29 Nisan 2008

PARÇALI BULUTSUZ

PARÇALI BULUTSUZ
Bir gün, birisi, “Bana bir kelime söyle ama ilk aklına gelen şey olsun.” dedi. O günden sonra hiç konuşmadım. Hala kelimeleri geveliyorum.
*
İhtiyar, elindeki tespihin tanelerini yere saçtı. Toplamak için yardım etmedim ve artık bir tespihim olsun istemiyorum.
*
Gölgeler asfalta düştü, rüzgar ılık havayı bağrıma üfledi; karnım açtı ve uykuya ihtiyacım vardı. Ben kışa özlem duydum.
*

Pencereyi açtım, başımı gökyüzüne çevirdim. Maviyi gördüm. Denizi de bilmem pek, aklıma sonsuzluk geldi. Mavinin ardındaki karanlıktan ürktüm, pencereyi kapattım. Keşke biraz bulut olsaydı.
*
Oyuncaklarını parçalayan çocuklara özenirdim. Meğer onların başka oyuncakları da varmış.
*
Rüya görmeden uyandığım günlerin hesabını tutmaya başladım. Fark ettim ki, artık daha az yaşıyorum.
*
Sokakta gördüğüm bütün insanların benden daha keyifli olabileceklerini hesap ederek gülümseyebiliyordum. Keyfimin yerinde olduğu günler, hiç sokağa çıkmamalıyım belki de.
*
Arada bir durup ellerime bakıyorum. Evire çevire inceliyorum onları. Başka zaman hiç farkında olmadığım bu utangaç şeyler, ben bakınca titriyorlar.
*
Bir ağacım olsun istiyorum. Ardından onun toprağa olan ihtiyacını hatırlıyorum. Bir avuç toprakta ancak güzel çiçekler yetişiyor. Çaldığım toprakların hesabını nasıl vereceğim, penceremi açıp çiçek kokularını sokağa salarak mı?
*
Bir kuzuyu sevmek istediğim zaman, mevsim geçmiş oluyor. Kocaman koyunları okşamak, çobanın sayma güdüsünü harekete geçiriyor. Uyumakla, çimenlerde yuvarlanmak ayrı şeyler oysa.
*
Bir bardak suyu içebilmek için çölü tahayyül etmek lazım geldiğini ancak suyun içinde idrak ediyorum. Bu, benim için ne yüce bir ilimdir.
*
Fısıltıyla konuşan iki insanı görünce ürperiyorum. Tek başına fısıldayan biri için bu, çok görülmemeli. Belki son duamı mırıldanıyorumdur.
*
Şimdi, buğdaylar sararmaya başlamıştır. Bir dut ağacının dibinden sarı denizler seyretmek nasıl da haz verir insana. Gözlerimi kapıyorum, gök başaklara dokunuyorum. Az sonra onlar da sararmış olacaklar.
*
Bir kalem bulduğum zaman ona, neler yazdığını soruyorum.
*
Bir zarfım olursa, bir dostum da oluyor epey zaman sonra.
***

DEMEK ÖYLE

DEMEK ÖYLE
Demek öyle, Kütahya’nın yolları delik deşik. Demek çetin bir kışın ardından şehir içi yollar köstebek yuvası gibi. Tavşanlılı hemşehrilerim ne kadar muzdaribiz bu durumdan! Kütahya’da dolaşırken ne zor oluyor! Tavşanlı yolları mı? Biz de Çetin adında bir kış görülmedi, köstebek, bilinen hayvan türlerinden değil ve delik deşik ancak eleği hatırlatır bize.
Demek öyle, Sivas belediyesi esnafa yasak etmiş kaldırıma eşya koymayı. Belediye başkanı böyle bir şeyi yapmış ha! Yok canım, kaldırımlar artık daha mı genişmiş! Tavşanlı’nın şükür ki böyle bir sorunu yok!
Demek öyle, demek senaryo yazmak epey kolay artık.
Demek öyle, demek olaylara kendi özel tarihinden bakılınca genel tarih böyle silik ve diğer sebepler yok hükmünde kalıyor.
Demek öyle, pazarı üçe bölünce perşembeye yer kalmıyor.
Demek öyle, kurumlar da küsüp barışıyorlar. Bacalar neler çekiyor düşünün artık!
Demek öyle, doktor mektebinde fillerin mavi olabileceğini öğretmiyorlar demek. Öyleyse diğer mekteplerde de esnaflık öğretmiyorlar.
Demek öyle, bahar gelince ağzına sinek kaçma ihtimali de artıyor. Oysa ben yerlere tükürmeyi lanetli bir iş sayarım.
Demek öyle, yazmak aynı zamanda özgürlük. Sahi özgürlük neydi? “Tekel” sadece sigara ve alkol üretilen yerin adı mıdır?
Demek öyle, kitaplar sadece beyin yıkamak için, gerisi hep gerçek.
Demek öyle, burası haşlama seven bir memleket. Neyi haşlıyorlar peki?
Demek öyle, bir öküzüm olsa parklardaki çimlerde otlaması yasak. Bisikletim de çim yemez ki!
Demek öyle, demek bu sütun benim topum tüfeğim!

