Temtaş ile ilgili Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın TBMM'ne verdiği soru önergesinin cevapları hemen aşağıdaki görsellerde yer almaktadır. YORUMSUZ.
10 Mart 2011
08 Mart 2011
TEMTAŞ NEREYE GİDİYOR?
TEMTAŞ NEREYE GİDİYOR?
070311
Mustafa Uysal
4 Mart 2011 günü GLİ Merkez toplantı salonlarından küçüğünde Temtaş’ın genel kurul toplantısı yapıldı. Sanırım salonda 70 kadar insan vardı. Hepsi ortaklar mıydı bilmiyorum ama geldiklerine göre.. Çoğunluğun var olduğu resmi ağızdan ilan edildi. 180.000 pay ile üçte bir çoğunluğun geçildiği belirtildi. 5.600 ortaklı bir şirket nasıl oluyor da o kadar az kişiyle üçte biri buluyor, derseniz temsil yöntemi olduğu cevabını alabilirsiniz. Ben bu kısmı bilmem.
Gli’nin Tavşanlı’daki merkez binasındaki toplantı salonu başka bir yemek organizesi olduğu için kapalıydı o yüzden küçük bir odada yapıldı toplantı. Biraz sıkışıklık yaşandı ama sorun olmadı. Neden sorun olsun ki zaten gelen sayısı azdı. Toplantıda tek itiraz da zaten bu ortakların çağrılma meselesine oldu. İlk toplantı çoğunluk sağlanamadığı için yapılamadı. Bu ikincisinde davetiye
HASTANE ÜSTÜNE HASBÎ YAKINMALAR
HASTANE ÜSTÜNE HASBÎ YAKINMALAR
070311
Mustafa Uysal
Dedem röntgen kuyruğunda ağlamıştı…
Yılını hatırlamıyorum ama öleli 11 yıl oldu. Ölmeden biraz evvel olmalı.
Yıl 2011 ve bu sefer 1928 doğumlu ninem azap çekiyor röntgen kuyruğunda.
Sıramızın ne zaman geleceği belli değil. Randevu sistemi tıkır tıkır işliyor ama orada tıkanıyoruz. Bahçeli kadar hesaptan anlıyorsam ninem 83 yaşında ve artık oturmak için bile mecali yok. A Blokta koridorda zaten yürümek için bile yer kalmıyor dikilmek başka bir çile röntgen sırası beklerken. Beklemekle biten bir şey de yok. Tekerlekli sandalyeler karşılıklı geçemiyorlar kalabalıktan. Her gelen kalabalığa bir laf sokup gidiyor. Yolu kapatmayalım, ortalıkta dikilmeyelim, kalabalık yapmayalım! Burada dikilmenin zevkini bilselerdi umarım böyle söylemezlerdi! Zevkten kuduruyoruz farkında değiller! Zevkperest şımarıklarız belki de biz o röntgen koridorunda bekleşen kalabalık ahali. Ne zaman sıramızın geleceğini gösteren ekran olsa değil mi ez azından… Yetmeyen koltukları kapmak için birbiriyle yarış rezaleti de olmazdı. Satış arabası, tekerlekli sandalye, koltuk değnekli amcalar… Koridor savaş alanı gibi. Üstüne üstlük
070311
Mustafa Uysal
Dedem röntgen kuyruğunda ağlamıştı…
Yılını hatırlamıyorum ama öleli 11 yıl oldu. Ölmeden biraz evvel olmalı.
Yıl 2011 ve bu sefer 1928 doğumlu ninem azap çekiyor röntgen kuyruğunda.
