ÇİMENTO FABRİKASINA NE OLDU? BEN BİLİYORUM!
Çoktandır ses çıkmıyor, hayırdır öldü kaldı mı, diye merak ediyor insan.
Bir komşunuzdan, çok konuşan bir adamdan uzunca bile olmasa bir zaman ses çıkmazsa merak edersiniz. Ne oldu acaba? Acaba sorun nedir? Niçin eskisi gibi arz-ı endam etmiyor?
Neredeyse haftada bir açıklama yapma gereği duyulan, üzerine best seller olacak kadar çok edebiyat yapılan, bütün herkesin umut bağladığı, hayatımızın odak noktasına oturan, dilden dile dolaşan, Ankara gündeminden Tavşanlı gündemine koşup koşup gelen, her daim gözümüze sokulan şu mesele ne oldu da birden ortadan kayboldu?
Sahi ona ne oldu?
19 Temmuz 2010
15 Temmuz 2010
Huzur Otel, Arif Dirgin Röportajı
GELİŞİMİN VE DEĞİŞİMİN ADI: HUZUR OTEL
Mustafa Uysal: Sizi tanıyabilir miyiz?
Arif Dirgin: İsmim Arif Dirgin, Tavşanlı Güzelyurt Köyündenim, Huzur Otelin müdürüyüm.
M.U. : Mesleğinize nasıl başladınız?
A.D. : Turizm bölgelerinde birçok otelde görev aldım. Oralarda otelcilik üzerine çok fazla deneyim sahibi oldum. Birçok otelde düzenlemeler ve değişik çalışmalar yaptık. Yaptığımız çalışmalar epey beğeni kazanmıştı. Otelcilik benim içimde bir ukde olarak kalmıştı. Burada onu gerçekleştirmeye çalışıyorum. İlk hedeflerim arasında da Tavşanlı’nın yüz akı olmak var. Burada daha önce benim anladığım manada otel yoktu.
M.U. : Huzur Otelin geçmişi ile ilgili kısa bir bilgi verebilir misiniz?
A.D. : Otelimiz 21 yıllık bir geçmişe sahip. O günden beri de hiçbir çalışma, tadilat, yenileme yapılmamış burada. Normal bir şehir oteli olarak, vasat şekilde çalışmasına devam etmiş. Kalan kalsın kalmayan kalmasın gibi yani. Kurulduğu günkü haliyle kalmış.
M.U. : Peki bu yenileme çalışmaları sizinle birlikte mi başladı?
30 Haziran 2010
TEMTAŞ YAHUT KAZAN DOĞURDU!
TEMTAŞ YAHUT KAZAN DOĞURDU!
Temtaş…
Tavşanlılı 5000 ortağın şirketi.
Şehrin şirketi.
Geleceğimizin teminatı.
Üzerinde çok konuşulan 5000 insanın laf kalabalığı yaptığı sermaye.
Ne bu sizce şimdi? Koca şehir toplanmış şirket kurmuş. Yok canım, adam üç kuruş koymuş onun hesabı var ortada. Adam gibi bir şirket ortaya koyamadık o bir. Bunun sebepleri malum bu iki. Sonra ortaya koyduğumuz bu ufak duyarlık için olmadık teraneler, bu üç.
Temtaş diye kurduğumuz ve umutlar beslediğimiz, uğruna şölenler düzenlediğimiz gelin kısır çıktı. Bir santrale hamile sandık sonu belli değil. Bari başka çocuğumuz olsun istedik bünye kabul etmedi. Bir evlatlık edindik (Kül işi ortaklığı) işe bakın o da kar dağıttı. Sonra, çıfıt bir ortak bulduk, umudumuz var. Olmadı para isteriz. İşte büyük umudumuz santral için iş şu devrede, bu evrenin sonunda, bunun da ortasında.
Ne zaman oldu bunlar? Hepsinden yarım yamalak haberimiz var. Rahmetli buraya gelmiş ve bizimkilerle birlikte kollarını kaldırmıştı.
Temtaş…
Tavşanlılı 5000 ortağın şirketi.
Şehrin şirketi.
Geleceğimizin teminatı.
Üzerinde çok konuşulan 5000 insanın laf kalabalığı yaptığı sermaye.