ŞİMDİ

ŞİMDİ
Şimdi gözlerime ağlamayı öğrettim ki, bu yaşlar utanmaz hırsının kurbanı olsun.
Şimdi aşk zamanıdır, aşk ömrün ziyanıdır.
Şimdi bana yeniden ister misin deseler, yok vallahi savaş olmadan asla.
Şimdi o, paşa!
Şimdi yürü, sonra yürü; yürü ya kulum!, hitabını bekleme.
Şimdi şıp, diye damlar burnum.
Şimdi gel, şimdiden sonra gel, şimdi olmasa da gel.
Şimdi vakit, dem bu demdir.
Şimdi, kelimeler yetmiyor anlatmaya seni, karikatürlerden alıntı yapmalıyım.
Şimdi eylem zamanıdır, midenin tembeli bağırsağa zarar.
Şimdi tam zamanıdır, kaçırdınız kaçırdınız yoksa akıllı kalırsınız.
Şimdi saate bak ve bana kaç olduğunu söyle. Beş dakika sonra bunu bir kez daha istemem muhtemelen.
Şimdi gör beni. Eski tanıdığın patron ben değilim artık.
Şimdi zahmet olacak size de yatarken okuyun. Uykunuzun gelmesinde etkisi olacaktır.

ŞİMDİ NE OLACAK

ŞİMDİ NE OLACAK
Şimdi ne olacak, bir yangının külünü yeniden yakıp geçtin?
Şimdi ne olacak, bir yazı daha yazdın?
Şimdi ne olacak, hepsinin sonunda temennide bulundun, temenni kalmadı?
Şimdi ne olacak, itiraf ettin fakat rahatlayamadın?
Şimdi ne olacak, şimdi ne olacak? Ne, ne olacak; olacağı buydu zaten!
Şimdi ne olacak, sen okudun fakat baban eşek olarak kaldı?
Şimdi ne olacak, hep cevap veren biri haline geldin, hiç soru sormayan insan olur mu?
Şimdi ne olacak, keşke televizyonu kapatmasaydın!
Şimdi ne olacak, her gün sallanıyoruz fakat tedbir alınmış mı alınmamış mı belli değil?
Şimdi ne olacak, elim kolum çözüldü?
Şimdi ne olacak, nereden geldiği belli olan fakat ne olduğu belli olmayan bir gök cismi tespit ettik?
Şimdi ne olacak, pılısını topladı, pırtısını bana bırakıp gitti?
Şimdi ne olacak, verdiğin kitabı bitirdim?
Şimdi ne olacak, ya bundan sonra, daha sonra, daha daha sonra?
Şimdi ne olacak, rekor kırıldı ama kafası yarılmadı?
Şimdi ne olacak, dünya da yuvarlak çıktı?
Şimdi ne olacak, TCK, meğer Türkiye Cumhuriyet Karayolları değil Ak Yolları imiş?
Şimdi ne olacak, bu adamın ne söylediğini anlamıyorum?
Şimdi ne olacak, kaz gelecek yerden civciv bile gelmedi?
Şimdi ne olacak, rüşvet verdim selam değildir, diye almadılar?! Kafamıza pamuk yağacak!
Şimdi ne olacak, haydi AB’ye girdik insanlığa nasıl gireceğiz?

