden çatısız evler yapardık, her gece misafirimizdi yıldızlar.
Biz eskiden atlara et itlere ot verirdik, yemezlerdi de açlıktan da ölmezlerdi.
Biz eskiden fesleğen tohumlarının ve suyun ve toprağın ve sineğin birkaç adım ötemizde olduğunu bilirdik.
Biz eskiden ölünce bir daha dirilmezdik. Ölen ölürdü, kalan sağlar bizimdi.
Biz eskiden uygunsuz ticaret yapan kadınların vergileriyle okul yapılmıyor sanırdık.
Biz eskiden çitlembik ağaçlarını ve iğdeleri kuşlara emanet ederdik.
Biz eskiden içimizde titreyen bir yer olduğunu bilir adını koymazdık.
Biz eskiden aşık olur, aşkımızı ilan ederdik, kimseler haberdar olmazdı anamızdan başka.
Biz eskiden toy gençlerin ellerine bıçak verdiğimizde önce ellerini kesmelerini beklerdik.
GEL SENİNLE
GEL SENİNLE
Gel seninle Bağdat’a gidelim, inan sormadan da buluruz.
Gel seninle bir berber dükkanı açalım, kuaförlerin ağzı açık kalsın.
Gel seninle çöllerde gezelim, Leyla’yı bulunca nikahımızı kıyarsın.
Gel seninle labirent yapalım ki, farelerin aklı testten geçmişken “bizimkiler”i deneriz.
Gel seninle Sadabad’a... Sahi, huzur ne yana düşer?
Gel seninle yemek yiyelim, özellikle tok karnına yalnız yemek yenmiyor.
Gel seninle tatile çıkalım, iş bize çıkmadan önce.
Gel seninle oyun oynayalım. Ben aşık olayım sen, mühendis.
“Gel seninle aşka hizmet edelim.” Salak şarkıcı!
Gel seninle keşfe çıkalım, yeni mantar türleri var mı bakarız.
Gel seninle çocuklaşalım... Teklifimi geri alıyorum, özür dilerim.
Gel seninle kaz güdelim, kaz sayısı ve tokluk oranları seçimi kazananı belli etsin.
Gel seninle... Boş ver.
Gel seninle ticaret yapalım. Sen al, ben satayım kârını haramîlere verelim.
Gel seninle iki yalnız birey olalım.
Gel seninle... Ah şu Sadabad, gidilemeyen uzaklarım!
Gel seninle kan kardeşi olalım. A negatif olsan da gel.
Gel seninle bir dilim ekmeği bölelim, belki birinin ihtiyacı vardır.
Gel seninle şov yapalım.
Gel seninle “sensiz” “bensiz” bir dünya kuralım.
Gel seninle seyahate çıkalım. Haydi, önce sen gir kalbime.
Gel seninle ülkeyi kurtaralım. İki çay lütfen!
Gel seninle felsefe okuyalım. Sen Eflatun oku ben, Platon!
Gel seninle komşunun kazlarını deve kuşuna döndürelim. Sihirli kelimeleri söyle, “ Benim niye yok?”
Gel seninle kuyuya inelim, bir deliden ip isteriz.
Gel seninle gazete çıkaralım, şurasından asıl!
Gel seninle otuz sekizlere karışalım.
Gel seninle ya da sensiz...
Gel seninle sessizlik yapalım.
,,,,,,,,,,, sen gül topla ben nergizi.............
Gel seninle Bağdat’a gidelim, inan sormadan da buluruz.
Gel seninle bir berber dükkanı açalım, kuaförlerin ağzı açık kalsın.
Gel seninle çöllerde gezelim, Leyla’yı bulunca nikahımızı kıyarsın.
Gel seninle labirent yapalım ki, farelerin aklı testten geçmişken “bizimkiler”i deneriz.
Gel seninle Sadabad’a... Sahi, huzur ne yana düşer?
Gel seninle yemek yiyelim, özellikle tok karnına yalnız yemek yenmiyor.
Gel seninle tatile çıkalım, iş bize çıkmadan önce.
Gel seninle oyun oynayalım. Ben aşık olayım sen, mühendis.
“Gel seninle aşka hizmet edelim.” Salak şarkıcı!
Gel seninle keşfe çıkalım, yeni mantar türleri var mı bakarız.
Gel seninle çocuklaşalım... Teklifimi geri alıyorum, özür dilerim.
Gel seninle kaz güdelim, kaz sayısı ve tokluk oranları seçimi kazananı belli etsin.
Gel seninle... Boş ver.
Gel seninle ticaret yapalım. Sen al, ben satayım kârını haramîlere verelim.
Gel seninle iki yalnız birey olalım.
Gel seninle... Ah şu Sadabad, gidilemeyen uzaklarım!
Gel seninle kan kardeşi olalım. A negatif olsan da gel.
Gel seninle bir dilim ekmeği bölelim, belki birinin ihtiyacı vardır.
Gel seninle şov yapalım.
Gel seninle “sensiz” “bensiz” bir dünya kuralım.
Gel seninle seyahate çıkalım. Haydi, önce sen gir kalbime.
Gel seninle ülkeyi kurtaralım. İki çay lütfen!
Gel seninle felsefe okuyalım. Sen Eflatun oku ben, Platon!
Gel seninle komşunun kazlarını deve kuşuna döndürelim. Sihirli kelimeleri söyle, “ Benim niye yok?”
Gel seninle kuyuya inelim, bir deliden ip isteriz.
Gel seninle gazete çıkaralım, şurasından asıl!
Gel seninle otuz sekizlere karışalım.
Gel seninle ya da sensiz...
Gel seninle sessizlik yapalım.
,,,,,,,,,,, sen gül topla ben nergizi.............
MAHCUBUM
MAHCUBUM
Mahcubum, sizi dingili kırılmış bir kamyon gibi bıraktım. Yani ben, dingildim.
Mahcubum, bir sürü kelimeyle etrafınızı ördüm ve bu örgünün içinde bir şeyler olduğunu savundum. Maalesef böcek olmadığımı geç anladım.
Mahcubum, kendi ölümüm için piramitler inşa ederken sizin için çukurlar hayal etmiştim. Yıldızların değeri meğer kuyulardan bakılınca anlaşılırmış.