Ne bu sizce şimdi? Koca şehir toplanmış şirket kurmuş. Yok canım, adam üç kuruş koymuş onun hesabı var ortada. Adam gibi bir şirket ortaya koyamadık o bir. Bunun sebepleri malum bu iki. Sonra ortaya koyduğumuz bu ufak duyarlık için olmadık teraneler, bu üç.
Temtaş diye kurduğumuz ve umutlar beslediğimiz, uğruna şölenler düzenlediğimiz gelin kısır çıktı. Bir santrale hamile sandık sonu belli değil. Bari başka çocuğumuz olsun istedik bünye kabul etmedi. Bir evlatlık edindik (Kül işi ortaklığı) işe bakın o da kar dağıttı. Sonra, çıfıt bir ortak bulduk, umudumuz var. Olmadı para isteriz. İşte büyük umudumuz santral için iş şu devrede, bu evrenin sonunda, bunun da ortasında.
Ne zaman oldu bunlar? Hepsinden yarım yamalak haberimiz var. Rahmetli buraya gelmiş ve bizimkilerle birlikte kollarını kaldırmıştı.
21 Haziran 2010
ÇOK ORTAKLI ŞİRKETLER VE BAŞARISIZLIK
ÇOK ORTAKLI ŞİRKETLER VE BAŞARISIZLIK
4 Haziran 2010
Tavşanlı’da bugüne kadar birçok çok ortaklı şirket kuruldu ve çoğunluğu başarısızlıkla sonuçlandı. Halen sürenler var, bunların da durumları çok net değil başarı açısından bakıldığında. İlçemiz insanları birlikte iş yapmayı iyiliğe ortak olmayı seviyor. Dolayısıyla bu tür girişimlerde hep yer alıyorlar ve sanırım bundan sonra da yer almaya devam edecekler. Bu tür çok ortaklı şirketler ilçemizde bir türlü başarıya ulaşamadı. Sonunda gördük ki hep yıkım ve güvensizlik ortamı doğurdu. Herkes birbirini suçladı. Ortalık toz duman oldu ve zaten bu tür bir bunalımın ortasında kimse gerçek suçlunun kim yahut ne olduğunu sorgulayamadı. Kişisel suçlamalar olarak kaldı hepsi. Aslında acaba neler oldu? Yanlış olan neydi yahut hatalı olan kimdi? Bunları konuşurken kişilere takılmadan, suçlayıcı, yargılayıcı davranmadan sadece anlamaya çalışarak kişi ve kurum isimleri vermekten kaçındık. Maksadımız birilerini incitmek, sorgulamak değil vakaları sorgulamak, anlamaya çalışmak ve nihayetinde günümüze ışık tutacak sonuçlar elde etmek. Bu ilkeler ışığında, aynı zamanda çok ortaklı bir şirketin yöneticiliğini de yapan Mustafa Göktekin ile konuştuk. Umarım ileride atılacak adımlarda da aynı hatalara düşülmez ve ortaklığın, beraber iş yapmanın bereketine kavuşuruz. Röportaj için Tıklayınız.
4 Haziran 2010
Tavşanlı’da bugüne kadar birçok çok ortaklı şirket kuruldu ve çoğunluğu başarısızlıkla sonuçlandı. Halen sürenler var, bunların da durumları çok net değil başarı açısından bakıldığında. İlçemiz insanları birlikte iş yapmayı iyiliğe ortak olmayı seviyor. Dolayısıyla bu tür girişimlerde hep yer alıyorlar ve sanırım bundan sonra da yer almaya devam edecekler. Bu tür çok ortaklı şirketler ilçemizde bir türlü başarıya ulaşamadı. Sonunda gördük ki hep yıkım ve güvensizlik ortamı doğurdu. Herkes birbirini suçladı. Ortalık toz duman oldu ve zaten bu tür bir bunalımın ortasında kimse gerçek suçlunun kim yahut ne olduğunu sorgulayamadı. Kişisel suçlamalar olarak kaldı hepsi. Aslında acaba neler oldu? Yanlış olan neydi yahut hatalı olan kimdi? Bunları konuşurken kişilere takılmadan, suçlayıcı, yargılayıcı davranmadan sadece anlamaya çalışarak kişi ve kurum isimleri vermekten kaçındık. Maksadımız birilerini incitmek, sorgulamak değil vakaları sorgulamak, anlamaya çalışmak ve nihayetinde günümüze ışık tutacak sonuçlar elde etmek. Bu ilkeler ışığında, aynı zamanda çok ortaklı bir şirketin yöneticiliğini de yapan Mustafa Göktekin ile konuştuk. Umarım ileride atılacak adımlarda da aynı hatalara düşülmez ve ortaklığın, beraber iş yapmanın bereketine kavuşuruz. Röportaj için Tıklayınız.08 Haziran 2010
GÜNDEME DAİR ÜÇ MESELE
GÜNDEME DAİR ÜÇ MESELE
Son katıldığım toplantıda da aynı şey oldu…
Saat 17.00’de toplantı olduğu yazıyordu. Yetişebilmek için ikindi namazını kılmadan ve üstelik hızla gittim. Oraya vardığımda terlemiştim ve vaktinde yetişmiştim. Son dakikada yetiştim.
