25 Mayıs 2011

PABUCUMUN MESELESİ

PABUCUMUN MESELESİ!
(Mustafa Uysal)

Hatırlayan var mı bir zamanlar Tavşanlı’nın en önemli meselesi MOBESE idi.

Dahası da var, bu MOBESE Tavşanlı’nın vazgeçilmeziydi falandı filandı. Her gün restoran toplantıları ile bu işe para toplamaya çalışıyorlardı. İşte şu bu kadar o bu kadar verse şu olsa bu olsa diye devam ediyordu. Yahu nasıl hatırlamazsınız, balık hafızası mı var sizde? Hani Tavşanlı MOBESE olmazsa ölüyordu, bitiyordu, geri kalıyor, güvenliği zaafa da uğruyordu ya işte. O mesele. Hatırlayanlar vardır unutanlar vardır. Önemli adamlar konunun önemine dair açıklamalar yapıyorlardı.

Peki, ne oldu?

07 Mayıs 2011

TEMTAŞ HİSSELERİNİZİ SATMAYIN

TEMTAŞ HİSSELERİNİZİ SATMAYIN.
Mustafa Uysal
İşin özü şu: Temtaş hisselerinizi elinizden çıkarmayın bir zaman daha.
Neden?
Biraz uzun olacak cevap…
Biz termik santral ihalesini kazanmıştık Temtaş olarak hatırlarsınız. Sonra ne oldu? Devlet bize vermekten vazgeçti. Ne tür sebebi olursa olsun bizi oyaladı ve vazgeçti. Sonra başka bir yeri teklif etti: Seyitömer. Orası da olmadı. Yine oyalandık. O kadar paramız ve ortağımız umudunu bu işlere bağlamışken zarara uğratıldık. Devlet vatandaşının hakkını gasp etti. Haksızlığa uğradık anlayacağınız. Bu durumlarda ne yapılır? Mahkemeye gidilir. Mahkeme karar verir aramızda. Hak edene

BİR DE BURADAN BAKIN

BİR DE BURADAN BAKIN
Şeyma Yılmaz
İngiltere prensi evleniyor haberi Türkiye medyasında geniş yer buldu. Düğünle ilgili her ayrıntı (sanki bizi çok ilgilendiriyormuş gibi ) konuşuldu. Boyalı basın diye tabir edilen ülkemin Batı sevdalısı medya kuruluşları öylesine kaptırdı ki kendilerini bu Batı düğününün cezbesine, savundukları en temel değerlerle tezat görüntüleri ballandıra ballandıra anlattılar günlerce. Aslında tuhaflık bende. Kendi değerlerine yabancı, Batıya kayıtsız şartsız hayran bu insanlara hala şaşırıyorum. Bu onların en klasik tavrıdır. Bunu yaparken de bizi aptal yerine koymaktan hiç çekinmezler. Mesela en bariz örnek olarak idam cezasını verebiliriz. İslam dininin idam cezalarını canilik olarak tanımlayıp idam cezasının ülkemizde olmaması gerektiğini savunan bu zavallılar; Avrupa ülkelerindeki elektrikli sandalye veya iğne ile gerçekleştirilen infaz haberlerini bizzat kendileri verirler, hem de hiç itiraz etmeden.
Gelelim düğüne, peri masalı diye tanımlanan tören kilisede gerçekleşen dini bir ayindi aslında. İlahiler okundu, dualar edildi. Peki, bu bizim ülkemizin başbakanının oğlu olsaydı? Yani bir camide, dualar ve ilahilerle yapılan bir törenle imamın kıydığı nikâhla evlenseydi başbakanımızın oğlu? Yer yerinden oynar, irtica yaygaraları ortalığı doldururdu değil mi? Üstelik zaten imam nikâhı ülkemizde yasal