Mahcubum, öykülerimin basit kurguları arasında size gösteremediğim ve bundan daha da mahcup olacağım sırlar vardı. Ve bu sırlar zamanla aynaya dönüştü. Ben söylemedim, siz kendiniz gördünüz aynadaki çıplaklığınızı.
Mahcubum, çocukların kullandıkları dili anlayıp size aktaramadım. Anladığımı sandığım zaman hep büyüyüveriyorlardı.
Mahcubum, karnımda taşıdığım şey bir bebek değil. Kendi içimde ancak Rilke’yi taşıyorum. O da içimizde kendi ölümümüzü taşıdığımızı söylerdi.
Mahcubum, hasta olduğum zaman öleceğimi zannediyorum. Vasiyetlerimden iki yüz altı tanesini yırtmanıza ancak izin verebilirim.
Mahcubum, bir keçiyle dağ başında bulunmak bana göre değilmiş. Kurtların, metafizik takıntıları olduğunu düşünmüyorum artık.
Mahcubum, yaz gelince yazı yazmak, yazın güzelliklerini anlatmak icap ederdi lakin, yazı yazmaktan yazı yazmaya fırsat olmuyor.
Mahcubum, ilk aşkımı anlatmam istendiğinde hep böyle yüzüm kızarır. Hâlbuki bu, benim yaşadığım en temiz, en saf, en duru ve nadide şeydir.
Mahcubum, kocaman, ayrıntılı bir dünya haritasından başka bir şey dileyemem. Lambam kırık, cinim güçsüz.
Mahcubum, su kenarlarında olmak ve balık tutmak arasında temel bir bağlantı yok. Sizin için balık tutmamı istediğiniz zaman benden, beceremeyeceğim bir şey istemiş olduğunuzu anlatmakta geç kaldım. Ekmek ister misiniz?
Mahcubum, bakmakla görünmez içimdeki yara, diyen hıyarla anlaşamıyoruz. İçimde yara varsa bunun dışarıdan gözlemlenememesi imkansızdır.
Mahcubum, toprak insanı olmak istediğim zaman gidip eşeklere bakıyorum. Onların anlanması, toprak hayvanları olduklarının delili değil halbuki.
Mahcubum, mahcup olduğum zamanlarda doğruyu söyleyeceğimden emin değilken, yalan söyleyebildiğimi ima edici tavırlar takınıyor, ardından da doğru söylediğim için yalan söylemiş olma ihtimalini riske ederek yalana sığınıyorum. Tam olarak, ne söylediğimin farkında değilim yani.
Mahcubum, sizi dingili kırılmış bir kamyon gibi bıraktım. Yani ben, dingildim.
Mahcubum, bir sürü kelimeyle etrafınızı ördüm ve bu örgünün içinde bir şeyler olduğunu savundum. Maalesef böcek olmadığımı geç anladım.
Mahcubum, kendi ölümüm için piramitler inşa ederken sizin için çukurlar hayal etmiştim. Yıldızların değeri meğer kuyulardan bakılınca anlaşılırmış.
Mahcubum, öykülerimin basit kurguları arasında size gösteremediğim ve bundan daha da mahcup olacağım sırlar vardı. Ve bu sırlar zamanla aynaya dönüştü. Ben söylemedim, siz kendiniz gördünüz aynadaki çıplaklığınızı.
Mahcubum, çocukların kullandıkları dili anlayıp size aktaramadım. Anladığımı sandığım zaman hep büyüyüveriyorlardı.
Mahcubum, karnımda taşıdığım şey bir bebek değil. Kendi içimde ancak Rilke’yi taşıyorum. O da içimizde kendi ölümümüzü taşıdığımızı söylerdi.
Mahcubum, hasta olduğum zaman öleceğimi zannediyorum. Vasiyetlerimden iki yüz altı tanesini yırtmanıza ancak izin verebilirim.
Mahcubum, bir keçiyle dağ başında bulunmak bana göre değilmiş. Kurtların, metafizik takıntıları olduğunu düşünmüyorum artık.
Mahcubum, yaz gelince yazı yazmak, yazın güzelliklerini anlatmak icap ederdi lakin, yazı yazmaktan yazı yazmaya fırsat olmuyor.
Mahcubum, ilk aşkımı anlatmam istendiğinde hep böyle yüzüm kızarır. Hâlbuki bu, benim yaşadığım en temiz, en saf, en duru ve nadide şeydir.
Mahcubum, kocaman, ayrıntılı bir dünya haritasından başka bir şey dileyemem. Lambam kırık, cinim güçsüz.
Mahcubum, su kenarlarında olmak ve balık tutmak arasında temel bir bağlantı yok. Sizin için balık tutmamı istediğiniz zaman benden, beceremeyeceğim bir şey istemiş olduğunuzu anlatmakta geç kaldım. Ekmek ister misiniz?
Mahcubum, bakmakla görünmez içimdeki yara, diyen hıyarla anlaşamıyoruz. İçimde yara varsa bunun dışarıdan gözlemlenememesi imkansızdır.
Mahcubum, toprak insanı olmak istediğim zaman gidip eşeklere bakıyorum. Onların anlanması, toprak hayvanları olduklarının delili değil halbuki.
Mahcubum, mahcup olduğum zamanlarda doğruyu söyleyeceğimden emin değilken, yalan söyleyebildiğimi ima edici tavırlar takınıyor, ardından da doğru söylediğim için yalan söylemiş olma ihtimalini riske ederek yalana sığınıyorum. Tam olarak, ne söylediğimin farkında değilim yani.
HAYRANIM SİZE!
HAYRANIM SİZE!
Hayranım size, nasıl da kendinizi övmeyi beceriyorsunuz!
Hayranım size, etli ekmek derdinizin tasavvurunu ciltler dolusu anlatsanız bu kadar kolay anlamazdım.
Hayranım size, avuç içi kadar mutluluğu istiyorsunuz sonra da sevdiğinizi avcunuzun içiyle tokatlıyorsunuz!
Hayranım size, elinizden her iş geliyor. Elinizden giden iş olunca haber verin lütfen.
Hayranım size, etiniz ne budunuz ne yine de kıyma olabiliyorsunuz.
Hayranım size, gırtlağınızı ne güzel kullanıyorsunuz. Hem şarkı söyleyip hem yemek yiyebilen... doğrusu hayranım.
