23 Kasım 2009

MEŞHUR KÜRECİ ELMASI



MEŞHUR KÜRECİ ELMASI VE ORGANİK ÜRÜNLER
Geçtiğimiz Cuma günü (20.11.2009) Emet'e bağlı Küreci Köyündeydik.
Gazetemizin sahibi Alibey Aydın ve yazar arkadaşlarımdan Halil Oral
Ağabeyle birlikte Küreci Köyünden olan Mehmet Aydoğan Beyin de
katılımıyla oraya gittik. Mehmet Aydoğan Bey daha öncesinde bize
Küreci Elmasından defaatla bahsetmiş ve artık Küreci Elmasının tekrar
eski günlerine dönmesi gerektiğini söylemişti. Biz de biraz araştırma
yapınca gördük ki Küreci Elması hakikaten bu yörede meşhur elma
çeşitlerinden biridir. Hatta Balıkesir'e kadar bu bölgede Küreci
Elması satılırmış. Köylüler elmalarını hayvanlarıyla, trenle ve o
dönemin çeşitli ulaşım araçlarıyla her yere götürüp satmışlar.
Çocukluğumdan hatırlıyorum iki elma bahçesi vardı dedemin ve o elma
ağaçlarından bazıları Küreci Elmasıydı. Onların tadı daha başkaydı.

16 Kasım 2009

ACİL SERVİS CAN ÇEKİŞİYOR!


ACİL SERVİS CAN ÇEKİŞİYOR!
Tavşanlı'da bulunan iki hastane birleştirildi. İyi oldu, kötü oldu...
Görüşler farklı farklı.
Bu konudaki görüşümü bildirmek için değil bu yazı.
Birleşme gerçekleşince hastane ismi de teke inmiş oldu. Yukarıdaki hastane A Blok eski hastane B Blok olarak adlandırıldı.
İlk yapılan işlerden biri de  A bloktaki acilin kapatılması oldu.
Neden kapatıldığına dair bir fikrim yok. Daha önce çalışıyordu.
Şimdi bu bilgiler ışığında alınan neticelere bakalım: Tek acil çok zahmet.

13 Kasım 2009

SORULAR ÖRGÜSÜ


SORULAR ÖRGÜSÜ
-Başkaları konuşurken dinlemeyi sever misin?
-Nasıl bir soru bu?
-Çok basit bir soru, yani başkaları konuşurken dinler misin, diyorum?
-Kendi konuşmalarımı dinlemek gibi bir adetim yok.
-Başkalarınınkini?
-Evet, dinlerim yoksa anlaşamayız, değil mi? Meselâ şimdi seni dinliyorum ve bunu sevsem de sevmesem de anlaşabilmek adına yapmalıyım.
-Bunu sormuyorum.
-Biri konuşmazken nasıl dinlerim o halde?
-Soruları benim sorduğumu zannediyordum.
-O, amerikan filmlerindeki repliklerden biri sanırım.
-Kelime oyunu yapma da cevap ver!
-Oyuncak olan kelimeler değil aslında kelimelerin muhatapları.
-Aşk olsun, ne demek istiyorsun şimdi?
-Önce sen söyleyeceksin.
-Neyi?
-Ohoo! Başa döndük.

DANDİNİ DANDİNİ DASTANA!


DANDİNİ DANDİNİ DASTANA!
Müzik olmasaydı, kültürel zımbırtı, anma pıtırtısı, kutlama şeyi, şenlik filanı falanı... Daha bilmem ne kadar faaliyet, ne olurdu acaba? Bilmem ne toplantısı yapılıyor hemen öncesinde müzik. Parti toplantıları bile artık müziksiz olmuyor. En kallavi kültür adamlarımız da anma toplantılarını artık müziksiz yapamaz oldular.

Ne kardeşim, faaliyet yapmayı mı beceremiyorsunuz yoksa halkınız mı müzikten başka bir şeye ilgi göstermiyor? Müzik adamlarının düşürüldüğü durum bir yana, bunca faaliyet de koftiden şeyler olmaktan ileri gidemiyor. Müzik, ne için icra edilir sonra, dinleyici açısından, müzik, ne için dinlenir? Müziğin de suyunu çıkarıp posasını ineklere mi atacaksınız? Yakında bu olacak, demek istiyordum gördüm ki, o da oldu ve inekler bile yemiyor artık.

