09 Haziran 2009

MEMUR HATTI

-Allo!

-Memur hattı mı?

-Evet, efendim buyurun.

-Siz memur musunuz?

-Efendim?

-Siz, memur musunuz? Diyorum.

-Evet, hayır... Ama ama burayı arayabilmek için siz memur olmalısınız, değil mi?

-Ben memurum ve derdimi anlatmak için kurulan bu hattın başında bir memur mu var bilmek istiyorum... dııttt.

-Allo!

-Memur hattı mı efendim?

-Evet, buyurun sizi dinliyorum!

-Şahsımı dinlemek lütfunda bulunduğunuz için bizatihi muhabbetlerimi sunarım, hanım kızım. Dün ceridede kıraat itdim böyle bir hattın tesis edildiğini. Size bir şey sual etmek arzusundayım.

-Elbette beyefendi, onun için buradayız.

-Ah, kalb-i derunumu meserretle cuşa getirdiniz.

-Efendim, anlamadım?

-Sualimi tevcih etmeme müsaade buyurunuz.

-Sizi izinler ve tahsisler dairesine bağlamamı ister misiniz?

-Hayır, serv-i revanım, ben bizatihi size tevcih edeceğim sualimi.

-Amca ne diyorsunuz, anlamıyorum. Burası, alo memur hattı. Memur değilseniz lütfen rahatsız etmeyin.

-Bir zamanlar ben dahi memur ve mes’ul idim. Hem de ne ile efendim, hem de ne ile? Cumhur reisi kâtipliği yapıyordum, âcizane. Elimden çok önemli vesikalar geçmiştir nitekim.

-Bey amca dalga mı geçiyorsunuz?

-Çok müteessir oldum, hanım kızım. Benim sînimde birine edilecek lakırdı mıdır imdi bu?

-Değildir belki ama oha falan oldum yani, sizinle hiç anlaşamıyoruz. Hangi devirde memurluk ediyordunuz?

-Reis-i cumhur kimdi, diye sual ediyor olmalısınız?

-Evet, kaçıncı milenyum yani?

-Yok, efendim asır geçmedi, hele bin yıl hiç geçmedi üzerinden.

-Ha, siz beni anlıyorsunuz yani.

-Efendim maruzatımı arz edeyim, dinlemek lütfunda bulunun, istirham ederim. Dün, haberi ceridede kıraat itdiğimi deyivermiştim, bundan gayri olarak haberin muhteviyatını pek tafsilatlı bulmadığımı söylemeliyim, efendim benim tilefon kullanmam pek mümkîn olmuyor. Acaba diyorum, bundan sonraki maruzatlarımı name ile ulaştırsam olur mu?

-Ama burası... Beyefendi, mektup yanıtlamak gibi bir görev verilmedi bize. Bir de onu çıkarmayın başımıza. Zaten akşama kadar bir sürü ıvır zıvır şeyle uğraşıyorum. Boşanmak isteyen bana soruyor, maaşı yetmeyen bana dert yanıyor, psikolojik sıkıntısı olan bana, terfi ettirilmeyen bana, tayin isteyen bana, torpil arayan bana, dişi ağrıyan bana, müdürüne kızan, astını sürdürmek isteyen bana, kanun soran bana... Herkes bir şeyler soruyor. Bir de siz mektup işini sararsanız başıma altından nasıl kalkarım, beybaba?

-Sizin bu denli müşkül durumda olduğunuzu bilse idim hiç böyle bir şey teklif eder mi idim, hanımefendi? Ah, beni bağışlayın, ah beni ömrünüzün sonuna dek bağışlayın. Bir daha böyle yapmam! Bu arada zevcemin de hususen selamları var. Kendinize iyi bakınız.

Dııttt.

-Allo!

-Kpss’de nasıl sorular çıkar abla?

-Ablan kurban olsun sana, bilsem söylemez miyim? Haydi, haydi memur ol da gel, kış kış!


25 Mayıs 2009

BAŞLIK: MATRAK, KUMAR, TAVŞANLI, LAS VEGAS

BAŞLIK: MATRAK, KUMAR, TAVŞANLI, LAS VEGAS

Las Vegas ismini mutlaka duymuşsunuzdur. Kıbrıs’ın öne çıkan özelliğini de bilirsiniz. Arasındaki bir bağ var: Kumar.

Kumar için ne düşünüyorsunuz?

Tavşanlı için böyle bir çözüm ister misiniz?

Başta saydığım yerler kumardan çok iyi kazanıyorlar ve en önemlisi çok iyi tanınıyorlar. Tavşanlı’nın da tanıtıma ihtiyacı olduğuna göre…

Tanıtım için kumardan faydalanabiliriz, diyen çıkar mı aranızdan?

En büyük eksiğimiz tanıtım madem işte fırsat!

Kumara bakış açınızı tahmin edebiliyorum. Belki adını bile duymak istemezsiniz.

Ama size diyorum ki şehrimize para getirecek ve şehrimizin adını ülkemizde duyuracak. Dolayısıyla bu tanıtımdan bize yatırım gelecek, ürünlerimiz daha çok bilindiği için satış olacak, daha çok insan buraya gelecek.

Bakın Las Vegas çölün ortasında bir şehir ama bütün dünyada biliniyor ve çok zengin bir yer. Şehriniz de böyle güzelleşsin ve tanınsın istemiyor musunuz?

İstiyorsunuz.

Öyleyse neler yapılması gerekiyorsa yapalım.

Bazılarınız şöyle düşünüyor: Ne diyorsun biraderim, kumardan hayır mı gelir bir şehre? Bu ne muhabbettir, hayırdır ne oldu?

Haklısınız, acaba bana ne oldu?

Acaba size oldu?

Acaba şehrimiz zaten kumarın nimetleri ile güç bulmadı mı iki yıldır?

Ne kadar tuhafsınız, kumar sitelerinden sonuçları takip eden kaç insan var biliyor musunuz?

Ben dahil.

Sonuç ne oldu acaba, diye kumar sitelerinden takip ettim pazar ve perşembe günlerini.

Şimdi…

Şimdi önümüzde büyük bir fırsat var. 2. lige terfi ettik. Artık daha fazla kumar payı alabileceğiz. Bu payla tanıtımımızı daha iyi yapabiliriz.

Neymiş, bir: Bu başarılar, halkımıza bir mutluluk, memnuniyet, iyimserlik havası getirir.

İki:  Para ve ekonomik girdi getirir, taraftarlar falan…

Üç: En önemlisi de şehrimizin tanıtımında çok büyük rol oynar.

(Bu üç maddelik bilgi bana ait değil, büyüğümüze ait.)

Öyle demeyin, spor gazetesi okuyan çok iş adamı var!?

Geçtiğimiz iki yılda çok az pay alabildik kumardan. Ama bu yıl 2. ligdeyiz daha çok pay alabileceğiz. Dolayısıyla şehrimizin kumardan payı tanıtım olacak.

Canım o kadar uğraşıyorlar ama hala Las Vegas kadar olamadığınıza mı üzülüyorsunuz siz de? Bağlantılar kuvvetli yakında daha çok pay alırız.

Bu gidişle abat (âbâd) oluruz, demedi demeyin!

Bütün bunlardan sonra örümceklerime iyi bakacağıma söz veriyorum, Müslümanlardan örümcek yemi için katkı payı isteyeceğim.

Daha bitmedi bu giriş yazısı, gelişme dışarıda olacak, sonuç bölümünü de yazacağım. Mesele sadece kumar değil o, sadece işin matrak kısmıydı.

 


13 Mayıs 2009

MÜLAYİM TEPE YANIYOR!

mulayim%20tepe.JPG


MÜLAYİM TEPE YANIYOR!

Dün akşamüstü çok sevdiğim Mülayim Tepeye gittim.

Utançtan gezemedim.