KUSURA BAKMAYIN!

KUSURA BAKMAYIN!
Kusura bakmayın ama, güzel olana bakmakla çirkin olana bakmak arasında iğrenç farklar var.
Kusura bakmayın ama, siz hiç ağlayamıyorsunuz.
Kusura bakmayın ama, elinizden ekmeğinizi alacağım ve yerine pasta vereceğim.
Kusura bakmayın ama, sizi sevmeye devam edeceğim. Bu, dünyanın garantisi.
Kusura bakmayın ama, sizin sesiniz de süt dökmüş kedi gibi çıkmıyor.
Kusura bakmayın ama, bir dahaki sayımda da sizi saymayı düşünmüyoruz.
Kusura bakmayın ama, siz de koltuğu buldunuz heykel istiyorsunuz.
Kusura bakmayın ama, iyi kötü savaşıyorduk siz katliam yapmaya başladınız, benim ne yapmamı bekliyordunuz?
Kusura bakmayın ama, sizi elifle tanıştırdığım halde siz mertekle takılıyorsunuz.
Kusura bakmayın ama, kahvenizi üzümlü yapamam. Yazarlara bu kadar özenilmez ki.
Kusura bakmayın ama, oruç tutmayanları fişlemiyoruz, Connection Cafenin müdavimlerini niye yazıyorsunuz?
Kusura bakmayın ama, bitti, biz bayram yapmayı düşünüyoruz, isterseniz Fransa’ya bir bilet ayarlayabilirim sizin için.
Kusura bakmayın ama, siz tepemde dikilirken bu gülü nasıl koklayabilirim, hem gölge etmeyin gülü solduracaksınız.
Kusura bakmayın ama, bu derneğe kaydınızı yapamayız. Çünkü siz yardım almıyorsunuz.
Kusura bakmayın ama, şu tepeden az önce, birbirlerine yumak misali kaynaşmış biçimde yuvarlanarak inen, yuvarlanırken küçük patileriyle türlü oyunlar yapan, minicik sesler çıkaran, doyasıya oynayan kedileri bile görmediniz.
Kusura bakmayın ama, telgrafın tellerine konmuş bir tek kuş bile görmemişken nasıl oluyor da bu şarkıyı sevebiliyorsunuz?
Kusura bakmayın ama, hem kelsiniz hem fodul. Nasıl berber oldunuz?
Kusura bakmayın ama, sadece okuyabiliyorsunuz, anlamayı öğreten bir kurum da yok ki.
Kusura bakmayın ama, doktorlar ellerinden geleni yaptıkları halde öküz, sizlere ömür. Yani artık duygu ortaklığımız kalmadı.
Kusura bakmayın ama, içinde tren geçmeyen öyküleri sevmediğim gibi içinden tren geçmeyen yerleri de sevmiyorum.
Kusura bakmayın ama, günahlarınızın dökümünü çıkarıp yaymak zorunda değilsiniz.
Kusura bakmayın ama, hamili kart yakînîmdir, diyebileceğim eşyalarımı hep sattım. Zaten benim kartım oralarda geçmez, limiti doldu.
Kusura bakmayın ama, meslekleri guruplara ayırırken hata yapıyorsunuz. Doktorlarla bankerleri aynı haneye yazmışsınız.
Kusura bakmayın ama, sizinle bu konuda yarışamayacağım. Genellikle rüzgarsız yerleri tercih ediyorum.
Kusura bakmayın ama, yazı bitti, siz inatla okumaya devam ediyorsunuz.