12 Kasım 2009

KÜÇÜK BİR İÇ KONUŞMA


KÜÇÜK BİR İÇ KONUŞMA
İyi bir hikayeciyseniz, insanların yüzüne bakmaya ve anlattıklarını dinlemeye korkarsınız. Onların hikayelerinin sizin hikayenize girivermesinden ürperirsiniz. Oysa onlar, kendi yaşadıklarının ya da anlattıklarının pek kolayca hikayeye dönüşüverecek şeyler olduğuna inanırlar. Hikayelerin şimdiki zamanı umursamadığını düşünürüm. Hikayenin zamanı, ya geçmişi ya da geleceği ilgilendirir. Geniş zaman bile kötü dikilmiş bir elbise gibidir hikaye için.
Dostlarımın, tanıdıklarımın yüzüne bakarken hikayelerini satın alıyor değilim, ödünç de almıyorum. Artık onlar benim hikayem oluyorlar. Onları alıp mahzenimde biriktiriyorum. Ne zaman ki artık küflü kokularıyla kendilerini ortaya çıkarmaya başlıyorlar, işte o gün içimi titrete titrete kokularını burnuma çekiyorum.
Mahzenimde çürüyüp kaldıkları da oluyor bazılarının.
Güzele, güzel olduğu için; elmaya, tatlı olduğu için; çocuklara, hayat verdikleri için; paraya, gerekli olduğu için; toprağa, güvendiğim için bakıyorum... diğerleri gibi.

MASKELİ BALO


MASKELİ BALO
Dünyanın en güzel ve çirkin ülkelerinden birinde maskeli balo tertiplendi. Baloya katılanların listesi aşağıdadır:
Bay fare, bayan fare.
Bay sıçan deliği, bayan sıçan deliği.
Bay tilki, bayan tilki.
Bay lağım bakterisi, bayan lağım bakterisi.
Bay soluyan köpek, bayan soluyan köpek.
Bay çiğ domuz eti, bayan çiğ domuz eti.
Bay şeytan, bayan şeytan.
Bay sapık, bayan sapık.
Bay hırsız, bayan hırsız.
Bay taş, bayan taş.
Bay adi, bayan adi.
Bay kopuk, bayan kopuk.
Bay cani, bayan cani.

05 Kasım 2009

Mehmet Güleç Röportajı


Mehmet Güleç Röportajı
30 Temmuz 2007 Pazartesi Güleç Kimya tesisleri…
Mustafa Uysal- Mehmet bey öncelikle kendinizi tanıtır mısınız?
Mehmet Güleç- Ben 1937 Tavşanlı –öz ve yerlisi- doğumluyum. Tavşanlı’nın bir çocuğuyum. İlkokulu bitirdikten sonra okuyamayacağımı anladıktan sonra ticari hayata atıldım. Başarılı olabilmek için çocuk yaşta hayaller kurdum. Neler yapabilirm, neyi başarabilirim ve bugünkü uğraşı yaptığımız işte karar verdim.
MU- Güleç hayallerle başladı, dediniz. Nerden, nasıl başladı ve ileride böyle bir konuma geleceğini düşünüyor muydunuz?
MG- Askerliğimi yaptıktan sonra çocuklarımın istikbali için bir yatırım gerekiyordu. Bu yatırımla Tavşanlı’da olmayan bir şeyi başarmak istiyordum. Tavşanlı’da o zamanlar sadece kilit, sobacılık ve leblebi gibi şeyler vardı. Nakliyecilik daha yeni yeni başlıyordu 1960’lı yıllarda. Bunların her birinde kendimi denedim. Bu işler beni ruhen okşamadı. Öyleyse ne olması laızım, bu temizlik sektörü kafama takıldı ne olabilir arabaların saf suyu akü asidi o zamanlar böyle şeyler bilinmiyordu. Bir kimyager arkadaşım vardı. Bu termik santralinde çalışıyordu. Onunla beraber el ele vererek ilk atılım saf suyla oldu arkasından akü asidi oldu ve çamaşır suyu tuz ruhu bu tür şeyler 60’lı yıllarda hiç mi hiç bilinmiyordu bölgemizde. Bunların faydalarını araştırdık. İlerisi için aydınlık olacağına inandık. Nasıl bir şey yaparsak başarılı oluruz onları projelendirdik. Teker teker yatırıma girdik.