Sıramızın ne zaman geleceği belli değil. Randevu sistemi tıkır tıkır işliyor ama orada tıkanıyoruz. Bahçeli kadar hesaptan anlıyorsam ninem 83 yaşında ve artık oturmak için bile mecali yok. A Blokta koridorda zaten yürümek için bile yer kalmıyor dikilmek başka bir çile röntgen sırası beklerken. Beklemekle biten bir şey de yok. Tekerlekli sandalyeler karşılıklı geçemiyorlar kalabalıktan. Her gelen kalabalığa bir laf sokup gidiyor. Yolu kapatmayalım, ortalıkta dikilmeyelim, kalabalık yapmayalım! Burada dikilmenin zevkini bilselerdi umarım böyle söylemezlerdi! Zevkten kuduruyoruz farkında değiller! Zevkperest şımarıklarız belki de biz o röntgen koridorunda bekleşen kalabalık ahali. Ne zaman sıramızın geleceğini gösteren ekran olsa değil mi ez azından… Yetmeyen koltukları kapmak için birbiriyle yarış rezaleti de olmazdı. Satış arabası, tekerlekli sandalye, koltuk değnekli amcalar… Koridor savaş alanı gibi. Üstüne üstlük
06 Mart 2011
TARİHSİZLİK TALİHSİZLİĞİ
TARİHSİZLİK TALİHSİZLİĞİ
Mustafa Uysal
060311
Önce çok bilinenden başlayalım…
Osmanlı’nın yıkılışından hemen sonra ve belki önce vagonlarla belgeyi sattığımız söylenir. Doğruluğundan tam emin değilim ama tarihçi arkadaşlarım hep bahsederler. Ne anlama geldiğini kavrayabildiyseniz geçelim. Kayıtlarımızı sattık, tarihimizi kendi ellerimizle okunmaz hale getirdik demektir bu. Tarihimiz içinde bu küçük bir örnek kalır belki. Daha da vahim olanlarını biliyoruz biraz araştırınca karşımıza ne denli vahşi tarih cinayetleri işlendiği çıkar. Siz deyin dünya tarihi ben diyeyim kişisel tarihimiz. Ne fark eder?
Bugün hangi adımı atsak, karşımıza kanlı gömleğiyle bizi hala eğlendirmeye çalışan bir palyaço gibi çıkıyor tarih. Ne gülebiliyoruz ne ağlayabiliyoruz ne yapacağımızı bilemez halde bakınıyoruz. Belki de hedeflenen buydu? Bu şaşkınlığı hedefledi birileri belki.
Tarih karşısında gurur ve nefret gibi iki duygumuzdan başkası harekete geçmiyorsa bugün aslında bugün diye de bir şeye sahip
Mustafa Uysal
060311
Önce çok bilinenden başlayalım…
Osmanlı’nın yıkılışından hemen sonra ve belki önce vagonlarla belgeyi sattığımız söylenir. Doğruluğundan tam emin değilim ama tarihçi arkadaşlarım hep bahsederler. Ne anlama geldiğini kavrayabildiyseniz geçelim. Kayıtlarımızı sattık, tarihimizi kendi ellerimizle okunmaz hale getirdik demektir bu. Tarihimiz içinde bu küçük bir örnek kalır belki. Daha da vahim olanlarını biliyoruz biraz araştırınca karşımıza ne denli vahşi tarih cinayetleri işlendiği çıkar. Siz deyin dünya tarihi ben diyeyim kişisel tarihimiz. Ne fark eder?
Bugün hangi adımı atsak, karşımıza kanlı gömleğiyle bizi hala eğlendirmeye çalışan bir palyaço gibi çıkıyor tarih. Ne gülebiliyoruz ne ağlayabiliyoruz ne yapacağımızı bilemez halde bakınıyoruz. Belki de hedeflenen buydu? Bu şaşkınlığı hedefledi birileri belki.
Tarih karşısında gurur ve nefret gibi iki duygumuzdan başkası harekete geçmiyorsa bugün aslında bugün diye de bir şeye sahip
04 Mart 2011
ERBAKAN’IN ÖLÜMÜ VE BAKİ KALAN RİYA
![]() |
Mustafa Uysal
040311
Ben öyle düşünüyorum siz nasıl düşünürseniz düşünün…
Kalan körler sağ olsun yahut ikiyüzlüler.
Kör ölür badem gözlü olur derlerdi de ben öyle olur sanırdım meğer kalanlar hep körmüş. Bildiğin kör yahut inatçı yahut bildiğin riyakar.
Hepsine şahidiz, Erbakan yaşarken hiç aklınızdan geçirmediğiniz övgü cümleleri nasıl oluyor da bugün ağzınızdan dökülüyor? Sahiden borçlu olduğumuzu biliyorum kendisine ama bazılarının bu borcu bile inkar ettiğini bile bile arkasından övgüler düzmesi sahte gözyaşları… Ne çok varsınız aramızda. Çevik Bir bile böyle yapmışken, televizyon kanalları, sendikalar, pislik gazeteler, işkenceci siyasetçiler… Ben aramızdaki ikiyüzlülere
03 Mart 2011
SEVGİNİN BİLE AŞIRISI ZARAR
SEVGİNİN BİLE AŞIRISI ZARAR
Şeyma YILMAZ
“Benim dedemin hiç günahı yoktu!” Cümlesiyle irkiliyorum. Kul dediğin hiç günahsız olur mu? Peygamberler bile günah işler, diyerek izah etmeye çalışıyorum söylediği sözün yanlışlığını nineme. “Doğrudur kızım ” diyor. Tam rahatlayacağım… Ama dedemin günahı yoktu diye ekliyor ninem. Çok severmiş dedesini, mollaymış, bilgiliymiş, en önemlisi bir o merhametli davranmış nineme. Yaşlıdır, laf anlatamam diye düşünerek değiştiriyorum konuyu… Sonraki günlerde bu hataya ne kadar çok insanın düştüğünü düşünüyorum sık sık.