Peki, ne gördüm?
Elbette başlamamıştı. Böyle olacağını adım gibi biliyordum. Yine de geç kalan ben olmamak için gittim. Yazılı olana hep güvenmişimdir. Davetiyede öyle yazıyordu. Sanırım benden ve salonda olan yirmi kadar insandan başkasına yanlış davetiye gitti! Zira insanlar 17.30’dan sonra gelmeye başladılar. Ön koltuklara oturacak adamlar da geç geldiler. Ön koltuklar dolmayınca, biliyorsunuz toplantılar, törenler başlamaz. Sanki toplantının sahipleri onlarmış gibi davranırlar. Neden? Çünkü toplantı tertipleyenler onlara bu havayı vermişlerdir. Siz olmazsanız olmaz. Bu ne güzel bir değerdir. Sahiden öyledir. Her toplantıya katılan ön koltuk sahipleri de hepsine yetişmeye çalışır ama beceremez.
Son katıldığım toplantıda da aynı şey oldu…
Saat 17.00’de toplantı olduğu yazıyordu. Yetişebilmek için ikindi namazını kılmadan ve üstelik hızla gittim. Oraya vardığımda terlemiştim ve vaktinde yetişmiştim. Son dakikada yetiştim.
Peki, ne gördüm?
Elbette başlamamıştı. Böyle olacağını adım gibi biliyordum. Yine de geç kalan ben olmamak için gittim. Yazılı olana hep güvenmişimdir. Davetiyede öyle yazıyordu. Sanırım benden ve salonda olan yirmi kadar insandan başkasına yanlış davetiye gitti! Zira insanlar 17.30’dan sonra gelmeye başladılar. Ön koltuklara oturacak adamlar da geç geldiler. Ön koltuklar dolmayınca, biliyorsunuz toplantılar, törenler başlamaz. Sanki toplantının sahipleri onlarmış gibi davranırlar. Neden? Çünkü toplantı tertipleyenler onlara bu havayı vermişlerdir. Siz olmazsanız olmaz. Bu ne güzel bir değerdir. Sahiden öyledir. Her toplantıya katılan ön koltuk sahipleri de hepsine yetişmeye çalışır ama beceremez.
02 Haziran 2010
YAŞASIN FUTBOL, YAŞASIN KALABALIKLAR!
YAŞASIN FUTBOL, YAŞASIN KALABALIKLAR!
Kuzum neler oluyor Allah aşkına?
Tamam, şampiyon olduk da sevincimizi ve kutlamamızı iki gün erteleyemez miydik? Acele edenleri anlayabilmiş değilim. O gün akşam vakti meydana baktım ve kocaman bir “Yuh!” çektim. Ülkemizde 6 askerimiz şehit edilmiş, gemilerimiz israil (Bilerek küçük yazılmıştır.) tarafından vurulmuş 16 şehit vermişiz ama meydanda kutlama var. Gündüz gözüyle hem de, havai fişekler atılıyor. Yok artık, kim yapıyor bunları, diye soran birçok insana ne söyleyeceksiniz merak ediyorum. Açıklamalardan bazılarını dinledim, şehitlerimiz var, Gazze gemileri vuruldu ve özellikle ilçemizden değerli bir insan esirler arasında haber alınamıyor bu acılar varken kutlama yapacağız siz taşkınlık yapmayın sevinin ama gürültü yapmayın. Oldu mu sizce? Babanız ölse düğüne devam eder misiniz? Anneniz ölse bayrama gider misiniz?
Kuzum neler oluyor Allah aşkına?
