![]() |
| Dr. Nihat Altınel |
23 Mart 2009
Op. Dr. Nihat Altınel Röportajı
20 Mart 2009
SEÇELİM SEÇİLELİM
SEÇELİM SEÇİLELİM
Seçelim seçilelim, iktidar kimseye kalmaz.
Seçelim seçilelim, keser ve sap oynaktır döner dururlar.
Seçelim seçilelim, yaptıklarımız kâr kalmaz.
Seçelim seçilelim, seçilenler baki değil dahi seçenler de baki değil.
Seçelim seçilelim, demokrasinin gereğidir.
Seçelim seçilelim, padişahlara dokunmayalım.
Seçelim seçilelim, hep biz seçelim biz seçilelim.
Seçelim seçilelim, seçin seçilelim.
Seçelim seçilelim, seçilmişlerden olanlar seçilemezler ki, zaten seçilmişlerdir.
Seçelim seçilelim, yeni biri gelirse ne olacak?
Seçelim seçilelim, seçileceği biz belirleyelim.
Seçelim seçilelim, yalnız siz aday çıkarmayın!
Seçelim seçilelim, biz gereğini yaparız, yok öyle sandığın dediği olmaz.
Seçelim seçilelim, eksik kalan işlerimiz var ona göre.
Seçelim seçilelim, hırsımızın kurbanı olalım.
Seçelim seçilelim, Allah bile seçilmişleri sever!
Seçelim seçilelim, demokrasinin dibine vuralım bu seçim!
Seçelim seçilelim, güzelleşelim.
Seçelim seçilelim, zaten demokrasi bu kadar gerisine siz karışmayın.
Seçelim seçilelim, bizimkiler zaten bizimkiler sizinkileri de bize verin.
Seçelim seçilelim, aynı nakarat devam etsin.
Seçelim seçilelim, zaten Anakara bizim, gerisini siz düşünün.
Seçelim seçilelim, seçilmişleri seçtiğimizi fark etmeyelim.
Seçelim seçilelim, oyumuzu en çok yalan söyleyene verelim.
Seçelim seçilelim, oy kullanmayan kalmasın.
Seçelim seçilelim, davul bile dengi dengine.
Seçelim seçilelim, ele ele kepek yapalım.
Seçelim seçilelim, alışkanlıklarımızı bozmayalım, kaldırım taşı renginde olsun her yer.
Seçelim seçilelim, içimizdeki aptallar ve sarışınlar nasıl olsa karar yetkisini kullanmayacak.
Seçelim seçilelim yahut kutunuzu açalım, ne dersiniz?
Seçelim seçilelim, elimizde makyaj malzemeleri kaldı onları da kullanalım diğer seçimlere kadar.
Seçelim seçilelim, sandık sanık olmasın hizmeti geçmiştir şu yandan.
Seçelim seçilelim, içine sinmez her seçilmeler, seçkinlerin.
Seçelim seçilelim, kanalım kandıralım, yanalım yandırılalım bu yalan kimseye kalmaz.
Seçelim seçilelim, el öpmekle dudak aşınmaz, demişler.
Seçelim seçilelim, yağcılıkta sınır tanımayalım, her övgü geri döner.
Seçelim seçilelim, hatta beni Türk seçmenine emanet ediniz.
Bütün bunlardan sonra her seçimde kahroluyorum. Allah’ım resulün bile bu kadar övülmemişti. Aklıma mukayyet ol yoksa eleştirel aklımı güce kurban edeceğim.
17 Mart 2009
ACEMİ SOSYOLOG TAVŞANLI'YI ANLATIYOR
16 Mart 2009
İLÇEMİZ BAKANI ÖNEMLİ AÇIKLAMALAR YAPTI(!?)
İLÇEMİZ BAKANI ÖNEMLİ AÇIKLAMALAR YAPTI(!?)
Yaşadığımız yerden seçilen (Hayali bir yer.) bakanımız yerel seçimler öncesi önemli açıklamalar yaptı basına. 34 Şubat Çarşamba günü belediye binası önünde açıklama yapan bakanımız, yaşadığı ve seçildiği yere daha iyi hizmetler verebilmek için seçildikten sonra rozetini çıkardığını böylece Türkiye’de yaşayan herkesin bakanı olduğunu dolayısı ile sadece seçmenlerine ve partisine değil bütün insanlara hizmette kusur etmeyeceğini hatta etmediğini söyledi. Yaklaşan belediye seçimlerinde de kendi partisinin adayını destekleyeceğini ama bunu asla diğerlerine bir haksızlık teşkil etmeyecek şekilde yapacağını da söyledi. Yaşadığımız ilçenin hepimize ait olduğunu da vurgulayan bakan, seçimlerde sadece kendi adayımızı destekliyor olmamız bizim taraflı olduğumuzu ve her işimizde de bu taraflılığı koruduğumuzu işaret eder, bu yanlışa düşmeyeceğiz, diye de ilave etti.
Önemli konularda açıklamalarda bulunan bakan gelen sorular üzerine de ayrıca cevaplar verdi. Bir gazetecinin, bazı söylentiler var kendi partinizin adayı seçilirse onunla daha iyi çalışacağınız ve diğer partilerden biri seçilirse işinin zor olacağı belirtiliyor, bu konuda ne diyeceksiniz, sorusuna bakan çok öfkelendi. Bir müddet öfkeden yüzü kıpkırmızı olan bakan yanındakilerden su isteyip terini sildikten sonra gazeteciye dönerek, elinde olmadan çok sinirlendiğini bu durumdan dolayı özür dilediğini söyledi. Daha sonra diğer basın elemanlarına hitaben, kızgınlığının basın elemanlarına değil bu söylentiyi çıkaranlara olduğunu ve bu ithamın kendisini çok yaraladığını anlattı. Bakan konuşmasının devamında, demokratik bir ülkede nasıl olur da bir bakan kendi partisinden olan ya da olmayan diye seçilmişleri ayırabilir, bu mümkün mü, diye sordu. Elbette mümkün değil, diye devam eden bakan devamında, böyle bir şeyin düşünülmesi bile bana hakarettir. Ben bu ilçenin insanlarından oy alarak seçildim ve bakan oldum. Seçilecek belediye başkanı da sizlerden oy alacak ve seçilecek. Benim partimden olmazsa ben onunla iyi çalışamam demek ne demek söyler misiniz? Bu hakikaten bana hakarettir. Elbette onunla da çalışacağız. Hem de hiçbir fark gözetmeksizin.
Konuşmasının arasında öfkesinin hala geçmediği belli olan bakan, bakınız bu söylentileri çıkaranlar çok ayıp ediyorlar. Çünkü ben buradan seçildim. Bir kez daha buradan oy isteyeceğim. Eğer sadece kendi partimin belediye başkan adayı ile çalışacaksam nasıl bu insanlardan tekrar oy isterim? İnsanlarımın tercihlerine nasıl böyle edepsizce müdahale ederim? Bu benim kişiliğime ve kimliğime asla yakışmaz. Üstelik ben kendi partimden olmayan bir belediye başkanı ile iyi geçinmesem ne değişir? Söyler misiniz bu ülkede kanunlar yok mu? Çalışkan insanlar kendi işlerini bir şekilde halledeceklerdir. Buradan bir bakan seçilmemiş de olabilirdim. Bu ilçenin bir bakanı da olmayabilirdi. O zaman oturup yalvaracak bir iktidar partisi vekili mi arayacaktık? Yapmayın Allah aşkına! Benim seçmenlerim çalışkan ve iş bilir insanlardır. Kendi güçlerinin farkındalar. Bir bakanları var, kendileri seçtiler. Kendi seçtikleri eliyle aşağılanmayı hak ediyorlar mı? Çok üzüldüm bu tür ithamlardan. Bakan basın açıklamasının sonunda parti yetkililerine bu tür söylentilerin bertaraf edilmesinin gerektiğini anlatacağını ve bu utancın bir an önce son bulması için gerekirse istifa bile edebileceğini sözlerine ekledi.
Yorum:
Basın toplantısın hemen ardından gazeteye koştum ve bu haberin acilen yayına verilmesi için hazırlıklara başladım. Sesli kaydı metne çevirip e-posta yoluyla diğer gazeteci arkadaşlarımın da faydalanması için onlara da gönderdim.
Sonra bir gariplik olduğunu fark ettim hala pijamamla oturuyordum ve evdeki masamın başındaydım. Gece yarısına kadar çalışmama kararımı bir kez daha tazeledim. Artık erken yatıp erken kalkacaktım. İnsan böyle geç saatlere kadar çalışınca kendinden geçiyor ve garip rüyalar görüyor.
11 Mart 2009
OYUNUZ KADAR KÜÇÜK MÜSÜNÜZ?
OYUNUZ KADAR KÜÇÜK MÜSÜNÜZ?
Seçimler bitince hepimizin işi bitecekmiş gibi sürüyor seçim kampanyaları.
Farkında mısınız hangi partili olursanız olun bakış açınız bu. Yani, seçime kadar ne yaptık yaptık gerisi boş. Bunu çok yaşadım. Kaybeden de kazanan da aynı duygu içinde. Seçilmişlere havale ediyoruz belediyeyi bir dahaki seçime kadar hesap sormuyoruz. Olması gereken buymuş gibi efelikler de cabası.
Şimdi seçim zamanı, demokrasi bilincinizin gelişeceği günler! (Tabiî ki dalga geçiyorum.) Madem öyle her şeyin seçimle bitmediğine gelin bir kez daha ikna olalım. Kazanacak olan kişiyi seçimden sonra da rahat bırakmayalım ki diğer seçime kadar daha az şey biriksin. Daha çok iş yapsın. Bütün seçim vaatlerini toplayın ve sakın atmayın. Hangi partininki olursa olsun. Seçimin sonunda gülen kişiye bunları dayatalım. Yapılabilir projeler var onların içinde. Bunlar birer hazine aslında.
Şimdi seçim zamanı ve biz en doğru adayı seçeceğiz muhtemelen. Yaklaşımımız, benim adayım senin adayını döver tarzında olduğu için muhtemel sonuçlardan bahsediyorum. Partizanlıktan sıyrılıp şehrimizin kimliğine ve kişiliğine katkı yapabilecek olanı seçmemiz gerekiyor. Partili olanlar, iktidar partisi olsa bile, her zaman bir avuçtur. Partililer görevlerini yapsınlar, propaganda, abartı, vaat, falan filan… Bunları boş verin. Partililer emin olun sizden daha azlar ve varlık alanlarını size borçlular. Sizi ikna ettikçe yükseliyorlar. İkna olmak için yaratılmadınız. Araştırmak, bilmek, öğrenmek, doğruyu yanlıştan tefrik etmek için yaratıldınız. İlla ikna olmak istiyorsanız o basit. Seçim gecesi bir fındık altına tavsınız demektir.
Ne yapılmış, ne yapılabilir? Kim ne yapmış, kim ne yapabilir?