Hayranım size, vapur özlemimizi dindirmek için apartman kaloriferini ha bire ateşliyorsunuz.
Hayranım size, ömrünüzde trene binmemiş olmanızı öküz olmamanızla ne güzel bağdaştırıyorsunuz.
Hayranım size, on parmağınızda on adet yüzük. Sahi, kaç kişiyle evli değilsiniz?
Hayranım size, beni en iyi siz anlıyorsunuz, taş olmak da ayrıcalık tabi.
Hayranım size, yalnızlık özleminizi dile getirirken etrafınızdaki kalabalığı önemsiyorsunuz.
Hayranım size, beyaz, pembe, sarı derken yalanınızı bile sevdirebiliyorsunuz.
Hayranım size, ne güzel işgal ediyorsunuz, bize de uğrasanıza başka hayranlarınız da var üstelik.
Hayranım size, ünlemi olmayan cümleleri de ünlemli gibi yutturabiliyorsunuz.
Hayranım size, bir bakışta harita okuyup yazabiliyorsunuz. Zor oluyordur tabi.
Hayranım size, ellerimden anlayabilirsiniz hayranlığımı. Alkışlamaktan oldu bu nasırlar, ağır işçi sayılırım.
Hayranım size, bir imza ve burnunuzu karıştırırken çekilmiş bir fotoğraf alabilir miyim?
Hayranım size, işte ispatı. Bu elimde gördüğün şey bir zamanlar tanktı şimdi kendimi çiziyorum.
Hayranım size, bütün filmlerinizi seyrettim, izin verirseniz telefonlarınızı da dinlemek istiyorum.
Hayranım size, burnunuz havada geziyorsunuz ve düşmüyorsunuz. Ya, tabi belediyeyi de tebrik etmek lazım.
Hayranım size, gazetenin bütün fotoğraflarını tetkik ediyorsunuz.
Hayranım size, elleriniz temizken bile hiç “avcunuzu yalamıyorsunuz”.
Hayranım size, iki el ve yaka kelimeleri deyim olarak suratınıza haykırılsa bile tek elle selamlamayı becerebiliyorsunuz.
Hayranım size, sulanmış beynimle hayranlıktan başka duygum faal değil çünkü.
Hayranım size, nasıl da kendinizi övmeyi beceriyorsunuz!
Hayranım size, etli ekmek derdinizin tasavvurunu ciltler dolusu anlatsanız bu kadar kolay anlamazdım.
Hayranım size, avuç içi kadar mutluluğu istiyorsunuz sonra da sevdiğinizi avcunuzun içiyle tokatlıyorsunuz!
Hayranım size, elinizden her iş geliyor. Elinizden giden iş olunca haber verin lütfen.
Hayranım size, etiniz ne budunuz ne yine de kıyma olabiliyorsunuz.
Hayranım size, gırtlağınızı ne güzel kullanıyorsunuz. Hem şarkı söyleyip hem yemek yiyebilen... doğrusu hayranım.
Hayranım size, vapur özlemimizi dindirmek için apartman kaloriferini ha bire ateşliyorsunuz.
Hayranım size, ömrünüzde trene binmemiş olmanızı öküz olmamanızla ne güzel bağdaştırıyorsunuz.
Hayranım size, on parmağınızda on adet yüzük. Sahi, kaç kişiyle evli değilsiniz?
Hayranım size, beni en iyi siz anlıyorsunuz, taş olmak da ayrıcalık tabi.
Hayranım size, yalnızlık özleminizi dile getirirken etrafınızdaki kalabalığı önemsiyorsunuz.
Hayranım size, beyaz, pembe, sarı derken yalanınızı bile sevdirebiliyorsunuz.
Hayranım size, ne güzel işgal ediyorsunuz, bize de uğrasanıza başka hayranlarınız da var üstelik.
Hayranım size, ünlemi olmayan cümleleri de ünlemli gibi yutturabiliyorsunuz.
Hayranım size, bir bakışta harita okuyup yazabiliyorsunuz. Zor oluyordur tabi.
Hayranım size, ellerimden anlayabilirsiniz hayranlığımı. Alkışlamaktan oldu bu nasırlar, ağır işçi sayılırım.
Hayranım size, bir imza ve burnunuzu karıştırırken çekilmiş bir fotoğraf alabilir miyim?
Hayranım size, işte ispatı. Bu elimde gördüğün şey bir zamanlar tanktı şimdi kendimi çiziyorum.
Hayranım size, bütün filmlerinizi seyrettim, izin verirseniz telefonlarınızı da dinlemek istiyorum.
Hayranım size, burnunuz havada geziyorsunuz ve düşmüyorsunuz. Ya, tabi belediyeyi de tebrik etmek lazım.
Hayranım size, gazetenin bütün fotoğraflarını tetkik ediyorsunuz.
Hayranım size, elleriniz temizken bile hiç “avcunuzu yalamıyorsunuz”.
Hayranım size, iki el ve yaka kelimeleri deyim olarak suratınıza haykırılsa bile tek elle selamlamayı becerebiliyorsunuz.
Hayranım size, sulanmış beynimle hayranlıktan başka duygum faal değil çünkü.
ELİMDEN BİR ŞEY GELMEZ
ELİMDEN BİR ŞEY GELMEZ
Elimden bir şey gelmez, sizin kafada bir sorun var.
Elimden bir şey gelmez, eşeklerle ilgili çok fazla atasözümüz var.
Elimden bir şey gelmez, iplerimizin un serilebilir halde imal edilmeye başlandığını hayıfla görüyorum.
Elimden bir şey gelmez, şeme gelecek pervaneleri belediye ilaçladı.
Elimden bir şey gelmez, kız çocuklarının bebek yerine kadınla (barbi) oynamasını büyük şirketler arzu ediyor.
Elimden bir şey gelmez, gazeteleri getirecek köpek, kemiksiz kaldı.
Elimden bir şey gelmez, ses sanatçımızın filmi yayınlanacak.
Elimden bir şey gelmez, tavşanın bol olduğu yere avcı da bol gelir.
Elimden bir şey gelmez, demir leblebi üretmiyorlar.
