04 Kasım 2009

BİRLİKTE RAHMET AYRILIKTA AZAP VARDIR


TTSO Başkanı Davut Efe İle Röportaj
“BİRLİKTE RAHMET AYRILIKTA AZAP VARDIR.”
Mustafa Uysal: Sayın başkanım yeniden seçildiniz ve artık ikinci döneminiz. Nasıl bir hedefle başladınız ikinci döneminiz için ve ne gibi gelişmeler oldu?
Davut Efe: Birinci dönemimizi biliyorsunuz, üniversitemiz ve OSB ile alakalı çalışmalarımız oldu. Üniversitemize 1000 öğrenci kapasiteli bir bina yapıp teslim ettik. 93-94’lerde kurulan OSB’mize de sahip çıktık. Bütün ihalelerini yaptırdık. Bilindiği gibi işte belli bir yere geldi. Gereken yapıldı. Altı yedi ay sonra burası bitmiş vaziyete gelecek zaten. Yatırımcılardan da müracaatlar var ama şimdilik imzaladığımız bir şey yok. Orta ölçekli yatırımcılardan da müracaatlar var. Bunları da değerlendireceğiz. Gıdacılar, tekstilciler vs. gibi ada ada yerleştirmeye çalışıyoruz. Şu an yeterli sayıda müracaat olmadığı için bu çalışmalar için zamana ihtiyacımız var tabi. Yani yavaş yavaş OSB bir yere geldi. Diğer yandan odamızla ilgili sosyal yönden yapılması gerekenleri yapıyoruz yine. Hizmet kalitemizi artırıp üyelerimize en iyi hizmeti veriyoruz. İSO belgemizi de aldık. Odamızı geçmiş dönemlere kıyasla bir yerlere getirmeye çalıştık. Yapmaya çalıştığımız en önemli şey aslında, geçen dönemle birlikte, sivil toplum örgütleriyle beraber hareket etmek oldu. Hatta bunun içine siyasi partiler de dâhildir. Tavşanlı için ne yapılabilir sorusunun cevaplarını aradık. Tavşanlı hepimizin. Platformlar oluşturduk. Oluşturma sebebimiz de şu: Bizim bilmediğimizi onlar biliyorlar, bizse bildiklerimizi paylaşalım. Ortaya çıkan netice hepimizin olsun. Bunu da başardık dört yıldır beraber hareket ediyoruz. Dahası gazete çıkarıyoruz, dergi çıkarıyoruz… Bunları da paylaşıyoruz. Oda olarak bencillik yapmıyoruz. Belediye ile kaymakamlıkla çalışmalarımız bellidir. Şu anda da MOBESE (Mobil elektronik sistem entegrasyonu./ Kent Bilgi ve Güvenlik Sistemi) ile uğraşıyoruz mesela.

20 Ekim 2009

KADIN VE CAMİ, DENEME BİR, İKİ


KADIN VE CAMİ, DENEME BİR, İKİ
Hatırlayacaksınız, “Sorularım var kim cevaplayacak?” diye sormuştum. Cevap almayı uzun süre bekledim. Birkaç cevap geldi. Sağ olsunlar. Özellikle kadınlar ve cami hususunda aldığım uyarılar vardı. Soruları değerlendirmeye oradan başlayalım istiyorum hem ilçemizde bu yönde bazı gelişmeler de oldu. Diyanet İşleri Başkanlığı ülke çapında kadınların Cuma namazlarına gelebilmeleri için camiler tayin edilmesini istedi. İlçemizde de Arifağa ve Yeşil Camii kadınların Cuma namazına gelebilmeleri için uygun yerler olarak belirlenmiş. Bu gelişmeye sevindim. Diyanet nihayet böyle bir gerekliliğe inanmış.
Aslında şöyle bir durum da var: Ne büyük lütuf! Erkek egemen Müslümanlar lütfetmiş de kendi hakları olan camileri kadınlara da açmışlar. Vay ne büyük bir lütuf. Ne kadar tuhaf olduğunu siz de fark etmiş olmalısınız. Neden tuhaf? Ee, cami erkeklere aittir. Erkekler hakkınızı savunun. Onlar camiye gelirlerse hatta çocuklardan sonra hemen erkeklerin arkasında hem de aynı mekânda saf tutarlarsa, hatta cami avlusunda erkeklerle karşılaşırlarsa ne olur hiç merak ettiniz mi? Kıyamet kopar, ahlaksızlık olur! Zina olur! Edepsizlik olur, terbiyesizlik çıkar, rezalet olur, skandal patlar?!
Öte taraftan cuma pazarında gezenler, cumartesi günü pazarda dolaşanlar, marketlerde, bayramlarda kalabalığın içinde sıkışanlar, konserlerde meydanda konserve kutusundaki gibi iç içe duranlar, bütün sosyal ortamlarda erkekler gibi kendine güvenleriyle aramızda bulunanlar bizim kadınlarımız değil. Onlar o günlere özel uzaydan iniyorlar!