Siz seçmenlersiniz. Sizin gücünüz ancak bir tek oy. O da küçücük önemsiz bir şey. Değersiz bir şey için kendinizi hiç boşa yormayın. Sizi değerli kılan şey oyunuz değil fikriniz. Ama görüyor musunuz hiçbir parti sizin fikrinizi almaya yeltenmez, oyunuzu isterler. Sizin değeriniz olan fikri kabiliyetiniz olmadığını onlar da biliyor olmalılar. Zira fikreden bir toplum değiliz. Siz fikrinizle de destek verebileceğiniz, şehrinize fikirlerinizle de katkıda bulunmanızı sağlayacak kadrolarda yer almaya çalışmalısınız. Her kim olursanız olun ne fark eder? Parti kadrolarında var olanların sizden üstün olmadığını biliyorsunuz. Geriye ne kalıyor? Mademki demokrasi denen şey var ve mademki demokratik bir seçim olacak, demokrasi yerelden başlar, en küçük birimi sizsiniz. Siz de sadece oy kullandığınız için demokratik olduğunuzu düşünürseniz hiçbir gelişme olmayacaktır. Demokrasi işte tam da bu yüzden düşmanlıklar üretir. Partililer sizin adınıza planlar yaparlar, sizin adınıza iftira atarlar, sizin adınıza vaatler verirler, sizin adınıza konuşurlar… Siz bütün bu isnatlarla baş başa kalırsınız. Yapabileceğiniz hiçbir şey yoktur bütün bunları onlar söylemiştir ve yine onların yapması için dua edersiniz. Yok, öyle yağma! Siz kendi haklarınızı kullanmadığınız sürece onlar sizinkini de kullanacaklardır.
Bu ülkede bütün belediyeler iktidarın değildir. Bütün belediyeler muhalefetin de değildir. Belediyeler sizindir. Siz çalışıyorsanız belediyeniz güçlü olur. İktidar ne kadar kendi tarafında olan belediyelere daha çok destek vereceğini söylese de bu böyle değildir. Belediyenizi sahiplenirseniz kimse desteğini geri tutamaz. Hiç kimse toptan bir şehri gözden çıkaramaz. Hiç kimse hak edilmiş olan değerlerini bir belediyeye vermemek gibi bir cürmü işleyemez. Ve hiçbir seçilmiş kendisinden olmasa bile belediyesini desteksiz bırakamaz Ankara’da. Bunu aklından bile geçiremez. Çünkü dönüp geleceği ve tekrar oy isteyeceği yer aynıdır. Siz ki aslında bunu hak ediyorsunuz. Çünkü akletmiyorsunuz, düşünmüyorsunuz, araştırmıyorsunuz, sahiplenmiyorsunuz. Bugüne kadar hiç kimseyi sahiplenmediniz kendiniz adına. Şehrinizin geleceğini sadece seçilmişlere emanet etmek gibi bir budalalılığı, bir kolaycılığı seçtiniz. Öyleyse gelişmek adına şimdi kime hesap soracaksınız? Niçin olmadı, diye kime hesap soracaksınız?
Neyse bütün bunları bir kenara koyalım.
Zaten öyle yapacaksınız seçimden sonra. Bari seçime kadar olan sürede birilerinin gelip sizi ikna etmesini beklemeden siz araştırın. Demokrasinin de herhalde bir onuru vardır. Onu kurtarmış olursunuz, kim bilir?
10 Mart 2009
BİRİNİN KÖPEĞİ DEĞİLSEM NEDEN HAVLIYORUM?
BİRİNİN KÖPEĞİ DEĞİLSEM NEDEN HAVLIYORUM?
Muhalif olmak insanı incitiyor bu şehirde.
Duygusallıktan nefret ederim. Aklın hep önüne geçmeye çalışır ve çoğunluk üzerinde başarılı olur. Duygusallığın olmazsa olmaz olduğunu düşünenler de çoğunluktadır bu memlekette. Hâlbuki hepsi de Müslüman’dır böyle söyleyenlerin. Duygularını akıllarının önüne geçiren insanlarla mücadele etmektir muhalif olmak aynı zamanda. Bu yüzden çok hırpalandım bu şehirde. Kendimi yalnız hissettim. Evet, aklımı kullanarak yazdıklarımı kendi duygusallıklarının aynasında okuyanlar duygusal metinlermiş gibi okudular. Duygularından sıyrılıp, gerektiği yerde kullanabilselerdi böyle olmayacaktı belki. Bu şehirde susmak dostluğa, konuşmak düşmanlığa yoruldu, o yüzden gülen yüzümün kalbime ışığı yansımadı.
Muhalif olmanın, düşman olmakla eş anlamlı olması gerektiği mi öğretildi acaba?
Koltuğu olanın dostları oldu ama koltuğa konuşanın dili uzun dediler. Muhalif olmanın bir bedeli olduğunu biliyorum ki, hep en nazik en kibar şekliyle bunu yapmaya çalışıyorum. Allah hakkı için söyleyin, Hz. Ömer’den daha mı adilsiniz ki eleştirilerim karşısında celalleniyorsunuz? Allah aşkına söyleyin, Hz. Ömer’den daha mı uykusuzsunuz da eleştirilince yutkunmadan konuşuyorsunuz? Ben bu şehri seviyorum. Her gün birçok güzel şeyle dolaşıyorum bu şehrin sokaklarında. Olur ya da olmaz hayal ediyorum, planlıyorum, tasarlıyorum… Bu şehir benim cennetim, diye kaç kez yazdım. İnsan sevdiği yere ihanet eder mi? Ben etmem.
Bugüne kadar kafama takılanları hep sordum, hep söyledim. Karşılığında azar işitmek de olsa susup kalamadım. Bunun adına siz “Çıkıntılık.” Dersiniz ama Ömer “Beni kılıcınızla düzeltiniz.” Der. Samimi olarak Don Kişot’um. Çocukluğum, gençliğim ve ömrüm boyunca okuduğum kitaplar ve onlardan öğrendiğim şeyler susmama müsaade etmez. Cılız bir atım olur ömrümün sonunda ahırımda, zavallının yonca bekleyecek bile mecali olmaz ama gözünden akan yaşları siler, öper yine yel değirmenlerine giderim. Kuyu kazacak iğnem bile yok, kimsenin kuyusunu kazamam. Buna gücüm yetmez, vicdanım elvermez. Hevesim yok, hedeflerim yok. Müzmin muhalefetin gaddarlığı, şirretliği, buğzu, laneti, iflah olmaz benliği yok cebimde. İkna olmaya hazırım. Dinlemeye hazırım benim samimiyetimle konuşanı. Susanı da dinlemeye hazırım. Altınlarımı bozdurup gümüşe tahvil etmeye ne lüzum var durduk yere? Susmanın değerini de biliyorum ama susanların kininin çoğalacağından hiç şüphem yok. Konuşmayandan korkmalı insan.
Samimi olarak söyledim, diyorum inanmıyorlar. Haklılar çünkü başka hak iddia edecek yer kalmıyor bana inandıklarında. Birinin köpeği değilsem neden havlıyorum, öyle ya? Öyle olduğunu sandıklarınıza bir sorun, kapılarında beklemişliğim var mıdır bir dilim ekmek için? Ben söylüyorum, söylediklerim, karşı taraftan bağırıyorsun, diyor. Karşı taraf yok anlamıyor musunuz? Ben suyun başında duruyorum, karşı karşıya durduğunuzu düşünen sizlersiniz.
Seçim dönemlerinde yazdıklarımı haydi bir kenara koyun. Bu şehir için yapılması gerekenleri ara dönemlerde yüzlerce kez yazdım, söyledim. Niçin o günlerde dikkatinizi çekmedi ey elemanlar? Liderlerinize sorun, size söyleyeceklerdir daha önce de böyle “Çıkıntılıklar!” yaptığımı. Siz sanıyor musunuz ki ben bu şehri sizden daha az seviyorum da ondan sizin yapageldiklerinize eleştiriler yazıyorum? Siz sanıyor musunuz ki bu insanların kötülüklerini hesap ediyorum? Dar bir kalıptan bakıyorsunuz ey partililer! (Bütün partililere sesleniyorum.)
Bunu söylerken yine tekrar ediyorum benim de sevdiklerim var. Tarafsız falan değilim. Düşünüyorsam tarafım da vardır. Ama bunu karşı taraf olarak çiziktirivermek ne kadar kolay değil mi? Yoksa düşünce kalıplarınıza nasıl oturtacaksınız, nasıl adlandıracaksınız, nasıl yaftalayacaksınız, nasıl bu ithamlardan sıyrılacaksınız, değil mi? Düşünce kalıplarınızı bir kez daha kontrol edin. Siz iyisiniz belki, belki diğeri daha iyi, belki bir diğeri daha da iyi. Bu bir satranç oyunu olsaydı ve hamleleri herkes net bir biçimde görseydi bütün bu tantanalar olmazdı. Bazı hamleler sizin de içinize sinmiyor değil mi? Öyleyse niçin susuyorsunuz? Öyleyse niçin içinizde konuşup duran şeyi susturuyorsunuz?
Biliyorum, seçim zamanı böyle şeyler konuşulmaz.
Konuşanlar da ancak düşmanlardır. Değil. İçimde hiçbir düşmanlık olmadan yine elini sıkacağım ellerini uzattıkları zaman insanların. İçimde kin olmadan “Hoş geldiniz.” diyeceğim gelenlere.
Siz apaçık, muhalefet olmasın mı istiyorsunuz? Ankara’da, İstanbul’da öldürmek için vuran muhalefete mi benzetiyorsunuz? Hayır, öyle değil. Aynı kaldırım taşını, aynı musallayı, aynı seccadeyi, aynı suyu, aynı havayı kullanıyoruz burada. Her duamın içinde siz de varsınız. O zaman muhaliflerinizi beddualarınızdan çıkarın.
03 Mart 2009
SEÇİM VEYA TERCİH
SEÇİM VEYA TERCİH
Kendimle çelişmeden nasıl devam edeceğimi bilmiyorum. Bir yandan seçilecekleri doğru belirlememiz gerektiğini söyleyeceğim bir yandan da seçmenin komik bir şey olduğunu iddia ediyor olacağım. Önceki yazımda bunu belirtmemiştim ama mademki bir seçim yapacaksınız bari doğru bir seçim yapınız.
Hatta gelin seçim yapmadan önce niçin seçim yapmanız gerektiğine ve niçin seçim kelimesinin tercih kelimesi ile karıştırıldığına bakalım. Seçim bir yarışa döndürülebilirse de tercih bir yarışa döndürülemez. Adaylar arasında seçim yapmak zorunda olmayacağımız bir düzenleme olmadığı içindir belki bu durum. Adayları genelde partiler belirler. Partilerin belirlediği adamlar sizin seçimde üzerine oynayacağınız kişiler olur. Daha da ileri gidip bunu at yarışı gibi algılayanlar olduğunu da görebiliyorum. Ki onlar, adaylarını at yerine koymakla ne büyük bir kumarbaz olduklarını ve dolayısıyla hayatlarına hiç değer vermediklerini hatta bizimkini de riske attıklarını göremiyorlar. Belki de bu türlüsü onların daha çok işine geliyor. Seçim kaybetmiş insanların yüzlerine bakınız. Orada gördükleriniz kuponunu yırtan bir adamın çehresi ile aynıdır.
