13 Ekim 2010

HANIMLAR VE CAMİ

Tavşanlı Müftüsü Mecit Amil


HANIMLAR VE CAMİ
(Tavşanlı Müftüsü Mecit Amil Röportajı- Sesli)
Hanımların özellikle cuma namazına gelmesiyle ilgili sıkıntılardan bahsetmiş ve bu konuda daha önce bir şeyler yazıp çizmiştik. Hanımların cuma namazından engellenemeyeceğini bunun ibadet hakkını engellemek olduğunu da söylemiştik. Daha da önemlisi hanımların cuma namazına gitmesinden önce vakit namazları için bile camilerimizin eksik olduğunu belirtmiştik. Camilerin eksikleri giderilirdi bir şekilde ama insanların zihinlerindeki eksiklik nasıl giderilecekti?
Takip eden okuyucularımız bu konularda daha önceki yazdıklarımızı biliyorlardır ama takip edemeyenler için aşağıdaki önceki yazıların linkleri var.
Bütün bunlar konuşulurken (İlçemizde müftülük vekaleten yürütülüyordu.) ilçemize yeni bir müftü geldi.

09 Ekim 2010

APACHE ŞANLI DİRENİŞİN ADIDIR, KİRLETMEYİN LÜTFEN!

ALAYLARINA APACHE İSMİNİ ALET EDENLER GERONIMO'YU TANIYIN BAKALIM!
Sonradan aptallaştırılmış nesildaşlarınızla alay mı etmek istiyorsunuz?
O zaman dönün de kıçınıza gülün! Sizin onlardan farkınız nedir? Dans sertifikanız mı var?
Çok mu farklısınız onlardan?
Alay ettiğinizden farkınız olmalı değil mi? Yoksa alay edilen aslında kendi içimizde olan mıdır? İnsan alay ettiğinin ne olduğuna bakmaz mı? Alayın büyük günahlardan olduğuna bakmaz mı?
Bir de hangi hakla Apache adını salakça icadınız olan alayınıza alet ediyorsunuz?
Salakların bile aklına gelmeyecek şizofrenik tanımlarınızı kim verdi elinize? Şanlı direnişin adını kim küçültmek istiyor. Öldürdükleri aşağıladıkları bir milletin ismini önce helikopterlerine verip sonra aşağılamak isteyenle siz aynı kişiler misiniz yoksa? Önce öldürdüler, aşağıladılar sonra onların isimlerini gösterişli arabalarına, uçaklarına, helikopterlerine, füzelerine, gemilerine verdiler. Şimdi de bu mu çıktı? Bu alayınızdan utanmalısınız. Geronimo'nun ruhundan utanmalısınız. Ateş gözlü insandan utanmalısınız. Amerikan işgalcilerine direnen o Apache liderinden utanmalısınız. Adı her geçtiğinde tüylerimi ürperten bu direnişçinin adını kirletmeyin lütfen.

07 Ekim 2010

YEDEK PARÇA

YEDEK PARÇA
Küçük bir yer. Kâmil bey saat tamir ediyor. Cılız tik takları duyulan bir saat duruyor masasında. O, çekmecelerde telaşla küçük parçaları karıştırıyor. Cam küllükte filtresiz, dolgun bir sigara tütüyor. Gözlüğü burnuna kayıyor Kâmil beyin. Ufak yayları, minnacık çarkları elinde döndürüp yine minicik çekmecelerdeki yerine bırakıyor. Küçük ve yüksek tavanlı dükkanda her nevi tıkırtının arasında masasındaki cılız tik takları dinliyor Kâmil bey. Acele etmezse sanki duruverecek saatin kalbi. Telaşı arttıkça saatin sesine uzatıyor kulağını. Kulağı hep masanın üstünde. Duvardaki cüsseli saatlerin, vitrinler içindeki masa saatlerinin, bir çok kol saatinin tıkırtısı arasında zayıflamış olan saatin sesine ayarlıyor kulaklarını. Masasındaki kol saati durmak üzere. Sanki durursa bir daha çalışmayacak, telaşı artıyor Kâmil beyin.
Dükkanın kapısı açılıyor, içeri soğuk giriyor ve sıcağa karışıyor hemen. Kâmil beyin burnunda ter damlaları birikiyor. Tezgâhın önünde kibar, genç bir hanım dikiliyor.