04 Mayıs 2011

MARKA ŞEHİR TATAGONYA

MARKA ŞEHİR TATAGONYA*
040511 Mustafa Uysal
Geçen gün “Marka Şehir Tavşanlı” adlı bir konferans vardı. Ticaret ve Sanayi Odası düzenlemişti ve bu türden konferansların üçüncüsüydü. Hiç uğraşmayalım kıvıracağız diye bir avuç insandan başka kimse gelmedi. Binlerce el ilanı, afiş, radyo tv. duyuruları, gazete ilanları… Ne gerekiyorsa fazlasıyla yapıldı. Ne protokolden bu işi önemseyen oldu ne de halktan. Marka şehir olmanın planlarını yapan ve bilimsel temellerini atan Yrd. Doç. Dr. Niyazi Kurnaz Bey de onlarca sayfalık anlatımının başında, gelmeyen duyarlı insanlara teşekkür (!) etti ve kısacık bir sunum yaptı. Ben olsam açıkça söylerdim derdim ki: Bu şehrin marka şehir olmak derdini bırakın bu yönde kılını bile kıpırdatmaya niyeti yok üstelik bu konuyu bilecek kadar merakı bile yok. Uzatmayalım bi nane olmaz! Moral bozucu güruh ile uğraşmaya değmeyecek, belli.
Marka şehir olabiliriz aslında benim aklımda şahane marka tanımları var. Bakalım neler olabilir?

Uykunun şehri Tavşanlı.
Keyfin ve keyiflinin şehri Tavşanlı.
Vurdumduymazlığın şehri Tavşanlı.
Kömürün karasının şehri Tavşanlı.
Futbola umut bağlamanın şehri Tavşanlı.
Kültürün ve mantarın başşehri Tavşanlı.
Markanın da markası anasının da

26 Nisan 2011

PİKNİĞE GİDENLER PİS İNSANLARDIR!

PİKNİĞE GİDENLER PİS İNSANLARDIR!
Mustafa Uysal
Yaz geliyor, piknik yerleri belediye tarafından temizleniyormuş…
Geçen gün gazetede haberi vardı. Fotoğrafta belediye işçilerinin piknik alanlarında temizlik yaparken görüntüleri var. Belediye çalışıyor falan diye övündüm kendi kendime! Yazıklar olsun, dedim ardından.

Çok az gidebildiğim piknik alanlarının hali içler acısı ve belediye gidip oraları temizlemek zorunda kalıyor. Yerin dibine girsek azdır. Oraların hali nedir öyle sayın seyirciler! Yahu Yunan işgalinde bile bu kadar kirlenmemiştik biz hatırlar mısınız? Bu kadar pisliği bir araya getirebilmek için özel gayret sarf etseydik yine beceremezdik. Hatta belediye bir yıl boyunca çöplerini oralara dağıtsa yine bu kadar pisletemezdi. En azından aynı yere dökerdi de toplamak kolay olurdu. Tavşanlı’yı tanımak mı istiyorsunuz sevgili Türkiye, gidin piknik yerlerine bakın ve komple pislik içinde bir Tavşanlı görün. Gerçi cennet ülkemin her yeri aynı ama olsun siz yine de görün ve bir kez daha Allah’tan korkmaz kuldan utanmaz hemcinslerimizin bünyelerinden sadır olan pisliği görün. Geçen yaz Köse Kalfa’da

25 Nisan 2011

AYFER KAFKAS İLE ESRARNAME'Yİ KONUŞTUK

AYFER KAFKAS İLE ESRARNAME'Yİ KONUŞTUK

ESRARNAME

Yasak İlmin Kitabı, TİMAŞ, 2011

Son günlerde yazdığı romanla adından sıkça bahsettiren başarılı yazar Sayın Ayfer Kafkas ile “Esrarname”yi konuştuk. Hatta ilk röportajı biz yaptığımız için daha da mutluyuz. Daha çıktığı ilk günlerden itibaren kulaktan kulağa yayılan bir tılsım gibi okurlarına ulaşan kitap çok sevildi. Çetrefilli bir alan olan fantastik kurguya ustalıkla yaklaşan yazar alnının akıyla giriştiği işten çıkmış görünüyor zira okurları gün geçtikçe artmaya devam ediyor. Çok satanlar listesinde Kütahyalı bir yazarın, üstelik olayların Kütahya’da geçtiği bir romanla yer alması fazlasıyla ilgimizi çekti. Siz okurlarımızın da ilgisini çekeceğini düşündük ve yazarla konuştuk. Sorularımızı cevaplandırdığı için teşekkür ediyoruz kendisine. Kitapla ilgili merakınızı daha da artıracak bu röportajı hemen okumaya başlayın diye biz susalım…



Mustafa UYSAL: Ayfer Kafkas kimdir?