Tamam, şampiyon olduk da sevincimizi ve kutlamamızı iki gün erteleyemez miydik? Acele edenleri anlayabilmiş değilim. O gün akşam vakti meydana baktım ve kocaman bir “Yuh!” çektim. Ülkemizde 6 askerimiz şehit edilmiş, gemilerimiz israil (Bilerek küçük yazılmıştır.) tarafından vurulmuş 16 şehit vermişiz ama meydanda kutlama var. Gündüz gözüyle hem de, havai fişekler atılıyor. Yok artık, kim yapıyor bunları, diye soran birçok insana ne söyleyeceksiniz merak ediyorum. Açıklamalardan bazılarını dinledim, şehitlerimiz var, Gazze gemileri vuruldu ve özellikle ilçemizden değerli bir insan esirler arasında haber alınamıyor bu acılar varken kutlama yapacağız siz taşkınlık yapmayın sevinin ama gürültü yapmayın. Oldu mu sizce? Babanız ölse düğüne devam eder misiniz? Anneniz ölse bayrama gider misiniz?
19 Mayıs 2010
AKIL TUTULMASI VE FUTBOL
AKIL TUTULMASI VE FUTBOL
Hiç sözü dolandırmadan söyleyeceğim…
Sevinecek başka adam gibi hiçbir şeyimiz yok ve sanırım ufukta böyle bir sevinç kaynağı da görünmüyor o yüzden en basit şeyleri bile abartarak kutluyoruz.
Her tarafı süslemek, en abartı şeyleri söylemek, lüzumsuz tonlarca para harcamak bunun kanıtı işte daha ne olsun. Mesele başkalarının başarılarını paylaşmak ve sahiplenmek olunca çok da başarılıyız. Kendi başarısızlıklarımızı ve kendi ataletimizi örtmenin başka bir yolu sanırım başkalarının sevincini sahiplenmek. 11 adam sahada başarılı olunca biz de başarılı sayılıyoruz. Hani Almanya yenilince biz de yenik sayıldık ya… Dalga geçiyorum elbette. Ne bekliyordunuz ki?
Bu ne abartıdır Allah aşkına?
O astığınız flamaların tanesi 100 TL.
Kaç tane saydınız mı?
Kim için bunlar, ne için?
Hiç sözü dolandırmadan söyleyeceğim…
Sevinecek başka adam gibi hiçbir şeyimiz yok ve sanırım ufukta böyle bir sevinç kaynağı da görünmüyor o yüzden en basit şeyleri bile abartarak kutluyoruz.
Her tarafı süslemek, en abartı şeyleri söylemek, lüzumsuz tonlarca para harcamak bunun kanıtı işte daha ne olsun. Mesele başkalarının başarılarını paylaşmak ve sahiplenmek olunca çok da başarılıyız. Kendi başarısızlıklarımızı ve kendi ataletimizi örtmenin başka bir yolu sanırım başkalarının sevincini sahiplenmek. 11 adam sahada başarılı olunca biz de başarılı sayılıyoruz. Hani Almanya yenilince biz de yenik sayıldık ya… Dalga geçiyorum elbette. Ne bekliyordunuz ki?
Bu ne abartıdır Allah aşkına?
O astığınız flamaların tanesi 100 TL.
Kaç tane saydınız mı?
Kim için bunlar, ne için?
22 Şubat 2010
AHMET ULUÇAY’A DAİR KIRIK DÖKÜK BİRKAÇ SATIR
AHMET ULUÇAY’A DAİR KIRIK DÖKÜK BİRKAÇ SATIR
(Ahmet Uluçay’a kapı aralığından bakmak.)
Bir dostun ardından…
Onun ünlü biri olması da ayrı bir zorluk. Herkes tanıyor onu! Yazmak zor. Hele ona haksızlık etmeden yazmak daha da zor. Ya ölümünün ardından yazmak?
Onun sanatını mı anlatmalıyım şimdi yoksa onunla ilgili anılarımı mı ya da hayatından bazı kesitleri mi? Onun hastalığından mı bahsetmeliyim, çektiği sıkıntılardan mı, imkânsızlığından mı, deliliğinden mi, hayallerinden, ümitlerinden, rüyalarından, annesinden, babasından, çocuklarından… Bilmiyorum ama hiç birini anlatmak bana düşmez. Onunla konuşur gibi yazmalı belki riyakâr cümlelerle. Belki trajediye dönüştürmeli, melankoli katmalı bu yazıya. Daha çekici olurdu o zaman, öyle ya!
