14 Ocak 2008

KÜTAHYASPOR KONUĞUMUZDUR



KÜTAHYASPOR KONUĞUMUZDUR…

Kütahyalılar konuğumuzdur. Kültür kodlarımızda konuk nasıl ağırlanırsa öyle ağırlamalıyız. Onlar da elbette konuk olduklarını bilerek ve sporun barış ve kardeşlik ruhuna uygun olarak gelecekler ve konuk olarak ağırlanacaklar.

Daha önce yaşananları biliyorum. Siz de biliyorsunuz. Bu sefer başka. Kendi takımları ile gelecekler ve elbette kendi takımlarını destekleyecekler. Bizim üzerimize düşen sadece onları güzellikle ağırlamaktır. Onların yapacağı (Bunu onlardan asla beklemiyorum.) taşkınlıklara karşı da aynı tutumu devam ettirmeliyiz.

Taraftarlar daha şimdiden internet forumları üzerinden kapışmaya başlamışlar beni üzen odur. Balıkesir maçındaki olumsuz davranışları unutmuş değiliz ama ebediyete kadar da bu hatalarını yüzlerine vurmaya devam edemeyiz. Biz ev sahibiyiz, gereken incelik ne ise o bizim görevimizdir. Burada bir tatsızlık çıksın istemiyorum. Tavşanlı adının hiçbir tatsız olayla anılmasını asla istemiyorum, siz de istemezsiniz. Biz onların ilçesiyiz, onlar bizim ilimizdir. Aradaki tatsızlık çözülemeyecek bir şey değildir. Her iki takım da birbirine sahip çıkmalıdır. Hiçbir gecikmeye mahal vermeden bu hemen yapılmalıdır. Her iki takımın yetkilileri, her iki takımın taraftar grubu liderleri acil tedbirler almalı ve maç öncesi buluşma gerçekleştirmeli ve bu tatsız geçmişi hemen çözüme kavuşturmalılar.

Spordaki olumsuzluklar diğer alanlara da yansıyacaktır. Bir arada yaşamak zorundayız. Aramızda kaç km. var şunun şurasında? Artık 20 dakikalık mesafede Kütahya’nın bir mahallesi kadar yakınız birbirimize. Sporun ruhuna hiç uymayan kavgalar, şiddet, küfür hiç ama hiç olmamalı sahalarımızda. Hele il-ilçe olan iki şehir arasında hiç olmamalı.

Tavşanlılı Neşter grubuna buradan özel ricalarım var. Siz bu tatsızlığı önleyebilirsiniz. Nasıl yapacağınız konusunda benim akıl vermeme ihtiyacınız da yok elbette. Lütfen bu tatsızlığı çözün ve her iki taraf da maçı gönül huzuru içinde seyretsin. Maçın skoru ne olursa olsun kazanan iliyle ilçesiyle biz olalım. Birkaç kişinin yaptıklarını toptan bir güruhun üzerine yığmaya kalkmak haksızlık olacaktır.

Kütahya gurubu veya GMŞ’ye de seslenmek istiyorum: Buraya gelirken şunu unutmayın biz sizin her koşulda kardeşiniziz. Aradaki rekabet bunu değiştiremez. Linyitspor’u desteklemenizi hiç kimse beklemiyor ancak, küfür kullanmadan kendi takımınızı coşkuyla destekleyebileceğinizi de aklınızdan çıkarmayın lütfen. Bizim misafirimiz olarak buraya geleceksiniz ve güzel karşılanacaksınız. Arada internet üzerinden ya da başka yollarla size ulaşan mesajları boş verin. Onları dikkate almayın ve siz de ona benzer mesajlar göndermeyin. Bugün sporda birbirini ezmeye çalışan yarın başka sahalarda da ezmeye çalışacaktır. Buna izin vermeyin.