ELLER YUKARI

ELLER YUKARI
Eller yukarı, bu bir hortumdur.
Eller yukarı, bu bir danstır.
Eller yukarı, bu bir eğitimdir.
Eller yukarı, belinizi yana doğru bükün...
Eller yukarı, kaleminizi yavaşça yan tarafa atın!
Eller yukarı, herkes kumandaları bıraksın!
Eller yukarı, şemsiyeler açılsın!
Eller yukarı, irtişa dünyaya hakim oldu. (irtişa, yazıldığı gibi.)
Eller yukarı, armudun düşmesini beklemeyeceğiz.
Eller yukarı, koltuk değneklerinizi serbest bırakın!
Eller yukarı, dargınlar, bayram geldi.
Eller yukarı, yarışma başladı.
Eller yukarı, bal tutup parmağını yalamayanı tespit edeceğiz.
Eller yukarı, bu bir soygundur; kendiniz mi soyunursunuz biz mi soyalım?
Eller yukarı, düşüyorsunuz.
Eller yukarı, Siyonistler hariç, onlar ayaklarını kaldırsınlar, ikisini birden. Dünya daha fazla taşıyamıyor.
Eller yukarı, bu bir seçimdir. Hiç kimse oyunu gizlemesin!
Eller yukarı, düşünme pozisyonunda kimse kalmasın!
Eller yukarı, bu demokratik bir saçmalama olmadı.
Eller yukarı, gönlünüzü alacağız.

BEN YOLUMU BULURUM

BEN YOLUMU BULURUM
Ben yolumu bulurum, siz sadece zühreyi gösterin.
Ben yolumu bulurum, yeter ki memurluğa kabul edin.
Ben yolumu bulurum, zaten sudan yaratılmadık mı?
Ben yolumu bulurum, şu kargayı başımdan alın.
Ben yolumu bulurum, tarif ettiğiniz köy beş dakika sonra görünecek ya.
Ben yolumu bulurum, tekerlek izlerini takip etmeyi biliyorum.
Ben yolumu bulurum, her yol Roma’ya bazı yollar Diyarbakır’a çıkmıyor mu?
Ben yolumu bulurum, haritada X işaretli yerlerde ihale gömülüydü değil mi?
Ben yolumu bulurum, siz kaç defa daha sağa ya da sola yamanacağımı söyleyin yeter.
Ben yolumu bulurum, bana da bir Ladin musallat edin, onun gittiği yer yolumdur.
Ben yolumu bulurum, göz kapakları olan bir kız gösterin.
Ben yolumu bulurum, velev ki dolambaçlı yasalar olsun.
Ben yolumu bulurum, bulamazsam her yer yol zaten.
Ben yolumu bulurum, hem hangi yolcu yolsuz kalmış?
Ben yolumu bulurum, ama sonradan yolsuzluk yaptın, falan demeyeceksiniz.
Ben yolumu bulurum, Türkiye benimle gurur duyacaksa niçün, ama niçün olmasın?
Ben yolumu bulurum, bazı durumlarda tarik beni bulur.
Ben yolumu bulurum, “yolun yolcularına” sorarım olmazsa.
Ben yolumu bulurum, siyasete arkasından mı neresinden girileceğini gösterin. Sahi kamuflajdan geçmeyen şeyler silindir şapkadan da geçmiyor değil mi?
Ben yolumu bulurum, olmazsa bir yol ihalesi bulurum.
Ben yolumu bulurum, hikayesini bile yazarım, hangi tv de gösterilecek?
Ben yolumu bulurum, geriye su ile elektrik kalıyor. Onları da devlet bulsun kardeşim!
Ben yolumu bulurum, yürü ya vatandaşım, deyiverin gayrı.
Ben yolumu bulurum, şu yol geçen hanına olan borcumu sildireyim hemen revan olurum.
Ben yolumu bulurum, yeter ki köprülerden para almayın.
Ben yolumu bulurum, bir kalem bir kağıt yeter.