Her şeyi bir kenara bırakıp mantıklı olmam gerekiyor. İnsanlar bir tek garantiyle doğuyorlar o da ölüm. Onunla son bir kez ölümle ilgili konuşmak isterdim ama hastalığının getirdiği hassasiyet buna müsaade etmedi. Bütün dostlarımla ölümü konuşurum. Kendi ölümümüzü. Onunla başkalarının ölümünü konuştuk.
(Ahmet Uluçay’a kapı aralığından bakmak.)
Bir dostun ardından…
Onun ünlü biri olması da ayrı bir zorluk. Herkes tanıyor onu! Yazmak zor. Hele ona haksızlık etmeden yazmak daha da zor. Ya ölümünün ardından yazmak?
Onun sanatını mı anlatmalıyım şimdi yoksa onunla ilgili anılarımı mı ya da hayatından bazı kesitleri mi? Onun hastalığından mı bahsetmeliyim, çektiği sıkıntılardan mı, imkânsızlığından mı, deliliğinden mi, hayallerinden, ümitlerinden, rüyalarından, annesinden, babasından, çocuklarından… Bilmiyorum ama hiç birini anlatmak bana düşmez. Onunla konuşur gibi yazmalı belki riyakâr cümlelerle. Belki trajediye dönüştürmeli, melankoli katmalı bu yazıya. Daha çekici olurdu o zaman, öyle ya!
Her şeyi bir kenara bırakıp mantıklı olmam gerekiyor. İnsanlar bir tek garantiyle doğuyorlar o da ölüm. Onunla son bir kez ölümle ilgili konuşmak isterdim ama hastalığının getirdiği hassasiyet buna müsaade etmedi. Bütün dostlarımla ölümü konuşurum. Kendi ölümümüzü. Onunla başkalarının ölümünü konuştuk.
19 Şubat 2010
Edebya Nedir?
EDEBYA Nedir?
100211
100211
Edebin, edebiyatın başlangıcı olduğunu söyler eskiler ve bu ilke benim de takip ettiğim yoldur. "Edeb yahu!" derler yine eskiler karşılaştıkları edepsizlik karşısında. "Edeb yahu!" göndermesi var evet, ama hayır tam olarak o da değil. Bu gönderme elde dursun, hemen şunu ilave edeyim: Sefer Göltekin ile 2000’li yılların başında çıkardığımız bir dergiye isim ararken "Edebiyatın ülkesi" olsun bu dergi, diye düşünmüştüm bu ismi. Sonra karar verdik ve öyle oldu.
Eskiden beri yazıyorum.
Eski ne mi? Bilmiyorum, bilmek de istemiyorum, eskiden beri yazıyorum işte. İlk insandan beri yazıyorum. İlk insanla aynı düzlemde düşünüyorum anlamında.
Eski ne mi? Bilmiyorum, bilmek de istemiyorum, eskiden beri yazıyorum işte. İlk insandan beri yazıyorum. İlk insanla aynı düzlemde düşünüyorum anlamında.
Okuma yazma öğrendiğimde ilk yaptığım şey, düşündüğüm ama söylerken ifade edemediğim şeyleri yazının marifetiyle yeryüzüne indirmek oldu. (İlham Aliyev ile tanışmam daha sonradır!)
Dediğim gibi eskiden beri yazıyorum ama yazdıklarımı herkesle paylaşmaya başlayalı çok olmadı. 1994 yılında falan sağda solda yazmaya başladım. (Kamu kurumları rahat olsun komşumuzun bahçe duvarına yazdım hepsini.) Sonra gazeteler falan işte. Dergiler, dergiler, dergiler. Ah o dergiler.
Yeni yetme bir genç gelse, "Gazetenizde yazmak istiyorum." dese ve yaşadığı şehirle ilgili boyunu aşan laflar etse, garip gelir değil mi? Evet, bana da öyle geldi. Nitekim, sağ olsunlar Tavşanlı’nın Sesi'ne garip gelmemiş olacak yahut bana katlanmış olacaklar ki 2000 yılından beri yazıyorum orada. Orada yazdıklarım benim devamlılığım açısından çok etkili oldu. Devamlılık esastır yazarken. Yine nitekim gazetede yazdığım kısa öykülerden oluşan iki kitabım çıktı. Dahası, yayına hazır şeyler de oluştu işte. Şimdilik kendim okuyorum arada bir.