04 Kasım 2009

BİRLİKTE RAHMET AYRILIKTA AZAP VARDIR


TTSO Başkanı Davut Efe İle Röportaj
“BİRLİKTE RAHMET AYRILIKTA AZAP VARDIR.”
Mustafa Uysal: Sayın başkanım yeniden seçildiniz ve artık ikinci döneminiz. Nasıl bir hedefle başladınız ikinci döneminiz için ve ne gibi gelişmeler oldu?
Davut Efe: Birinci dönemimizi biliyorsunuz, üniversitemiz ve OSB ile alakalı çalışmalarımız oldu. Üniversitemize 1000 öğrenci kapasiteli bir bina yapıp teslim ettik. 93-94’lerde kurulan OSB’mize de sahip çıktık. Bütün ihalelerini yaptırdık. Bilindiği gibi işte belli bir yere geldi. Gereken yapıldı. Altı yedi ay sonra burası bitmiş vaziyete gelecek zaten. Yatırımcılardan da müracaatlar var ama şimdilik imzaladığımız bir şey yok. Orta ölçekli yatırımcılardan da müracaatlar var. Bunları da değerlendireceğiz. Gıdacılar, tekstilciler vs. gibi ada ada yerleştirmeye çalışıyoruz. Şu an yeterli sayıda müracaat olmadığı için bu çalışmalar için zamana ihtiyacımız var tabi. Yani yavaş yavaş OSB bir yere geldi. Diğer yandan odamızla ilgili sosyal yönden yapılması gerekenleri yapıyoruz yine. Hizmet kalitemizi artırıp üyelerimize en iyi hizmeti veriyoruz. İSO belgemizi de aldık. Odamızı geçmiş dönemlere kıyasla bir yerlere getirmeye çalıştık. Yapmaya çalıştığımız en önemli şey aslında, geçen dönemle birlikte, sivil toplum örgütleriyle beraber hareket etmek oldu. Hatta bunun içine siyasi partiler de dâhildir. Tavşanlı için ne yapılabilir sorusunun cevaplarını aradık. Tavşanlı hepimizin. Platformlar oluşturduk. Oluşturma sebebimiz de şu: Bizim bilmediğimizi onlar biliyorlar, bizse bildiklerimizi paylaşalım. Ortaya çıkan netice hepimizin olsun. Bunu da başardık dört yıldır beraber hareket ediyoruz. Dahası gazete çıkarıyoruz, dergi çıkarıyoruz… Bunları da paylaşıyoruz. Oda olarak bencillik yapmıyoruz. Belediye ile kaymakamlıkla çalışmalarımız bellidir. Şu anda da MOBESE (Mobil elektronik sistem entegrasyonu./ Kent Bilgi ve Güvenlik Sistemi) ile uğraşıyoruz mesela.

20 Ekim 2009

KADIN VE CAMİ, DENEME BİR, İKİ


KADIN VE CAMİ, DENEME BİR, İKİ
Hatırlayacaksınız, “Sorularım var kim cevaplayacak?” diye sormuştum. Cevap almayı uzun süre bekledim. Birkaç cevap geldi. Sağ olsunlar. Özellikle kadınlar ve cami hususunda aldığım uyarılar vardı. Soruları değerlendirmeye oradan başlayalım istiyorum hem ilçemizde bu yönde bazı gelişmeler de oldu. Diyanet İşleri Başkanlığı ülke çapında kadınların Cuma namazlarına gelebilmeleri için camiler tayin edilmesini istedi. İlçemizde de Arifağa ve Yeşil Camii kadınların Cuma namazına gelebilmeleri için uygun yerler olarak belirlenmiş. Bu gelişmeye sevindim. Diyanet nihayet böyle bir gerekliliğe inanmış.
Aslında şöyle bir durum da var: Ne büyük lütuf! Erkek egemen Müslümanlar lütfetmiş de kendi hakları olan camileri kadınlara da açmışlar. Vay ne büyük bir lütuf. Ne kadar tuhaf olduğunu siz de fark etmiş olmalısınız. Neden tuhaf? Ee, cami erkeklere aittir. Erkekler hakkınızı savunun. Onlar camiye gelirlerse hatta çocuklardan sonra hemen erkeklerin arkasında hem de aynı mekânda saf tutarlarsa, hatta cami avlusunda erkeklerle karşılaşırlarsa ne olur hiç merak ettiniz mi? Kıyamet kopar, ahlaksızlık olur! Zina olur! Edepsizlik olur, terbiyesizlik çıkar, rezalet olur, skandal patlar?!
Öte taraftan cuma pazarında gezenler, cumartesi günü pazarda dolaşanlar, marketlerde, bayramlarda kalabalığın içinde sıkışanlar, konserlerde meydanda konserve kutusundaki gibi iç içe duranlar, bütün sosyal ortamlarda erkekler gibi kendine güvenleriyle aramızda bulunanlar bizim kadınlarımız değil. Onlar o günlere özel uzaydan iniyorlar!