BİRAZ ZAMAN ALIYOR

BİRAZ ZAMAN ALIYOR
Biraz zaman alıyor, biraz gönül ama geriye kalan önemli değil mi?
Biraz zaman alıyor, tam kalbine inecek bir kurşun gibi değil, biraz zaman alıyor.
Biraz zaman alıyor, özür dilemek ve “seni seviyorum” diyebilmek.
Biraz zaman alıyor, aşkta yol almak ve yol dediğinin aşk olmadığını bilmek.
Biraz zaman alıyor, ateş yakmak ve yakılan ateşin ısıtması.
Biraz zaman alıyor, harfleri dizmek yan yana. Kolye gibi göğsünde taşımak için epey zamana ihtiyaç var.
Biraz zaman alıyor, dağda çoban, şehirde koyun ve denizde oyun bilmek.
Biraz zaman alıyor, anlamak.
Biraz zaman alıyor, varsa verilebilecek zamanın.
Biraz zaman alıyor, emeklemek ve yürümek. Koşmak da ister senin canın.
Biraz zaman alıyor, en az üç kez sıçrayacak çekirge.
Biraz zaman alıyor, sabır alıyor, kuvvet alıyor, gençlik alıyor. Sonunda ölüp gidiyor insan.
Biraz zaman alıyor, önce kara kuru bir nesnesin ve ardından yine öylesin ve ardından yine öylesin. Kış gelecek beyaz olacaksın!
Biraz zaman alıyor, iki ters ve bir düz bağlantılar kurmaya devam etmeli insan.
Biraz zaman alıyor, önce işi yapmaya başla sonra öğrenirsin!?
Biraz zaman alıyor, tebdil varmalısın ol mekana ki, tebdil eylesin seni.
Biraz zaman alıyor, kadeh kadeh çıktığın zirvede elbet başın dönecek. Ya hep orada kalmak tehlikesi?
Biraz zaman alıyor, damlaya damlaya göl bulmadım, deme. Şimdi yağmur mevsimidir.
Biraz zaman alıyor, güneş doğacak, uyanacaksın, hep geç kalmış olacaksın.
Biraz zaman alıyor, bekle ki, beklemektir ömür.
Biraz zaman alıyor, aldığını geri veriyor, verdiğini tekrar alıyor, bu hep böyle oluyor.
Biraz zaman alıyor, sürüyor, ekiyor, bekliyorsun... Vermezlik etmiyor.
Biraz zaman alıyor, üç-beş kitap, beş-on seminer, olgunlaşmıyor insan.
Biraz zaman alıyor, güven biraz zaman alıyor. Aldığına değiyor çok zaman.
Biraz zaman alıyor, oyun gibi, baştan oynanmazsa yarım kalıyor sonuna kadar gitsen de.

TAHMİN EDERİM BÖYLE OLURDU!

TAHMİN EDERİM BÖYLE OLURDU!
Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre: Her beş ağaçtan birinin üzerinde aşk mesajları yazılıdır!
Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre: Okey masalarındaki dördüncülerden onda dokuzu ilan yoluyla bulunmaktadır!
Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre: Gelin kaynana anlaşmazlığının çözümü için klonlamaya sıcak bakanların sayısında artış gözlenmiştir!
Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre: İnsanlarda “boş zaman” diye, batıl bir inanç olduğu ve bu boşluğu doldurmak için de kitap okunması gerektiği saplantısı tespit edilmiştir!
Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre: Bir önceki araştırmaya bağlantılı olarak, izafiyet teorisi, zaman kavramı, zaman felsefesi, zaman analizi konularındaki çalışmalara dayanılarak gerçekten, zamanda boşluk bulunmuştur!
Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre: Sürekli sinema izleyenlerden dörtte üçü, sinemanın karanlık ve kalabalık salonlarda izlenmesinin ekonomik korkular yarattığını düşünmektedir!
Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre: Gazete okurlarının ezici nitelikteki çoğunluğu, köşe yazılarını okumaya değer buluyor ve sıkıcı geçen piknik yemeklerinde mutlaka okuyor!
Türkiye’de, LPG’li otomobil kullananlar arasında yapılan bir araştırmaya göre: LPG’nin, eylemlerde, benzin gibi üste dökülerek tehdit vasıtası yapılamadığı için avantajlı olduğunu düşünen şoför sayısı LPG’li otomobil sayısının üç katını buluyor!
Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre: Her yüz memurdan doksan dokuzu “işini” bilmiyor!
Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre: “Balık tutmayı öğretmek” deyiminin, teşvik veya kredilerle ilgisi olmadığına inanılıyor. Dolayısıyla, insanlar kendilerine sunulan bir balık servisi var zannediyorlar!
Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre: Amerika’daki “cani dadı” haberlerinden önce ve sonra Türkiyeli anneler, en iyi dadının televizyon olduğunu düşünüyorlar!
Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre: Fala inananlarının yüzde doksan bir buçuğunun, “Fala inanma, falsız da kalma!” diyenler, arasında olduğu tespit edilmiştir!
Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre: Yetişkinlerin yarısından fazlasının “Dünya” ve “Tren” kelimelerinin çağrışımları istendiğinde ilk sırada “Öküz” kelimesini söyledikleri bildirilmiştir!
Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre: Türkiye’de ikamet eden ördeklerin yüzde beşi sudan nem kapmaktadırlar!
Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre: Karadenizliler, en çok Egelilerle evlilik yapmışlardır. Zira, en çok “Fadime” ismi Ege bölgesinde tespit edilmiştir!
Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre: Türk insanı genelleme yapmayı çok sevmektedir ve genelde, genellemelerin, genel olarak hatalı olduğu savını genelleyenleri dışlamaktadırlar! (Eminim; cümlede mantık hatası yok.)
Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre: “Başlık parası”, “Kefen parası”, “Pul parası”, “Baba parası”, “Ekmek parası”, “Kayıt parası” gibi para birimlerinin bol kullanıldığı, bu para birimlerini kullananlar arasında yapılan başka bir araştırmada da, bıçaklarla ilgili bir para birimi daha olduğu inanışı tespit edilmiştir!
Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre: Şairlerin yüzde seksen üçü kuşlarla ilgili bir şiir yazmış ve kuşlarla ilgilenmiştir. Bahsi geçen şairler arasında yapılan araştırmaya göre de şairlerden, yüzde otuz iki nokta yedisi “Devlet kuşu” ile daha çok ilgilenmektedir!
Türkiye’de yapılan bir araştırmaya göre: Yapılan araştırmaların yüzde ellisinin araştırma konusu yapılması ve İngiltere gibi ülkelerde bir kez daha araştırılması zaruretinin ortaya çıktığı bildirilmiştir.