15 Ekim 2009

Ne Yazsam



Ne Yazsam
Ne yazsam başımı belaya sokuyor. (Bala: İmtihan, deneme)
Ne yazsam birinin bam teline rast geliyor.
Ne yazsam arkasında bir bit yeniği var sanılıyor, hâlbuki ben, o kadar zeki biri değilim.
Ne yazsam satır satır taranıyor. (Ciddiyim.)
Ne yazsam biri, kendine yazılmış gibi kabul ediyor.
Ne yazsam, hele yazı yazmak canım çekmediği zamanlarda, batıcı şeyler yazmış oluyorum. Böyle olsun istemiyorum.
Ne yazsam yazmış olmak kesmiyor, dahası da olsun istiyorum, kenarlarına şerhler düşmek istiyorum ama şerh geleneği kalkalı asır oldu ve artık hiç kimse o kadar anlayışsız değil!
Ne yazsam beni bunaltıyor. Kışın ortasında yazdığım ancak şimdi terletiyor. Ne illet bir durum.
Ne yazsam dostum azalıyor. Amiri, memuru, bakkalı çakkalı, siyasisi siyasetsizi bozuluyor. Şu yazıda şeytan tüyü var.
Ne yazsam bir şeye benzemiyor aslında, bir tek okuyucum var ve o da okurken “Okuyor!”
Ne yazsam da yazsam, diye kıvrananlara özeniyorum!
Ne yazsam birilerini övemiyorum. İleri boyutlarına yalakalık denilse de illa birini öven yazılar yazmalıyım. Zaten yazı iki sebepten mi yazılır mıymış neymiş: Biri sövmek, biri övmek için! Vallahi yalan, benimki kurmacadan ibaret.
Ne yazsam içime sinmiyor. Ne mi yapıyorum, hemen gazeteye veriyorum. (Dışıma atıyorum yani! Ohoo, işimiz var, esprileri anlamıyorsunuz ki!)

07 Ekim 2009

YALAN!


YALAN!
Mesaj olarak K.Kerim ve Hadisler varken Efendimiz (S.A.V.) niçin tekrar böyle bir yola başvursun yahu? O zaman her uyuyana mesaj gelir ve bize bırakılan sımsıkı ip dağılır.
Bu mesajı iletenler affedilecekmiş, işe bak! Kur'an'ın mesajını ileten mü'minler var zaten. Bu mesaj da nereden çıktı?
Efendimizin niçin Allah katında yüzü kalmasın? Niçin? Ayette diyor ki, (NİSA    80.) "Kim Resûl'e itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur. Yüz çevirene gelince, seni onların başına bekçi göndermedik!"
Bana sorarsanız bu herif uyumasın bir daha, salakça rüyalar görüyor :)) (Onun ismini kullanarak yapılmıştır muhtemelen ya da böyle biri hiç yoktur.) Zaten hep uyuduğumuz için görüyoruz böyle rüyaları. Şu mesaj bana yine gelecek, çocuklarıma da gelecek eminim. Gönderdiğiniz için teşekkür ederim. Ben de bu mesajı çöp kutusuna gönderiyorum.
Bu kadar yermin eden birinden şüphe etmiyorsanız kimden şüphe edeceksiniz? Şu metni tahlil edin önce. Hiç Efendimizin sözlerine benziyor mu, onun hayattayken anlattıklarına benziyor mu? Efendimizin üslubuna benziyor mu? Bu kadar mı az tanıyoruz onu? Ölenlerin istatistiki bilgilerine bakın, komik olmayın!
Arkadaşlar spam mesajların nice hileli yolları var, bu da onlardan biri işte.