Bir çobanla bir mankenin oyu her ne kadar bir sayılsa da sermayedarla sıradan bir insanın oyu eşit değildir örneğin seçme işinde. Sermayedarların seçimin her zaman galibi olduğunu bilirsiniz. Hangi tarafta yer alırlarsa alsınlar güçlüler (sizin önceden güç verdikleriniz) ve sermayedarlar sizi alt ederler. Demokrasi de bunu niçin vardır. Sermayedarların sermayesini korumanın en iyi yoludur demokrasi. Hemen heyecan yapmayın sosyalist yahut şeraitçi değilim. Her ikisini de olamayacağımı biliyorum. Demokrasi bize seçenek sunmaktan başka hiçbir şey vaat etmiyor. Seçenekler hayatımızda tahliye sibobu görevi görüyorlar. Zırlayan bir çocuğu zorla vazgeçirmenin yanında seçenek sunmak mantıklıdır, der pedagoji. Toplum zırlayan bir çocuk bile değildir hâlbuki. Hele yerelde biz, hiçbir isteği kalmamış, kendini koyuna kalbetmiş büyük devrimcileriz. En büyük devrimi biz yaptık Anadolu’da. Artık ensemize burmak gereğini bile duymayan güçlülerimiz var. İşler Pavlov’un otomatiğe bağladığı gibi yürüyor. Sadece zili çalmaları yeterli oluyor. Ne kadar daha sürecek peki bu? Söyleyeyim, sizin çocuklarınız da sizin gibi olacak.
Başa dönelim.
Önümüzde toplum olarak geleceğimizi etkileyecek bir seçim var. Buna önem veriyoruz. Bize ne yapacaklarını söylüyorlar. Biz ne yapacaklarını değerlendiriyoruz. Partilileri sormayın onlar projeleri bile okuma gereği duymazlar. Uygulanabilir olup olmadığını sorgulamazlar. Sadece inanırlar. İnanmanın ne güzel bir hikmet olduğunu bilirim. İtaat etmenin de öyle. İnanılacak ve sorgulanacak şeylerin yerini değiştirdiğinizde işte tam olarak böyle bir tablo çıkar karşınıza. Çoktan seçmeli sınavların kolay olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. O daha zordur. Çünkü kesinlikle içinde hile barındırır. Adam gibi işini öğrenip çalışan kişi için ise çoktan seçmeli diye bir yoktur. Onun hedefi vardır. Hedefine ulaşmak için seçmesi gerekmez. Daha önceden belirlediği hedefleri gözetir.
Yine de bu seçim olacak ve biri mutlaka görevi alacak.
Siz hangisini düşünüyor olursanız olun biri seçilecek. Biz seçmeye çalıştığımızın bile farkına varmayacağız. Seçmenin ne anlama geldiğini sorgulamayacağız. Lütfen şu seçme işinin domates seçmekle aynı olmadığını bir kez daha hatırlayınız. Hayatınızın birinci gündemi nedir bir kez daha hatırlayınız. Birinci gündeminiz ekonomi mi yoksa kalbiniz mi? Kalbinizi yaratan önce midenizi yaratmış olamaz. Bu cümle kapsamında yaşadığınız yere bakınız. Kalbinizi tatmin edecek neler vardır? Neyi seçeceğinizi bir kez daha düşününüz. Sermayedarların neyi gözettiklerini bir kez daha sorgulayınız. Bir dahaki seçime kadar demokrasinin niçin cılkının çıktığını araştırınız. Hangi şey demokrasiyi kurtarırdan ziyade hangi şey insanı kurtarır ona bakınız. Siz nasıl yaşıyorsunuz ve sizi nasıl yönetiyorlar? Bunun üzerinde de düşününüz. Siyasi tartışmalarla kafanızı yoracağınıza gelin bunlar üzerinde tefekkür edelim. Boş verin zaten kullanacağınız bir oy, düşünmenize mani olacak kadar kıymeti yok.
02 Mart 2009
KİBRİN SABRI YOK OY İSTİYOR.
KİBRİN SABRI YOK OY İSTİYOR.
Seçtiğimiz insanların kendilerini seçilmiş gibi hissetmemeleri mümkün değil. Bu seçilme işleminin kendileri gibi insanlar tarafından yapıldığının farkında olmalarını nasıl sağlarız iş orada?
“Güçlüğe hemen hemen her insan dayanabilir, fakat onun karakterini sınamak istiyorsanız, ona yetki verin.” Abraham Lincoln.
Yetkiyi vereni tanıyor musunuz? Bence önce kendi karakterinizi sınayın. Yetkiyi veren sizsiniz. (Ben oy kullanmadığım için kendimi dâhil etmiyorum.) Sizin karakteriniz buna müsaitse o zaman yetki verdiğinizin karakteri de müsaittir. Bunca yıl yetki verdiklerinizi görüyoruz. Argo deyimler kullanmayacağım ama siz anlayacaksınız ne demek istediğimi. Onların burnu havaya dikiliyor. Onlar artık sizden daha iyi biliyor, daha iyi görüyor, daha iyi düşünüyor, daha geniş anlıyor, ileriyi daha iyi görüyor olacaklar. Bunu siz öyle vehmettiriyorsunuz çünkü. Aramızdan birini seçiyoruz, demiyorsunuz ki. Diyorsunuz ki, bu adamda şu üstün vasıflar vardır ve bunu o yüzden seçin. Daha seçilme aşamasında adamı abartıyorsunuz. O yüzden bir yan tavana vururken karakter tabanda geziniyor. Sizin karakterinizde buna müsait ki, o sizin seçtiğiniz biri öyleyse sizinki de tavana vuruyor. Bunu seçim kutlamalarından anlıyorum.
Siz kimsiniz ki birine yetki veriyorsunuz?
Sahiden siz kimsiniz? Aranızdan birini seçip gönderme yetkisini size kim verdi? Bu hakkı nasıl kazandınız hiç düşündünüz mü? Sunal filmlerinden birinde gazetecinin biri vardı, yaza yaza hükümeti düşürdüm, demişti. Çok severim bu sözü zaman zaman ben de kullanırım arkadaş meclislerinde. Durumun öyle olmadığını çocuklar da bildiği için gülüyordu zaten değil mi? Oy kullana kullana kazandınız sanırım siz bu yetki verme yetkisini. Burada gülümsediğimi siz de görüyor gibi olmalısınız. Sadece oy kullanma yetkisine sahip bir halkın kendi gibi birine oy verip sonra onun kulluğuna tabi olması size de garip gelmiyor mu? Ne az düşünüyorsunuz? Hatta hiç düşünmüyor musunuz?
Adamları seçip gönderiyor arkasından siz gidiyorsunuz, ağam diye başlayan cümleler kuruyorsunuz. Hani sizden biriydi, hani içinizden biriydi? İnsan hizmetkârına tabi olur mu? İnsan uşağının uşağı olur mu? Hiç itiraz etmeyin! Bu eserler kimin o zaman? Siz değil misiniz bütün bu eserlerin sahibi? Kendinde oy kullanma kabiliyeti var diye dev aynası satın alan siz değil misiniz? Aranızdan seçtiklerinizden azar işiten siz değil misiniz? Siz değil misiniz yapması gereken bir işi yapması için gönderdiğiniz hizmetçinizin yaptığı işe adını veren? Siz değil misiniz, yıllar boyunca gelip gidenlerin savunmasını yapan? Hem de ne uğruna? Şunu o yaptı, bunu o yaptı, öbürünü bu yaptı. Çırağına teşekkür etmeyen adamlar hizmetçilerine kırmızı halı seriyor ne garip bir karakter! Ne garip bir tecelli!
Alkışlarla yaşattığınız içinizden birileri size sahip çıkmıyor sizi kulluklarına alıyorlar farkında değil misiniz? Adam çıkıp ondan sonra diyor ki “Benim falanım var.” Senin hiçbir şeyin yok aslında sadece bu kendilerine dev aynası dağıttığın kulların var. Bütün seçilmişler için söylüyorum, seçilecekler için söylüyorum, oy veren bütün insanlara tanrılık borcunuz var. Haydi yerine getirin. Siz oy kullananlar sizin de onlara kulluk borcunuz var haydi ibadet edin! Tavana vuran egonuzu alın ve sokaklara çıkın yine, konuşun, anlatın ne kadar iyi ve büyük olduğunuzu. Biz inanmaya razıyız. Biz sizi ululamaya razıyız. Siz çıkın anlatın ve oylarımızla yetkilendirdiğimiz cesedinizi uzatın biz öperiz müsait yerlerinden.
Oylarınız, düşmanlıktan ve kibirden başka ne verdi söyler misiniz?
Konu devam edecek, burada bitmez.
14 Şubat 2009
Tavşanlı Ticaret Ve Sanayi Odası Başkanı Davut Efe ile röportaj
Kasım 2008
M- Davut Bey kendiniz tanıtır mısınız biraz bize?
D- İsmim Davut Efe. Kuyumculuk, madencilik ve gıda gibi alanlarda işler yapıyorum. 1980 yılından beri ticaretle uğraşıyorum. Uzun süreli yürütülebilir işler yapıyorum ortaklarımla. Vergi karnem 1980 yılından. İlk olarak sanayide demir doğramacılık ile başladım. İnşaat işleri yaptım. Askerliğimi yaptıktan sonra demir doğrama atölyemizi açtık ama bunun yanı sıra kuyumculuğa da başladık. Babamızla alakalı biraz sermayemiz vardı, onları o yönde değerlendirdik. Bizim için yeni bir dönem oldu. Kuyumculuğa 1986 yılında başladım. 1992 yılında gıdaya başladık. Tabi bu arada inşaat işleri de yaptık. Akabinde 1997 yılında madencilik ve kömür pazarlama işlerimiz oldu. Tüm bu sektörlerde Tavşanlı için bir şeyler yapmaya çalıştık. Şu an yanımızda çalışan yüzün üzerinde işçimiz vardır, iştiraklerimiz de dâhil olmak üzere. Yaptığımız işlerde başarılı olduklarımız da oldu çok başarılı olduklarımız da oldu, yapamadıklarımız oldu, açıp kapattıklarımız oldu. Şu anda onun üzerinde işimiz var.
M- Siz 2005 yılında Ticaret ve Sanayi odasına seçildiniz şunu sormak istiyorum, ticaret odaları ne işe yara, ne işler yapar?