Tavşanlılılar da buna dikkat etmeli ve kötü niyet taşıyan hiçbir tezahüratı veya mesajı iletmemeli karşı tarafa. Onlar bir futbol müsabakası dolayısı ile rakibimiz olabilirler ama devamlı olarak, coğrafi refikimiz, manevi kardeşimiz, fiziki komşularımız, siyasi bağımızdırlar. Biz onlara onlar da bize ihtiyaç duyacaklar hayat devam ettikçe. Kötülükte asla yardımlaşılmaz. Yardımlaşma veya destekleme olacaksa bu iyi şeylerde olacaktır.

Bu haftaki maçtan sonra hiç kimsenin aklında kötü şeyler kalsın istemiyorum. Benim gönlüm de elbette Linyitspor’un kazanmasını istiyor ama Kütahyaspor kazanırsa bunu olgunlukla karşılarım. Maç bitince kendi oyuncularımı da karşı takımın oyuncularını da tebrik eder evime dönerim. Benim hedefim iyi bir karşılaşma seyretmektir. Bu bir savaş olsaydı ve namusum, vatanım, bayrağımın şerefi zedelenecek olsaydı oradan yenilgiyle dönmek değil canımı bırakarak kalmayı tercih ederdim. Lakin ortada savaş yok. Bir maç seyredeceğiz, mağlup olan kişiliğiniz ve insanlığınız olmasın.

11 Ocak 2008

DİLİNİ EŞEK ARILARI YAZSIN!


“Kamus, namustur.” İmza: Cemil Meriç.
“Kamussuzluk, namussuzluktur.”
“Namussuzun kamusu yoktur.”
“Kamus, namussuzlara lazım değildir.”
“Kamusun lazım olduğu yerler çok değilse namussuzluk yaygındır.”
“Yabancı dil hayranlığı, kamussuzluktur.”
“Namussuzlar pek uzun konuşamazlar.”
Mantıkî çıkarım, imza: M.Uysal.
Namus: Edeb, haya, doğruluk ve güvenilirlik gibi faziletlerin sonucu olan ve yüksek değer taşıyan haslet; ahlakî ölçülere olan bağlılık. Edep, iffet, ırz, ismet. Doğruluk, dürüstlük. Haysiyet, itibar.
Kamus: sözlük, lügat, büyük sözlük. Bir dilin kelimeleri. Mantık dersini severdim ama pek yararlanma fırsatım olmadı. Hep geçici öğretmenlerle muhatap olmak zorunda kaldım. Geçen yıllarda Marmara Üniversitesinin yayımladığı "Mantık Yanlışları" kitabını aldım, ilgim devam etsin diye. Mantık ilmiyle olan bağım çok kuvvetli değildir yine de kullanmayı severim. Cemil Meriç’in, alıntıladığım cümlesinden ne kadar doğru çıkarımlar yaptığım tartışılır. Yanlış da olsa benim için bir düşünce silsilesi oluşturduğundan, bu çıkarımlar önemli.
Dil, önemli bir araçtır. Kimin dilini ne için kullandığımız da çok önemli. Farklı dil bilen insanlara ihtiyacımız var. Fakat toplumun tamamının başka bir dili öğrenmeye kalkışmasına ihtiyacımız yok. Karganın, kekliği taklit babında yaptığı, haysiyetsizlikten başka nedir? Yahut bülbülün çektiği, dili belası.
Şimdi hiç oraya buraya dolandırmadan şunu aktaralım: “Bursa’nın Nilüfer ilçe belediyesine “Dil” ödülü verildi. Bursa’nın merkez Nilüfer ilçe belediyesinin iş yerlerinde Türkçe isim kullanılması yönündeki meclis kararı sebebiyle Türk Dil Kurumu (TDK) tarafından ödüllendirilmesine karar verildi.” (23/04/2003) Gazetelerden bir haberdi bu aktardığım. Elbette başka dillerden gelen kelimeleri de kullanmak zorunluluğumuz var. Bunun bir sınırı olmalı değil mi? Kamussuzlara hatırlatılması gerekenleri kim hatırlatacak? Dil, bir toplumun en değerli hazinesidir. Onu kim yağmalamak isterse hırsızdır. Dili kim bozmak isterse, kim başka dillerle karma yaparsa uyarılmalıdır.
Bu çerçevede (haberle ilintili olarak) şehir olarak, biz de artık İDK’dan (İngiliz Dil Kurumu) bir ödül bekliyoruz. Ödül töreninde sizi de aramızda görmekten mutluluk duyacağız. Very interesting bir olay olacak, kaçırmayın!