30 Eylül 2009

KATİL YOL KÖYLÜLERİ ÖLDÜRÜYOR. OLSUN, ZATEN ONLAR KÖYLÜ


KATİL YOL KÖYLÜLERİ ÖLDÜRÜYOR. OLSUN, ZATEN ONLAR KÖYLÜ
Önce size bir bilmecem var. Bakalım aşağıdaki tariflerden yola çıkarak bahsi geçecek olan şeyleri tahmin edebilecek misiniz?
20 cm. derinliğinde 2 metreye 1 metre genişliğinde.
Bazı yerlerde 30 cm. derinliğinde 1 metrekare genişliğinde.
İçine çocuk gömseniz sığar.
Yağmur suları ile dolduğunda pis bir kovboyu temizleyecek kadar su birikir; küvet misali.
Yüzme bilmeyen çocuklarınıza yüzme öğretebileceğiniz derinlikte olabiliyor yağmur yağdığında.
Ufak çaplı bir makam koltuğu sığacak kadar derin ve geniş. Koltuğunuzu oraya gömebilirsiniz. Siyasi mezarlık olacak kadar çok üstelik.

27 Eylül 2009

KİBRİTİ OLAN YOK MU?

KİBRİTİ OLAN YOK MU?


Tarih her şeyi açıklamıyor bazen.

Niçin sever Ahmet Ayşe’yi ve niçin Mehmet, Ahmet’le Ayşe’nin oğlu olarak dünyaya gönderilmiştir? Tam da o gün, niçin buzağılamıştır topçu yüzbaşının ineği? Niçin Eylül isimli çocukları görürüz de aklımıza gelmez eylülde harpsizlik.



Eylülde zihinleri damgalı insanlardık ve yine eylülde elleri damgalı insanlardık. Evi pranga, mahallesi pranga, yolu-izi pranga, memleketi baştanbaşa pranga… Sarı saç mavi göz… Kara kaş, kara göz… Hep mi aynı yerden geldik? Hep mi esiriz? Hep mi böyle kalacak?

21 Eylül 2009

Şehr-i Mülayim

 Şehr-i Mülayim

Bir gelinin bohçasında geldin,
Öyle narin, öyle ince, öyle saf.

Al yeşil donandı bu bahçeler,
Ne gecedir bu ne bitmez zifaf.

Bu çorak bahçeye bir gül oldun,
Bir güle bin bülbül etti tavaf.

Ne altında ne üstünde cennet,
Öyle ki yerin gülşen-i araf.

Desem ki sana "Sen şehr-i yarsın."
Bağdat’tan gelir cevap “El insaf!”