D- Burası bir sivil toplum örgütüdür. Üyeleri var. Biz geldiğimizde 1350 üyesi vardı. Şu an üye sayımız 1750 civarındadır. Tabi odanın önce üyelerine en güzel şekilde hizmet etmesi gerekiyor. Üyelerinin bilgi-birikim olarak gelişmeleri için seminerler düzenliyor. Her türlü bilgi ihtiyacı odamız tarafından karşılanıyor. Ticari kolaylıklar gösteriliyor, teşvikler anlatılıyor, resmi prosedürlerle ilgili elimizden gelen her türlü desteği veriyoruz. Üyelerimizin resmi kurumlarla arasındaki problemlerde çözüm yolları buluyoruz. Gerek duyulan iş kollarına özel bilgi verici seminerler tertip ediyoruz. Şu an Türkiye’de 365 civarında oda var. Biz bunların arasında sanırım ilk 15.-20. sıradayızdır, hız bakımından. Türkiye çapında bir istek olduğu zaman ilk önce biz gideriz. İlk cevap veren odalar arsında biz varız. Bunun sebebi de sistemimizle ve personelimizin çalışması ile ilgilidir. Personelimiz ve sistemimiz güzel işliyor. Bunlarla ilgili bir problemimiz yok. Üyelerimiz buraya geldiklerinde esnaf dükkânı gibidir burası, işleri hemen görülür, güler yüz gösterilir. Yani bürokrasinin soğuk yüzünü görmez üyelerimiz burada. Çalışmamızdan ya da başka yüzden şikâyet almadık. Üyelerimiz için en güzel şeyleri yapmaya çalışıyoruz. Odamız bina olarak müsait. Konferans salonumuz, meclis salonumuz var. Ortamımız güzel. Bilgisayarlarımız tamamen son sistem, yeniledik. Üyelerimizin önünü açmak için elimizden geleni yapıyoruz. Üyelerimiz için gazete, dergi çıkarıyoruz, bilgilendirme yapıyoruz. Üyelerimizle alakalı bir sıkıntımız yok. Zaman zaman anketler de yapıyoruz, cevaplar alıyoruz, şikâyet ve sıkıntı yok şu an odamızla ilgili.
Esas ticaret odalarının görevleri bölgesini kalkındırmasıdır. Bulunduğumuz bölgenin milli varlıklarıyla alakalı, potansiyeli ile alakalı, üretimi ile alakalı, gelişmesi ile alakalı vizyon çizen, geleceği ile ilgili fikir üreten kurumlardır. Odamızda bütün görevleri yönetim olarak paylaştık, komisyonlara ayırdık. Bu da yetmedi Tavşanlı’da olmayan bir şey yaptık. Bu yaptığımız şey Türkiye’ye örnektir aslında. Bütün sivil toplum örgütlerini çağırdık bunlarla beraber oturduk, bu komu görevini onlarla beraber yürütmeye çalıştık. Bütün odaları, sendikaları topladık… Bunlarla beraber aynı ticaret odasının yönetimi gibi toplantılar yaptık. Şu an faal olanlarla çok şeyler yaptık. Eskiden olmayan şeyleri de yaptık. Ortak bayramlaşmalar, yemekler düzenledik. Birlikte çok şeyler yaptık ve daha da yapmaya devam edeceğiz. İnanıyorum ki bu Türkiye’ye örnek olacaktır. Ki, bu Kütahya’ya da yansımıştır. Bizi örnek alarak, Kütahya’da ticaret odaları, borsa, diğer kurumlar birlikte hareket etmeye başladı. Bunu başlangıcı Tavşanlı’dır.
Güzel çalışmalar ortaya çıkıyor bu birlikten. Örneğin Tunçbilek ile alakalı, sendika ile alakalı bilgiler bizde vardır. Neden, çünkü birlikte çalışıyoruz. Oradaki rezervleri biliyoruz oturduğumuz zaman. İşte ziraat odası var, ziraatla ilgili işleri, hayvancıkla alakalı bölgemizdeki potansiyelleri biliyoruz.
M- Yani bunlar birlikte çalışmanın getirdiği avantajlar…
D- Mutlaka. Her şeyden haberimiz oluyor böylece. Sorunlar çıktığında kiminle halledilmesi gerekiyorsa hallediyoruz kolayca. Belediye başkanına aktarılması gerekiyorsa gelişmelerin, problemlerin ya da yeni fikirlerin belediye başkanımızı davet ediyoruz ona aktarıyoruz. Ya da zaten hazır bulunanlar var onlarla çözülmesi gerekenleri çabucak çözüyoruz. Kaymakamlığın yapması gereken bir iş varsa ya da kaymakamlığın çözebileceği işler varsa sayın kaymakamımızı çağırıyoruz, ekibiyle geliyor sorunlarımızı anlatıyoruz. Veya milletvekillerimiz buna keza. Ankara’ya en az üç sefer gittik. Raporlarımızı hazırladık, götürdük. Dedik ki, işte bizim bölgemizde şu kadar kömür rezervi vardır, bunların bir an önce şöyle şöyle olması lazım… İşte devlet 18 sente elektrik alıyor hâlbuki burada 3–4 sente elde etmesi mümkün. Bir an önce devletin buralara yatırım yapması lazım gibi şeyleri söyledik. Efendim işte tarımla alakalı borla alakalı yapılacak işler… Bunlar hep konuşuldu. Odalar olarak, sivil toplum örgütleri olarak oturduğumuzda bütün bunlar çıkıyor.
Tavşanlı’da olmayan ne var diye baktığımız zaman, bir kamyon garajı yoktur. Hayvan pazarı günümüze hitap etmemektedir. Sebze hali yoktur. Bunun gibi fikirleri üretip gerekli mercileri çağırıp onlara aktarıyoruz. Tabi bunun yanında küçük sanayi sitemizle alakalı, sanayi bölgemizle alakalı, organize sanayi bölgemizle alakalı fikirler de buradan çıkıyor. Bu sivil toplum kuruluşları ile toplantılarımızda örneğin küçük esnafın problemleri var, küçük esnafın önünü nasıl aşarız gibi sorulara da cevap arıyoruz. Bunun en basit, pratik yolu da üniversiteye katkıdır, oranını gelişmesidir, diye baktık. Odamızı, meclisimizi devreye sokarak onların yardımıyla, belediyeden işçilik yardımı alarak bu şeklide on altı derslikli, dört öğretim görevlisi olan bir tane blok yaptık, verdik. Burada 1.000 öğrenci okuyabilir, hatta 1.200 öğrenciye hitap edebilecek bir yerdir. Ha, bunun getirisi nedir bölgeye? Bir öğrenci fazla geldiği zaman, her ay bir aile bir öğrenci için 400 lira gibi bir harcama yapıyorsa her ay Tavşanlı’ya 400 lira girecek demektir. Kimlerden alışveriş eder öğrenci? İşte bakkala gider, berbere gider, kafeye gider… Veya yurtta kalacak… Bu konularda biz ciddiyetimizi ortaya koyduk sivil toplum örgütleri olarak. İnşallah bunun devamı da gelecektir yani.
M- Sayın Efe, oda yönetimine geleli dört yıl oldu. Bu dört yıl içinde oda yönetimi olarak daha başka neler yaptınız?
D- Oda yönetimi olarak başladığımız arkadaşlarla halen devam ediyoruz. Geçmiş yıllara baktığımızda daha yüksek bir katılım ile çalışıyoruz. Katılım oranı yüzde doksandır, devamlı. Şehir dışında olmayan bir arkadaş varsa meclis toplantımıza katılır. Bunun en büyük sebebi de görev paylaşımıdır. Mesela komisyonlarda meclisimizden de arkadaşlarımız var, yönetimdekiler değil sadece. OSB’de olsun Koruma Kurulunda olsun İnsan Hakları komisyonunda olsun… Diğer şehir komisyonlarında da meclis üyelerimiz var.
M- Yani aktif olarak her biri görev aldılar. Sadece bir iş için mecliste değiller?
D- Herkesle paylaşmaya çalıştık işleri.
M- Onca yıldır ticaretle uğraşıyorsunuz, ticaret odası yönetimine geldiğinizde ticarete bakış açınız değişti mi ya da etrafınıza yansıyan neler oldu bireysel olarak ya da kurumsal olarak?
D- Benim ticaret odasında farklı bir bakış açım oluşmadı çünkü biz eskiden beri siyasi olarak sosyal olarak zaten piyasadayız. İkincisi üç dönemdir de buradayız biliyoruz yani… Daha önce mecliste de bulunduk. Ticaret odasının pozisyonunu da iyi bilen birisiyim yani. Geçmişle şimdiki yönetimimi kıyaslamıyorum. Geçmişte biz bunun sıkıntılarını yaşadık. Şu anda en önemli şey biz burada her şeye rağmen beraber olabildik. Beraber çalışabildik. İşte bunun yansımaları da odamızda yapılanlar. Siz de iyi bilirsiniz ki bir dergi meselemiz var, Mustafa Göktekin sayesinde, gazetemiz de düzenli çıkmaya başladı. Eskiden bunlar mümkün olmuyordu. Efendim bir sivil toplum örgütleri deyip geçmeyin. Bir üniversite ile ilgili katılım farklılaştı, bakış farklılaştı. Bir organize sanayi… İşte tarım, hayvancılık alanları çıktı bu toplantılardan. Bölgemizin tabi zenginleşmesi önemli. Bunlar bilinen şeyler… Burada kime iş düşüyor? Yapıcı güç kimdir, tasarruf kimindir? Belediyenindir, hükümetindir, siyasi gücündür. İşte biz bunları Tavşanlı’nın gelişmesi için sivil toplum örgütleri ile beraber konuşuyoruz. Bir hayvancılık alanı fikri bizden çıkmıştır. Üniversitenin gelişmesinin mutlaka şart olduğunu, Tavşanlı’nın il olması durumunda nelere ihtiyacı olur, bunları tespit etmeye çalıştık.