03 Ekim 2010

Kütüphaneler Haftası Konuşması

3 Nisan 2008 tarihinde, Kütüphaneler Haftası dolayısıyla Tavşanlı Atatürk Anadolu Lisesinde yapılmış bir konuşma.

Not: Aşağıda açılacak olan ses çalma programında play tuşuna basıp dinleyebilirsiniz. 
http://www.esnips.com/displayimage.php?pid=32394590

Get this widget | Track details | eSnips Social DNA

24 Eylül 2010

OKUYUCU!

OKUYUCU!
Okuyucu! İkimiz bir fidanın güller açan ...
Okuyucu! Klavyemin harflerini tek tek, her gün sana parlattırdığımı söylesem kızar mısın?
Okuyucu! Senin beyin analizin, zekâ testin, kültür ve beğeni testin elimde olsaydı ne güzel olurdu.
Okuyucu! Yazıcı, “L” yazınca sen, onu “eblebi” diye tamamlamaktan vazgeç. Ancak “Leb”den sonra böyle bir şey yap!
Okuyucu! Yazan adam her şeyini yazmaz. Bu kez babanın güzelliğini soruyorum, ne dersin?
Okuyucu! İlk okuduğun kelimeyi bile hatırlamıyorsun, bunlar aklında mı kalacak sanki?
Okuyucu! Farkında mısın bazen saçmalıyorum ama ses çıkarmıyorsun.

YAZMAK FİİLİ ÜZERİNE HESAPSIZ HARFLER

YAZMAK FİİLİ ÜZERİNE HESAPSIZ HARFLER 030303
Yazmak eylemi üzerine, yazmadan düşünebileceğim kanısı bende hakim olalı beri rahat değilim. Yazabilen hiç bir insanın da rahat olmadığını zannediyorum. Yazarken düşünmek, iki yönlü bir eylem. Hem yazdığınız şeyi -o şey neyse- düşüneceksiniz hem de yazının, anlama çabasındaki okuyana net olarak ulaşıp ulaşmadığını hesap edeceksiniz. Hesapsız ve maksatsız yola çıkıldığında nerelere varılabileceğini biliyorum. Hesaplı olmak dediğim zaman da öyle, hendesi ilişkilerden bahsetmediğimi kavrayabilenler devam edecek bu yazıyı okumaya.

21 Eylül 2010

GURBANLIĞIN İKİNCİ TAKSİDİ

GURBANLIĞIN İKİNCİ TAKSİDİ...
171204
İş bu yazıda ülkemiz, Türkiye; Avrupa Birliği (EU) ise AB diye anılacaktır. Arada kalanlar, yani halk yani ben ve benim gibiler, TAİFE olarak anılacaklardır. İşsiz bu yazıda adı geçen kişi, kurum, kuruluş, is, baca ve ülkelerin hatta birliklerin gerçekle alakası pek azdır ve tamamen gavur kurmacasıdır.

Sevgili taifeyi AB konusunda aydınlatmak fırsatı elime geçmişken bu fırsatın sıkıp suyunu çıkarmak vazifem oldu. Limondan ve futboldan hoşlanmayanlara duyurum ki, bu yazıyı pek anlamayacaklar. Zira, zaten onlar şimdiki durumu da pek kavrıyor sayılmazlar. Sayın başbakanımızın AB konularını bize açıklarken kullandığı misallerin tamamı futbol terimlerinden derlenmiştir fark ettiyseniz.

13 Eylül 2010

TEBRİK KARTINA BİR DE BÖYLE BAKIN

TEBRİK KARTINA BİR DE BÖYLE BAKIN
 070910
Dini bayramlarda, resmi bayramlarda ve önemli günlerde kişiler ve kurumlar tebrik kartı gönderirler. Kişiler için bu hüküm artık doğru değil. Kişiler artık kart göndermiyorlar. Kurumlar ve tüzel kişilikler gönderiyorlar. Öyle basit bir şey de değil üstelik gönderdikleri, oldukça hoş ve sizi önemli hissettiren kartlar. Zarfları da ona keza.
Hiç düşündünüz mü biz niye kart göndermiyoruz da onlar gönderiyorlar?
Onlar kimler bakalım…
Valilikler, kaymakamlıklar, belediyeler, milletvekilleri, odalar, dernekler, partiler falan işte. Aklıma hemen geliverenleri yazdım. Biz ne yapıyoruz peki? Kart göndermiyoruz diye boş mu geçiyoruz? Hayır, telefonlar üzerinden kısa mesaj yahut elektronik posta (e-mail) gönderiyoruz. Peki, maksat hâsıl oluyor mu? Elbette.
Ha, şimdi gelelim işin mâlî boyutuna.