05 Eylül 2009

FESTİVAL KAPSAMINDA ETKİNLİK TEKLİFLERİ

 FESTİVAL KAPSAMINDA ETKİNLİK TEKLİFLERİ
Gelecek Dönem Yapılabilecek Projeler:
Tavşanlı Araştırmaları: Tavşanlı’nın her yönüyle araştırılması.
Tavşanlı’nın kimliği, yapısı, tarihi, coğrafyası, iş gücü, iş imkanları… Araştırma konuları belirlenir ya da serbest bırakılır ve belirli kalıplar içinde araştırma istenir. Araştırmacılara önceden ödüllü olduğu bildirilir ve ödüller açıklanır. Her yıl festival kapsamında uygun bir zeminde halka sunulur ve ödül töreni yapılır.
Faydaları: Belediyenin ya da siyasilerin ufkunu açacak araştırmalar ve çalışmalar ortaya çıkabilir. Tavşanlı’nın önünü açabilecek bilgiler ortaya çıkabilir.
Tavşanlı Belgeseli: Amatör veya Profesyonel belgesel çalışması.
Ödüller ve şartlar önceden ilan edilir, ilk zaman katılım az olsa bile ilerleyen zamanlarda insanların büyük ilgi göstereceğini düşünüyorum.
Faydaları: Tavşanlı’nın görüntü arşivi olur. İlerleyen zamanlarda daha başarılı çalışmalar ortaya çıkar ve genel medyada yer alabilir. Başka festivallere katılır yapımlar. Araştırmacılar için kolaylıklar olur.
Fotoğraf Yarışması: Tavşanlı fotoğrafları…
Yine yarışma önceden duyurulur ve geleneksel hale getirilirse katılım ve ilgi büyük olacaktır. Hatta bu yarışma bu yıl da yetişebilir. Yarışma dereceleri ve ödülleri açıklanır, katılım şartları açıklanır, sonuçlandırılır ve festival günlerinde göz önünde bir yerde sergilenir. Festival sonunda da ödüller verilir.
Faydaları: Tavşanlı’nın fotoğraf hafızası genişler. Teknik anlamda çok iyi fotoğraf arşivi olur. Genel anlamda Tavşanlı’nın birçok değeri de fotoğraflarda yer alır.
Bu yıl yapılabilecek olanlar.
Bisiklet gösterileri ve yarışı.
Festival açılışında ya da başka bir günde meydanda trafik durdurularak meydanın etrafında belirlenecek bir parkurda kategorilere ayrılmış bir bisiklet yarışı düzenlenebilir. Halkın çok ilgisini çekecektir. Katılım için duyurular yapılabilir. Gerekli önlemler alınır.
Satranç Turnuvası:
Profesyonel anlamda bir turnuva Satranç Federasyonundan diğer satranç ilgilerine kadar bir çok ilde ve ilçede ilgi çeker hale getirilebilir. Hatta ilerleyen yıllarda ünlü satranççılar getirilip dışarıdan da ilgi toplayabilir festival.
Film gösterimleri: Açık havada ya da kapalı alanda festival kapsamında anlamlı filmler halka sunulabilir. Halkın böylece daha dolu bir festival yaşaması sağlanabilir.
Leblebi yarışmaları:
Leblebi Toplama yarışı: (Bu yarışma şekli ilk akla gelen halidir, geliştirilmeye müsaittir.) Halka açık meydanda yapılabilir. Katılımcıların –daha çok çocuklar, iyi bir ödül olursa katılım artar- sadece iki parmakları kalacak şeklide parmakları koli bandı ile bağlanır. Ve yere serpilecek leblebilerden en çok kimin toplayacağına bakılır.
Bir tabak leblebi tozu içindeki nesneyi bulabilme yarışı.
Leblebi yeme yarışı: Yarışmacılara belirli miktarda leblebi verilir. Belirli süre içinde kim bitirir ya da en çok yerse yarışı kazanır. Bu tip yarışlar konserlerden önce olursa daha çok ilgi çeker ve iyi bir ödül yarışmaya katılımı artırır.
Leblebi havuzu:
Havuz, tepe noktasına 5 cm kalana kadar başka bir dolgu maddesi ile doldurulup üzerine komple leblebi serilir. Hoş bir görüntü elde edilebilir. Leblebiye dikkat çeker. Ya da doğrudan havuzdaki suyun üzeri leblebi ile kaplanır.
Bütün bu ilginç görüntüler doğru şekilde haber yapılırsa yaygın medyada festivalden sıkça söz ettirmek mümkündür. Bu iş için Ramazan Cin’den yardım alınabilir.                                      
    30.7.2007
Mustafa Uysal


03 Eylül 2009

Susmuyorum, Siz Duymak İstemiyorsunuz


Susmuyorum, Siz Duymak İstemiyorsunuz
Alternatif Radyo susuyor, şövalye, ne oldu sustunuz mirim, yalakalar konuşun türü terbiyesiz ve medeniyetten yoksun salvolardan usandım.
Elinize bir koz geçtiğini zannettiğiniz anda bile zulüm yapmaya ne kadar hazırsınız.
Beylik verilese neler olur merak etmiyorum artık.

İnsan her zaman konuşarak anlaşmaz. Susarak da bir şeyler anlatır anlayanlara.
Terbiye sınırlarını aşındırmadan konuşamayacaksanız, lütfen bana yazmayın. Eleştirinin hür ülkesinde, sağa sola kirli şeyler atarak gezecekseniz hiç girmeyin.
Alternatif Radyo susuyor diyorsunuz, bugüne kadar eleştirilen bütün konulara birinci ağızdan başkanı çağırarak cevap verdirmedik mi?

01 Eylül 2009

ÇİMNETO FABRİKASI RÖPÖRTAJI



ÇİMNETO FABRİKASI RÖPÖRTAJI
Çimento fabrikasının yetkilileri ile bir röportaj isteğim olmuştu. Bunu TTSO Kıvılcım dergisi için yapacaktım ve bir vesile ile kendilerine ilettim. Onlar da memnuniyetle karşıladılar. Sonrası gelmedi. Üzerinden bir mevsim geçti. bu soruların cevaplanmayacak bir tarafı var mı sizce?
Aşağıdaki sorular aslında tam olarak teslim ettiğim sorular değil. Kızdığım, önemsenmediğim için bazı ilaveler yaptım. Soru olmaktan çıkıp yorum haline geldiler. Sayın yetkililer adına sakın siyasiler cevaplamasın lütfen. Artık kusura bakmayın. (Nerede, kimde?)