Ayfer KAFKAS: En zor soru bu olmalı. Genellikle konuşkan bir insanım ama iş, kendimi anlatmaya gelince çok beceriksiz oluyorum. Zaten bu eksiğimi yazmakla kapatmaya çalıştığımı düşünüyorum. İçsel dünyama ait meseleleri paylaşan bir insan değilim. Sanırım bu eksiklik insanda ‘yazmak’ şeklinde tezahür ediyor. Fakat çok derine inmezsek, Ayfer Kafkas hayat gailesi içerisinde koşturan, çalışan bir anne

İmam Hatip Liseleri Mezunları Derneği Afyon'da Toplandı

İmam Hatip Liseleri Mezunları Derneği Afyon'da Toplandı

Önder İmam Hatip Liseleri Mezunları ve Mensupları Derneği Genel Sekreteri Hikmet Şen, imam hatip liselerinde sadece imam yetiştirilmediğini söyleyerek, bu okullarda tüm beşerin yöneticiliğine insan yetiştirildiğini belirtti.

Önder İmam Hatip Liseleri Mezunları ve Mensupları Derneği Genel Sekreteri Hikmet Şen, imam hatip liselerinde sadece imam yetiştirilmediğini söyleyerek, bu okullarda tüm beşerin yöneticiliğine insan yetiştirildiğini belirtti.

Önder İmam Hatip Liseleri Mezunları ve Mensupları Derneği, Ege Bölge toplantısını Afyonkarahisar'da gerçekleştirdi. Rehberlik ve Araştırma Merkezi'nde yapılan toplantı, saygı duruşu ve İstiklal Marşı'nın okunmasının ardından Cavit Keskin'in okuduğu Kur'an-ı Kerim ile devam etti.

19 Nisan 2011

ESRARNAME

ESRARNAME

Baştan söylemeliyim ki bir edebiyat eleştirmeni değilim. Daha önce de sevdiğim yahut sevmediğim kitaplarla ilgili yazdım ama kişisel beğeni düzeyinden öte bir şey değildir söylediklerim.

Kitapçıma uğradım, yeni kitaplara baktım sonra bu kitap dikkatimi çekti. Yazarı Kütahyalıydı ve genç birisiydi. Hacimli bir roman ve genç bir Kütahyalı olunca dikkatimi çekti. En azından olayların Kütahya’da (Germiyan) geçiyor olması dolayısıyla kitabı aldım ve öylesine okumaya başladım. Yazar Ayfer Kafkas Doğu Dilleri ve Edebiyatı okumuş acaba kitaba etkileri nedir? Açıkça söylemek gerekirse sadece olaylar Kütahya’da geçiyor diye bir romanı okumak kolay olmaz. Masamda birkaç gün bekledi kitap. Ara sıra bazı sayfalarını rasgele açıp okudum. Bu okumalar sırasında dikkatimi toplayıp devam etme isteği uyanmaya başladı. Nihayet baştan okumaya karar verdim ve hiç ara vermeden çok kısa sürede bitirdim. Bu, genelde Mustafa Kutlu kitaplarında yaptığım bir şeydir. Yani kitaba başlarım ve bitince bırakırım. Bu sefer de böyle oldu. Kitabın etki alanına girmek çok kolay oluyor okumaya başlayacaklar için söylemeliyim. Büyücüler, cinler, olağanüstü güçler derken tarihin sarmalında kayboluyor ve Germiyan Sancağında kendinizi olayların

17 Nisan 2011

VER PARAMI

VER PARAMI

“En son söyleyeceğimi en başta söyleyeyim, hiç lafı dolandırmaya gerek yok.”
Bu tutumunun neye mal olacağını hesap edemedi. Karşısında kısa boylu, kel, yanık yüzlü, kılığı bozuk biri olması neyi değiştirirdi ki?
“En son söyleyeceğin şeyin bu olacağını nasıl biliyorsun?”
Tabi, mantık adamı doğrular. Mantığın alanını pek iplemeyen iri yarı, düzgün kılıklı, yeni tıraşlı adamın cevabını pek merak ettim doğrusu.
“Neyi en son söyleyeceğimi nereden biliyorum?”
Bana sorarsanız kırmızı yüzlü, kalantor adamımızın sorusunu toparlaması lazım. Aynı zamanda kafasını da zira, kafası karıştı. Gözünden başka parlak yeri olmayan adamımız soruyu anlıyor aslında. Anlaşılmayacak yeri var mı?
“En baştan söylediklerine bakarsak, en son söyleyeceklerini söylemiş bulunuyorsun. Konuşma burada