"Edebya" şimdi burada ve var.
Blog olarak yayına başladı. Madem dedim, dergi çıkarıp iflas ediyoruz teknolojinin imkanlarını kullanalım, değil mi? Kullandım. İşte burası kağıtsız bir dergidir, her dem matbaa makinesinin sesleri yükselir kodlarının arasından.
Gazetede yazdıklarımı, yorumlarımı, eleştirilerimi yayınlıyorum burada. Gazeteden farklı olarak burada video, ses ve renkli fotoğraf, grafik yayınlama gibi imkanlar da var. Bunları da kullanıyorum. Ticaret Odasının Kıvılcım dergisi için yaptığım röportajları da yayınlıyorum örneğin. Bazılarını sesli olarak yayınlıyorum ki okumayı sevmeyenler de buradan faydalansın.
Sadece yaşadığım yerin dertleri tasaları değil bütün bir insanlığın tasaları olarak bakıyorum burada paylaştıklarıma. Bir insanın sözlerini hapsettiğimde röportaj olarak geleceğe dair bir hafıza hücresini daha var ettiğimi hayal ediyorum.
Blog olarak yayına başladı. Madem dedim, dergi çıkarıp iflas ediyoruz teknolojinin imkanlarını kullanalım, değil mi? Kullandım. İşte burası kağıtsız bir dergidir, her dem matbaa makinesinin sesleri yükselir kodlarının arasından.
Gazetede yazdıklarımı, yorumlarımı, eleştirilerimi yayınlıyorum burada. Gazeteden farklı olarak burada video, ses ve renkli fotoğraf, grafik yayınlama gibi imkanlar da var. Bunları da kullanıyorum. Ticaret Odasının Kıvılcım dergisi için yaptığım röportajları da yayınlıyorum örneğin. Bazılarını sesli olarak yayınlıyorum ki okumayı sevmeyenler de buradan faydalansın.
Sadece yaşadığım yerin dertleri tasaları değil bütün bir insanlığın tasaları olarak bakıyorum burada paylaştıklarıma. Bir insanın sözlerini hapsettiğimde röportaj olarak geleceğe dair bir hafıza hücresini daha var ettiğimi hayal ediyorum.
Edebya bir blog evet. Kişisel bir blog olduğunu düşünüyor olabilirsiniz ama değil. Burada alıntılar da var şimdilik az olmakla beraber. Birkaç zaman sonra burada değerli arkadaşlarımın da yazabilmelerini sağlamak istiyorum. Hatta delice bir hayal, dergiyi tekrar kağıtla buluşturmak istiyorum. İnşallah olur.
Bir mektup sıcaklığına ulaşana kadar yazmaya devam etmek istiyorum. Yazdıklarımdan sorumlu olduğumu bilerek yazmaya devam etmek istiyorum. İlahi hafızaya kaydedildiğini bilerek yazmaya devam etmek istiyorum. Çok aptalca gelecek size belki ama Orhan Veli nasıl yırtılan denizi dikiyorsa iş olarak, ben de yazdıklarımla hatırlatmak istiyorum önce kendime. Neyi mi? Nereden geldiğimi ve nereye gideceğimi ve bu ikisi arasında nerede nasıl durmam gerektiğini.
Yazdıklarım yazacaklarımın teminatı olamaz. İnsanoğlunun ne yapacağı belli olmaz zira. Dün bildiğim şeyin üzerine bugün daha fazla şeyler ilave etmiş olabilirim. Dün dağın eteklerindeyken bugün bir tepeyi aşıyor olabilirim ve hatta bir dereye de düşmüş olabilirim. İnsan ihtimaller örgüsüdür kendi bakış açısıyla. Bir tek garantimiz vardır doğarken, öleceğimiz gerçeği.
Bir şeyler yapmak lazım. Örneğin dua edebilirim. Tafsilatlı bir duadır belki edebya.
23 Ocak 2010
NEREDESİN UYKU?
NEREDESİN UYKU?