-Al Quahir bize anlataır mısınız?
-Hammadeniz nedir ve nerelerden temin edeceksiniz?




-Yakıt olarak ne kullanacaksınız ve nerelerden temin edeceksiniz?
-Çimento ihrac eden bir ülkeyiz... 2001'den beri Avrupa'nın en büyük çimento ihracatçısı Türkiye... Büyük firmalar var onlarla nasıl rekabet edeceksiniz, ürün kaliteniz ne olacak? Bu ne anlama geliyor yani gelişmiş ülkeler çimento üretmiyorlar mı?

25 Ağustos 2009

Muhammed El Adil Röportajı

Muhammed El Adil Röportajı
Muhammed El Adil
Geçtiğimiz aylarda Tavşanlı büyük bir projenin ev sahipliğini yapmıştı Kütahya ile birlikte. Bu projenin taraflarından biri olan Tasca başkanı Sayın Muhammed Adil ile bu konu üzerine telefonla kısa bir konuşma yaptık. O konuşmayı sunuyorum size.
Mustafa Uysal: Muhammed El Adil kimdir, ne iş yapar lütfen biraz kendinizden bahseder misiniz?
Muhammed El Adil: İsmim Muhammed Adil Tunusluyum. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım, uluslar arası ilişkiler uzmanıyım. Tasca (Türk-Arap Bilim Kültür Sanat Derneği) başkanıyım. Türk-Arap ilişkileri ve Türk Afrika ilişkileri üzerine bilimsel araştırmalar yapıyorum. Bu konular üzerine danışmanlık yapıyorum. Türk dünyası ve Arap dünyası ile ilgili kurum ve kuruluşlara danışmanlık hizmetleri veriyorum.

21 Temmuz 2009

CEZAYİR’DE BİR LEBLEBİCİ

CEZAYİR’DE BİR LEBLEBİCİ
Tavşanlı Ticaret ve Sanayi Odası Salonu
Çukurköylü bir leblebi ustasının yabancı bir ülkede yaşadıkları…
Mustafa Uysal- Sizi tanıyabilir miyiz?
Hüseyin Kahraman- İsmim Hüseyin Kahraman. 1966 Tavşanlı Çukurköy doğumluyum. 20 yıldır leblebinin içindeyim. Baba mesleğimiz.
MU- Çukurköy’de kaç yıl leblebicilik yaptınız?
HK- Kendi imalatım olarak, 1982’den işte 2005’e kadar leblebicilik yaptım.
MU- Cezayir’e gitme sebebiniz nedir, burada leblebicilikte ne gibi sorunlar yaşadınız?
HK- İşlerim biraz bozuldu sonra leblebi üretimi için gereken şartlar

ağırlaştırılmıştı. Gayri sıhhi müessese şartları (GSM) ağırlaştırıldı. Bir yerde nasip oldu bu iş. Kendim istemedim Cezayir’e gitmeyi. Tamamıyla tesadüf oldu. Şimdi benden önce oraya iki tane Denizli'den usta gitmiş leblebi yapamamışlar. Orada beyaz nohut var kırmızı yok. Çorum'dan birine soruyorlar işte, Türkiye'nin iyi leblebi ustaları Tavşanlı'da olur siz Tavşanlı'dan usta götürün diyorlar. O da bana denk geldi.
MU- Cezayir'de ne tür bir firmada işe başladınız? Leblebi mi üretiyorlardı?
HK- Yeni kurulan bir firma, doğrudan leblebi üretmek üzere gittik oraya.

13 Temmuz 2009

SORULARIM VAR, KİM CEVAPLAYACAK?


SORULARIM VAR, KİM CEVAPLAYACAK?
Soru 1: Kadınlar niçin camiye gelmez?
Soru 2: Niçin imamlar toplum önünde ödüllendirilmez ve hep olumsuz haberlerle anılırlar?
Soru 3: Namazlarımızın sünnetlerini niçin camide kılarız?
Soru 4: Camide namaz harici bir şey yapmak yasak mıdır?
Soru 5: Neden namazlarımız askeri tören havasında kılınıyor?
Soru 6: Neden camide konuşmayız, şakalaşmayız, gülmeyiz, önemli meselelerimizi müzakere etmeyiz?
Soru 7: İmamlar neden ezan okumazlar ve neden vaaz vermezler? Bu yeteneklerini unuturlarsa ne olacak? Hutbeler neden yazılı emir gibidir?
Soru 8: İmamların hutbeleri günlük meselelerden irticalen yapmaları ayıp mıdır?