07 Ocak 2008

MÜTHİŞ CENAZE İLANI

MÜTHİŞ CENAZE İLANI

Cenaze ilanı! Rahmetli Ali Peyramoğlu'nun oğlu, Hacı Mustafa Demirdeli'nin damadı, Tornacı Zeki Oyandemir'in yeğeni, Ahmet, Mehmet, Veli ve Türkiye Odun Kömürü emekli işçilerinden Feraiz Peyramoğlu'un babaları, gemici ustalarından Halil ustanın uzak akrabası, eski Sabah gazetesi yazı işleri sekreterinin kocasının kayınbiraderi, rahmetli semerci Kamil ustanın torunun amcaoğlunun dayısı, bir ara gazete dağıtan delikanlının bisikletini tamir eden Tayyar ustanın manevi dedesi, lokantacı Dayı Kerim'in kaynanasının teyzeoğlu, yetmişlerde yıkılan istasyon binasını yeniden yapan mühendisin hala oğlu, halen sağ olan çömlek yapımcısı Semenderdereli Akçakoca Temiz ustanın kızının eski yavuklusu, emekli nüfus memuru Vasfi efendinin baldızının kayını, demir yollarından emekli Tevekkel Yusuf ağanın şaka olsun diye yola bağlayıp ölümüne sebep olduğu Hıyarların İbiş'in kumasının eniştesi, bazen uzun yol bazen kısa yol şoförlüğü yapan halen emirler caddesinde itina ile taşımacılık yapan Emin Keloğlan'ın 1979'da ölen küçük kardeşinin bir büyüğü olan rahmetli keçe ile bıçak bileyen Hasan beyin bacanağı, Almanyalı (Nasıl yani?) Filinta Kazım'ın mercedesini tamir eden Vedat ustanın iş ortağı Nedret Kerimov'un torununun bitişiğinde oturan Hatice teyzenin kiracısı içgüvey Galip'in kuzeni, emekliliğine kırk yedi gün kalan Mehmet Peyramoğlu vefat etmiştir. Kendisine Allah'tan rahmet yakınlarına başsağlığı dileriz.
(Tekrar)
(Bu bölüm yukarıdakinin aynen tekrarıdır, okumadan bir alt paragrafa geçebilirsiniz.) Cenaze ilanı! Rahmetli Ali Peyramoğlu'nun oğlu, Hacı Mustafa Demirdeli'nin damadı, Tornacı Zeki Oyandemir'in yeğeni, Ahmet, Mehmet, Veli ve Türkiye Odun Kömürü emekli işçilerinden Feraiz Peyramoğlu'un babaları, gemici ustalarından Halil ustanın uzak akrabası, eski Sabah gazetesi yazı işleri sekreterinin kocasının kayınbiraderi, rahmetli semerci Kamil ustanın torunun amcaoğlunun dayısı, bir ara gazete dağıtan delikanlının bisikletini tamir eden Tayyar ustanın manevi dedesi, lokantacı Dayı Kerim'in kaynanasının teyzeoğlu, yetmişlerde yıkılan istasyon binasını yeniden yapan mühendisin hala oğlu, halen sağ olan çömlek yapımcısı Semenderdereli Akçakoca Temiz ustanın kızının eski yavuklusu, emekli nüfus memuru Vasfi efendinin baldızının kayını, demir yollarından emekli Tevekkel Yusuf ağanın şaka olsun diye yola bağlayıp ölümüne sebep olduğu Hıyarların İbiş'in kumasının eniştesi, bazen uzun yol bazen kısa yol şoförlüğü yapan halen emirler caddesinde itina ile taşımacılık yapan Emin Keloğlan'ın 1979'da ölen küçük kardeşinin bir büyüğü olan rahmetli keçe ile bıçak bileyen Hasan beyin bacanağı, Almanyalı (Nasıl yani?) Filinta Kazım'ın mercedesini tamir eden Vedat ustanın iş ortağı Nedret Kerimov'un torununun bitişiğinde oturan Hatice teyzenin kiracısı içgüvey Galip'in kuzeni, emekliliğine kırk yedi gün kalan Mehmet Peyramoğlu vefat etmiştir. Kendisine Allah'tan rahmet yakınlarına başsağlığı dileriz.
-Yuh, yine de tanımadım. Neyse Allah rahmet eylesin.
-Olur mu ağabey, nasıl tanımazsın hani şu sağ kaşı hafif yanık bir adam gelirdi ya sigara almaya sizin büfeye o adam işte.
-Yapma ya, tüh. Allah rahmet etsin. Neden öldü acaba biliyor musun?
-Yok ağabey onu söylemediler hoparlörden.
Cenaze ilanı! Az önce vafatını haber verdiğimiz, Rahmetli Ali Peyramoğlu'nun oğlu, Hacı Mustafa Demirdeli'nin damadı, Tornacı Zeki Oyandemir'in yeğeni, Ahmet, Mehmet, Veli ve Türkiye Odun Kömürü emekli işçilerinden Feraiz Peyramoğlu'un babaları, gemici ustalarından Halil ustanın uzak akrabası, eski Sabah gazetesi yazı işleri sekreterinin kocasının kayınbiraderi, rahmetli semerci Kamil ustanın torunun amcaoğlunun dayısı, bir ara gazete dağıtan delikanlının bisikletini tamir eden Tayyar ustanın manevi dedesi, lokantacı Dayı Kerim'in kaynanasının teyzeoğlu, yetmişlerde yıkılan istasyon binasını yeniden yapan mühendisin hala oğlu, halen sağ olan çömlek yapımcısı Semenderdereli Akçakoca Temiz ustanın kızının eski yavuklusu, emekli nüfus memuru Vasfi efendinin baldızının kayını, demir yollarından emekli Tevekkel Yusuf ağanın şaka olsun diye yola bağlayıp ölümüne sebep olduğu Hıyarların İbiş'in kumasının eniştesi, bazen uzun yol bazen kısa yol şoförlüğü yapan halen emirler caddesinde itina ile taşımacılık yapan Emin Keloğlan'ın 1979'da ölen küçük kardeşinin bir büyüğü olan rahmetli keçe ile bıçak bileyen Hasan beyin bacanağı, Almanyalı (Nasıl yani?) Filinta Kazım'ın mercedesini tamir eden Vedat ustanın iş ortağı Nedret Kerimov'un torununun bitişiğinde oturan Hatice teyzenin kiracısı içgüvey Galip'in kuzeni, emekliliğine kırk yedi gün kalan Mehmet Peyramoğlu'nun cenazesinin, saat on birde, Ulucami Mahallesi, Vakitbol Sokaktaki, hamamın karşısındaki parkın hemen arkasında bulunan düdüklü tencere tamircisi Hasan ustanın dükkanının üst katındaki evinden alınıp Ulucamii avlusuna getirileceği dost ve akrabalarına duyurulur.
-Abdestin var mı?
-Var var haydi gidelim.