Ömrümde bu kadar utanç içinde kaldığımı hatırlamıyorum.

Oysa ben de genç oldum ve gençliğin ne olduğunu biliyorum.

Yüzümü yakan bir ateşle dolaşmak zorunda kaldım.

Daha girişte tahmin ettiğim hava içerilerde yanıltmadı beni.

Çimlerin üstünde diz dize, kucak kucağa, omuz omuza, dudak dudağa, kol kola, yanak yanağa, sırt sırta…

Çok dağınık bir yazı olacak bu.

Çünkü yazarken utandığım şeyleri gençler çok rahat tavırlarla yapıyorlardı. Yanımda çocuğum vardı ve akşamüstü can sıkıntısı dağıtıyorduk sadece. Ona neyi nasıl anlatacağımı bilemedim. Sevişen çiftleri görmesin diye tuhaf ağaçlara dikkatini çekmeye çalıştım. Olmayan kartallardan bahsettim. Buralarda kitap okuyan insanlar çok fazla olurdu… Dedim ama onun zihninden neler geçtiğini bilmiyorum.

Ateşle barut meselesi.

Götürecek başka yer olmayınca en yakın yere geliyorlar belli. İnsan sevdiğini niçin başkasının gözleri önüne serer? Bu sevgi mi yoksa ateş mi? Malum orası serin bir mekân ateşleri sönmese de ferahlıyorlar biraz. Daha ilk güneşte böyle ise yazı düşünmek istemiyorum.

Kendi topraklarımda utanmadan gezmek istemek…

Bazıları varlığınızdan haberdar bile olamayacak kadar meşgulken bazıları ne geziyorsun buralarda gibi bakıyor. Sanki kendi odalarındalar. Kendi şehrimin parkında röntgenci muamelesi bu olsa gerek.

Şimdi kim kimin hakkına tecavüz ediyor?

Ben hangi çağda yaşıyorum, onlar beni atlayıp geçmiş gelecek nesil veletleri mi?

Ne kadar özgürüz, biz orta yaşlılar için röntgen mekânı bile düşünüyor modernite!?

Benim ve çocuklarımın özgürlüğü ne olacak?

Kıpkırmızı bir suratla dolaşmaktan kurtulacak mıyım?

Yoksa, “Mülayim Tepe artık size göre değil kardeşim gitmeyiverin.” mi denilecek?

Bu manzaralar hiç hoş değil.

Oğlunuz nerede?

Kızınız nerede kiminle?

Yüzünde göz izi var diye kıskanan medeniyet nerede?

Aşkım bacakların çok güzel, okşamaya doyamıyorum nerede?

Başka bir yere gidin başka bir yer(d)e götürün.

Buradan yetkililere sesleniyorum zevzekliği de olsun bu yazıda…

Mülayim Tepe çok güzel bir yer Tavşanlı’nın medar-ı iftiharı olmaya devam etsin lütfen.


11 Mayıs 2009

YANIYOR!

YANIYOR!

Yanıyor, yanıyor, cayır cayır yanıyor!

Haydi, yanıyor, dumanı beleşe seyredin, yanıyor!

Alevi gökleri tutuyor, yanıyor, yanıyor!

Akşamın kızıllığında yer gök yanıyor, yanıyor!

Ah, yangın olur biz yangına gideriz! Yok mu temaşaya yetişen, yanıyor, yanıyor!

Dumanı gökleri tutmuş, vadilere sinmiş, evlerin açık pencerelerinden genizlere dolmuş bir yangın var tepelerde. Mehmet Ali, diyor ki, “Orağı atan, orağı atan, orağı atan! Oraklarını attılar, koştular! Koştular, koştular...” sonra Mehmet Ali kocaman gülüyor, gülüyor, karnını tutuyor, ağzından salyalar akıyor, yanık yüzlü, kavruk yüzlü Mehmet Ali, “Allah belanızı versin, orağını atan...” diyor, gülüyor. Ağız dolusu sövüyor Mehmet Ali. “Sövme, sövme!” diye azarlıyor akşamın karanlığına sığınan köylü kızı. Kızıl alevler tarlaların başında görünüyor, ihtiyar kadınlar dizlerini dövüyor, dizlerini dövüyor, dizlerini... en çok dizlerine vuruyorlar. Gözlerinin yaşını geçen itfaiyelere akıtıyorlar, “Yetiş!” diyorlar, “Yetiş! Bir buğdayımız var bizim, yetiş kurbanın olayım, yetiş!” sonra yine dizlerini dövüyorlar. Ekmek, yoğurt, zeytin, soğan taşıyorlar yoldan geçenlere, bir de “Yetiş!” diyorlar, “Ah, buğdaylar var yetiş!” Mehmet Ali, kızıllığı raks eden ufuklara bakıyor, “Aha! Aha! Valla yanıyor!” diye, bağırıyor. “Komutan” diyor, sonra, “Komutan, sönüyor mu?” “Söner, Mehmet Ali, söner.” Diyor, jandarma komutanı. Kulağı telsizde, gözü tepelerde. “Rüzgâr tavsadı, rüzgâr tavsadı.” Diyor kendi kendine.

Eli kundaklı gelinler, kırmızı, yanıp sönen arabaların tozuna karışıyorlar. Köpekler şaşkın, koyunlar şaşkın, inekler şaşkın... bu, bu yanık kokusu hayra alamet değil. Traktörler, tepelere tırmanıyorlar, kepçeler, cipler, otomobiller... Mustafa, “Ağabey, bu da gitmek istiyor, itfaiye arabalarıyla. Ağabey kaybolur oralarda!” diyor, Mehmet Ali’yi göstererek. Mehmet Ali, şaşkın. Mustafa ağlamaklı, bir tepelere bakıyor, bir yanıp sönen kırmızı lambalara. Kavaklar yatıp kalkıp yalvarıyorlar alevin dilleri yalamasın köyü, diye. Onlar sallandıkça tepeler kızıla boyanıyor, gökler kızıla, yer kızıla, kadınların yüzü kızıla boyanıyor. İhtiyarlar bastonlarını toprağın bağrına vuruyorlar bilmeden. Kalın gözlüklerini siliyor Veli amca, “Kız, evden ekmek getirin!” diye, bağırıyor dövünen kadınlara.

“Hüseyin nerede kaldı, kız Fadime?”

“Ana! Ana! Bizim adam da yangının içine girmiş, ana!”

“Kız, eşeği tarlada mı koydunuz?”

“Sevabı bol bu işin, sevabı bol, yoğurt getirin, görevlilere götüreceğiz?”

“Ah, oğlum sönüyor mu, tarlalar barut şimdi, ah oğlum tarlalar barut!”

“Yenge, sizin ağalar gitti mi hep?”

“Orağı atan gitti, orağı atan gitti!”

“Ha! Ha! Ha! Orağı atan gitti, orağı atan, orağı atıverdiler, orağı...”

Köyün içinden toz, duman, yanık kokusu, keskin iniltiler, sirenler geçiyor. Tepelere tırmanıyorlar hemen, hemen tepelere tırmanıyorlar. Tepelere tırmanıyorlar, yarış ediyorlar, alevler tepelere abandıkça onlar da abanıyorlar tepelere. Horozlar ötüyor, kadınların gözleri büyüyor, “Anam, anam, anaaaam!” dizlerini çürütüyorlar. Çocuklar, eteklerinden tuttukları kadınlardan korkuyorlar, alevlere bakıp ağlıyorlar. Toz, çamur oluyor yüzlerinde, burunlarını yakan şeyin şu kızıl saçlı devden geldiğini anlıyorlar. Çocukların ağzı açık, gözleri açık, yorgun gözleri kapanacak vakitte, koca bir masalı seyrediyorlar. Tepeleri alan, üstlerine dumanlar savuran canavarın ekinlerini nasıl alacağını anlamıyorlar. Masal bitsin! Masal bitsin!