Düşünmek istemiyorum. Kafamda bir boşluk var ve bu boşluğu doldurabilecek bir “şey” aramıyorum. Merak etme duyularımı bile kaybettiğim bir an, içinde bulunduğum an. Merak etmekten bahsedebildiğimi görüyorum. Bu iyiye mi işaret yoksa başka bir duruma mı? Uykumun olduğunu zannediyorum. Zannetmek bile bir umut.
Hafif, çok hafif bir ağrı kafamın bir yanında. Hangi taraf olduğunu kestirmeye çalışıyorum. Ağırlık da diyebilirim. Göz kapaklarım ağırlaşıyor. Uykum var, belki uykum var. Yatınca uyuyamayacağımı iyi biliyorum. Yok, uyku hali değil bu. Boş boş bakmak, diye bir durumdan bahsedilir bazen. Acıklı bir anı anlatmak için de kullanılır bu, aşağılayıcı bir hali de. Acınacak halde miyim? Etrafımda halimi çözebilecek, yok, yahut halimin ne hal olduğunu merak edecek biri yok sanırım. Kendim bile düşünmek istemediğimi söylerken saçmaladığımın farkına kim varacak?
Düşünmek istemiyorum. Kafamda bir boşluk var ve bu boşluğu doldurabilecek bir “şey” aramıyorum. Merak etme duyularımı bile kaybettiğim bir an, içinde bulunduğum an. Merak etmekten bahsedebildiğimi görüyorum. Bu iyiye mi işaret yoksa başka bir duruma mı? Uykumun olduğunu zannediyorum. Zannetmek bile bir umut.
Hafif, çok hafif bir ağrı kafamın bir yanında. Hangi taraf olduğunu kestirmeye çalışıyorum. Ağırlık da diyebilirim. Göz kapaklarım ağırlaşıyor. Uykum var, belki uykum var. Yatınca uyuyamayacağımı iyi biliyorum. Yok, uyku hali değil bu. Boş boş bakmak, diye bir durumdan bahsedilir bazen. Acıklı bir anı anlatmak için de kullanılır bu, aşağılayıcı bir hali de. Acınacak halde miyim? Etrafımda halimi çözebilecek, yok, yahut halimin ne hal olduğunu merak edecek biri yok sanırım. Kendim bile düşünmek istemediğimi söylerken saçmaladığımın farkına kim varacak?
12 Ocak 2010
SOKAK KOROSU (Değirmencinin Kızı)
SOKAK KOROSU (Değirmencinin Kızı)
Gürültü...
Yürüyebilmek için cebimde para olmaması lazım geldiğini düşünürdüm. Etrafımda bunca insan varken mutlu olabileceğimi de düşünürdüm. Yüzlerce aracın zihnimin yansımasına kurban gitmeleri de hoş. Buradan bakınca tepeler ne güzel görünüyor. Tepelerden bakılınca “Burayı” görüp görmediğimi bilemem. Bu şehri tam olarak bilmiyorum. Herkes gibiyim kaldırımlar üstünde. Herkes ben gibi değil tabi. Bunu onlar biliyorlar. Dahası hiç kimse hiç kimse gibi değil. Bu kaldırım üstündeyken, yürüyorken ya da bir şeyleri bekliyorken aynıyız aslında. Çınarın üstünden bakan bir kuş nasıl görüyor beni? Beni mi görüyor yoksa bizi mi? Biz bir gürültüden ibaretiz.
Caddeden yüzlerce araba akıyor, seyyar satıcılar bağırıyor, martılar çığlık çığlığa, deniz kımıldanıyor, rüzgar olmadık şeylere sürtünerek geçiyor, topuklarımız takırdıyor, kornalar yolu takip ederek dağılıyor, pantolonlar etekler hışırdıyor, telefonlar çalıyor, ezan okunuyor, insanlar aralarında konuşuyorlar, yerde bir poşet... Sağır olmaya imkan yok bu şehirde.
Akşam iner
İner perdeler
Akşamüstü ölme sakın!
Öldüğün görmezler.
Ali Semerci
Gürültü...Yürüyebilmek için cebimde para olmaması lazım geldiğini düşünürdüm. Etrafımda bunca insan varken mutlu olabileceğimi de düşünürdüm. Yüzlerce aracın zihnimin yansımasına kurban gitmeleri de hoş. Buradan bakınca tepeler ne güzel görünüyor. Tepelerden bakılınca “Burayı” görüp görmediğimi bilemem. Bu şehri tam olarak bilmiyorum. Herkes gibiyim kaldırımlar üstünde. Herkes ben gibi değil tabi. Bunu onlar biliyorlar. Dahası hiç kimse hiç kimse gibi değil. Bu kaldırım üstündeyken, yürüyorken ya da bir şeyleri bekliyorken aynıyız aslında. Çınarın üstünden bakan bir kuş nasıl görüyor beni? Beni mi görüyor yoksa bizi mi? Biz bir gürültüden ibaretiz.