01 Ocak 2008

YEPYENİ BİR YIL


BEN KENDİM BİZZAT ŞAHSEN NE İSTERİM?*
2008 yahut 5011 olması çok fark etmez diyerek...
2008'de başkentin İstanbul olmasını istiyorum.
2008'de ihtiyarlığını kanıtlayanlara baston tahsis edilmesini istiyorum.
2008'de 2008 gün olmasını istiyorum.
2008'de Noel Baba'nın "Dede"liğe terfi ettirilmesini ve artık ölmesini istiyorum.
2008'de tarifi imkansız yemekler yemek istiyorum.

2008'de başarı, sağlık, mutluluk, bol kazanç, güzellik iki porsiyon da cennet istiyorum.
2008'de küremizin fazla ısınmasını ama yanmamasını istiyorum.
2008'de dağların fillerle çiftleşmesini ve fil doğurmasını istiyorum.
2008'de atalarımızın yeni sözleri olsun ve İngilizce söylesinler istiyorum.
2008'de barış olsun ama silah satışı da durmasın istiyorum.
2008'de seçim olsun ama hiç kimse seçilmesin… Neyse zaten öyle oluyor.
2008'de cehennemin belediye tarafından mühürlenmesini istiyorum. Kötü bir yer çünkü.
2008'de çok fazla yiyip içmek ama kilo almamak istiyorum.
2008'de hapı yutmak ama ayvayı yememek istiyorum.
2008'de Osmanlı'nın kurulmasını ama Osman isminin yasaklanmasını istiyorum.
2008'de "Babam ve Oğlum 2" nin çekilmesini istiyorum ama komik olsun istiyorum.
2008'de kutup ayıları için çöle adaptasyon programı geliştirilmesini istiyorum.
2008'de bütün başların kesilerek örtü probleminin toptan çözülmesini istiyorum.
2008'de iki tane sıfır olmamasını istiyorum.
2008'de bir yaş gençleşmek istiyorum.
2008'de kar yağsın, yağmur yağsın ama çamur olmasın istiyorum.
2008'de bahar gelsin ama aşk yazla birlikte gelsin istiyorum.
2008'de miskinlere ödül verilmesini istiyorum. Düzenli bir ödül olursa makbule geçer.
2008'de gazeteler olmasın televizyonlar okunabilir olsun istiyorum.
2008'de internet ölsün binternet doğsun istiyorum ama insanların haberi olmasın.
2008'de makul sözler anlaşılmasın saçmalardan aforizmalar üresin istiyorum.
*Çok umurumuzdaydı, evet, öyle.