Şeyma YILMAZ
“Benim dedemin hiç günahı yoktu!” Cümlesiyle irkiliyorum. Kul dediğin hiç günahsız olur mu? Peygamberler bile günah işler, diyerek izah etmeye çalışıyorum söylediği sözün yanlışlığını nineme. “Doğrudur kızım ” diyor. Tam rahatlayacağım… Ama dedemin günahı yoktu diye ekliyor ninem. Çok severmiş dedesini, mollaymış, bilgiliymiş, en önemlisi bir o merhametli davranmış nineme. Yaşlıdır, laf anlatamam diye düşünerek değiştiriyorum konuyu… Sonraki günlerde bu hataya ne kadar çok insanın düştüğünü düşünüyorum sık sık.
Erbakan hocamızın vefat haberini aldığımda takıldı en çok da zihnime bu diyalog. Çok sevdiğim siyasi bir lider ve samimi Müslüman olduğuna inandığım bir hocaydı Erbakan. Arkasından bir sürü şey söyleniyor,
26 Şubat 2011
BÜLBÜLCE
BÜLBÜLCE…
İsmail Fazıl Atabay
Aşk, Allah’a…
Aşk, Allah’tan…
Aşk, Allah’la…
Âşık değil misin?
Allah Allah!
(‘deva-i kalb’den)
***
Bülbülce bilmeyenler, onun her söylediğini ‘gül’ diye algılarlar. Hâlbuki bülbül, ‘diken’ demeye bile cesaret edemez aşkından. Gül bahçesinin dış duvarının dibinde, bükük kanatlarıyla, gerekeni şakıyamamış diline ağlar durur. Zaten ne ‘gül’, o hayaldeki gibidir; ne de bülbül, tahmin ettiği gibi âşık… Bunu nereden mi biliyorum? Biraz bülbülcem var, şöyle aşkımı anlatacak kadar.
***
Günümüz fırtınalarında; bülbül ve gül kavramları, süslü ve nakışlı bir halde sunuluyor, içinde at koşturulabilecek kadar boş gönüllerimize. Her çiçeği, gül diye yutuyoruz uzun zamandır. Buna ‘eyvallah’ dememiz
24 Şubat 2011
KÜÇÜK GÖZLERİMİN BÜYÜTTÜĞÜ DÜNYA
KÜÇÜK GÖZLERİMİN BÜYÜTTÜĞÜ DÜNYA
Şeyma YILMAZ
Küçük bir kız, çocuğuyken en çok büyümeyi isterdim. Her çocuk büyük olmak ister tabi ama kısa sürelidir birçoğunun bu arzusu. Dalıverirler hemen oyunlara, çocukça hayallere… Oysa ben…
Hep gözüm büyüklerde! Hele o on beş on altısında kızlar yok mu? Ah ben de onlar kadar olsam… Bir araya geldiklerinde selamlaşmaları ayrı, gülüşmeleri ayrı, odalara kapanıp fısır fısır konuşmaları ayrı büyülerdi beni. Bir seferinde sırf onların yanında birazcık kalabilmek için dedemin Almanya’dan getirdiği bebeğimi feda ettim. Kurcalarken bozdular bebeğimi, şarkı söyleyemedi bir daha. Yaşım biraz daha büyüdüğündeyse dünya meseleleri konuşulan sohbetler ilgi alanım oldu. Aralarında özel şifreler olduğunu düşünürdüm büyüklerin. Biz çocuklar da aynı
21 Şubat 2011
GÖNÜLLÜ AHMAK
GÖNÜLLÜ AHMAK
Mustafa Uysal
Ne kadar yorgun olsam yağmur dinlendirir. Ne kadar tarumar hissetsem kendimi yağmur dinginliğe erdirir. Yağmur yağar, yağar, yağar...