Elimden bir şey gelmez, kömür sırasındaki kavgada adamın kafasına dolarla vuruyorlar.
Elimden bir şey gelmez, iftar çadırını ben değil şevval sökecek.
Elimden bir şey gelmez, yatıya kalmak için ayılara gitmenize izin veremem. Bahara çok var.
Elimden bir şey gelmez, yüzüklerin efendisine de sordum evlenmemize mana veremiyor.
Elimden bir şey gelmez, saha buz, Letonya uzak.
Elimden bir şey gelmez, riyayı sokağa salmışlar “gezmem.” dememiş.
Elimden bir şey gelmez, koşa bademi görmemişim, seni mi tanıyacağım.
Elimden bir şey gelmez, şemsiyemin sivri kısmı ile rahatsız ettiğim insan sayısı, dilimle rahatsız ettiğimden az kalır.
Elimden bir şey gelmez, zaten bir elin nesi var ki?! (103333323/ 3333333)
Elimden bir şey gelmez, sinagog, havra ve kiliselere daha çok saygılıyım; cami çok var zaten!
Elimden bir şey gelmez, misafirler öyküyü katlediyor.
Elimden bir şey gelmez, sizin kafada bir sorun var.
Elimden bir şey gelmez, eşeklerle ilgili çok fazla atasözümüz var.
Elimden bir şey gelmez, iplerimizin un serilebilir halde imal edilmeye başlandığını hayıfla görüyorum.
Elimden bir şey gelmez, şeme gelecek pervaneleri belediye ilaçladı.
Elimden bir şey gelmez, kız çocuklarının bebek yerine kadınla (barbi) oynamasını büyük şirketler arzu ediyor.
Elimden bir şey gelmez, gazeteleri getirecek köpek, kemiksiz kaldı.
Elimden bir şey gelmez, ses sanatçımızın filmi yayınlanacak.
Elimden bir şey gelmez, tavşanın bol olduğu yere avcı da bol gelir.
Elimden bir şey gelmez, demir leblebi üretmiyorlar.
Elimden bir şey gelmez, kömür sırasındaki kavgada adamın kafasına dolarla vuruyorlar.
Elimden bir şey gelmez, iftar çadırını ben değil şevval sökecek.
Elimden bir şey gelmez, yatıya kalmak için ayılara gitmenize izin veremem. Bahara çok var.
Elimden bir şey gelmez, yüzüklerin efendisine de sordum evlenmemize mana veremiyor.
Elimden bir şey gelmez, saha buz, Letonya uzak.
Elimden bir şey gelmez, riyayı sokağa salmışlar “gezmem.” dememiş.
Elimden bir şey gelmez, koşa bademi görmemişim, seni mi tanıyacağım.
Elimden bir şey gelmez, şemsiyemin sivri kısmı ile rahatsız ettiğim insan sayısı, dilimle rahatsız ettiğimden az kalır.
Elimden bir şey gelmez, zaten bir elin nesi var ki?! (103333323/ 3333333)
Elimden bir şey gelmez, sinagog, havra ve kiliselere daha çok saygılıyım; cami çok var zaten!
Elimden bir şey gelmez, misafirler öyküyü katlediyor.
BU SEÇİMLERDE ADAYIM
BU SEÇİMLERDE ADAYIM
Bu seçimlerde adayım, bana güvenebilirsin.
Bu seçimlerde adayım, akrabayız ne de olsa.
Bu seçimlerde adayım, projelerimi duysan hak verirsin.
Bu seçimlerde adayım, başka kim var ki?
Bu seçimlerde adayım, şehrin altını üstüne getireceğim.
Bu seçimlerde adayım, vaatlerimi sana da söylemiş miydim?
Bu seçimlerde adayım, artık yonca için yazı beklemeyeceksiniz! (Oooo!)
Bu seçimlerde adayım, sizde propaganda el kitabı var mı?
Bu seçimlerde adayım, makyaj uzmanı ve fotoğrafçıya gitmeden önce estetik cerraha uğrayayım dedim.
Bu seçimlerde adayım, seçimlere kadar burnuma filtre taktıracağım.
Bu seçimlerde adayım, verdiğiniz her oy seçimden sonra iade edilecek, garanti ediyorum.
Bu seçimlerde adayım, çoluk çocuk nasılar, validenizin ellerinden öperim.
Bu seçimlerde adayım, mahallenizin bir sorunu var mı? Vardır tabii, çözmek için şey ettimdi.
Bu seçimlerde adayım, parti amblemimizi hatırlıyorsunuz değil mi? İşte onun altına basacaksınız.
Bu seçimlerde adayım, bir doğru on altı yalanı temizler. Doğruları çoğaltmaya çalışıyoruz tabi!
Bu seçimlerde adayım, değiştirmeden önceki en son cep telefonu numaramı veriyorum not alın lütfen. Diğer telefonda sekreterim olacak nasılsa.
Bu seçimlerde adayım, kibrit kutusu bile vasatî kırk çöp alıyor ben, oyların yarısını alırım.
Bu seçimlerde adayım, gerçi ceketim de aday ama herkese söyleme.
Bu seçimlerde adayım, bir maniniz yoksa sandığa bekleriz.
Bu seçimlerde adayım, arkama bakmadan tam iki yüz elli bir adım gidebiliyorum. Ters parende de atabiliyorum ama onu seçime yakın söyleyeceğim.
Bu seçimlerde adayım, siz... durun bakalım, hımm, teyzenizle bir akrabalığımız var mıydı?
Bu seçimlerde adayım, artık buraya taşınmaya karar verdim.
Bu seçimlerde adayım, kurtlarla ilgili belgeselleri bitirdim tilkileri ve çakalları izliyorum.
Bu seçimlerde adayım, seçimden sonra dağıtılmak üzere seçmenlere kına paketleri hazırlıyorum. Hani ihtimal ki...
Bu seçimlerde adayım, doktor bey hafızamı dört aylığına nasıl geliştirebilirim?
Bu seçimlerde adayım, bu genetik midir, çocuklarıma da bulaşır mı?
Bu seçimlerde adayım, yapılacak iyiliklerin listesini çıkarın bana!
alışveriş, mp3 player, ses kayıt, lcd tv, dijital fotoğraf makinesi, tv,
Bu seçimlerde adayım, bana güvenebilirsin.