13 Aralık 2007

İSRAF-ŞEREF İLİŞKİSİ

İSRAF-ŞEREF İLİŞKİSİ
2007

M.Uysal
İsrafın tanımını tam olarak yapalım öyle başlayalım.
İsraf: Gereksiz yere para, zaman, emek vb. harcama, savurganlık, tutumsuzluk. (Kelimenin Kur'an'da geçtiği şekli ile "Haddi aşma, azıtma, taşırma" gibi asli anlamı değil Türkçedeki anlamı esas alınmıştır.) Adını “Çağın gereği, falanın gereği.” gibi eklemelerle süsleyerek yaptığımız israflar yok mu? Elbette var. O zaman “Gereksiz” kelimesi üzerine bir kez daha düşünelim. Belki o kelimenin yerine “Boş.” kelimesini de eklemeliyiz.
1921 yılında Henry Ford yazdığı “Today and Tomorrow” kitabında israf kelimesini şu şekilde tanımlamıştı: Bir hammadde veya ürünün ihtiyaçtan fazla olan kısmı israftır... Ford da böyle bakmış israfa. Üretim açısından bakıyor ve öyle görüyor.
Müsrif: Gereksiz harcama yapan israf eden, savurgan kimse.
İsraf, savurganlık, gitmek, yanılmak, gâfil olmak manâlarına geliyor. Aynı zamanda, insanın yaptıklarında sınırı aşması anlamını da taşır. Bazılarına göre de malı gereksiz yerde harcamaktır. Süfyan-ı Sevri'ye göre az da olsa, Allah yolunda harcanmayan her şey israftır. Ayrıca israf, "Allah'ın haram kıldığı şeylere el uzatmak" şeklinde de tarif edilmiştir (İsmail Hakkı Bursevî, Ruhu'l-Beyan, II. 262).
Siyasilerden biri de seçim zamanı şöyle demişti: Gereksiz, amaçsız ve yararsız yere bir iş ve işlem yapmaktır, israf. Devlette israfı şimdi mi gündeme getirmeli yoksa biraz beklemeli mi?
Bu kelimenin tersine bakalım şimdi.
İktisat; İtidal üzerine hareket etme, haddini bilme, tam hedefe yönelme, amaca uygun hareket... 
İsrafın tanımını bilmeyen yoktur sanırım. İsraf olarak nitelenebilecek çok şeyi zaten hayatımızda bolca ifade ediyoruz. Sofrada dökülen ekmek kırıntılarını tek tek toplayarak israf etmediğimizi ifade ediyoruz. Bunu yapan adam aynı zamanda şunu da yapıyor: Kızının/oğlunun düğünü için servetinin önemli bir kısmını feda ediyor ya da altından ancak on yılda kalkabileceği bir borca giriyor.
İsraf denilen canavarı hepimiz tanıyoruz. Sebepleri hakkında konuşmaya gelince… O konuda konuşmuyoruz hiç. Ya da israf olarak tanımlanması gereken yeni olguları konuşmuyoruz. Maddeler halinde bir israf listemiz yok. Ekmek kırıntılarını küçükken öğretmişler ve üstüne hiçbir şey eklememişiz. Siz hiç memur olan oğluna nasihat eden baba örneği gördünüz mü? Ya da doktor olan kızına nasihat eden bir anne? Yahut kocasının kahvehanede geçirdiği saatlerin israfa dahil olduğunu söyleyen bir kadın?