Tıpır tıpır sesler duyuluyor. Gök, ihtiyarları ve çocukları duydu. İhtiyar bastonunu göğe kaldırıyor, “Ah, büyük Allah’ım! Sen bilirsin Allah’ım!” sonra ne diyecek peki? Bastonunu kaldırıp kaldırıp susuyor. Bulutlara bakıyor. Tıpırtılar çoğalıyor, aniden kesiliyor. Yağıverse, dökülüverse şöyle, gök yarılıverse. Yarılmıyor gök.

Flamalı araçlar geçiyor, itfaiyeler geçiyor, kepçeler geçiyor, traktörler geçiyor, otomobiller geçiyor. Köylüler, kendilerini atıyorlar boş buldukları her araca. Elde tırmık, kürek, kazma, kesim motoru, balta... umut, korku, telaş, merak, dua, dua, en çok dua. “Köye bir inerse, tarlalara bir inerse, yetişin oğlum, yetişin gayri!”

Duman gökleri tutuyor, kızıllıklar azalıyor, gece iniyor dağlara. Gökte oynayan yalabıklara bakıyor çocuklar, evlerin kuytularına gizlenmiş gözler görünüyor. Komutan, “Üzülme nine, tarlalara inmez daha bu yangın.” Diyor, onun da içi ezik. “Ne yangınlar gördük biz.” Diyor, teselli ediyor haber sormaya gelen, dizleri dövülmüş kadınları.

Mehmet Ali, komutana su getiriyor. Askerliğini yapmadığını söylüyor komutana. “Yirmi dört yaşımdayım.” Diyor, gururla. Başı eğiliyor, “Almadılar.” Diyor. Askerlere su taşıyor. Gözlerini tepelere dikip dikip, “Orağı atan koştu, atan koştu, atan!” uzata uzata bağırıyor heceleri. Ağız dolusu sövüyor. Köpekleri kovalıyor. On beşinci kez “Hoş geldiniz.” Diyor, komutana.

 


29 Nisan 2009

Dua ve Masaüstü Fotoğrafları

Güzel ve kaliteli masaüstü fotoğrafları üzerine hadis ve ayetlerde geçen duaları yazdım, isterseniz topluca indirebilirsiniz. 5 MB boyutunda küçük bir dosya.
Aşağıda ön izlemelerini görebilirsiniz. Onları indirmeyin onlar örnek ve çok küçükler :)
İNDİR 5 MB
Örnek fotoğraflar:









İNDİR 5 MB

06 Nisan 2009

FİLM GİBİ

FİLM GİBİ

Seni vurmamam için bir tek sebep söyle!

Evliyim ağabey.

Karını seviyor musun?

Şey, evet, evet! Evet, yani!

Kes, bu kadarı yeter, baştan alıyoruz. Yahu kardeşim, mimikleriniz burada önemli değil. Okuyucu mimiklerinize önem vermez. Ne diye yırtınıyorsunuz? Oyunculuk istemiyorum sizden. Yazdığımı yaşayın, gerisini ben hallederim. Baştan alıyoruz.

Seni vurmamam için sebep söyle ulan!

Evliyim ağabey, çocuklarım var.

Pardon, iki sebep saydı ve ben ulan kelimesini ekledim, bozulacaksa aynen yaşayalım.

Tamam, madem öyle serbest takılalım biraz. Bakalım ne çıkacak. Ciddiyim, böyle devam edin.

Seni vurmamam için bir tek sebep söyle!

Usta, bunun silahı milahı yok ki, hiç inandırıcı olmuyor böyle de.

Gidin şuna bir silah bulun. Varmış gibi yaşasana. Sanki film çekiyoruz. Tamam, ilk repliği geç devam et.

Evliyim ağabey.

Karını seviyor musun?

Evet, şey, yani evet!

Hiç mi kızdığın zaman olmadı?

Oldu tabi de geçici şeyler. Hem beni vurmazsan böyle şeyler yüzünden kızmam bir daha.

Durun bir dakika. Senin elinde bir silah var, daha yukarıdan sorular sormalı değil misin? Ya sen, alnına kurşun yemek üzeresin, bu ne biçim bir yalvarma? Bakın, sahiden böyle olmayacak.

Usta, haksızlık ediyorsun ama. Bize olayın arka planını anlatmadın ki, ben niye bu adam silah dayıyorum, niçin vurmakla tehdit ediyorum, bu adamı tanıyor muyum, olay nerede geçiyor... Hiçbir ayrıntı yok elimizde. Doğrudan olaya soktun bizi.

Ya, demek doğrudan olaya soktum. Dinleyin o zaman: Bu gün Kütahya otobüsüyle dönerken elimdeki kitabı yarı yolda bitiriverdim. Bu yolu yüzlerce defa seyrettiğime göre, geriye bir seçenek kalıyordu: Hikâye taslağı çıkarmak. Düşündüm ki, elimde bir silah olsa ve gidip şoförün kafasına dayasam, şoför eski bir arkadaşım –gerçi zor tanıdık birbirimizi- hani kafayı yemiş gibi yapsam, gerisi nasıl gelir? İşaret parmağımı namlu, başparmağımı da –arkaya yatırarak- horoz yaptım ve önümde oturan ihtiyar çifte doğrulttum. Yanımda oturan ve Yahudi markalarının imitasyonu losyon kullanan beyefendiye çaktırmadan birkaç el ateş ettim. Niyetim kimseyi vurmak değildi gerçekten. O sıra gözlerim fena ağırlaştı, uyumuşum. Yanımdaki kokunun eksildiğini fark ettiğimde hemen gözlerimi açtım. Çift kişilik koltukta yapayalnızdım artık. On altı numaralı koltukta oturan yolcuyu –yani kendimi- düşündüm. Neler yapabilirdi neler. Kafamdan çok şey geçti. Yolun bitmesine pek az kaldığı için hiç birini uygulamaya sokmadım. Böyle olunca da zihnimde izi kalmadı. Kala kala işte o, ilk replik cümlesi kaldı geriye. O cümle birçok öykünün ilk cümlesi olabilir, bunu fark ettiniz mi? Sizi özellikle denedim. Herkesin hayal dünyası farklı, sizden de ilginç fikirler, çok daha ilginç fikirler çıkabilirdi. Boş verin, gerisini ben yazacağım. Şimdi, kısaca özetliyorum, baştan yaşayacaksınız.

Nil nehri kıyısındayız. Senin elinde bir silah var –hangi türden olduğu önemli değil- önünde yatmakta olan mumyaya doğrultmuşsun. Mumya -yani sen- çaresiz gözlerle doğrultulmuş silaha bakıyorsun. Adam seni vuracak ya da vurmayacak, o kadar emin değil, sana bağlı. Başlayın!

Seni vurmamam için bir tek sebep söyle!

Evliyim ağabey.

01 Nisan 2009

KONUŞMAK VAKTİ DEĞİL

KONUŞMAK VAKTİ DEĞİL

Şüpheler izhar etmeye başladı birileri ve bu şüpheler yoluyla sanki bir iş yapılamayacağı izlenimi verilmeye çalışılıyor.

Unuttum, konu neydi?

Konu bildiğiniz konu, belediye.

Bu şüpheleri dile getirenlerle dile getirilmesine ufacık bile olsa katkı sağlayanlar sorumlu olacaklardır.

Nedir bu şüpheler?

Çekişmeler ve sürtüşmeler olacak, iş yapılamayacak, eyvah bunlar sadece kavga edecek falan. Hiç sanmıyorum. Seçim sonrası bu tür kaygıların olması doğaldır. Bunları büyüterek insanların gözüne sokmaya çalışmak zulümdür. Geleceğe ve insanlara karşı garezdir. Bunları düşünmek bile umudunu yitirmektir. Allah’tan umudunu kesenler ancak… diye, devam eden ayetleri biliyorsunuz.