BİLMİYORUM

BİLMİYORUM
Kep ile bot arasına dev bir asker sıkıştırılabilirken, iki dua arasına bir insan sıkıştırmak mümkün olmuyor. Duasında ilahlık dileyen kabul görür mü bilmiyorum.
İnsan sarraflarının ne ile geçindiklerini ve geçimlerinin güç olup olmadığını bilmiyorum.
Kaldırıma gelene kadar taşın geçirdiği evreleri, bir hedefi olup olmadığını bilmiyorum.
Bana ait olanla kamuya ait olanı, kendisine ait olmayanın nasıl bana münhasır kıldığını bilmiyorum.
Vatan alana millet, millet alana Sakarya, vatan ve millet alana Sakarya promosyon olarak mı veriliyor, bilmiyorum.
İtalya’da büyükelçilik yapmak istiyorum ve nereye, nasıl, hangi şartlarla müracaat edilir bilmiyorum.
Memur olmak, işçi olmak isteyenlerin niçin önce memur ve işçi olmayan kişileri arayıp bulduklarını, anlamıyor bilmiyorum.
Boş vakitlerinde kitap okuyarak aydınlanmış bir çok tanıdığım var ve kaçak elektrik kullanıyorlar. Çıplak teller aydınlatır mı bilmiyorum.
Her köşe başında dikilip dilenenle her köşe başında dinlenen arasındaki farkı bilmiyorum.
Üçgenin iç açıları toplamıyla karenin iç açıları toplamlarından parlamenter bir sistem çıkar mı bilmiyorum.
Hicaz’dan gelirken zemzemin yanında getirilen hacılık sıfatından gümrük alınıyor mu bilmiyorum.
Kafa karıştıran soruların, sahiden öyle olup olmadıklarını merak ediyor, bir yandan da kafa karıştıracak yeni bir soru üretebilmenin yollarını arıyorum, yol bilmiyorum iz bilmiyorum.
Anladığını anlatıp, anlamadığımı anlatmamı isteyen insanların nasıl bir ruh halinden muzdarip olduklarını bilmiyorum.
Sayı saymakla para kazanmayı bir tutarak yaşayan insanların artık kazandıklarını sanmıyorum ve neyi kaybettiklerini bilmiyorum.
Varlığımı idrak etmek için insana ihtiyacım olduğunu biliyorum ama insanın insana aynalık edesi kalıp kalmadığını bilmiyorum.
Elimden geldiğince açık ve net yazıyorum ama insanların okuyunca ne anladıklarını bilmiyorum.
Bilmediğimi bilmeye öyle muhtacım ki bildiklerimi bilmeyenlere, bilmediklerimi bilenlere bunları anlatamıyorum. Ne olacak halim, bilmiyorum.