Tavşanlı’nın Türkiye gibi, en büyük sorunu işsizlik zaten. Kütahya’nın sorunu da bu. Bunun sebeplerine baktık, teşhis koymaya çalıştık. En büyük sebep olarak birlik olmayışımızı gördük. Kütahya olarak bütünleşemedik yani. Kütahya’da 30’un üzerinde maden var. Bunlar millî servetimiz. Buralara destek alabilmemiz için belediye ile vali ile milletvekilleri ile hükümet ile sivil toplum örgütleriyle bütünleşmemiz lazım. Maalesef Kütahya’nın en büyük özelliği, herkes efe oyunu oynamaktadır. Biz bunu devamlı gündeme getiririz. Mesela beş tane milletvekili bir araya gelip Balıkesir yolu için, Kütahya’nın sorunudur hâlbuki bir yere yumruk vuramaz, bir bakanı ziyaret edemez, bir başbakanı ziyaret edemez. Tunçbilek’te 250 bin ton rezervimiz var Seyitömer’de ona keza… Buralarda santrallerin yenilenmesi, ilave santrallerin yapılması gerekirken buralar özelleştirme kapsamına girdi. Hiç kimse ilgilenmiyor. Hâlbuki tam tersi dünyadaki krizde Amerika devletleştirmeye başladı. Sebebi ne? İnsanlara teslim ettiğiniz zaman millî varlıklarınızı millî politika uygulamaya başlayacak… Bize de lazım. 2007 yılından beri geri dönüş başladı ekonomik olarak. İşsizlik başladı. Tavşanlı’da şu anda, Ziraat Banka’sının sözüdür bu, “Emeklilerin yüzde sekseni benden kredi kullanıyor.” Diyor. Biz bu duruma düşmüş bir bölgeyiz. Ve şimdi işin kötüsü Bursa’da, İstanbul’da, İnegöl’de, Körfez’de bir sürü insanımız var. Bizim bölgemizden bir sürü giden var. Oralarda da iş problemi başladı, bu insanlar geri gelecek ne yapacağız? İşte bunun için birlik olmamız gerekir. Beraber olmak zorundayız. Kütahya kötü bir yer değil. Kütahya’nın ülkemize katkısı yüzde yirmi beştir sıralamada. Geri dönüşümde yüzde ellinci sıralarda. On lira veriyoruz beş lira alamıyoruz. Bunun bir tek sebebi vardır birlik beraberlik olmayışı.
M- Bu birliği de oda olarak sağlamaya mı çalışıyorsunuz? En azından Tavşanlı için.
D- Kütahya’da da başladık. Bunu ileriye de götüreceğiz inşallah. Kütahya’dan oda başkanları ve sivil toplum örgütleri olarak randevu istedik. Bayramdan sonra olacak inşallah, bunları hep beraber yine gündeme getireceğiz. Biz şuna inanıyoruz, birlik olursa bereket de olur. Birlik olursak çözülmeyecek problemimiz yok. Bu madenler de hazineye kazandırılır, milli servettir, on sekiz sente değil dört sente de elektrik üretilebilir.
Kütahya’da bakınız bir sürü kaplıca var. 40’a yakın… Sıcak sularımız var değişik özelliklerde. Ama yaz gelsin köylüler gelecek hesabına bakılıyor. Afyon’a bakın suyu ısıtıp adamlar Avrupa’dan turist çekiyorlar. Bazı otellerin tamamı yabancı. Kütahya’da kaç tane tesis var, bir tane yabancı bulun bakalım. Bulamazsınız. Simav’da 168 derece buhar çıkıyor, 7 bin konut da ısınıyor. Allah vermiş. Niye 70 bin konut ısınmıyor, ısıtabilecek su var orada? Su sonunda akıp gidiyor biz kıymetini bilmiyoruz. Kütahya madenleriyle, kaplıcalarıyla, ormanlarıyla, hayvancılık yapılabilecek bölge olmasına rağmen, ne hayvancılıkla ilgili sanayisi vardır, ne doru dürüst tarımcılıkla alakalı sanayisi vardır. Sadece sütçülük meşhurdur, herkes mandıra açıyor. Benim dediğim bu değil, entegre tesisler olabileceği halde olmuyor.
Bölge kalkınması nasıl olur? Sanayi olursa olur. Sanayi nedir? Tarımda da sanayi, ormancılıkta da sanayi… Bakın bizim bölgemizdeki imkânlar belli. Kaplıcalarla da alakalı sanayi… Onun sanayisi nedir? İşte turizmdir. Madenler dediğimiz zaman… Kütahya dışarıdan işçi alabilecek kapasiteye sahiptir, madenleri vardır. Başında da bor gelir. Kömür vardır, manyezit vardır, krom vardır. Bunların uç üretimi, sanayisi bölgeye alınması lazım, en azından borun alınması lazım. Ki, 500 bin nüfusu varsa Kütahya’nın dört beş yılda 1 milyona çıkabilecek kapasitesi vardır, gücü de vardır. Bunun tek kabahatlisi birlik olmayışımızdır. Herkes efe oyunu oynamaktadır, milli düşünmemektedir en azından. Biz oda olarak bu birliği sağlamak için elimizden geleni yapıyoruz.
Tavşanlı’dan birisi niye illa İstanbul’a gitsin? Kütahya’da iş olsun oraya gitsin. Niye Kütahyalı Afyon’a gitsin ki? Gelsin Emet var Simav var oralar da geliştirilecekse oraları geliştirelim.
M- Sizin oda olarak, sadece Tavşanlı’da üyeleriniz yok bildiğim kadarıyla. Emet’te var, Domaniç’te var, Hisarcık’ta var… Oralardaki üyelerinizle irtibatı sağlamanız zor oluyor mu?
D- Bizim oralarla ilişkimiz çok iyidir. Bizim aynı şubemiz gibidir muhasebecilerimiz. Bizim, oralarda 50’şer, 60’şar üyelerimiz var, fazla da üye yapacağız diye sıkıntımız yok. Şirketler, kooperatifler bizim üyemizdir. Şahıs bazında çok azdır. Biz oraların da savaşını veriyoruz. İşte bor, Emet’tedir, Hisarcık’tadır. Biz oraların da savaşını veriyoruz. Neyin savaşını veriyoruz? Bor Enstitüsü Ankara’da mesela. Bor Araştırma Geliştirme Enstitüsü Dumlupınar Üniversitemiz var, Ankara’ya gidiyor. Niye? Sahibi yok. Biz bunun araştırılmasını tekrar Kütahya’ya verilmesini istiyoruz. Bu bölgenin bor ve uç ürünleriyle ilgili teşvik bölgesi ilan edilmesini istiyoruz. Çünkü Kütahya’da, Gediz’de, Tavşanlı’da organize sanayi var. Emet’te hemen oluşturabiliriz, hisarcık tarafında yerler var, uygun yerler var. Biz bora Kütahya’nın ürünü diye bakıyoruz. Kütahya’yı bırak Türkiye’nin en önemli madeni. Aslına bakarsanız dünyanın en önemli madeni. Geleceği olan bir maden. Borun Türkiye rezervlerinin yüzde 70’i zaten bizde. Bunun kıymetini iyi bilmiyoruz. Biz oda olarak bununla da ilgileniyoruz.
Emet, Hisarcık, Harmancık, Domaniç… Buraların büyük şehri Tavşanlı’dır. Tavşanlı’nın gelişmesi demek bütün buraların gelişmesi demek. Veya buraların gelişmesi demek Tavşanlı’nın gelişmesi demek. Biz böyle bakıyoruz. Onun için bu bölgeyi bütün olarak düşünüyoruz çalışmalarımızda. Hatta biz bununla da yetinmiyoruz Kütahya’nın gelişmesi ile de ilgileniyoruz. Kafamız eski kafa olursa gelişmez. Bursa’ya bakınız. Eskişehir sanayinin başı idi Bursa Ekişehir’i geçti. Bursa’da sanayi yoktu ki. Ne oldu da geçti? İşte idare ile alakalı. Kütahya gerçekten masaya konsa yapılabilecek işler belli. Ana yollar belli, kaplıcalarımız belli, madenlerimiz belli.
M- Bunu yapabilmek için de birlik gerekiyor, öyle değil mi?
D- Kütahya’ya bakın en fakir iller arasında. Doğudaki bazı illerden bile kötüyüz biz şu anda. Birliğimiz yok. Biz oda olarak bu yolda ilerliyoruz. Her zaman da dile getiriyoruz. Bu birliği sağlamaya başladık zaten. Kütahya fakir değildir ama fakir yaşar. Kütahya’da şunlar şunlar var, diyoruz. Şunlar olabilir, diyoruz.
Mesela kömür deyip geçmeyin. Satılmasa bile enerji üretir. Şu santral gibi iki tane daha santral kurulsa en az 50 yıl daha ömrü var. Araştırılsa belki de 100-150 yıllık rezervimiz var. Seyitömer de aynı şekilde. Boru zaten herkes bilir. Borun uç ürünleri var. Şu anda işlenebilir 250 tane uç ürünü var. Bunlardan bazılarının bölgeye gelmesi, bölgede üretilmesi kadar doğal bir şey var mı? Birlik olup bölgemize teşvik almak gerekiyor. Bu konuda kurulan firmalara destek vermek gerekiyor. Bunu da hep beraber yapalım.
M- Kriz dünyayı epey etkiledi. Tavşanlı’yı ve üyelerinizi nasıl etkileyecek, bundan sonraki adımlarınız ne olacak?
D- Benim ekonomiye bakışım millidir. İki yıldır konuşmalarımda söylediğim tek şey var, 2007 yılında başladı kriz Türkiye’de. Türkiye zaten bir krizdeydi. Bankalara yatan ve kullanılan paralara bakıyoruz. Çok kredi kullanan var. Krediyi niye kullanır insan? Yatırım olmadığına göre eksik gidermek için kullanıyor. Yatırıma kullanılan bir kredi yok. Tüketime yönelik kredi kullanımı var. Yatırım olsa biz bileceğiz.
Banka yasaları yanlıştır başta. 1000 lira kazanan bir işçi 10 bin liradan 10 bankadan 100 bin liralık kredi elde edebilir. Yeter ki iki tane kefil olsun. Bazı bankalar kefil bile istemiyor. Bunlar yanlış, bankaları güçlendiriyor sadece. Halk tüketim hevesine kapılıyor ve ekonomisi bozuluyor. Bunu düşünmesi gereken vatandaş değil. Hükümetin bu tedbirleri alması gerekir.
M- Krizi tetikleyen bankalar oldu galiba?
D- Yanlış uygulamalar, yanlış özelleştirmeler… Bizim bölgemizde de yapıldı. Şeker fabrikası, Eti Gümüş, Azot… Baktığınız zaman şeker fabrikası özelleşti bakıyorsunuz şimdi pancar eken yok, işler değişmiş. Devletin derdi tarımı bitirmek mi güçlendirmek mi? Bu hesabı doğru yapmıyorlar. Bir yerin özelleşmesi durumunda kapasitesinin artması gerekiyor. Ekonomiye katkısı olması gerekiyor ki, özelleştirmenin bir anlamı olsun. Bizim bölgemizde pancarı çoğu kişi bıraktı, para kazanmıyor adam. Bakın şu sıralar Avrupa ve Amerika’da devletleştirmeler başladı. Devletleştirmeden maksat şu: Diyelim ki, Tunçbilek’e satalım. Satalım da bir yaşam standardı var 500 liraya yeraltında insan çalışmasın. Bu kuralı devlet koysun. Banka kredileri tüketiciye verecek ama neye göre verecek? Bunun bir ölçüsü olması lazım. Bireye göre değişir. Yatırıma… Belli bir ölçüsü olması gerekir. Türkiye’de bütün krediler yatırım amacıyla verilir, yatırım olmaz. Tüketici… Aileler perişan olur bu yüzden. İyi de sosyal devletiz, hükümetin işi ne? Bunları doğru organize etmek ve halka uyan şekle getirmektir. Tabi eğitimsiz halkımız, halkı eğitimsiz bırakırsanız, eğitimi ile ilgilenmezseniz, ekonomisi ile ilgilenmezseniz… Halkın da hali bu olur, işsizlik olur, perişanlık olur.