İsrafın sebeplerini nasıl konuşacağız? Bu toplum, israfın sebepleri üzerine konuşmaya müsait mi? Varlığının ta kendisi israf olan o kadar çok iş, işlem, kişi, kurum ve veya kuruluşumuz var ki… Varlık sebebinin israfı devam ettirmek olduğunu zanneden o kadar çok çocuğumuz var ki… Tüketmeyi erdem zanneden o kadar çok kadınımız var ki… Üretmeyi israfa dahil eden, dolayısı ile kolay yoldan kazanan o kadar çok iş adamımız var ki… Hangi birisi ile oturup müşterek bir israf muhasebesi yapacağız? Muhasebe kayıtlarının ne kadarının israfa dahil olduğunu bilen ya da soruşturma gereği duyan amirler, iş verenler aramızdalar mı acaba?
Görgüsüzlük bir israf sebebidir mesela. Bunu düğün arifesindeki ailelere nasıl izah edeceğiz? Kanaatsizlik bir israf sebebidir. Süpermarketlere bunu nasıl izah edeceğiz? Süpermarketlerde alışveriş sepeti doldurmakta olan insanlarla israf konulu bir diyaloğa nasıl gireceğiz? Görseniz savaş çıktı izlenimi edineceğiniz nice buzdolabıyla israf konulu bir fotoğraf sergisi açabilecekken “Anne yiyecek bir şey yok mu?” diye sızlanan bir çocuğa ne anlatacağız?
“Yiyiniz, içiniz ve israf etmeyiniz. Allah israf edenleri sevmez.” İsraf haram mıdır? Henry Ford, haramın tanımını bilir miydi sizce?
Ekonomimizin “Hainler elinde olsaydı ancak böyle olurdu.” Dedirtecek hali israfla anılsa yanlış olur mu? Makam aracına lpg taktıran bir vali bu meseleyi kavramış mıdır sizce? Köşkteki birkaç ışığı söndürten cumhur reisi anlamış mıdır? (2007 A.Necdet Sezer) Ya yürütmede en büyük role sahip bakanlar, başbakan? Ya siz?
Suçu kimsenin üzerine yıkamazsınız. Siz anladınız mı? Bilmemek de bir israftır. İsrafın en büyüğü hem de. Neyi, nasıl kullanacağını bilmemek kadar büyük israf olabilir mi? Vaktin tasarrufu ile televizyon seyretme alışkanlığınız arasında bir bağ bulunabilir mi? Sanmıyorum. Sebep çok. İsraf için sebepleri sıralamak epey zorlu bir iş aynı zamanda. Hiç sebep olmasa “Canım öyle istedi.” Gibi abus bir bahaneye bile sığınabilecek kadar duyarsız ve omurgasız bir hayatımız var. “Şeref” kelimesini olumsuz kullanmaktansa uzun bir cümle kurmayı yeğlediğimi yazmak doğru olur zira, bazıları satır aralarını iyi okumuyor. Nesneyi israf etmekle şerefimizi düşürdüğümüz ortada değil mi? Ya da haysiyetli bir insanın israf ettiğini düşünün. Bu iki sıfatın (müsrif- haysiyetli) bir insanda tecelli etmesi ne kadar mümkün? Başka milletler karşısındaki durumumuza bakın şimdi de. Hangi tasarrufumuz bizim şerefimizi artırır? Hangi şeyde iktisat edersek şerefimizi de artırmış olacağız?
Paçavra gibi kullandığımız kağıtları mı saymalı, akıp giden suyu mu, boşa tükenen enerjiyi mi, zevk meselesi haline getirdiğimiz savurganlıklarımızı mı, küçüktür diye önemsemediğimiz harcamaları mı, yitip giden ömrümüzü mü… Hangi birine el atmalı? Ne kadar önemsiz bir mesele aslında şu israf. Bu kadar önemsiz bir şey dünyanın sonunu getirebilecek kudreti nereden buluyor?