Hayır, şimdi metanet zamanıdır. Kazanan da kaybeden kadar metanetli olmalıdır. Lütfen en ufak bir ima ile bile olsa karşı tarafla uğraşmaya veya intikam almaya çalışmasın kimse. Böyle bir şüphe ikilimi oluşturmaya çalışanlara fırsat verilmesin. Böyle bir şey yok ama şüyuu vukuundan beterdir bazı şeylerin. Konuşulmasına bile müsaade edilmemelidir. Kaybedenlerin de bu memleket için kazandıkları zamanları hatırlamalarını istiyorum. Onlar da hüzünlerini yeise çevirmesinler. İntikam peşinde olmak her iki taraf için de küçülme getirir. Bu küçülmeler şehrimizi geriye götürür.

İnanıyorum ki yeniler ve eskiler bir arada olmayı başaracak ve böyle olmasa bile herkes işine bakacaktır. Hiç kimsenin şehrin önüne engel olarak toz bile koymaya hakkı yoktur.

Başta da dediğim gibi bunlar ufak tefek şeyler seçim sonrası konuşulur. Mühim olan tadında bırakıp işine bakmaktır. Bazıların topluma umutsuzluk pompalaması çalışmak arzusunda olanların kulaklarına gitmemelidir.

Şimdi iş zamanıdır. Daha devir teslim töreni bile yapılmamışken böyle tuhaf kaygıların dile getiriliyor olması tuhaf değil mi? Şimdi konuşmak zamanı geçmiştir. Herkes lütfen işine dönsün. Biri ekmeğini yapsın, biri ayakkabısını satsın, biri siyasetini yapsın, biri yönetsin, biri yazsın ama hepsi tek bir şehirde yaşadıklarını ve Allah’ın kendilerini her yerde gördüğünü unutmasın.

Her duyduğunuzu sağda solda zevkle yahut üzgünlükle söyleyip durmayın. Gerçek olup olmadığını bile bilmiyorsunuz. Efendimiz diyor ki, “Her duyduğunu söylemesi, kişiye günah olarak yeter.”

 

 



31 Mart 2009

TAVŞANLI'DA YENİ BİR DÖNEM

TAVŞANLI’DA YENİ BİR DÖNEM

Evet, biliyorum yeni bir döneme girildi. Şehrimizde önemli bazı değişiklikler oldu. Şehir siyaseti ilginç bir noktaya dayandı. Bir günde olduğunu düşünebilirsiniz ama değil. Birçok günde oldu. Belki de bunun önemi yok şimdi. Yeni bir dönem başladığını düşünüyorum, bu yeni dönemi konuşmak lazım artık. Bütün hizmetlerinden dolayı geçmişteki başkan ve siyasi gruba teşekkür etmek gerekiyor. Elbette onlar da şehrimizin gelişimi için uğraştılar. Eski dönemi teşekkürle andıktan sonra yeni döneme bakmalıyız.

Yeni bir dönem diyorum çünkü şehrimiz siyaseti çok büyük bir kırılma ile yön değiştirdi. Çoklarının beklemediği bir kırılmaydı bu. Açık bir farkla yön değişimi oldu. Bu fark seçilenler için sevinç vesilesiymiş gibi görünebilir ama emin olun değil. Bu seçim farkı büyük sorumluluk beklentisi anlamına geliyor. Bunu, böyle okumak lazım. Seçilenler için sorumluluk vakti. İnsanlar sizi büyük farkla seçtiklerine göre sizden çok şey bekliyorlar demektir.

Hiçbir şeyin yarım kalmayacağını ve yeni projelerin de hayata geçeceğini düşünüyorlar. Elbette seçilenler de bunu düşünüyorlar. Önümüzdeki günler güzel şeyler getirsin istiyoruz şehrimiz adına. Nasıl bir seçimden çıktığımızı ve şehrimizdeki siyasi havayı düşündüğümüzde bazı kaygılarımız var belki ama bunun üstesinden gelinebileceğini düşünüyorum. Ne büyük bir zafer ne de büyük bir hezimetten söz edilebilir. Hizmette yarıştan söz edersek orta noktada buluşulmuş olur. Artık siyasi kanatlar yok hizmetin farklı kolları var. Seçim bitmiştir, artık kazanan nasıl kazandığını kaybeden niçin kaybettiğini ivedi değerlendirip şehrimizin ve insanlarımızın hayrına elindeki gücü nasıl kullanabilir bunun hesabı yapılmalıdır.

Bir hesaplaşma süreci beklemiyor insanlar. Vekilini de başkanını da seçen aynı insanlar. Öyleyse onları birlikte çalışırken görmekten daha tabii ne olabilir? Bu yeni dönemin farklılıklar içereceğini söyleyenler sadece bu farkı yaratmak için çalışmalılar. Polemiklerden uzak, iş odaklı bir yönetim ile geleceğe bir adım daha yaklaşmış olacağız.

Tavşanlı adına yeni bir dönem olmasını bekliyorum.

Eski yönetimin nelerini eleştirdiğim kayıt altında, onlar da aklımda. Demokrasilerde sorumluluğun sadece seçmek olduğunu zannedenlerin aksine benim de bir seçmen(!) olarak sorumluluğum olduğunun bilincindeyim. Burada yazdıklarımın bir kıymet-i harbisi varsa aksine düşünenleri utandıracak şekilde yine yazacağımı bilmenizi istiyorum. Taraf olmaktan hoşlanmıyorum, sözümün değeri kadar konuşmak veya yazmak benim görevim. İçeriden ya da dışarıdan konuşmak da fark etmez benim için, halis niyetli olmak hiç kimseye kaybettirmemiştir. Biraz ukalaca tavırlarım olduğunu söylüyorlar, kabul ediyorum ama izah edilirse ukalalığımdan vazgeçmeye de hazır olduğumu bilmenizi isterim.

Eskiye teşekkür ettik şimdi de yeniyi tebrik zamanı.

Mustafa Güler Beyi ve ekibini tebrik ederim. Onların da samimiyetle şehrimiz için çalışacağından şüphem yok. Uyarı adına söyleyecek çok şeyim yok. Hepimiz hata yaparız çok mühim olan yapılan hatayı fark edince dönebilmektir. Size hatanızı gösterene siz de onun hatasını göstermeyecek aksine minnet duyacaksınız. Sadece bu ilkeyle çalışsanız bile sizi başarıya götürecektir. Bir de ayda bir toplanacak ve kıyasıya sizi eleştirecek bir meclis daha kurmalısınız halkı dinlemelisiniz. Onlara, kim olduğuna bakmaksızın kulak vermelisiniz. Yani halkı dinlemenin sistematiğini kurmalısınız. Böylece ne kadar doğru yolda olduğunuzu anlama fırsatınız olacaktır.

Tekrar eskiye teşekkür ve yeniyi tebrikle bitiriyorum ama bu sadece bir yazının nihayetidir.