M- Önümüzdeki günlerde Tavşanlı’yı ne bekliyor? Umutlu musunuz, karamsar mısınız?
D- Yok, ben karamsar düşünmem. Tam organize sanayide işe başladık küresel kriz çıktı. İnşallah sonumuz hayır olur ama her şeyde bir hayır vardır, deriz biz yani. Biz umutsuz değiliz, bölge olarak zengin bir bölgeyiz. Hala kömüre dayalı ekonomimiz var, hala buradan faydalanıyoruz eskisi gibi olmasa da. Hala büyük şehir gibiyiz. Domaniç, Harmancık, Emet’ten insanlar gelip alışveriş ediyor, ticari bir kabiliyetimiz de var yani. Ama işin sonuna geliyoruz ya birlikte olacağız ya yeni dünya normlarına göre çalışmalarımızı, hazırlıklarımızı yapıp üretmeyi ön planda tutacağız, tüketmeyi değil. Aynı zamanda OSB’miz de bitiyor. Aynı zamanda ortaklıklar olabilir. Bize müracaatlar var Tavşanlı’dan. Şehir dışından da var. Mesela İstanbul’dan, Bursa’dan var…
M- Madem Organize Sanayi Bölgesine geldi söz hemen şunu sorayım: Siz iş başına geldiğinizde ne durumdaydı şimdi ne durumda?
D- 1960’lı yıllardan beri Tavşanlı’nın lafıdır. 1979 Yılından beri Küçük Sanayi Sitesi üyesiyim. O zamandan beri de sanayi benim alanımdır. Sanayiyi çok iyi bilirim. Küçük Sanayi Sitesinin çektiği sıkıntıları, belediyelerin orayı sahiplenmemesini… Biz sanayi bölgesi diye 1994 yılında Ömerbey Sanayi Bölgesini o günkü şartlarda… Dedik ki, sanayi bölgesi olması lazım ve 40 kişi de belediyeye para verdik. Niye? Belediyeye masraf olmasın. Arkadaşlarla paylaştık. Akay’ların bir un fabrikası vardı o zaman başka bir şey de yoktu. Onun haricinde oradan 40 kişiye de parsel verilecekti. Yatırım yapmak şartıyla verilecekti. 94-95 yıllarında Tavşanlı’nın ekonomisi daha iyiydi. Birilerinde para çoktu yani. Ama biz bu paraları, yer veremediğimiz için, sanayi örnek olup bir yere toplayamadığımız için ki, işte Küçük Sanayi Sitemiz hala çalışmamaktadır depo vazifesi görmektedir, yok Çukurköy Belediyesi Tavşanlı Belediyesi… Hep kavgasını yaptık.
Üretim yoksa hazır para gelirse, hazır para bir gün biter. Üretmeden harcamak yok. Bunu anlatamadık. Yapılması gereken nedir iki belediyenin bütünleşip çalışmasıdır. Yahu kömür vardı, Tunçbilek’te 8000 kişi çalışıyordu bunların 5000’i bizim bölgemizde oturuyordu. Ne fark eder ki, yeter ki iş olsun. Çukurköy’de olsa ne olur Tavşanlı’da olsa ne olur sanayi? Şimdi OSB’yi biz Kütahya ile Tavşanlı’nın ortasına yaptık. Yok, oradaki Aliköy’e mi yapıveriyoruz, denilebilir mi? Böyle bir şey olabilir mi? Bu mantığın bitmesi lazım. Tavşanlı’da işsiz olan varsa bu zihniyetin eseridir. 20-30 metrede sanayicilik yaptırıyoruz. Küçük küçük yerlerde üretim yaptırıyoruz, bu insanlar gelişemez ki. Bu insanları geliştirmenin yolları vardır. Belirli yerlerde toplayacaksın. 500 metrekare olacaksa 500, 5000 metrekare olacaksa 5000… Firmaya göre yani. Bunları kim yapacak? Yapması gerekenler, 15-20 yıldır bu alt yapılar yapılsaydı sanayi zaten gelişirdi. Bursa’da bir işçiyi 700-800 liradan aşağıya çalıştıramazsınız. Çaycıyı dahi çalıştıramazsınız. Tavşanlı’da asgari ücretle üniversite mezunu adam bile bulursunuz. Yazık değil mi bu insanlara? Sanayimiz gelişseydi… Bu da alt yapı ile alakalı, alt yapı gelişmeyince hiçbir şey olmaz.
M- 2005 yılında yönetime geldiğinizde yer tespiti yapılmış bir OSB vardı. Siz üzerine neler kattınız?
D- Şimdi OSB’yi şöyle anlatayım: Bizim defterlerimizde 60’lı yıllardan beri hep OSB lafı geçer. 1995 yılında sanayi bölgesinin olduğu yere biz organize sanayi bölgesi yapalım dedik ama rüzgâr, şehir yakınlığı gibi sıkıntılardan dolayı ruhsat verilmedi. Dedik ki biz o zaman burası sanayi bölgesi olsun. Orta ölçekli sanayi bölgesi olarak o orada kaldı. İş yapmak isteyen olursa buyursun yapsın. O zaman talep de çoktu. Bu arada OSB’ye yer aramaya başladık. 1995 yılında Organize Sanayi Bölgesi Müteşebbis Heyeti kuruldu. Ticaret Odası, Belediye ve Özel İdare. Üç eşit ortaklık üzerinden kuruldu. Ne hikmetse 2000 yılında yer seçimi ancak yapıldı. 1997 yılında Gediz OSB kuruldu, anlatmaya lüzum yok. Onlar bizden soruyorlardı, nasıl olur, ne yapılır, diye. Biz biliyorduk işi. Şimdi biz onlara soruyoruz, iş oraya geldi. Niye? 2000 yılında OSB yer seçimi yapılmış kalmış ta ki, biz gelene kadar. Sahibi yok. Yapılması gerekenleri tespit ettik. En hızlı yapılması gereken ne? Üniversite, ondan sonra OSB’yi ele alacağız. Sekreterliğini biz aldık. İki aşamalıdır OSB. İlk etap kamulaştırmaları bitti. İhaleleri bitti. Müteahhide teslimini yaptık. Şantiyesini kurdu şu anda. Kış şartlarından dolayı mart ayında gelecek. Biz bununla yetinmedik. Önceki sıkıntıları biliyoruz ya, ikinci etabı da kamulaştırmaya başladık. Bir yandan da oranın kamulaştırmalarına devam ediyoruz.
Tavşanlı’nın konumu çok iyi, bir saatte Eskişehir’e varırsınız, Afyon, Uşak, Bilecik’e varırısınız. Üç saate çıkardığınız zaman, Ankara, İstanbul, İzmir’e varırsınız. Ankara-İzmir tren yolunun üstündeyiz. Taşıma kooperatiflerimiz var. Madenlerimiz var. Tavşanlı ayakaltı bir yer. Atladığımız tek şey var: Nasıl olsa kömürümüz var, madenimiz var buralarda çalışalım bunun parası bize yeter. Bu böyle olmuyor yalnız. Bir gün her şey bitebilir. Geleceğe hazırlanmak bu değil. Geleceğe hazırlanmak sanayidir, teknolojidir, yatırımdır. Bunu hiçbir zaman düşünmedik. Tavşanlı’da bir zihniyet vardır. Emekli olunca ya araba değiştirir, ya ev yapar, evi varsa gider başka şehirden daire alır. Biz üretimi düşünmedik, çocuklarımızı düşünmedik. Düşünmüş olsaydık 1968 yılında bile sanayisi olabilirdi. Birçok denemeler olmuş ama becerememişiz. 1985 yılında Küçük Sanayiye başladık 1995 yılında daha bitiremedik. Hep işçi, esnaf, çiftçi ağırlıklı kaderine razı olmuş. Bugünkü geldiğimiz noktada bıçak kemiğe dayanmış. Artık devlet sektöründe çalışan işçilerimiz azaldı. Bu haliyle bölgeyi kalkındırmaz ki. Kendimizi değil, geleceğimizi düşünüyorsak, komşumuz açken tok yatamıyorsak… Biz buralarda oturmayacağız o zaman. Hiç kimse oturmasın.
M- OSB ne zaman tam olarak faaliyete geçecek?
D- Alt yapı başlayacak martta. Alt yapı ile beraber müracaatları kabule başladık zaten. Hatta İstanbul’dan birkaç tane firmamız vardı. Krizden dolayı biz de fazla sıkıştırmadık. Üretim maliyeti açısından bakıldığında İstanbul’dan yüzde 30-40 daha avantajlı burası. Bu avantajı yatırımcılar değerlendirecek. Gisad diye bir yer var. Oranın başı Tavşanlılıdır. 2,5 milyar dolar ihracat yapıyorlar. Yurt dışı çalışıyorlar. Şu an kriz var. Kriz düzelince bize faydaları dokunur. İşler yavaş yavaş yoluna girince Tavşanlı hazırdır. Şu gün yine hazırdır. Yine de biz acele etmiyoruz, yanlış program yapmayalım diye. Bir daha ki döneme bıraktık. Ciddi firmalarla işe başlayacağız inşallah. Bu bir başlangıçtır. OSB yeterli midir? Hayır, Tavşanlı’nın nüfusu 60 bin 160 bin olsun, 200 bin olsun.
M- Buradaki OSB’nin avantajları nelerdir?
D- Biz bedelsiz yer vereceğiz. Teşvik olmasa da vereceğiz. Yeter ki ciddi firmalar olsun. Sadece katılım payı alıp yer parası almamaya razıyız biz. Niye? İstihdam olsun, diye. Bu bölgede maliyetler, dediğimiz gibi, yüzde30-40 düşüyor. Yine bölgemizde teknik eleman, ara eleman sıkıntısı olmaz. Tunçbilek’ten, Termik Santralden bir birikimimiz vardır, bu bir avantajdır.
Tekrar söylüyorum, bölgemizin gelişmesi 3-4 yıllık programdır. Bizim servetlerimiz var bu servetleri nimete çevirmenin yolları da belli. Yeter ki birlikte olalım. Bu millet yapar. Camilere bakın, okullara bakın, bunları hep biz yaptık. Bu millet yapar yani. Bu memleket fakirine de bakar, akrabasına da bakar. Yeter ki hedef olsun, birlik olsun, üretim olsun.
M- OSB’nin tanıtımı için neler yapıldı ya da önümüzdeki zamanlarda neler yapmayı planlıyorsunuz?