SİZ ESKİDEN NE YAPARDINIZ?

SİZ ESKİDEN NE YAPARDINIZ?
Biz eskiden dolmalarımızı zeytinyağlı yapar at arabası ile taşırdık. Atlar mutluydu.
Biz eskiden gaz lambasını kısıp uykuya dalardık, rüyalarımız is kokardı.
Biz eskiden YSE kamyonlarının tozunu yutar üstüne ayran içerdik, inekler gülümserdi.
Biz eskiden çamura saman katar duvarlara can verirdik, ustalar suskundu.
Biz eskiden mezar kazan adamlar görmezdik, kişi ölünce toprak ağzını açardı.
Biz eskiden harf denilen eğri çizgileri dizlerimizin üstüne yatırıp ninnilerle uyuturduk.
Biz eskiden rakı masaları kurardık, masalar mutluydu, devlet erkanı mutlu; biz telaş içinde.
Biz eskiden türkü sözlerini bilmezdik, türküler kağıda dökülünce kalbimizden...
Biz eskiden çok kirliydik. Bırakın şampuanları, koca çaylar paklayamazdı. Hiç içinden çıkmazdık zira.
Biz eskiden atların, tarakların ve bebeklerin dişlerini görürdük. Hepsi de beyaz değildi üstelik.
Biz eskiden çatısız evler yapardık, her gece misafirimizdi yıldızlar.
Biz eskiden atlara et itlere ot verirdik, yemezlerdi de açlıktan da ölmezlerdi.
Biz eskiden fesleğen tohumlarının ve suyun ve toprağın ve sineğin birkaç adım ötemizde olduğunu bilirdik.
Biz eskiden ölünce bir daha dirilmezdik. Ölen ölürdü, kalan sağlar bizimdi.
Biz eskiden uygunsuz ticaret yapan kadınların vergileriyle okul yapılmıyor sanırdık.
Biz eskiden çitlembik ağaçlarını ve iğdeleri kuşlara emanet ederdik.
Biz eskiden içimizde titreyen bir yer olduğunu bilir adını koymazdık.
Biz eskiden aşık olur, aşkımızı ilan ederdik, kimseler haberdar olmazdı anamızdan başka.
Biz eskiden toy gençlerin ellerine bıçak verdiğimizde önce ellerini kesmelerini beklerdik.

GEL SENİNLE

GEL SENİNLE
Gel seninle Bağdat’a gidelim, inan sormadan da buluruz.
Gel seninle bir berber dükkanı açalım, kuaförlerin ağzı açık kalsın.
Gel seninle çöllerde gezelim, Leyla’yı bulunca nikahımızı kıyarsın.
Gel seninle labirent yapalım ki, farelerin aklı testten geçmişken “bizimkiler”i deneriz.
Gel seninle Sadabad’a... Sahi, huzur ne yana düşer?
Gel seninle yemek yiyelim, özellikle tok karnına yalnız yemek yenmiyor.
Gel seninle tatile çıkalım, iş bize çıkmadan önce.
Gel seninle oyun oynayalım. Ben aşık olayım sen, mühendis.
“Gel seninle aşka hizmet edelim.” Salak şarkıcı!
Gel seninle keşfe çıkalım, yeni mantar türleri var mı bakarız.
Gel seninle çocuklaşalım... Teklifimi geri alıyorum, özür dilerim.
Gel seninle kaz güdelim, kaz sayısı ve tokluk oranları seçimi kazananı belli etsin.
Gel seninle... Boş ver.
Gel seninle ticaret yapalım. Sen al, ben satayım kârını haramîlere verelim.
Gel seninle iki yalnız birey olalım.
Gel seninle... Ah şu Sadabad, gidilemeyen uzaklarım!
Gel seninle kan kardeşi olalım. A negatif olsan da gel.
Gel seninle bir dilim ekmeği bölelim, belki birinin ihtiyacı vardır.
Gel seninle şov yapalım.
Gel seninle “sensiz” “bensiz” bir dünya kuralım.
Gel seninle seyahate çıkalım. Haydi, önce sen gir kalbime.
Gel seninle ülkeyi kurtaralım. İki çay lütfen!
Gel seninle felsefe okuyalım. Sen Eflatun oku ben, Platon!
Gel seninle komşunun kazlarını deve kuşuna döndürelim. Sihirli kelimeleri söyle, “ Benim niye yok?”
Gel seninle kuyuya inelim, bir deliden ip isteriz.
Gel seninle gazete çıkaralım, şurasından asıl!
Gel seninle otuz sekizlere karışalım.
Gel seninle ya da sensiz...
Gel seninle sessizlik yapalım.
,,,,,,,,,,, sen gül topla ben nergizi.............