 

 

 

 


23 Mart 2009

Op. Dr. Nihat Altınel Röportajı

Dr. Nihat Altınel
Bu sayıda Tavşanlı için büyük bir yatırım olan Özel Tavşanlı Tıp Merkezini gündemimize aldık. Merkezin kurucusu Op. Dr. Nihat Altınel ile bir söyleşi yaptık. Söyleşimizi okuduğunuz zaman büyük bir yatırımın neler getirdiği, ne sıkıntılar çekildiği, karşılığında ilçemizin neler kazandığını daha iyi fark edeceksiniz. Tavşanlı Ticaret Odası Dergisi (TTSO KIVILCIM)

SAĞLIKTA YATIRIMLAR
Mustafa Uysal: Kendinizi tanıtır mısınız?
Nihat Altınel: 1958 yılında Emirdağ’da doğdum. İlk ve Ortaokulu Emirdağ’da okudum. Sonra Kuleli Askeri Lisesini bitirdim.1980 yılında Ankara Üniversitesi Tip Fakültesini bitirdikten sonra, Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Ana Bilim Dalından 1984 yılında Uzmanlığımı aldım. 25 yıllık K.B.B uzmanıyım. İhtisası takiben Erzincan Askeri Hastanesinde vatani görevimi yaptım. Siirt Devlet Hastanesinde başladığım mecburi hizmetimi Tavşanlı S.S.K hastanesinde tamamladım.1989’da Eskişehir D.D.Y hastanesine tayin oldum. Orada 2,5 yıl Baştabip yardımcısı olarak çalıştım.1991 de tekrar Tavşanlı SSK hastanesinde göreve başladım, 5 yıl Baştabip yardımcısı olarak çalıştım.2004’de kendi arzum dışında Sakarya S.S.K hastanesine tayin edildim,2005’te kendi isteğimle Bursa S.S.K Sağlık işleri müdürlüğüne geçtim. Özel hastanelerden sorumlu komisyon başkanlığı yaptım, bu görevden 2006 yılında emekli oldum. Bağımlılık derecesinde Tavşanlı aşığıyım. Bu nedenle emekliliğimde ne yapacaksam Tavşanlı’da yapmalıydım. Buraya hizmet benim için adeta bir ibadet idi. Evli ve 2 çocuk babasıyım.
M.U. : Özel hastane fikri nasıl ortaya çıktı?
N.A. : Emekli olduğum son görev vesilesiyle Bursa’daki özel hastanelerin ve tıp merkezlerinin çoğunu inceleme fırsatı buldum. Gerek fiziki yapıları, gerekse işleyiş biçimleriyle ilgili detaylı bilgilere sahip oldum. Bursa’da bazı arkadaşlar benim bu deneyimimden yararlanmak suretiyle Bursa’ya bir hastane açmamız konusunda önerilerde bulundular. Ancak benim kafamda hep bir şey yapılacaksa o da yıllarca hizmet verdiğimiz Tavşanlı’ya yapılmalı diye bir düşünce vardı. Bunu canım ciğerim dostlarım, kader arkadaşlarım Op. Dr. Haydar Gül ve Dr. Ali Osman Onat beylere aktardım, sağ olsun her ikisi de bu fikrime olumlu baktılar, böylelikle Tavşanlı’ya olan vefa borcumuzu, böyle bir tesisi buraya kazandırarak, buranın evlatlarına istihdam sağlayıp, iyi bir sağlık hizmetinden yararlanmalarının önünü açarak ödeyebilirdik, biz de bu kararı verip yola çıktık.
M.U. : Tavşanlı özel hastane için uygun muydu? Neden Tavşanlı'da yatırım yaptınız?
N.A. : Ben ve arkadaşlarım uzun yıllardan beri Tavşanlı’da çalışıyoruz, buranın hasta potansiyelini çok iyi biliyoruz. Gerek ortaklarım gerekse bizimle çalışmaya karar veren doktor arkadaşlarımızın muayenehaneleri iyi çalışıyordu. Güç birliği yaptığımız takdirde başarılı olacağımıza inanıyorduk. Tavşanlı halkının sağlığına özen gösterdiklerini iyi biliyoruz, ayrıca devlet hastanelerinden daha iyi bir hizmeti alabilmek için Bursa ve Eskişehir’deki özel hastanelere gittiklerini de biliyorduk. Bir de burada yıllardır çalışıyorduk, halkla iç içe olmuştuk, dün kendilerini ameliyat ve tedavi ettiklerimizin şimdi çocuklarını ameliyat ve tedavi ediyorduk. İyi bir sağlık tesisi kurduğumuzda, halkımızın iyi bir sağlık hizmetine ulaşmak için uzaklara gitmek yerine bizi tercih edeceklerini de biliyorduk. Tavşanlı ayrıca il olmayı hak etmiş bir ilçedir. Emet, Domaniç, Hisarcık, Harmancık, Balaköy ve Keles’in köyleriyle birlikte yaklaşık 200.000i aşkın bir nüfusa hitap eden bir konumdadır. Nüfus avantajı, tanınmış doktor arkadaşların kadromuzda olması avantajı ve bizlerin Tavşanlı’yı çok seviyor olmamız bu yatırımın burada yapılmasına sebep olmuştur.
M.U. : Tavşanlı'da yatırım yapmanın zorlukları nedir ve nasıl aştınız?
N.A. : Tavşanlı’da yatırım yaparken bürokratik manada mahalli idarecilerden hiçbir zorluk görmedik, tersine bizi teşvik edici destekler gördük. Sayın Kaymakam Suat İlhan’ın, Belediye başkanı Sayın Ali İhsan Çakır’ın, Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Sayın Davut Efe’nin, Şehir Planlamacısı Sayın Mustafa Güler ve belediye de çalışan birçok bürokratın desteklerinden dolayı kendilerine buradan teşekkürlerimizi iletiyorum. Fakat tesisin medikal havalandırma, merkezi oksijen-vakum sistemlerinin yapılması konusunda Tavşanlı’da olmanın zorluklarını yaşadık. Kütahya bazında bürokratik sıkıntılarımız oldu, Kütahya ve bölgesinde fazla özel sağlık tesisi olmaması ve Sağlık müdürlüğünde bürokrasinin konuya fazla hâkim olmaması dolayısıyla zaman zaman sıkıntılarla karşılaşıyoruz, ancak bunları da İl Sağlık Müdürü Enver Yıldırım’ın iyi niyetli yaklaşımlarıyla aşıyoruz. Diğer teknik konuları benim daha önce özel hastanelerden sorumlu birimde çalışmam sayesinde ve Bursa’da bir özel hastaneden transfer ettiğimiz Teknik müdürümüz Hüseyin Kaplan’ın tecrübeleriyle, Satın Alma müdürümüz Bedii Hüseyin Başoğlu’nun sempatik ilişkileriyle hallediyoruz.
M.U. : Hastanenizin geldiği nokta nedir?
N.A. : Şu anda bizim kuruluşumuz cerrahi tıp merkezidir. Burada Sağlık Bakanlığının uygun gördüğü, izin verdiği bir gün içinde taburcu edilebilen ameliyatlar yapılabilmektedir. Hastaları bir gün dışında yatıramıyoruz. Geldiğimiz noktada, hastane olmak için ön izin aldık, şu ana kadar 2 denetim geçirdik, önümüzdeki günlerde bakanlıktan gelecek heyetin yapacağı denetim sonrası hastane olacağız, dolayısıyla kullanamadığımız %40 potansiyeli daha kullanabilir hale geleceğiz, böylece şimdi çalışan 104 personeli daha da artırarak yeni istihdamlar sağlayacağız. Tıp merkezi olmamıza rağmen hasta kabul etmeye başladığımız Temmuz 2007 den bu yana toplam poliklinik sayımız 119534,ameliyat sayımızda 5156'dır.Bu rakamlar hastane olduktan sonra daha da artacaktır. Yan tarafımızdaki arsayı da aldık, önümüzdeki aylarda bakanlığın sağlık planlaması engeli ortadan kalktığında yeni yatırımlar yapacağız. İnşallah Kütahya’nın en iyisi olup sevgili Tavşanlı hemşerilerimize layık olacağız. Şimdi 3200 metrekarelik bir binada hizmet veriyoruz, yeni inşaatımızla birlikte 5000-5500 metrekarelik bir alanda hizmet vereceğiz.
M.U. : Hastanenizdeki cihaz ya da bina donanımı ve personeliniz Tavşanlı ve çevresi için yeterli mi? 
N.A. : Tıp merkezimiz, 3 donanımlı ameliyathane(ki bu ameliyathanelerde kalp ve beyin ameliyatları dahi yapılabilecektir),tüm tetkiklerin yapılabildiği son model gelişmiş cihazlara sahip laboratuar, konvansiyonel röntgen, mamografi, kemik dansitometresi, ultrasonografi, işitme-odyo ünitesi, eforlu EKG, ekokardiografi, seyyar holter sistemleri, endoskopi ünitesi, ozon tedavi ünitesi ve ESG check-up cihazı ile Kütahya bölgesinin en donanımlı sağlık kuruluşlarından biri olmanın haklı gururunu taşımaktadır. Hastane süreci ile birlikte tomografi ve MR cihazları da alınacaktır. Merkezimizde;13 uzman doktor,2 pratisyen doktor,1 diş doktoru,30 yardımcı sağlık personeli(hemşire, ebe, röntgen ve laboratuar teknisyenleri, anestezi teknisyeni, odyolog, ortopedi teknisyeni), 37 idari personel ve 21 yardımcı personel, hizmetli, şoför, kaloriferci, aşçı, terzi vs gibi çalış-maktadır. Hastane olduğumuzda uzman doktor, pratisyen doktor ve diğer personel sayısı artırılacaktır.