D- Bize yakın olan veya gelebilecek yerler olan, Bursa, İnegöl, Körfez bölgesi, İstanbul gibi yerlerde biz çalışmalar yapıyoruz. Heyet olarak. Bu bölgelerdeki Ticaret Odalarının dergilerine ve gazetelerine röportaj ve reklâm vermeye başladık. Teşvik olmayan yerlere daha çok tanıtım yapmaya çalışıyoruz. Bahsi geçen yerlerin oda üyelerinin tamamına duyurmak amacımız. Bazı anlaşmalarımızı da yaptık zaten. Ayrıca TOBB ile de görüşmelerimiz oldu yani bütün Türkiye’ye de tanıtacağız. Yatırımcılara yönelik tanıtımlar tabi bunlar. Normal gazetelere verip de halkımız görsün gibi değil. Hedef belirleyip yapacağız tanıtımları. Her ay bir yerlerde çıkacak yani bunlar.
M- Benim asıl merakım şu: Elbette dışarıdan yatırımcılar olsun ama buradan yatırımcılar olacak mı?
D- Var, 60’ın üzerinde parselimiz var, isim vermek şimdilik doğru olmaz, Tavşanlı’dan en az 10 tane biz yatırım yapacağız diyen arkadaşımız var. Bize müracaatı olanlar.
M- Peki OSB için ortaklıklar kurulabilir mi, kurulursa ne üretilebilir?
D- Kendi bünyemden biliyorum, ortak olmadı mı hiçbir şey yok. Maalesef bu kültür Tavşanlı’da yok. İki kardeş dahi anlaşamıyor. Sebeplerine baktığımız zaman, iş ortaklığından çok aile ortaklığı. Sen ben çekişmeleri oluyor. Çocuklar büyüyor, benim de ortaklığım var sen bana patronluk yapıyorsun, hesabına dönüşüyor. Eşler ortak olmaya kalkıyor. Kurumsallaşma noktasında Tavşanlı’nın işi zor. Tabi iyi örnekleri de var aile şirketlerinde. Bu tür şirketlerden bize talep de var zaten. İnşallah kriz fazla uzamaz da onlar da kısa zamanda yerlerini alır. Bizim Tavşanlı’mız görsele dayanır. Birileri buralarda bir şeyler yapmaya başladığı zaman harekete geçer. Ticarette de böyledir. Bir tostçu açılır, bakarlar iyi çalışıyor hemen yanına biri daha açar.
M- Aslında Ticaret Odasının bir görevi daha var. Kurumsal ortaklıklar hakkında Tavşanlı’da bir çalışma, bilgilendirme yapıyor mu odanız?
D- Sektörel bazda var. Temtaş usulü şeyler düşünüyoruz. Ama Temtaş’taki başarısızlık ve sahipsizlikten sonra o işi iyice bir değerlendireceğiz. Yönetime geldiğimizde de araştırmalar yaptık bu yönde. Kayaboğazı barajı ile ilgili enerji üretimi yatırımını düşündük. Diyelim ki 2-3 milyon dolarlık bir yatırım yapılması gerekiyor. Çok ortaklı değil de 20-30 ortaklı programlar yapabilir miyiz, diye araştırmalar yaptık. Rüzgâr enerjisini araştırdık, bölgemizde olmuyor. Olacak yerler var, biz oraya gitmiyoruz. Biz Tavşanlı’da yapmak istiyoruz. Domaniç’te Özerdemler müracaat etmiş, Değirmisaz’da Necati Bey müracaat etmiş. Onlar bizim bölgemizin insanı diye bu işlere girmedik.
OSB ile birlikte geliştirilebilecek çok şey var ama şu dönemde bir şey demek zor. Kriz etkisini yitirmeye başladığı zaman çeşitli projeler tekrar gündeme gelmeye başlayacaktır.
Biz oda olarak şunu da yaptık daha iyi hizmet verebilmek için, TSE belgesi aldık. İleride kurumsallaşmayla ilgili çalışmalarımız olacak daha. Çoğu odanın yok Türkiye’de.
M- OSB ile bor madeninin bir alakası olacak mı yani bor ile ilgili bir yatırım yapılabilecek mi oraya?
D- Şu an bor ile alakalı Alman bir firma var. Geldiler, görüştük. İşte burada tanıtımlar yapıldı firmaya, gezildi, görüldü. Avrupa’da da kriz var bu firmalar için biraz süre gerekiyor. Zaten önümüzdeki günlerde bu konu gündeme gelecek. Kütahya’da olmazsa bizde, bizde olmazsa Gediz, Emet, Hisarcık’ta olsun. Bu konuyla ilgili yatırım olmak zorunda.
M- OSB’nin alt yapısı hazır bor ile ilgili üretimler için?
D- Bor şu, hammadde geliyor oradan, burada işlenecek. Birçok yan üretimi de var. Bunlar başka tabi yatırım maliyetleri yüksek olan şeyler. Yatırım yapılabilir halde bor için OSB. Bizim çalışmalarımız olacak daha. Sanayi üzerine, teknoloji üzerine çalışmalarımız olması lazım. Belediyelerin de, bölge milletvekillerinin de görevleri vardır burada. Her milletvekilinin de bölgesi için araştırma geliştirme yapması gerekir. Herkes bulunduğu konumda vazifelerini memleketi için doğru yaptığı sürece sorun olmaz.
Diğer taraftan, inşallah milletvekillerimizden biri çıkar da, ağabeylik yapıp diğerlerini toplarsa bu da bize sirayet ederse bu bölgede olmayacak hiçbir şey yok. Zengin bir memleketteyiz. Ama zorluklar yaşıyoruz.
Kayseri örneği vardır. Biz efe oyunu oynuyoruz. Kayserililer bir sofraya oturduklarında, sofrada Kayseri de üretilmeyen bir şey varsa, bunu Kayseri’den kim yapabilir, diye düşünmeye başlarlarmış. Kayserili olmanın da şartını belirlemişler mesela. Bir adama Kayserili diyebilmek için Türkiye’nin neresinde kaç tane işi olursa olsun, Kayserili olmak istiyorsa mutlaka Kayseri’de de yatırımı olacak. Yoksa biz o adama Kayserili demeyiz, diyorlar. Yani biz burada birbirimize sahip çıkamıyoruz. Kardeşine, komşuna sahip çıkamazsan ülkene sahip çıkamazsın.
M- OSB bütün bu konuştuklarımız için bir umut ışığı aslında. Diğer taraftan bir çimento fabrikası yapılıyor bölgemizde. OSB ile çimento fabrikasını ayrı ayrı yerlerde düşünmek biraz tuhaf değil, sizce nasıl?
D- Çimento fabrikalarının ruhsatlandırması farklıdır. Yerleşim yerlerine 20 km. uzaklık mecburiyeti vardır. OSB’ler de böyledir. Bir OSB’de çimento fabrikasına izin verilmez. Bakanlık izin vermez. Birçok kamyon girer çıkar, mal gelir gider, hava kirliliği olduğu için sanayiye zarar verileceği için, OSB’lerde kesinlikle yer verilmez. Çimento fabrikalarını yerleşim yerlerine 20 km. mesafe mecburiyeti vardır. 20-25 yerden geçer izni. Uygun bir bölgeyse izin verilir. Bizim burada yapılış sebebi, çimento fabrikasının yeri sanayi bölgesidir. Sanayi bölgelerinde ruhsat verilebiliyor. Kim veriyor? Bakanlık vermiyor. Bakanlık zaten buraya OSB’ye ruhsat vermedi. İmar içinde olduğu için belediyeyi ilgilendiren bir konudur bu. Belediye ruhsat vermiştir. Belediye yer seçiminde orayı tercih etmiştir. Bizim bildiğimiz çimento fabrikaları işte gidip gördüğümüz, etrafında ot bitmez. Bu yeni teknoloji artık nasıl… Genelde bu tür fabrikalar madenin dibine yapılır. Bizde maden ayrı burası ayrı. Bir farklılık var. Şehre yakınlık var. Sorduğumuz zaman, mesela belediye başkanımız ve Hüsnü Ordu bu işi buraya özel gayret etmişlerdir. Bana kalsaydı Tunçbilek’te yapalım, derdim. Zaten orada bir elektrik santralimiz var. Tunçbilek’te bedava yerimiz de çok. Ya da taş Ovacık’ta… Oranın arka taraflarında bir yere yapın. Biz bu tür fabrikaların hava kirliliği yaptığını biliyoruz, çevreye zarar vereceğini biliyoruz. Böyle olmadığını, yeni bir teknoloji olduğunu söylüyorlar. Zaman gösterecek artık. OSB ile çimento fabrikasını kesinlikle alakası yoktur. Çimento fabrikasının OSB’nin civarına yapılmasına bile bakanlık izin vermez.
M- Verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederim. İlave etmek istediğiniz bir şeyler var mı?
D- Memleket bizim. Komşularımın, insanlarımın işsiz ve zor durumda olduklarını görünce, fakirleştiğini gördükçe, iş imkânlarının ufaldığını gördükçe, insanlar çocuklarını dışarı gönderdikçe… Bunlar bizim zorumuza gidiyor. Bular aşmak için, birlikte rahmet, ayrılıkta azap vardır, sorumlu insanlar bir araya gelmek zorundadır. Gelmezlerse bu vebali üzerlerinden atamazlar. Memlekette işsizlik, yoksulluk varsa memleketimizin kötülüğünden değildir. İşin başındakilerin zafiyetindendir, beceriksizliğindendir, ehil olmayışındandır. Birlik olacağız başka çaremiz yok. Ümitsiz değilim. Birlik olursak dünden daha iyi durumda olacağız. Bunu başarırız.
M-Tekrar teşekkür ederim.
D- Ben teşekkür ederim.
12 Şubat 2009
BELEDİYE BROŞÜRÜ YAHUT SEÇİM DERDİ
BELEDİYE BROŞÜRÜ YAHUT SEÇİM DERDİ
Tavşanlı belediyesinin yaptıklarını anlatan bir broşür geçti elime.
Sizin de geçmiştir. Çok bastırmışlar çünkü. Seçim zamanı dağıttıklarına göre.
Bir de diğer kitap gibi olanları var. Onlardan da çok bastırmışlar.
Seçim zamanı belediye bütçesi falan… Ben bilmem mizan terazisi benim elimde değil, ben hâkim de değilim.
Neyse biz broşüre geçelim, bakalım içinde neler varmış?
Masal kitabının kapağını açar gibi oldu ya idare edin.
97,3 cm boyunda 20,4 cm eninde, uzun, sarı bir broşür kendileri.
Tam 15 yıldır idare ediyorlar.
Bakalım 15 sene de broşüre yazacak neler yapmışlar?
Kapakta başkan var. Günü kurtarmak adına değil; Tavşanlı’yı geleceğe taşımak adına…
Yazıyor ve alt kısımda da büyük düşün Tavşanlı, diyor.
Açalım.
1.Sayfa: Yeni sahalar yapmış belediyemiz.