Bu seçimlerde adayım, akrabayız ne de olsa.
Bu seçimlerde adayım, projelerimi duysan hak verirsin.
Bu seçimlerde adayım, başka kim var ki?
Bu seçimlerde adayım, şehrin altını üstüne getireceğim.
Bu seçimlerde adayım, vaatlerimi sana da söylemiş miydim?
Bu seçimlerde adayım, artık yonca için yazı beklemeyeceksiniz! (Oooo!)
Bu seçimlerde adayım, sizde propaganda el kitabı var mı?
Bu seçimlerde adayım, makyaj uzmanı ve fotoğrafçıya gitmeden önce estetik cerraha uğrayayım dedim.
Bu seçimlerde adayım, seçimlere kadar burnuma filtre taktıracağım.
Bu seçimlerde adayım, verdiğiniz her oy seçimden sonra iade edilecek, garanti ediyorum.
Bu seçimlerde adayım, çoluk çocuk nasılar, validenizin ellerinden öperim.
Bu seçimlerde adayım, mahallenizin bir sorunu var mı? Vardır tabii, çözmek için şey ettimdi.
Bu seçimlerde adayım, parti amblemimizi hatırlıyorsunuz değil mi? İşte onun altına basacaksınız.
Bu seçimlerde adayım, bir doğru on altı yalanı temizler. Doğruları çoğaltmaya çalışıyoruz tabi!
Bu seçimlerde adayım, değiştirmeden önceki en son cep telefonu numaramı veriyorum not alın lütfen. Diğer telefonda sekreterim olacak nasılsa.
Bu seçimlerde adayım, kibrit kutusu bile vasatî kırk çöp alıyor ben, oyların yarısını alırım.
Bu seçimlerde adayım, gerçi ceketim de aday ama herkese söyleme.
Bu seçimlerde adayım, bir maniniz yoksa sandığa bekleriz.
Bu seçimlerde adayım, arkama bakmadan tam iki yüz elli bir adım gidebiliyorum. Ters parende de atabiliyorum ama onu seçime yakın söyleyeceğim.
Bu seçimlerde adayım, siz... durun bakalım, hımm, teyzenizle bir akrabalığımız var mıydı?
Bu seçimlerde adayım, artık buraya taşınmaya karar verdim.
Bu seçimlerde adayım, kurtlarla ilgili belgeselleri bitirdim tilkileri ve çakalları izliyorum.
Bu seçimlerde adayım, seçimden sonra dağıtılmak üzere seçmenlere kına paketleri hazırlıyorum. Hani ihtimal ki...
Bu seçimlerde adayım, doktor bey hafızamı dört aylığına nasıl geliştirebilirim?
Bu seçimlerde adayım, bu genetik midir, çocuklarıma da bulaşır mı?
Bu seçimlerde adayım, yapılacak iyiliklerin listesini çıkarın bana!
alışveriş, mp3 player, ses kayıt, lcd tv, dijital fotoğraf makinesi, tv,
BEN SANA SÖYLEMİŞTİM
BEN SANA SÖYLEMİŞTİM
Ben sana söylemiştim, ben söylemiştim demekten nefret ettiğim halde söylemek zorundayım.
Ben sana söylemiştim, sıcaklarda insan beyni sulanıyor, cıvık bir şey oluyor. Şimdi ya ilerle ya da müsaade et, biz bari elektrik faturamızı ödeyelim.
Ben sana söylemiştim, kargalar evde beslemeye müsait olsa bile kız arkadaşlara sevdirmek için uygun değiller.
Ben sana söylemiştim, yaz gecesi romansı, dediğim o değil. Sen kalkmış, Anna Karenina okuyorsun. Bir şarkı yahut şiir yeterdi.
Ben sana söylemiştim, kaşığım, pilavdan döndüğüm için değil fazla yıkanmaktan kırıldı. Hem, hala pilavdan nasıl dönülebileceğini keşfetmiş değilim de.
Ben sana söylemiştim, tavukları yemlemeyi unutursan yumurtalar ölü doğar. (Geniş düşün)
Ben sana söylemiştim, kar sporu yapmak için pek geç. Lakin, seni sevdiğimi söylemek için geç kaldığım anlamını taşımaz bu.
Ben sana söylemiştim, “Okumak cahilliği alır, eşeklik baki kalır.” sözünü söyleyen adamın biri değil. Onu bir kadın söylemiş olmalı. O zaman şöyle söylemeliyiz: Ademin biri söylemiş.
Ben sana söylemiştim, odun ve kömür almak lazım. Elbette tavuklara da yem almak lazım, yemlemeyi unutma ama.
Ben sana söylemiştim, önünden kara kedinin geçme ihtimalinin olmadığı bir yer bilmiyorum. Bilseydim bile önce savcılığa suç duyurusunda bulunurdum.
Ben sana söylemiştim, “Hatun kişi niyetine” denildiği zaman travestiler için kılınan namaz, pek anlamlı olmaz. Sözlük karıştırmalıyım; kitaplar, hocalar; hepsi eski ve fakat yenilenmiş olmalı.
Ben sana söylemiştim, balkondaki göbekli bir erkekle daha ciddi konuş. Garip benzetmelerde bulunmak için sahili yahut ne bileyim, çayırı seç.
Ben sana söylemiştim, çocuğuna boşuna balık tutmayı öğretiyorsun. Önce mecazı keşfet.
Ben sana söylemiştim, mızraklı ilmihalin içinde bile mecazsız ifade vardır ve bu ikisini ayırmak için muska yazdırmak gerekmez.
Ben sana söylemiştim, kahve içmeye karar verdiğin zaman milliyetçilik duyguların azıyor. Ata herkes binebiliyordu eskiden, ne var bunda?
Ben sana söylemiştim, internette ne ararsan var diyenlere hemen inanma. Bak işte rezil ettin bizi, sigara külünü her yerde bulabilirdik.
Ben kendime de söylemiştim, bunları boşuna yazıyorsun. Boş şeyler olarak görünüyorlar ve kimse anlamıyor.
Ben sana söylemiştim, ben söylemiştim demekten nefret ettiğim halde söylemek zorundayım.