M.U. : Sıra bekleme gibi sorunlar var mı hastanenizde?
N.A. : Bazı branşlarda talep fazlalığı nedeniyle ileri tarihlere sıra verilmektedir. Bu branşlar, Göz, KBB, Kardiyoloji. Bunların dışındaki branşlarda aynı gün içinde sıra alıp muayene olabilme imkânları vardır.
M.U. : Fark ücreti nedir?
N.A. : Devletin faturalandırılan tüm işlemlerin %30 u oranında katkı payı alınabilir şeklindeki uygulamasına karşılık, biz sadece muayene ücretlerinden ve maliyeti yüksek laboratuar tetkiklerinden %30 katkı payı almaktayız. Bu da yaklaşık 6,5-10TL arasındadır. Bunun dışında Fako ameliyatlarında lens maliyeti yüksek olması dolayısıyla 100TL alınmaktadır.
M.U. : SSK ve Bağkur farkı var mı sosyal güvenliği olan hastaların son durumları nedir, tedavi olmaya devam edebiliyorlar mı?
N.A. : SSK, BAĞ-KUR ve EMEKLİ SANDIĞI çalışanları, emeklileri, eş ve çocuklarının merkezimizde tedavi olmaları devam etmektedir. Bu konuda hiçbir sıkıntı yoktur.
M.U. : Özel hastanelerin şu anki zorlukları nedir? Uygulanan politikalardan memnun musunuz, istekleriniz veya çözüm önerileriniz nedir?
N.A. : Hükümetin sağlıkta dönüşüm programı çerçevesinde, ayaktan tedavi merkezleri ve özel hastanelerden hizmet alma kolaylığı sayesinde, halkımız devlet hastanelerinde günlerce sıra bekleyip muayene ve ameliyat olmak yerine daha kısa sürede ve daha kaliteli hizmeti özel sağlık kuruluşlarından almaya başlamışlardır. Bu süreçte devlet hastaneleri de kendilerini yenileyip bu rekabete ayak uydurmaya başlamışlardır. Bu vesileyle de halkımız sağlıklı bir sağlık sistemine kavuşmuştur. Ancak 15 Şubat 2008 de çıkarılan bir yönetmelikle özel sağlık kuruluşlarının gelişmelerinin önü kesilmiştir. Bu yönetmelikle özel sağlık kuruluşlarının ek bina, personel ve yüksek maliyetli cihaz almaları yasaklanmıştır. Mesela biz anlaşmış olmamıza rağmen ve Tavşanlı’da hiç olmamasına rağmen Nöroloji uzmanını başlatamıyoruz. Hastane olma sürecinde bir defaya mahsus verilecek hak ile almaya çalışacağız. Arzuladığımız şey, halkın yararına olan bu devrimin devam etmesidir. Önümüz açıldığı takdirde yeni istihdamlar da sağlanacaktır. Çünkü SGK özel sağlık kuruluşlarından ve devlet hastanelerinden aynı bedelle hizmet satın almaktadır, devlet hastanelerinde personel maaşları ve diğer bütün giderler devlet tarafından karşılanırken, özel sağlık kuruluşları vergi, sigorta, elektrik, su her şeyi çalışıp kazandığıyla ödemekte ve bir de istihdam sağlamış olmaktadırlar. Bugün Tavşanlımızda kamu dışında 104 personel çalıştıran nadir işyeri vardır, önümüzdeki engeller kalksa bu sayı 150'lere varacaktır.
M.U. : Hastanenizde hangi branşlarda hizmet veriyorsunuz?
N.A. : Tıp merkezimizde; Dâhiliye, Genel Cerrahi, Çocuk, Kadın Doğum, Kardiyoloji, Ortopedi, Üroloji, İntaniye, Radyoloji, Anesteziyoloji, KBB, Göz ve Diş branşlarında hizmet vermektedir.
M.U. : Tavşanlı halkı burayı nasıl karşıladı, sıcak bir etki uyandırdığınıza inanıyor musunuz?
N.A. : Tavşanlı halkı merkezimizi sevinçle ve teveccühle karşılamıştır. Poliklinik ve ameliyat sayılarına baktığımızda halkımızın ilgisini görmekteyiz, bizde bu ilgiye layık olmak için kendimizi son derece sorumlu hissediyoruz. Bu ağır sorumluluk bizi daha iyiyi yapmamıza mecbur bırakmaktadır. Fa-kat bu arada bir kesim de sadece ve sadece yapılan güzel şeyleri lekelemek adına ellerinden geldiğince kurumumuzu dedikodularla yıpratmaya çalışmaktadırlar. Akla sapa gelmeyen yalan ve iftiralarla saldırmaktadırlar, ellerine ne geçecek bilemiyorum, bu kurumda çalışan %95 i kendi evlatları olan çalışanlarımızın işsiz kalmalarından memnun olacaklar anlaşılan… Ama biz onlara da inat Tavşanlımıza hizmete, çocuklarına istihdam yaratmaya devam edeceğiz. Allah mahcup etmesin.
M.U. : Çalıştığınız hekimler hakkında neler söylemek istersiniz?
N.A. : Hekimlerimizin hepsi bir marka. Hemşerilerimiz hastalandığında ilk aklına gelen hekimler bizim merkezimizde çalışan arkadaşlarımız, adeta evlerinden biri gibiler.
M.U. : Sigarayla ilgili son yasakların size nasıl bir dönüşü oldu yani yardım isteyen oldu mu?
N.A. : Sigara yasağını biz bir sağlık kuruluşu olarak destekliyoruz ve buna sebep olanları da alkışlıyoruz. Ancak yasak ile ilgili bizden yardım isteyen bir kuruluş olmadı.
M.U. : Acil hizmetleriniz...
N.A. : Acil hizmetleri bizim ciddi baş ağrımız. Sağlık bakanlığını tamimi var, acile gelen hastaya mutlaka bakılacak, hatta başbakanlık bile bu konuda genelge yayınladı, buna karşılık SGK yetkilileri acile çok hasta geldiği takdirde kesintileri artırıyorlar, acil kavramı çok farklı değerlendiriliyor, trafik kazası, kanama, koma vs gibi durumları acil kabul ediyor. Diyelim gece yarısı göğüs ağrısı şikâyeti ile bir hasta geldi, Dr arkadaşımız bunu ciddiye alıp muayene yapıyor, EKG çektiriyor, sonuç temiz bu bir adale ağrısı diyor, ilacını yapıp gönderiyor, bu durumda SGK yetkilileri adale ağrısı acil değil deyip bizi uyarıyorlar, bu da bizim acil hizmetlerini stresle yapmamıza yol açıyor.
M.U. : Tavşanlı'nın hasta yükünü hafiflettiğinizi düşünüyor musunuz?
N.A. : Elbette yükü hafiflettik. Günlük ortalama 400-450 hasta bakıyoruz, biz olmasaydık bu kadar hasta devlet hastanelerinin yoğunluğunu daha da artıracaktı.
M.U. : Dışarıdan hasta geliyor mu?
N.A. : 17-Kendi kurumum adına gururla, Tavşanlı adına sevinçle söyleyebilirim ki, Kütahya’dan ve civar ilçelerden, İnegöl’den bile hasta gelmektedir. Eskiden ilçeden ile hasta giderdi, şimdi ise ilden ilçeye bir dönüşüm başlamıştır.
M.U. : Kurumunuzun özel bir anlayışı bir felsefesi var mı?
N.A. : Kurumumuz bir sağlık kurumu olduğundan, amacımız halkımıza, modern, güler yüzlü sağlıklı bir sağlık hizmeti sunmaktır. Biz sağlığın önemini çok iyi bilen bir kadroyuz. Yaratılanı seviyoruz yaradan da ötürü felsefesiyle hareket ediyoruz.
M.U. : Tıp alanın dışındaki personelinizi Tavşanlı'dan mı alıyorsunuz?
N.A. : Doktorlardan da Tavşanlılı olmakla birlikte personelimizin %95 i Tavşanlılı
M.U. : Özel hastanelerin hastaya yaklaşımı konusu sanki biraz ekonomikmiş gibi algılanıyor, siz nasıl değerlendireceksiniz bu durumu?
N.A. : Doğru diyorsunuz, özellikle büyük şehirlerde bu böyle. Ama bizde öyle değil. Düşünebiliyor musunuz insanlar çocuklarını getiriyor, muayene oluyor, bademcik ameliyatı, fıtık ameliyatı v.s oluyor. Sadece 8TL bir ücret ödeyerek bunları yaptırıyor, Türkiye’nin neresinde böyle bir şey var Allah aşkına…
M.U. : Hangi sistemle hasta kabul ediyorsunuz randevu sisteminiz ya da başka bir siteminiz var mı?
N.A. : Şimdilik Call Order sistemiyle, yani birebir santraldeki personel kanalıyla randevu alınabiliyor, ancak yakında internet ve sms kanalıyla da alınması sağlanacaktır.
M.U. : Verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederim. 