12 Kasım 2007

FOX NE?

FOX TV
1. tilki.
2. tilki kürkü.
3. kurnaz kimse, tilki. f. aldatmak. tilki,aldatmak, kaziklamak, kandirmak; anlasilmasi çok güç olmak; ... numarasi yapmak, ayagina yatmak. v.kurnazca aldat:n.tilki. v.kurnazca aldat:n.tilki. i.
4. kurnaz kimse, tilki. f. aldatmak. tilki, kurnaz. kurnazlık etmek, aldatmak, sararmak (kitap), ekşimek (bira).
5. sarhoş etmek; ekşitmek, tilki, kandır; kırmızıya boyamak; hile yapmak, aldatmak; anlaşılması çok güç olmak, kandırmak, , tilki, numarası yapmak, aldatmak, ayağına yatmak, kazıklamak; fox chase tilki avı, kurnaz adam; tilki; tilki kürkü; foxhole askerin sı.
6. tilki. aldatmak. kazıklamak. kandırmak. anlaşılması çok güç olmak. ... numarası yapmak. ayağına yatmak.
7. tilki. tilki kürkü. kurnaz adam. aldatmak. hile yapmak. kitap: sayfalarında kahverengimsi lekeler bırakmak.
8. kurnazca aldat tilki.

DURSUNBEY TAVŞANLI ARASINDA BİR GÜN


Tren yolculuğu uzun sürüyor. Otobüs işlediğini de sanmıyorum. Harmancık üzerinden giderseniz olabilir. Onun için de epey zahmete katlanmanız gerekiyor. Dursunbey Tavşanlı için uzak bir diyar bana göre. Onca yolu –kendi aracınız olsa bile- gidip gelmek çok yorucu. Ağustosta iseniz Dursunbey bunaltıcı bir yer. Tavşanlı’ya göre daha sıcak kalıyor. Trenle gittiğime göre oradan başlamalıyım…
Tavşanlı’dan hareket ettikten biraz sonra birçok Dursunbeyli ile aynı trende olduğumuzu fark ettim. Bildiğim kadarıyla Tavşanlı’da ikamet eden epey Dursunbeyli var. Onlardan bazılarıyla da tanışıyoruz. Dursunbey istasyonuna iner inmez sizi bir sürpriz karşılıyor. Sürpriz şu: Aaa, Dursunbey falan yok ortada! Köy görünümlü bir yerde trenden iniyorsunuz ve epey şaşkınlık yaşıyorsunuz ilk defa gidiyorsanız. Etrafa bakınırken belediye otobüsü ve taksileri görüyorsunuz. Hemen istasyonun yukarısında sizi bekliyorlar. Belediye her tren saatine özellikle otobüs gönderiyormuş, şu yirmi bir kişilik olan otobüslerden. Otobüs doldu ve taksiler de hareket ettiler. Yukarı doğru tırmanmaya başladık. Yeşil alanlar görüyorum, adlarını bilmedim çeşitli ağaçlar var. Bizim buralardaki gibi hep çam ağaçlarıyla kaplı değil ormanları. Onca sıcağa rağmen tepelerdeki tarlalarda bile sulama yapılabildiğini görmek bana ilginç geldi.