Ben sana söylemiştim, sıcaklarda insan beyni sulanıyor, cıvık bir şey oluyor. Şimdi ya ilerle ya da müsaade et, biz bari elektrik faturamızı ödeyelim.
Ben sana söylemiştim, kargalar evde beslemeye müsait olsa bile kız arkadaşlara sevdirmek için uygun değiller.
Ben sana söylemiştim, yaz gecesi romansı, dediğim o değil. Sen kalkmış, Anna Karenina okuyorsun. Bir şarkı yahut şiir yeterdi.
Ben sana söylemiştim, kaşığım, pilavdan döndüğüm için değil fazla yıkanmaktan kırıldı. Hem, hala pilavdan nasıl dönülebileceğini keşfetmiş değilim de.
Ben sana söylemiştim, tavukları yemlemeyi unutursan yumurtalar ölü doğar. (Geniş düşün)
Ben sana söylemiştim, kar sporu yapmak için pek geç. Lakin, seni sevdiğimi söylemek için geç kaldığım anlamını taşımaz bu.
Ben sana söylemiştim, “Okumak cahilliği alır, eşeklik baki kalır.” sözünü söyleyen adamın biri değil. Onu bir kadın söylemiş olmalı. O zaman şöyle söylemeliyiz: Ademin biri söylemiş.
Ben sana söylemiştim, odun ve kömür almak lazım. Elbette tavuklara da yem almak lazım, yemlemeyi unutma ama.
Ben sana söylemiştim, önünden kara kedinin geçme ihtimalinin olmadığı bir yer bilmiyorum. Bilseydim bile önce savcılığa suç duyurusunda bulunurdum.
Ben sana söylemiştim, “Hatun kişi niyetine” denildiği zaman travestiler için kılınan namaz, pek anlamlı olmaz. Sözlük karıştırmalıyım; kitaplar, hocalar; hepsi eski ve fakat yenilenmiş olmalı.
Ben sana söylemiştim, balkondaki göbekli bir erkekle daha ciddi konuş. Garip benzetmelerde bulunmak için sahili yahut ne bileyim, çayırı seç.
Ben sana söylemiştim, çocuğuna boşuna balık tutmayı öğretiyorsun. Önce mecazı keşfet.
Ben sana söylemiştim, mızraklı ilmihalin içinde bile mecazsız ifade vardır ve bu ikisini ayırmak için muska yazdırmak gerekmez.
Ben sana söylemiştim, kahve içmeye karar verdiğin zaman milliyetçilik duyguların azıyor. Ata herkes binebiliyordu eskiden, ne var bunda?
Ben sana söylemiştim, internette ne ararsan var diyenlere hemen inanma. Bak işte rezil ettin bizi, sigara külünü her yerde bulabilirdik.
Ben kendime de söylemiştim, bunları boşuna yazıyorsun. Boş şeyler olarak görünüyorlar ve kimse anlamıyor.
İYİ Kİ DOĞDUN!
İYİ Kİ DOĞDUN!
İyi ki doğdun; “seni doğuran ana olsun bana kaynana” şarkısı muhatapsız kalmadı.
İyi ki doğdun; sensiz bu şehir virandı.
İyi ki doğdun; orada çürüyüp gidecektin yoksa.
İyi ki doğdun; beşik ustaları ekonomik krizdeydi.
İyi ki doğdun; kim bulutları paraya benzetebilirdi ki başka?
İyi ki doğdun; mum üflerken pastanın üzerine tükürebilen başka arkadaşım da yoktu zaten. Şimdi sadece sana afiyet olsun.
İyi ki doğdun; ordumuzun bir nefere daha ihtiyacı vardı.
İyi ki doğdun; dünyada, krank mili eskiticilerine kim dudak uçuklattırabilirdi ki senden başka?
İyi ki doğdun; “benden sonra tufan” diyebilecek biri daha yetişecek.
İyi ki doğdun; babanın cebindeki akrebin başı ezilecekti zaten.
İyi ki doğdun; vatan sana emanet; dönünce kızları da emanet edeceğiz.
İyi ki doğdun; anan seni dışarıda görmekten daha da memnun.
İyi ki doğdun; ablan seni sümüklüböcek sanıyordu içerdeyken.
İyi ki doğdun; nüfus memurlarının da canı sıkılıyordu zaten.
İyi ki doğdun; boşuna uykusuz kalmamış oldular böylece.
İyi ki doğdun; ozon tabakasında bir delik eksikti, sen tamamlarsın artık.
İyi ki doğdun; dedenin bastonu kırıktı. Tam zamanında geldin.
İyi ki doğdun; cep telefonu da yeni icat edildi hem.
İyi ki doğdun; neredeyse kış gelecekti.
İyi ki doğdun; seni özlemiştik.
İyi ki doğdun; hediyeni böyle bir yolla vermeye çalışmama kızmayacak bir sen varsın.
İyi ki doğdun; “seni doğuran ana olsun bana kaynana” şarkısı muhatapsız kalmadı.
İyi ki doğdun; sensiz bu şehir virandı.
İyi ki doğdun; orada çürüyüp gidecektin yoksa.
İyi ki doğdun; beşik ustaları ekonomik krizdeydi.
İyi ki doğdun; kim bulutları paraya benzetebilirdi ki başka?
İyi ki doğdun; mum üflerken pastanın üzerine tükürebilen başka arkadaşım da yoktu zaten. Şimdi sadece sana afiyet olsun.
İyi ki doğdun; ordumuzun bir nefere daha ihtiyacı vardı.
İyi ki doğdun; dünyada, krank mili eskiticilerine kim dudak uçuklattırabilirdi ki senden başka?
İyi ki doğdun; “benden sonra tufan” diyebilecek biri daha yetişecek.
İyi ki doğdun; babanın cebindeki akrebin başı ezilecekti zaten.
İyi ki doğdun; vatan sana emanet; dönünce kızları da emanet edeceğiz.
İyi ki doğdun; anan seni dışarıda görmekten daha da memnun.
İyi ki doğdun; ablan seni sümüklüböcek sanıyordu içerdeyken.
İyi ki doğdun; nüfus memurlarının da canı sıkılıyordu zaten.
İyi ki doğdun; boşuna uykusuz kalmamış oldular böylece.
İyi ki doğdun; ozon tabakasında bir delik eksikti, sen tamamlarsın artık.