20 Mart 2009

SEÇELİM SEÇİLELİM

SEÇELİM SEÇİLELİM

Seçelim seçilelim, iktidar kimseye kalmaz.

Seçelim seçilelim, keser ve sap oynaktır döner dururlar.

Seçelim seçilelim, yaptıklarımız kâr kalmaz. 

Seçelim seçilelim, seçilenler baki değil dahi seçenler de baki değil.

Seçelim seçilelim, demokrasinin gereğidir.

Seçelim seçilelim, padişahlara dokunmayalım.

Seçelim seçilelim, hep biz seçelim biz seçilelim.

Seçelim seçilelim, seçin seçilelim.

Seçelim seçilelim, seçilmişlerden olanlar seçilemezler ki, zaten seçilmişlerdir.

Seçelim seçilelim, yeni biri gelirse ne olacak?

Seçelim seçilelim, seçileceği biz belirleyelim.

Seçelim seçilelim, yalnız siz aday çıkarmayın!

Seçelim seçilelim, biz gereğini yaparız, yok öyle sandığın dediği olmaz.

Seçelim seçilelim, eksik kalan işlerimiz var ona göre.

Seçelim seçilelim, hırsımızın kurbanı olalım.

Seçelim seçilelim, Allah bile seçilmişleri sever!

Seçelim seçilelim, demokrasinin dibine vuralım bu seçim!

Seçelim seçilelim, güzelleşelim.

Seçelim seçilelim, zaten demokrasi bu kadar gerisine siz karışmayın.

Seçelim seçilelim, bizimkiler zaten bizimkiler sizinkileri de bize verin.

Seçelim seçilelim, aynı nakarat devam etsin.

Seçelim seçilelim, zaten Anakara bizim, gerisini siz düşünün.

Seçelim seçilelim, seçilmişleri seçtiğimizi fark etmeyelim.

Seçelim seçilelim, oyumuzu en çok yalan söyleyene verelim.

Seçelim seçilelim, oy kullanmayan kalmasın.

Seçelim seçilelim, davul bile dengi dengine.

Seçelim seçilelim, ele ele kepek yapalım.

Seçelim seçilelim, alışkanlıklarımızı bozmayalım, kaldırım taşı renginde olsun her yer.

Seçelim seçilelim, içimizdeki aptallar ve sarışınlar nasıl olsa karar yetkisini kullanmayacak.

Seçelim seçilelim yahut kutunuzu açalım, ne dersiniz?

Seçelim seçilelim, elimizde makyaj malzemeleri kaldı onları da kullanalım diğer seçimlere kadar.

Seçelim seçilelim, sandık sanık olmasın hizmeti geçmiştir şu yandan.

Seçelim seçilelim, içine sinmez her seçilmeler, seçkinlerin.

Seçelim seçilelim, kanalım kandıralım, yanalım yandırılalım bu yalan kimseye kalmaz.

Seçelim seçilelim, el öpmekle dudak aşınmaz, demişler.

Seçelim seçilelim, yağcılıkta sınır tanımayalım, her övgü geri döner.

Seçelim seçilelim, hatta beni Türk seçmenine emanet ediniz.

Bütün bunlardan sonra her seçimde kahroluyorum. Allah’ım resulün bile bu kadar övülmemişti. Aklıma mukayyet ol yoksa eleştirel aklımı güce kurban edeceğim.

 