09 Eylül 2010

DENİZ YANGINLARI

DENİZ YANGINLARI
Yağmura tutsak bir gökyüzü...
Ha yağdı ha yağacak.
Yağdı yağacak yağmurlar gibi çağrılısın aşka.
Sarp yolculuklara büyüyen bir fırtına kuşusun şimdi.
Hayretli bir göz ağrısında, ışıyıp yekinerek,
kalbine ağır ağır yürüyünce ırmaklar,
ince huylu ürkek bir şavkıyışın hançeri,
kekik kokulu bir dağın yankısı kesilirsin.

06 Eylül 2010

Mülayim Tepe

Mülayim Tepe

Ufka bir bakış yeter, gözler önünde alem.
Keyfini sürmekte manzaranın ihtiyar göz.
Geçmişle geleceği burda ayırmış kalem,
Şu yan vuslatta ilk gün, bu yan söylenen son söz.

04 Eylül 2010

3 Eylül Leblebi ve Kömür Festivali Hakkında

3 Eylül Leblebi ve Kömür Festivali Hakkında
Hayırlısıyla bir “3 Eylül Leblebi ve Kömür Festivali” daha geldi geçti!s
Dile kolay tam 11 yıl olmuş. Vay anasını, yıllar ne çabuk geçmiş. İlkini hatırlıyorum da…
Ta ilkinden itibaren yazdığım yazıları da hatırlıyorum. Ben yazdıkça sövmüştü insanlar. Yok demeyin şimdi, kulağıma geldi hepsi. Yerin de kulağı var göğün de. Hüsnü Ordu’nun belediye başkanlığı dönemine denk geliyor başlangıcı. Leblebi ve kömür ikilisi üzerine kurulu bir festival olarak başladı ve öyle de devam ediyor. Devam ediyor çünkü insanlar zannediyor ki yapılmazsa kıyamet kopacak. Zira o gün bugündür amacına uygun olamadı bu “3 Eylül” şeyleri. Festivalin ne olduğunu biliyorsunuz işte.
Gelelim olana…

02 Eylül 2010

HAYIR DİYEMEYEN HAYIRCI

HAYIR DİYEMEYEN HAYIRCI
-Refikçiğim sana hiç yakıştıramadım “Evet.” diyormuşsun öyle mi?
-Evet.
-”Evet” Dersen ne olur biliyor musun Refik peki?
-Evet.
-Bak sana anlatayım: Evet dersen, nikahın kıyılır. Bir daha evlenemez olursun. Özgürlüğün elinden alınır. Çoluk çocuğa karışırsın. Aman ne diyorum ben?
-Evet.
-Bak Refik!
-Evet.
-Evet deyip durma asabımı bozma benim! Evet dersen gulyabaniler masaldan fırlar o artık bizim masalımız olmaz onların masalı olur. Anladın mı?
-Evet. Onlar kim?
-Masaldan anlamayan kulaksızlar işte canım. Bak Refikçiğim, sen iyi adamsın, hoş adamsın bu işlerden pek anlamazsın yine de. Sen evet demekten vazgeç bu konular seni aşar. Biz kendi aramızda halledeceğiz o meseleyi. Hele sen evet demekten vazgeç, senin elinden bir şey gelmez zaten biliyorsun değil mi?
-Evet, biliyorum.

EVET Mİ HAYIR MI?

EVET Mİ HAYIR MI?
Evet mi, hayır mı?
Bu soruyu herkes birbirine soruyor bugünlerde. Bir anayasa değişikliği referandumu sürecindeyiz ama maalesef insanlar kamplaşmanın eşiğindeymişiz gibi davranıyorlar. Kendi partisinin körü olanlar yüzünden anayasa değişikliğini bile konuşamadık doğru dürüst.
En başa dönelim…
Keşke bu anayasa değişikliği daha kapsamlı olsaydı ve toplumun bütün kesimlerin temsili ile olsaydı. Olmadı. Daha doğrusu olamadı. Hem MHP hem CHP, iktidarı çay içirip gönderdiler. Hatırlarsınız, dinlemediler bile. Toplumun yeni bir anayasaya olan ihtiyacını görmezden geldiler. Şimdi suçlamalarına bakıyoruz iktidar anayasası olmakla itham ediliyor değişiklik. Bunun sorumlusu kim kardeşim? Sizsiniz. Niye o zaman müdahale etmediniz peki? Niçin tam ihtiyacımıza göre bir değişiklik yapılsın diye gayret etmediniz, adamları çay içirip gönderdiniz? Şimdi bu sızlanma ve inat oldu mu?
Toplumun yeni bir anayasaya olan ihtiyacını niçin yıllarca dillendirip sonra birden sırt döndünüz?