İyi ki doğdun; dedenin bastonu kırıktı. Tam zamanında geldin.
İyi ki doğdun; cep telefonu da yeni icat edildi hem.
İyi ki doğdun; neredeyse kış gelecekti.
İyi ki doğdun; seni özlemiştik.
İyi ki doğdun; hediyeni böyle bir yolla vermeye çalışmama kızmayacak bir sen varsın.
KIZMA BİRADER
KIZMA BİRADER
Kızma birader, altı üstü bir oyun!
Kızma birader, tavsiye istedin ben de verdim. Sen hiç kurtla konuşmadın mı?
Kızma birader, seçim yaklaşıyor, o bakımdan biraz sokulacağım sana.
Kızma birader, elif bile mertek olur sen istersen!
Kızma birader, zar tutan “dibini” yalar.
Kızma birader, artık bal kutularını sızdırmayacak biçimde yapıyorlar.
Kızma birader, duydukların benim söylediklerim değil, benim söylediğimi söyleyenlerin sesi.
Kızma birader, ben hala hangi dinin teröre servis yaptığını hangisinin bulaşıkçılık yaptığını çıkaramadım!
Kızma birader, futbolla intikam alınca böyle oluyor. Adamlar duymazdan geliyorlar.
Kızma birader, kısaltmaların sadece terör örgütlerine ait olduğunu sanıyordum. Ne bileyim CIA’in devlet markalı olduğunu.
Kızma birader, portakalı soydum ve baş ucuma koydum. Üstüne basmasaydın.
Kızma birader, siyah cüppeli görünce rahip sandım!
Kızma birader, Tel Aviv’in tellerine kuşlar konmuş, taşım sana değil!
Kızma birader, kelimelerin başına “anti” koyunca ne anlama geldiğini çözemedim. Anti inek, süt içmeyen değil mi yani?
Kızma birader, şunun şurasında hepimiz kardeşiz ama sen, milyon kardeş öldüren bir kardeşsin.
Kızma birader, alışkanlık yapacağını söylemiştim. Kötülük alışkanlık yapar.
Kızma birader, kızınca güzel olmuyorsun.
Kızma birader, buz koyacak yerin kalmadı.
Kızma birader, altı üstü bir oyun!
Kızma birader, tavsiye istedin ben de verdim. Sen hiç kurtla konuşmadın mı?
Kızma birader, seçim yaklaşıyor, o bakımdan biraz sokulacağım sana.
Kızma birader, elif bile mertek olur sen istersen!
Kızma birader, zar tutan “dibini” yalar.
Kızma birader, artık bal kutularını sızdırmayacak biçimde yapıyorlar.
Kızma birader, duydukların benim söylediklerim değil, benim söylediğimi söyleyenlerin sesi.
Kızma birader, ben hala hangi dinin teröre servis yaptığını hangisinin bulaşıkçılık yaptığını çıkaramadım!
Kızma birader, futbolla intikam alınca böyle oluyor. Adamlar duymazdan geliyorlar.
Kızma birader, kısaltmaların sadece terör örgütlerine ait olduğunu sanıyordum. Ne bileyim CIA’in devlet markalı olduğunu.
Kızma birader, portakalı soydum ve baş ucuma koydum. Üstüne basmasaydın.
Kızma birader, siyah cüppeli görünce rahip sandım!
Kızma birader, Tel Aviv’in tellerine kuşlar konmuş, taşım sana değil!
Kızma birader, kelimelerin başına “anti” koyunca ne anlama geldiğini çözemedim. Anti inek, süt içmeyen değil mi yani?
Kızma birader, şunun şurasında hepimiz kardeşiz ama sen, milyon kardeş öldüren bir kardeşsin.
Kızma birader, alışkanlık yapacağını söylemiştim. Kötülük alışkanlık yapar.
Kızma birader, kızınca güzel olmuyorsun.
Kızma birader, buz koyacak yerin kalmadı.
HER ŞEY YOLUNDA!
HER ŞEY YOLUNDA!
Her şey yolunda, henüz yağmur çatıma yağıyor...
Yolunda her şey, oturduğum topraklarda ne eksen biraz bitiyor ama eken yok. Yine de her şey yolunda.
Tam 450 milyon emekli maaşım var ve ben zor geçiniyorum yine de her şey yolunda, önümü kesen yok.
Of, kafa ütüleyen adamlar! İşte, bize zararı var mı demir kuşların? Balkonuma attığım yarım ekmekleri gagalayan serçelerim de var üstelik, her şey yolunda.
Bir türkü tutturabiliyorum, dünden kalma. Yarına umudum varmış yokmuş, bırakın bunları, şimdilik her şey yolunda.
Her şey yolunda, bu topraklar daha kaç cesedi saklar kokmadan. Ki, ölen ölür, kalan sağlar derdimizdir. Olsun, her şey yolunda.
Her şey yolunda, kim ne halt ediyor seçebiliyorum, bütün renkleriyle hem de. Kim, kime ne yapabilir tahmin edebiliyorum, haberim var yani haber verildiği kadarıyla. Gerisi önemli değil, her şey yolunda.
Yaşım kaç olursa olsun, kim olursam olayım, bilirim ki bütün insanlar ekmek düşmanıdır. Düşmanıma karşı koyacak gücü kendimde bulamazsam, belki birazını paylaşırım ekmeğimin, epey var daha. Kaygıya gerek yok hâlâ, her şey yolunda.
Her şey yolunda, bakınız yollar araçlarla dolu, bu gün pazar ve düğünler oluyor. Bu demektir ki, her şey yolunca gidiyor. Giden gider, gelecek, bir sonraki cumadan itibaren başlar, her şey yolunda.
Kulların, hakimiyeti kaygısız tasasız kime nasıl devrettikleri değil önemli olan. Önemli olan hakimiyetin devamıdır; keyfimin gıdasını temin etmiş bir barbar, ne umurum, her şey yolunda.
Bakarsın bahar gelmiş, bakarsın yaz. Bakarsın kış olur, bakarsın sonbahar... Günler deveran edip gitmede, sana ne, bana ne, ona ne... çiçekler kanla sulanmışsa; su da vardı hâlbuki. Her şey yolunda, su akmadadır bildiğince.