Caddeden yüzlerce araba akıyor, seyyar satıcılar bağırıyor, martılar çığlık çığlığa, deniz kımıldanıyor, rüzgar olmadık şeylere sürtünerek geçiyor, topuklarımız takırdıyor, kornalar yolu takip ederek dağılıyor, pantolonlar etekler hışırdıyor, telefonlar çalıyor, ezan okunuyor, insanlar aralarında konuşuyorlar, yerde bir poşet... Sağır olmaya imkan yok bu şehirde.
11 Ocak 2010
YAZI-TURA, KÖY-MAHALLE (KUMARI)
YAZI-TURA, KÖY-MAHALLE (KUMARI)
Kütahya Kumarı Köyü (Kumu arı) Mustafa Uysal
Kumarı Köyüne gitmeye karar verdiğimizde köyü internet yoluyla incelemeye çalıştım fakat çok fazla bilgi bulamadım. Öğrendim ki orası aslında Kütahya’nın bir mahallesidir. Bu bilginin ışığında düşündüm ki orası gittiğimiz diğer köylere benzemeyecek yani aslında köye bile gitmiyoruz. Kütahya merkeze bağlı bir mahalle yani, koca Kütahya Belediyesinin mahallesi. Üstelik bir de Kültür Bakanlığınca tescillenmiş 1000 yılını çoktan devirmiş meşhur kestane ağaçları var. Meşhur dediğime bakmayın internette adı çok yerde geçiyor sadece. Yani bütün bu bilgiler ışığında ben aslında gayet iyi şartlarda ve artık dışarıdan gelip gidenlerden bıkmış bir köyle karşılaşacağımızı düşünmüştüm.
Kütahya Kumarı Köyü (Kumu arı) Mustafa Uysal
Kumarı Köyüne gitmeye karar verdiğimizde köyü internet yoluyla incelemeye çalıştım fakat çok fazla bilgi bulamadım. Öğrendim ki orası aslında Kütahya’nın bir mahallesidir. Bu bilginin ışığında düşündüm ki orası gittiğimiz diğer köylere benzemeyecek yani aslında köye bile gitmiyoruz. Kütahya merkeze bağlı bir mahalle yani, koca Kütahya Belediyesinin mahallesi. Üstelik bir de Kültür Bakanlığınca tescillenmiş 1000 yılını çoktan devirmiş meşhur kestane ağaçları var. Meşhur dediğime bakmayın internette adı çok yerde geçiyor sadece. Yani bütün bu bilgiler ışığında ben aslında gayet iyi şartlarda ve artık dışarıdan gelip gidenlerden bıkmış bir köyle karşılaşacağımızı düşünmüştüm.
07 Ocak 2010
SARUHANLAR KÖYÜ (TAHTA KAŞIKTAN EKMEK)
TAHTA KAŞIKTAN EKMEK
(Gediz/Saruhanlar Köyü Mustafa Uysal)
Köyün tamamının geçim kaynağı kaşık olan bir köye gider de nasıl heyecanlanmaz insan? İşte o gün (18.12.2009) heyecan içinde sabah yola çıktık. Alibey Aydın, Halil Oral ve ben artık köyleri her Cuma dolaşıyor sorunlarını, güzelliklerini, geçmişini, geleceğini velhasıl her şeyini kaleme almaya çalışıyoruz. Alibey Aydın aynı zamanda TRT televizyonunun Kütahya bölge muhabiri kamera ile kaydediyor TRT’de haber olabilecek şeyleri. Halil Oral köyün bütün ayrıntılarını not ediyor ve zaten okuyorsunuz hatta köyün türkülerini bile derliyor. Bu yönüyle tam arşivlik, ansiklopedik bir bilgi topluyor diyebilirim. Böyle bir ekiple köyleri dolaşmak ve samimi bir niyetle etrafımızı tanımak ve tanıtmak hoş bir duygu benim için.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