Yağmur yağarken sadece dinlemek gerek belki. Yorgunluğu, alt üst olmuşluğu yenebilmek zor. Hele şehirde, yağmurdan böyle bir şeyi beklemek tuhaf. Yağmur yağıyordu gök, çatlarcasına çalkalanıyordu. Tarlanın üst başındaki yol, alt yanındaki dere coşmuş sele kesmişti. Yoldan tarlaya su gelmesin diye, dedem eline bir kürek aldı yanında ben. Bir çulu başımızın üstüne atıp elde kürek çalıştık. Yağmur, çimenler üstüne yağdı; ağaçlar üstüne, toprağa, taşa, saçlarımıza...
Mustafa Uysal
Ne kadar yorgun olsam yağmur dinlendirir. Ne kadar tarumar hissetsem kendimi yağmur dinginliğe erdirir. Yağmur yağar, yağar, yağar...
Yağmur yağarken sadece dinlemek gerek belki. Yorgunluğu, alt üst olmuşluğu yenebilmek zor. Hele şehirde, yağmurdan böyle bir şeyi beklemek tuhaf. Yağmur yağıyordu gök, çatlarcasına çalkalanıyordu. Tarlanın üst başındaki yol, alt yanındaki dere coşmuş sele kesmişti. Yoldan tarlaya su gelmesin diye, dedem eline bir kürek aldı yanında ben. Bir çulu başımızın üstüne atıp elde kürek çalıştık. Yağmur, çimenler üstüne yağdı; ağaçlar üstüne, toprağa, taşa, saçlarımıza...
19 Şubat 2011
EGO… EGOİST…EGOİSTİZ…
EGO… EGOİST…EGOİSTİZ…
İSMAİL FAZIL ATABAY
190211
Edebya… Yolu gösterdiler sadece, bana yürümek kaldı.
***
Şu an okumakta olduğunuz yazı, bu değerli platformdaki ilk emekleyişimdir. Dilerim, bereketli lakırdılar dökeriz her seferinde.
Ben gazeteci değilim. Kendini gazeteci sananlardan da değilim. Keza, tek bir ideolojiyi yarım yamalak öğrenip yumruklayabilirdim etrafımı. Eleştiri adı verilen bir sığınak her zaman var nasıl olsa.
***
Sonu ‘ist’ ile biten kelimelerden bir liste hazırlamaya kalksak, herhalde dönüp dolaşıp başına kendi ismimizi koyardık. Kimse de bize egoist demezdi. Diyeni de zaten ‘kimse’ yerine koymazdık muhtemelen.
İSMAİL FAZIL ATABAY
190211
Edebya… Yolu gösterdiler sadece, bana yürümek kaldı.
***
Şu an okumakta olduğunuz yazı, bu değerli platformdaki ilk emekleyişimdir. Dilerim, bereketli lakırdılar dökeriz her seferinde.
Ben gazeteci değilim. Kendini gazeteci sananlardan da değilim. Keza, tek bir ideolojiyi yarım yamalak öğrenip yumruklayabilirdim etrafımı. Eleştiri adı verilen bir sığınak her zaman var nasıl olsa.
***
Sonu ‘ist’ ile biten kelimelerden bir liste hazırlamaya kalksak, herhalde dönüp dolaşıp başına kendi ismimizi koyardık. Kimse de bize egoist demezdi. Diyeni de zaten ‘kimse’ yerine koymazdık muhtemelen.
FUTBOL ASLA SADECE FUTBOL DEĞİLDİR Mİ?
FUTBOL ASLA SADECE FUTBOL DEĞİLDİR (Mİ?) 190211
Mustafa Uysal
Mustafa Uysal
Aslında tekrar yazmayı düşünmüyordum şu futbol meselesini.
Ta ki, ne kadar yalnız olduğumu bir yazı vesilesiyle tekrar görene kadar…
![]() |
| Dünyanın topu yahut topun dünyası. |
Aynı gazetede yazdığımız yazarlardan birisi yazmış… (18.02.2011)
Yazının akışından anlaşılıyor ki, takımın çok üst seviyelerde olmasından dolayı duyulması gereken sevinci Tavşanlı idrak edemeyecek kadar şey. (Geri kafalı, aptal vs.) Yazının akışına hepsi uyuyor. Ve bu profil tam da bana uyuyormuş. Ben zaten öyleyim bütün halk da bana benziyor. Hiç oldu mu şimdi?