Yatıyorum yatak, sıcak. Kalkıyorum kahvaltı, enfes. Ölürsem kabrimi kazın bayıra düze... Zamanım olursa daha, bir kaç yeri görür, bir kaç lezzeti tadarım; planlarım var öbürsü güne dair. Her şey yolunda, geleceği görebiliyorum.
Bir abam var atarım, nerede olsa yatarım. Bankada tanıdıklarım var bir de. Bilir onlar işini, abasıza söylemen dedim. Abamı atacak yer mi yok? Buyurun, işte kuzey, işte kuzey batı, işte Siyu’ların memleketi... Her şey yolunda, zira sevdiklerim arasında efendileri var efendilerimin.
Parmağımdaki ip, henüz unutmamak için değil, kuklam var ufak tefek, bir kaç. Ha sırtımdaki ipler mi, kafamdaki, kollarımdaki, bacaklarımdaki hatta midemdeki? Yok canım bağlı değilim hiç kimseye. Kuklacım inatla söyledi, her şey yolunda.
İnandım iman ettim. Yalnız, bir çiçekle ibadet olmaz, dedi Sahip. Ver çiçeği kurbana, beslensin, dedi. İnat işte, karşı durabiliyorum bakın Sahip denen yaramaza, her şey yolunda.
Yolar ki, asfalttır, çiçeği nedeyim. Çamuru nedeyim. Haritamın bir kenarı denizdir, bir kenarı daha, bir kenarı daha. Öbür yanını sormayın ama, oradan öte yol var mı bilmem daha. Bu da geçer yahu! Yol/iz bilmesem de her şey yolunda.
Yol açarım, yol alırım, yol/yordam bilirim; yol gösterene yolunu şaşırtacak gücüm var epey, yolumu bulmuşum ben. Yolcuyum, yoldaş istemem ekmeğimi bölecek. Her şey yolunda, merak buyurmayın, yol kesene yolluk bulunur vicdanımda.
Şışş... çevir kazı yanmasın! Her şey yolundayken yol uyanmasın.
Her şey yolunda, henüz yağmur çatıma yağıyor...
Yolunda her şey, oturduğum topraklarda ne eksen biraz bitiyor ama eken yok. Yine de her şey yolunda.
Tam 450 milyon emekli maaşım var ve ben zor geçiniyorum yine de her şey yolunda, önümü kesen yok.
Of, kafa ütüleyen adamlar! İşte, bize zararı var mı demir kuşların? Balkonuma attığım yarım ekmekleri gagalayan serçelerim de var üstelik, her şey yolunda.
Bir türkü tutturabiliyorum, dünden kalma. Yarına umudum varmış yokmuş, bırakın bunları, şimdilik her şey yolunda.
Her şey yolunda, bu topraklar daha kaç cesedi saklar kokmadan. Ki, ölen ölür, kalan sağlar derdimizdir. Olsun, her şey yolunda.
Her şey yolunda, kim ne halt ediyor seçebiliyorum, bütün renkleriyle hem de. Kim, kime ne yapabilir tahmin edebiliyorum, haberim var yani haber verildiği kadarıyla. Gerisi önemli değil, her şey yolunda.
Yaşım kaç olursa olsun, kim olursam olayım, bilirim ki bütün insanlar ekmek düşmanıdır. Düşmanıma karşı koyacak gücü kendimde bulamazsam, belki birazını paylaşırım ekmeğimin, epey var daha. Kaygıya gerek yok hâlâ, her şey yolunda.
Her şey yolunda, bakınız yollar araçlarla dolu, bu gün pazar ve düğünler oluyor. Bu demektir ki, her şey yolunca gidiyor. Giden gider, gelecek, bir sonraki cumadan itibaren başlar, her şey yolunda.
Kulların, hakimiyeti kaygısız tasasız kime nasıl devrettikleri değil önemli olan. Önemli olan hakimiyetin devamıdır; keyfimin gıdasını temin etmiş bir barbar, ne umurum, her şey yolunda.
Bakarsın bahar gelmiş, bakarsın yaz. Bakarsın kış olur, bakarsın sonbahar... Günler deveran edip gitmede, sana ne, bana ne, ona ne... çiçekler kanla sulanmışsa; su da vardı hâlbuki. Her şey yolunda, su akmadadır bildiğince.
Yatıyorum yatak, sıcak. Kalkıyorum kahvaltı, enfes. Ölürsem kabrimi kazın bayıra düze... Zamanım olursa daha, bir kaç yeri görür, bir kaç lezzeti tadarım; planlarım var öbürsü güne dair. Her şey yolunda, geleceği görebiliyorum.
Bir abam var atarım, nerede olsa yatarım. Bankada tanıdıklarım var bir de. Bilir onlar işini, abasıza söylemen dedim. Abamı atacak yer mi yok? Buyurun, işte kuzey, işte kuzey batı, işte Siyu’ların memleketi... Her şey yolunda, zira sevdiklerim arasında efendileri var efendilerimin.
Parmağımdaki ip, henüz unutmamak için değil, kuklam var ufak tefek, bir kaç. Ha sırtımdaki ipler mi, kafamdaki, kollarımdaki, bacaklarımdaki hatta midemdeki? Yok canım bağlı değilim hiç kimseye. Kuklacım inatla söyledi, her şey yolunda.
İnandım iman ettim. Yalnız, bir çiçekle ibadet olmaz, dedi Sahip. Ver çiçeği kurbana, beslensin, dedi. İnat işte, karşı durabiliyorum bakın Sahip denen yaramaza, her şey yolunda.
Yolar ki, asfalttır, çiçeği nedeyim. Çamuru nedeyim. Haritamın bir kenarı denizdir, bir kenarı daha, bir kenarı daha. Öbür yanını sormayın ama, oradan öte yol var mı bilmem daha. Bu da geçer yahu! Yol/iz bilmesem de her şey yolunda.
Yol açarım, yol alırım, yol/yordam bilirim; yol gösterene yolunu şaşırtacak gücüm var epey, yolumu bulmuşum ben. Yolcuyum, yoldaş istemem ekmeğimi bölecek. Her şey yolunda, merak buyurmayın, yol kesene yolluk bulunur vicdanımda.
Şışş... çevir kazı yanmasın! Her şey yolundayken yol uyanmasın.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)