15 Ekim 2009

Ne Yazsam



Ne Yazsam
Ne yazsam başımı belaya sokuyor. (Bala: İmtihan, deneme)
Ne yazsam birinin bam teline rast geliyor.
Ne yazsam arkasında bir bit yeniği var sanılıyor, hâlbuki ben, o kadar zeki biri değilim.
Ne yazsam satır satır taranıyor. (Ciddiyim.)
Ne yazsam biri, kendine yazılmış gibi kabul ediyor.
Ne yazsam, hele yazı yazmak canım çekmediği zamanlarda, batıcı şeyler yazmış oluyorum. Böyle olsun istemiyorum.
Ne yazsam yazmış olmak kesmiyor, dahası da olsun istiyorum, kenarlarına şerhler düşmek istiyorum ama şerh geleneği kalkalı asır oldu ve artık hiç kimse o kadar anlayışsız değil!
Ne yazsam beni bunaltıyor. Kışın ortasında yazdığım ancak şimdi terletiyor. Ne illet bir durum.
Ne yazsam dostum azalıyor. Amiri, memuru, bakkalı çakkalı, siyasisi siyasetsizi bozuluyor. Şu yazıda şeytan tüyü var.
Ne yazsam bir şeye benzemiyor aslında, bir tek okuyucum var ve o da okurken “Okuyor!”
Ne yazsam da yazsam, diye kıvrananlara özeniyorum!
Ne yazsam birilerini övemiyorum. İleri boyutlarına yalakalık denilse de illa birini öven yazılar yazmalıyım. Zaten yazı iki sebepten mi yazılır mıymış neymiş: Biri sövmek, biri övmek için! Vallahi yalan, benimki kurmacadan ibaret.
Ne yazsam içime sinmiyor. Ne mi yapıyorum, hemen gazeteye veriyorum. (Dışıma atıyorum yani! Ohoo, işimiz var, esprileri anlamıyorsunuz ki!)

07 Ekim 2009

YALAN!


YALAN!
Mesaj olarak K.Kerim ve Hadisler varken Efendimiz (S.A.V.) niçin tekrar böyle bir yola başvursun yahu? O zaman her uyuyana mesaj gelir ve bize bırakılan sımsıkı ip dağılır.
Bu mesajı iletenler affedilecekmiş, işe bak! Kur'an'ın mesajını ileten mü'minler var zaten. Bu mesaj da nereden çıktı?
Efendimizin niçin Allah katında yüzü kalmasın? Niçin? Ayette diyor ki, (NİSA    80.) "Kim Resûl'e itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur. Yüz çevirene gelince, seni onların başına bekçi göndermedik!"
Bana sorarsanız bu herif uyumasın bir daha, salakça rüyalar görüyor :)) (Onun ismini kullanarak yapılmıştır muhtemelen ya da böyle biri hiç yoktur.) Zaten hep uyuduğumuz için görüyoruz böyle rüyaları. Şu mesaj bana yine gelecek, çocuklarıma da gelecek eminim. Gönderdiğiniz için teşekkür ederim. Ben de bu mesajı çöp kutusuna gönderiyorum.
Bu kadar yermin eden birinden şüphe etmiyorsanız kimden şüphe edeceksiniz? Şu metni tahlil edin önce. Hiç Efendimizin sözlerine benziyor mu, onun hayattayken anlattıklarına benziyor mu? Efendimizin üslubuna benziyor mu? Bu kadar mı az tanıyoruz onu? Ölenlerin istatistiki bilgilerine bakın, komik olmayın!
Arkadaşlar spam mesajların nice hileli yolları var, bu da onlardan biri işte.

30 Eylül 2009

KATİL YOL KÖYLÜLERİ ÖLDÜRÜYOR. OLSUN, ZATEN ONLAR KÖYLÜ


KATİL YOL KÖYLÜLERİ ÖLDÜRÜYOR. OLSUN, ZATEN ONLAR KÖYLÜ
Önce size bir bilmecem var. Bakalım aşağıdaki tariflerden yola çıkarak bahsi geçecek olan şeyleri tahmin edebilecek misiniz?
20 cm. derinliğinde 2 metreye 1 metre genişliğinde.
Bazı yerlerde 30 cm. derinliğinde 1 metrekare genişliğinde.
İçine çocuk gömseniz sığar.
Yağmur suları ile dolduğunda pis bir kovboyu temizleyecek kadar su birikir; küvet misali.
Yüzme bilmeyen çocuklarınıza yüzme öğretebileceğiniz derinlikte olabiliyor yağmur yağdığında.
Ufak çaplı bir makam koltuğu sığacak kadar derin ve geniş. Koltuğunuzu oraya gömebilirsiniz. Siyasi mezarlık olacak kadar çok üstelik.

27 Eylül 2009

KİBRİTİ OLAN YOK MU?

KİBRİTİ OLAN YOK MU?


Tarih her şeyi açıklamıyor bazen.

Niçin sever Ahmet Ayşe’yi ve niçin Mehmet, Ahmet’le Ayşe’nin oğlu olarak dünyaya gönderilmiştir? Tam da o gün, niçin buzağılamıştır topçu yüzbaşının ineği? Niçin Eylül isimli çocukları görürüz de aklımıza gelmez eylülde harpsizlik.



Eylülde zihinleri damgalı insanlardık ve yine eylülde elleri damgalı insanlardık. Evi pranga, mahallesi pranga, yolu-izi pranga, memleketi baştanbaşa pranga… Sarı saç mavi göz… Kara kaş, kara göz… Hep mi aynı yerden geldik? Hep mi esiriz? Hep mi böyle kalacak?