16 Şubat 2011
ATKI ÖRERKEN
ATKI ÖRERKEN…
ŞEYMA YILMAZ
Oturduğum yerden saati görebiliyorum. Vakit çok ilerledi, farkındayım. Bir türlü bırakamıyorum örgüyü elimden. Sevdiğim şeyleri yaparken, durma konusunda zorlanıyorum gerçekten. Örgü de bunlardan birisi. Başına kadar öreyim sıranın, şu deseni de tamamlayayım, tersinde bırakmayayım… Aklıma gelen her türlü bahaneyi değerlendiriyorum. Entellik takıntısıyla; ben elişi yapmam diyenlerden değilim. Kendi emeğimle bir şeyler üretmekten hoşlanırım. Ayrıca her şeyin bir zamanı var. Mesela akrabalarınız ya da komşularınızla otururken kitap okuyamazsınız. Böyle zamanları değerlendirmek için elişi yapmak iyi bir fikir. Elişleri kadınların hayata kattıkları sanatsal bir incelik, bunu da unutmamak lazım. Sevdiklerimize emeğimizi, enerjimizi kattığımız hediyeler vermenin zevki de cabası. Kitap okumak ne kadar önemliyse, çevremizdeki olayları ve
HIZLI YEDİK AMA ÇOK HIZLI
HIZLI YEDİK AMA ÇOK HIZLI
(HAZIR YİYECEK SEKTÖRÜNÜN İLÇE EKONOMİSİNDEKİ YERİ ARAŞTIRMASI)
150110
Tavşanlı’da son on yıldır çok hızlı bir sektör var: Hazır yiyecek sektörü. Hızlı dediğime bakmayın hızlı olan sektörün irili ufaklı açılıp kapanma hikâyesi belki de. O kadar çok tost/döner dükkanı açılıp kapandı ki artık kim, nerede, niçin, nasıl, ne zaman dükkan açtı da ne zaman, nasıl, neden kapattı takip etmek bile mümkün değil. Elbette kalıcı olanlar ve kökleşme eğiliminde olanlar da var ancak neresinden bakarsanız bakın bu iş çok dikkat çekici olmaya devam ediyor.
Dünya ekonomisinde adından söz ettiren dev hazır yiyecek firmaları var ve bunlar ülkemizde de iyi iş yapıyorlar. İlçemizde bu sektörün baş döndürücü hızı çok düşündürücü. İki yönüyle kaygı verici diyebilirim bu gelişmelere. İlki esnaf açısından düşündürücü. Anladığımız ve izlediğimiz kadarıyla işleri bozulanların ilk tutunduğu sektör maalesef burası. Buradan çıkaracağımız sonuç şu olmalı: Bu kadar çok tost/döner dükkanının açılması esnafımızın işlerinin aslında göründüğü kadar yolunda olmadığını söylüyor bize. Kriz ortamı ülkemizi teğet geçti gibi görünse de bu türden incelemelerde net görünen o değil. Kriz esnafımızı çok etkiledi bu çok açık. Bunun bir de diğer yönü var, insanlar işsiz. İşsizliği ilk çaresi olarak bu sektöre tutunuyorlar. İkinci yönü de şu ki, bu kadar çok tost/döner tüketen bir topluma ne zaman dönüştük biz? Bunun da mı krizle alakası var ya da geleneksel yönlerimizin aşınması mı? Tost/döner türü yiyeceklerin gerekliliğini yadsıyor değilim. Onlar da hayatımızın lezzetleri ve epey de alıştık. Modernizmin getirdikleri arasında kolay gitmeyecek olanlardan birisi de hazır yiyecekler. Hızlı olmak zorunda olan insan hızlı da beslenmek zorunda. Peki ne zamandan beri?
Bu tür işyerlerinin Tavşanlı ekonomisindeki yerini de asla küçümseyemezsiniz. Gözlemlediğim kadarıyla tamamına yakını temel tüketim malzemelerini yerli firmalardan karşılıyorlar. Bu büyük bir sıcak para dolaşımını ifade ediyor. Esnafın, öğrencilerin, memurların ve benzeri tüketicilerin de bu sektöre kattıkları sıcak para da hesaba katıldığında ilçemizdeki ekonomik hareketliliğin bir ayağı bu sektör. Umarım bu araştırma bir başlangıç olur devamında ise sektörün sorunlarına daha yakından bakma fırsatımız olur.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