15 Nisan 2011

MAZİNİN SESİNİ DUYMAK

“MAZİNİN SESİNİ DUYMAK”
Muhteşem olan nedir biliyor musunuz?
Meşhur olup zirvelere çıkmak, her gün adından söz ettirmek değildir. Sahici bir iş yapmaktır, işini hakkıyla yapmaktır muhteşem olan.
İşinizi hakkıyla yaparsanız muhteşem şeyler ortaya çıkar.
Diğerleri alınmasınlar ama Ahmet Öztürk hocayı yaptığı muhteşem işten dolayı tebrik edeceğim. Ödevin ne olduğu, ne olması gerektiği, işini yapmanın ne anlama geldiği, öğretimin hangi seviyeye geldiği kendisinin yaptığı işten anlaşılıyor. Şöyle diyebiliriz, buradan bakılınca gayet basit bir iş çıkarmış. Olması gereken hatta herkesin yapabileceği bir iş… Ahmet Hocanın yaptığı iş tam da burada ihtişamını ortaya koyuyor. Edebiyattaki sehl-i mümteni gibi. Herkes basitçe yaparmış gibi görünüyor ama sadece gönül verenler, emek harcayanlar, ter dökenler başarabiliyorlar.

Edebya yeni yerinde

Yeni yerimize taşınıyoruz.
Ülkemiz interneti pek özgür olduğu için böyle dolaşıp duruyoruz, yapacak bir şey yok.
Bir iki güne tamamen taşınmış oluruz inş.
Şimdilik bazı eksiklikler olacaktır sitemizde, anlayışla karşılamanızı istirham ediyoruz.
15,04,2011

12 Nisan 2011

HAKARET GÜNÜ



HAKARET GÜNÜ
Önemli bir toplantıdayız…
Konuşmacı kürsüde, dinleyiciler itina ile planlayıp katılmışlar, her hallerinden belli.
Aradan beş dakika geçiyor, konuşmacı kendine göre yahut dinleyicilere göre de önemli, konulardan bahsediyor.
Salondaki mikrofon cızırtısı ve konuşmacı sesini yırtarcasına bir telefon çalıyor.
Dülülülülülülülülülül!
Çaktırmadan bütün gözler o tarafa çevriliyor.
Hatta konuşmacı da hafiften o tarafa dikkatini yöneltiyor, kendi dikkati de üzerinden eşek geçmiş gibi dağılıyor af edersiniz.
Telefonu çalan adam utançtan yerin dibine girse yeridir çünkü herkesin huzurunu bozacak bir şeye sebep oldu istemeden.
O da ne?
Adam, çalan telefonu bir güzel bekletiyor, kimin aradığını anlamak için uzun uzun çalmasını izliyor sonra da “Pıt!” diye açıyor ve cevap veriyor.
-Alo, Pislikcan ne haber lan? Ben mi, ne olsun konferans dinliyorum işte.
(Bağır anasını satayım, duymaz o bağır!)

05 Nisan 2011

ERE MEKTUP

Foto: M.Uysal, Ovacık Köyü, Tavşanlı

ERE MEKTUP
6 Temmuz 2000
Tarihi geçmiş bir mektuptur…
Tarihi geçse de anlamı taze bir mektup. Yazılmamış satırların kırılmışlığıyla, yazılan satırların diriliği kadar hasret ve özlem kokan…
Hâl hatır sormadan başlanan satırlar kadar berrak anlatamasa da meramını muhatabının zihninde hayal filmini hareketlendirecek kadar saflıkta.
Simiyle müsemma birine ne sorulur ki? İyidir mutlaka. İyi halini hatıramın ücra bir köşesine tablo gibi asmışken “İyi misin?” sorusu da ne oluyor?
“Buralarda…” diye başlayıp bir sürü kelime ve cümlenin rahatının bozacağız. Onlar yerlerinde iyi. Sebepsiz bir transfer hem bir boşa uğraş hem öylesine…
Ben, hücreleri gibi bölünmeden yaşayamayan adam, iyiyim. Öyleyim, bildiğin gibi.
Zaman nasıl da geçici değil mi? Bak, nereden nereye aktı