Öyle ya hala benim çocukluğumdan kalma sahalar vardı, iyi olmuş 15 sene sonra yapıldığı. Çok mu zordur, yani sadece bu anlayış mı yapabilir?
2.Sayfa: Sosyal ve kültürel etkinliklerimizle Tavşanlı şenlendi.
Aşure, sünnet, konser ve festival (Gerçi nasıl olduğunu hala anlamadık ama.)… Bunlar var. Sosyal ve kültürel belediyecilik nedir diyenler lütfen diğer belediyeleri araştırsın.
3.Sayfa: Ankara ile el ele verince Tavşanlı’da güzel şeyler oluyor… İle başlayan bir tehdit var. Gerçi bu tehdidi meydana da asmışlar. Yani milletvekilinin partisini seçmezseniz –bakan beyin de dediği gibi- hapı yuttunuz mu?
Hemen altında çimento fabrikası var. 350 kişi falan diyor. Bu partiye oy verenlerle aynı safta eylem yapacağız göreceksiniz çimento fabrikası kapansın diye. Ta bilmem nereden yatırımcıyı getirip burnumuzun dibine koyuncaya kadar küçük atölyelerle 15 yılda bunun on katı kişiye dolaylı yoldan iş imkânı sağlanamaz mıydı? Hala da kurulacak! Biz bekleriz, Temtaş’ı bekler gibi bekleriz.
4.Sayfa: Toki var. Toki konutlarında belediyenin ne tür bir katkısı olmuştur? Zaten broşüre de biz yaptık dememişler. Oldu, olacak gibi ifadeler var. Bunun belediye ile alakası yok o yüzden broşüre niye konulmuş anlayamadım. Milletvekili seçiminde müstakbel aday kim olacaksa artık(!) o koysun bence.
5. ve 6. Sayfalar: Bazı okulların ve sağlık ocaklarının çevre düzenlemesini yapmış belediyemiz. Allah razı olsun. Kaç yıllarını almıştır? 15 değildir sanırım.
7.Sayfa: Çevre ve görüntü kirliliğini önlemek için elektrik hatlarını yeraltına almış belediyemiz. İnanalım mı? Belediye mi yaptı acaba? Kim yaptı? Belediye broşüründe ne işi var? Sonra… Tavşanlı-Kütahya yolu duble yol olarak hizmete girdi demiş belediye broşürü! İzninizle burada güleceğim. Belediyemizin ne büyük marifetleri varmış TCK’nın yükünü de almış götürüyor baksanıza! Tavşanlı-Harmancık yolu tamamlandı da yazıyor. Burada ciddi olalım. Belediye mi yaptı sayın okurum? Belediye yaptı ise hükümet ne iş yapıyor? Milletvekilimiz ne iş yapıyor belediye yaptı ise? Bunları yapmaya belediyenin gücü yetiyordu da niçin eski başkan vekil oldu?
8.Sayfa: Geçtiğimiz 5 yılda özel sektör ve kamuya alınan işçi sayısı 2300… demiş. TKİ’ye 85 trilyonluk yatırım yapıldığını söylemiş yine belediye broşürü. Yahu ne yapıyorsunuz farkında mısınız? Bu broşürü milletvekili kendi cebinden bastırmalı idi. Bunların belediye ile ne alakası var? Belediye bütün bunları yaptı mı yani? Ne güçlü belediyemiz varmış? Bunları yaptığını iddia eden belediye mi olmalıydı yoksa vekil mi? Gerçi yapıldığı da yok ya! 470 kişilik istihdam diye bitirmiş. Neresi olduğu bile belli değil. Yani siz belediyenin parası ile vekilin projelerini mi duyuruyorsunuz?
9.Sayfa: Her mahalleye park. 61 tane park.
Geçen gün bir fırıncı, bugün ekmek yaptım diye övünüyordu, desem ne dersiniz? Ben gülerdim. Ya siz?
10.Sayfa: 12 Km.lik ana kolektör hattı döşendi, diyor. Son bir yıla sığdırıldığını biliyorsunuz. İyi de oldu yapıldığı. Yapmasaydık zaten ceza alırdık bu gidişle. Bunu ayrıca bu anlayışın yaptığı en büyük hizmet diye takdim edebilirim gönül rahatlığı ile. Yapmak zorundaydık.
11.Sayfa: Ada çayındaki kirliliği önledik ada mesireliği ile barışıyoruz, diyor.
Hayırlı bir proje tamam da niçin bu kadar geç kalındı? Niçin hep seçim zamanında duyuyoruz bunları? Ve niçin hala yakın zamanda görünmüyor? Kamulaştırma bile bitmedi henüz, orada öyle yazıyor. Bir dahaki seçime kadar broşüre daha kaliteli çizimler koymalısınız. Bu çizimi göre göre alıştık da.
12.Sayfa: Göbel’de termal tesis ve lojman yapımından bahsediyor. Termal tesis güzel oldu, elinize sağlık. Bu lojman işi ve otel işini 5 yıl evvel, geçen seçim de, vekilimizin ağzından duymuştuk hatırlıyor musunuz? Müteahhit belediyeye yıkıp gitti bütün işleri. Nasıl olacak merak ediyorum. Yeni gelecek başkanın burada işi biraz zor.
13.Sayfa: Eğitime yüzde yüz destek, demiş. Kırtasiye yardımları, bedava otobüs sınavlar için, soru bankası kitapçığı, soru bankası internet üyeliği hediyeleri. Borçsuz belediyemizi zorlamış mıdır sizce? Bunu yapmak ve yaptığını övünerek söylemek iş mi?
14.Sayfa: Asfalt ve parke taşını kendisi üreten bir belediye olduğunu söylüyor.
Helal olsun, ne diyelim. Ben fark arıyorum, hani normal bir başkan bunları yapamaz gibi bir fark, yok. Şu anki adaylardan hangisi bunu yapamaz?
15.Sayfa: Başkanımızın bir konuşması var orada. Büyük projelere imza attığını söyleyen bir metin. Ali İhsan Beyi kişilik olarak severim, iyi bir idaresi vardı. Çalıştı ve didindi. Buna çoğu zaman bizzat şahit oldum. Gel gelelim 15 yılda Tavşanlı hala değişmedi. Etrafınıza bir bakınız, kaldırımlardan başka değişen nedir? Sahi onları niçin broşüre koymamışlar?
Belediyemizin bastırdığı broşür bu kadar.
Belediyenin yapmadığı, yapamayacağı işleri de ihtiva eden, hatta vekilin projelerini tanıtan bir broşür olmuş. Bence şık durmamış. Broşürü elinize alıp bir de siz bakın. Değişen bir Tavşanlı görecek misiniz orada? Sosyal ve kültürel bir atılım görecek misiniz? Ekonomik bir atılım görecek misiniz? Kalkınmış bir Tavşanlı görecek misiniz? 15 yıldır değişmeyen bir şehir var orada. Dahası zaten yapılmasa eksik kalacak basit belediyecilik işleri de övünülerek verilmiş.
Seçim yaklaşıyor ve birçok aday var. Onlardan biri seçilir de aynı şeyi yaparsa aynı şeyleri onlar için de yazacağıma söz veriyorum. Bunları yazarken de sadece şehrimi düşündüğümü ve asla adayların kişiliklerini hedef almadığımı bir kez daha hatırlatıyorum.
09 Şubat 2009
Vaktim Olmadı
Vaktim Olmadı
Vaktim olmadı seni sevmeye.
Vaktim olmadı her vakit giden trenlerin ardından el sallamaya.
Vaktim olmadı sabahları dişlerimi fırçalayıp taze bir öpücük için.
Vaktim olmadı geçip giden zamanın içinde tutunmaya.
Vaktim olmadı av partilerinde genç köpekler yetiştirip önce oyun sonra ava tecrübesine.
Vaktim olmadı seçeneklerimin fazlalığını görmeye.
Vaktim olmadı fırsatlar ülkesinden bir boğaz daha eksiltmeye.
Vaktim olmadı satırların aralarını doldurmaya, harfler kalabalık fakat anlamlar seyrekti her zaman.
Vaktim olmadı düşlerimin düşlerine denk geldiğini görmek için. Ayrı düşlerin insanları olarak yaşadık.
Vaktim olmadı düşünmeye ki, anketlerde fikirsiz adam ben oldum daima.
Vaktim olmadı seninle konuşmaya. Konuşmak özgürlük demiştin ikimiz için de. Oysa ben kelimelerin tutsağı olmak istemiyordum.
Vaktim olmadı itiraf etmeye gözlerini gözümün önünde gezdirdiğimi. Kör olsa insan yine anladı hâlbuki.
Vaktim olmadı parti kadrolarında tanıdık bir hücre olmaya. Seçmen kaydında 13 karakterlik bir aktörüm, rolümü ezberledim.
Vaktim olmadı bir türkülük mesafelerden bir ağıtlık mesafelere gitmeye. Gidenler gitti arayan soranım yok artık.
Vaktim olmadı ayetlerden geçen yollara atımı sürmeye… Aslını sorarsan bir atım da olmadı yola sürülecek.
Vaktim olmadı ısrarlı bakışlarının altında yatan anlamların kuytusunda duran ateşlerden sigaramı yakmaya. Yağmur yağıyordu, beni anlarsın ve hava da aydınlanmak üzereydi.
Vaktim olmadı füzelerin rampalarında kâğıttan uçaklara mühürler basmaktan gözlerinden süzülen tuzlu suya zeytin koymaya.
Vaktim olmadı melali anlamaya ki, şen şakrak kahkahalarını yüzüme gözüme sürdün her gecemde.
Vaktim olmadı kalbimin tenhasında oynayan çocukların oyunlarını bozmaya. O yüzden büyümeye de vaktim olmadı.
Vaktim olmadı çiçek ve çelenklerden kortejin arkasından dua yetiştirmek için, gittin ve güzel gittiğini düşünüyorlar.
Vaktim olmadı "yoğun" programlarımın ve "yoğun" olaylarımın hatta "yoğun" mesaimin arasından martılara simit atan kızlara sırıtmak için. Küs müyüz, yalnız mıyız şimdi?
Vaktim olmadı dargın adamlarımın ziyalarından aydınlanmaya. Okudular, okudum, okundular, okuyacaklar ve daha okunacaklar… Okuyamayacağız!
Vaktim olmadı kendi öz kardeşlerimi sevmekten siz kardeşlerimi sevmeye. Ki sanıyorum cennette karşılaşacağız, o zaman kardeşler olarak hayat bulacağımızı söylüyorsunuz, ben de inanıyorum.
Vaktim olmadı almaya, ben sevdim eller aldı. Vatan ki, ağa kızıdır sen sevemezsin ağalar sever!
Vaktim olmadı demir tarlalardan hasatlara. Keçilerim, koyunlarım ve ineklerim miri malı yediler, cılız kaldılar.