17 Mart 2009

ACEMİ SOSYOLOG TAVŞANLI'YI ANLATIYOR

ACEMİ SOSYOLOG TAVŞANLI’YI ANLATIYOR
Dün akşam Tavşanlı Televizyonuna bir sosyolog çıktı haberlerde. İzlediniz mi bilmiyorum ama izleyenlerin kafa karışıklığına iyi gelecek şeyler öğrendim kendisi hakkında. 
Önce kendisini tanıyalım. 
X X (Kendisi isminin kaldırılmasını istediği için buradan ismi silinmiştir.) bir sosyolog, aynı zamanda B. A. dergisi sahibi ve yazı İşleri Müdürlüğünü yapıyor. Bu dergi bütün belediyelerin işlerini (!) tanıtıyor. Açık söylemek gerekirse bu bölgedeki bütün belediyelerle reklam alışverişinde. Ki, Domaniç’te yaptığı nikah törenine tam 7 tane ilçenin belediye başkanı geliyor. Ne değerli adam! O kadar belediye başkanını nereden tanıdığını zaten söylemiştim. Bizim belediyemiz de o dergiye reklam vermişti değil mi? (Lütfen yanlışsa düzeltilsin burada yayınlarım. Belki sayı olarak düzeltirsiniz. Örneğin: 10 defa gibi.) Yani X Bey sosyolog olarak para kazanmıyor, belediyelere reklam pazarlayarak para kazanıyor. İşini yapıyor.
Bizi ilgilendiren kısmı şu ki, ilçemize geliyor ve siyasi yorumlarda bulunuyor televizyonda. Bulunsun tabi kim karışır? Yalnız oraya çıkarılmadan önce dersine biraz olsun çalıştırılsaymış sosyoloji dünyasına rezil olmazmış gibi geldi bana. Bir sosyolog düşünün ki sadece belediye başkanı ile irtibatı var diye çıkıp ilçe siyaseti hakkında kendi branşının bile ağzını açıkta bırakacak şeyler söylüyor. 
Ne dediğine bakalım… 
Konuşmasının bir yerinde Tavşanlı siyasetinin uydurmaca olduğunu ve yüzde 2’nin iktidar alternatifi gibi gösterildiğini ve bunun da “Helal olsun.” becerildiğini söylüyor. X Bey siz hiç sosyologluk yapmamış olabilirsiniz ama önceki seçimlerin de mi analizini göstermediler sizi kamera karşısına atarken? Yani pes! Yahu bu ilçeyi azıcık tanıyan biri olsaydınız bu cümleleri inanarak kurmanız mümkün değildi. Acaba inandırılarak kurulmuş cümleleriniz için… Ne diyecektim ben?! 
Yüzde 2 deyip Türkiye geneline vurduğunuz alay ettiğiniz parti Tavşanlı’da, savunduğunuz yahut tanıdığınız belediye başkanının en büyük rakibi. Yani Tavşanlı’dan bir çocuğu çevirip sorsaydınız söylerdi size. Kameraya baka baka sallamak zorunda kalmazdınız böylece.  Sosyoloji zor bir alan değil mi? Aslında kolay da bir yönüyle, ortaya bir tez atın diğerleri uğraşsınlar, ne gerek var şimdi gerçekleri arayıp bulmaya. Hatta Tavşanlı halkına bir ara “Ahmak” demeye getirdiğinizi de biliyorum ama doğrudan söylemediğiniz için bir şey demeyeceğim. Değil mi sizin tabirinizle yüzde 2’nin neredeyse belediyeye rakip olacağına inandırılmışlar, bunlar olsa olsa ne olur? X Bey niçin derginizi bırakıp ta oralardan zahmet ettiniz bu belediye başkanı seçilmese de diğeri sizinle çalışır siz içinizi rahat tutun. 
Bu arada bütün bu sosyoloji saçmalatmaca girişiminizden sonra ya diğer aday kazanırsa ne olacak? Siz Tavşanlı’da hiç bilmediğiniz bir ortamda partileri neye göre kıyasladınız söyler misiniz? Kim fısıldadı size bunları? Kimin gazına geldiniz? Kocaman etiket “Sosyolog” dese de siz orada parti elemanı gibi oturduğunuzun farkına varamadınız mı? Anket çalışmalarından falan bahsederkenki halinize kayıttan bir kez daha bakmalısınız. 
Bildiğim kadarıyla burada yaşamıyorsunuz ve burayı da sadece belediyenin verdiği reklamlardan biliyorsunuz. Şimdi, hangi sosyolog böyle bir bilgi ile sizin söylediklerinizi tekrar etme cesaretini gösterir? 
Neredeyse hiç tanımadığınız bir ilçe ile ilgili bir şeyler söylerken sizi izleyenlerin aptal olmadığını bir kez daha hatırlayın. Ne söylediğinizi bir kez daha düşünün birinin size fısıldadığı ile gerçekler farklı olabilir. Sonra gerçekleri görür ve Türkiye geneli ile burası aynı değilmiş, dersiniz. Bu arada bilim adamı tavırlarınız da yapmacık duruyordu, daha havalı kelimeler kullanın, vokabülerinizi(!) genişletin. 

16 Mart 2009

İLÇEMİZ BAKANI ÖNEMLİ AÇIKLAMALAR YAPTI(!?)

İLÇEMİZ BAKANI ÖNEMLİ AÇIKLAMALAR YAPTI(!?)

Yaşadığımız yerden seçilen (Hayali bir yer.) bakanımız yerel seçimler öncesi önemli açıklamalar yaptı basına. 34 Şubat Çarşamba günü belediye binası önünde açıklama yapan bakanımız, yaşadığı ve seçildiği yere daha iyi hizmetler verebilmek için seçildikten sonra rozetini çıkardığını böylece Türkiye’de yaşayan herkesin bakanı olduğunu dolayısı ile sadece seçmenlerine ve partisine değil bütün insanlara hizmette kusur etmeyeceğini hatta etmediğini söyledi. Yaklaşan belediye seçimlerinde de kendi partisinin adayını destekleyeceğini ama bunu asla diğerlerine bir haksızlık teşkil etmeyecek şekilde yapacağını da söyledi. Yaşadığımız ilçenin hepimize ait olduğunu da vurgulayan bakan, seçimlerde sadece kendi adayımızı destekliyor olmamız bizim taraflı olduğumuzu ve her işimizde de bu taraflılığı koruduğumuzu işaret eder, bu yanlışa düşmeyeceğiz, diye de ilave etti.

Önemli konularda açıklamalarda bulunan bakan gelen sorular üzerine de ayrıca cevaplar verdi. Bir gazetecinin, bazı söylentiler var kendi partinizin adayı seçilirse onunla daha iyi çalışacağınız ve diğer partilerden biri seçilirse işinin zor olacağı belirtiliyor, bu konuda ne diyeceksiniz, sorusuna bakan çok öfkelendi. Bir müddet öfkeden yüzü kıpkırmızı olan bakan yanındakilerden su isteyip terini sildikten sonra gazeteciye dönerek, elinde olmadan çok sinirlendiğini bu durumdan dolayı özür dilediğini söyledi. Daha sonra diğer basın elemanlarına hitaben, kızgınlığının basın elemanlarına değil bu söylentiyi çıkaranlara olduğunu ve bu ithamın kendisini çok yaraladığını anlattı. Bakan konuşmasının devamında, demokratik bir ülkede nasıl olur da bir bakan kendi partisinden olan ya da olmayan diye seçilmişleri ayırabilir, bu mümkün mü, diye sordu. Elbette mümkün değil, diye devam eden bakan devamında, böyle bir şeyin düşünülmesi bile bana hakarettir. Ben bu ilçenin insanlarından oy alarak seçildim ve bakan oldum. Seçilecek belediye başkanı da sizlerden oy alacak ve seçilecek. Benim partimden olmazsa ben onunla iyi çalışamam demek ne demek söyler misiniz? Bu hakikaten bana hakarettir. Elbette onunla da çalışacağız. Hem de hiçbir fark gözetmeksizin.

Konuşmasının arasında öfkesinin hala geçmediği belli olan bakan, bakınız bu söylentileri çıkaranlar çok ayıp ediyorlar. Çünkü ben buradan seçildim. Bir kez daha buradan oy isteyeceğim. Eğer sadece kendi partimin belediye başkan adayı ile çalışacaksam nasıl bu insanlardan tekrar oy isterim? İnsanlarımın tercihlerine nasıl böyle edepsizce müdahale ederim? Bu benim kişiliğime ve kimliğime asla yakışmaz. Üstelik ben kendi partimden olmayan bir belediye başkanı ile iyi geçinmesem ne değişir? Söyler misiniz bu ülkede kanunlar yok mu? Çalışkan insanlar kendi işlerini bir şekilde halledeceklerdir. Buradan bir bakan seçilmemiş de olabilirdim. Bu ilçenin bir bakanı da olmayabilirdi. O zaman oturup yalvaracak bir iktidar partisi vekili mi arayacaktık? Yapmayın Allah aşkına! Benim seçmenlerim çalışkan ve iş bilir insanlardır. Kendi güçlerinin farkındalar. Bir bakanları var, kendileri seçtiler. Kendi seçtikleri eliyle aşağılanmayı hak ediyorlar mı? Çok üzüldüm bu tür ithamlardan. Bakan basın açıklamasının sonunda parti yetkililerine bu tür söylentilerin bertaraf edilmesinin gerektiğini anlatacağını ve bu utancın bir an önce son bulması için gerekirse istifa bile edebileceğini sözlerine ekledi.

Yorum:

Basın toplantısın hemen ardından gazeteye koştum ve bu haberin acilen yayına verilmesi için hazırlıklara başladım. Sesli kaydı metne çevirip e-posta yoluyla diğer gazeteci arkadaşlarımın da faydalanması için onlara da gönderdim.

Sonra bir gariplik olduğunu fark ettim hala pijamamla oturuyordum ve evdeki masamın başındaydım. Gece yarısına kadar çalışmama kararımı bir kez daha tazeledim. Artık erken yatıp erken kalkacaktım. İnsan böyle geç saatlere kadar çalışınca kendinden geçiyor ve garip rüyalar görüyor.