MAHCUBUM

MAHCUBUM
Mahcubum, sizi dingili kırılmış bir kamyon gibi bıraktım. Yani ben, dingildim.
Mahcubum, bir sürü kelimeyle etrafınızı ördüm ve bu örgünün içinde bir şeyler olduğunu savundum. Maalesef böcek olmadığımı geç anladım.
Mahcubum, kendi ölümüm için piramitler inşa ederken sizin için çukurlar hayal etmiştim. Yıldızların değeri meğer kuyulardan bakılınca anlaşılırmış.
Mahcubum, öykülerimin basit kurguları arasında size gösteremediğim ve bundan daha da mahcup olacağım sırlar vardı. Ve bu sırlar zamanla aynaya dönüştü. Ben söylemedim, siz kendiniz gördünüz aynadaki çıplaklığınızı.
Mahcubum, çocukların kullandıkları dili anlayıp size aktaramadım. Anladığımı sandığım zaman hep büyüyüveriyorlardı.
Mahcubum, karnımda taşıdığım şey bir bebek değil. Kendi içimde ancak Rilke’yi taşıyorum. O da içimizde kendi ölümümüzü taşıdığımızı söylerdi.
Mahcubum, hasta olduğum zaman öleceğimi zannediyorum. Vasiyetlerimden iki yüz altı tanesini yırtmanıza ancak izin verebilirim.
Mahcubum, bir keçiyle dağ başında bulunmak bana göre değilmiş. Kurtların, metafizik takıntıları olduğunu düşünmüyorum artık.
Mahcubum, yaz gelince yazı yazmak, yazın güzelliklerini anlatmak icap ederdi lakin, yazı yazmaktan yazı yazmaya fırsat olmuyor.
Mahcubum, ilk aşkımı anlatmam istendiğinde hep böyle yüzüm kızarır. Hâlbuki bu, benim yaşadığım en temiz, en saf, en duru ve nadide şeydir.
Mahcubum, kocaman, ayrıntılı bir dünya haritasından başka bir şey dileyemem. Lambam kırık, cinim güçsüz.
Mahcubum, su kenarlarında olmak ve balık tutmak arasında temel bir bağlantı yok. Sizin için balık tutmamı istediğiniz zaman benden, beceremeyeceğim bir şey istemiş olduğunuzu anlatmakta geç kaldım. Ekmek ister misiniz?
Mahcubum, bakmakla görünmez içimdeki yara, diyen hıyarla anlaşamıyoruz. İçimde yara varsa bunun dışarıdan gözlemlenememesi imkansızdır.
Mahcubum, toprak insanı olmak istediğim zaman gidip eşeklere bakıyorum. Onların anlanması, toprak hayvanları olduklarının delili değil halbuki.
Mahcubum, mahcup olduğum zamanlarda doğruyu söyleyeceğimden emin değilken, yalan söyleyebildiğimi ima edici tavırlar takınıyor, ardından da doğru söylediğim için yalan söylemiş olma ihtimalini riske ederek yalana sığınıyorum. Tam olarak, ne söylediğimin farkında değilim yani.