Aşağıda ön izlemelerini görebilirsiniz. Onları indirmeyin onlar örnek ve çok küçükler :)
İNDİR 5 MB
Örnek fotoğraflar:










İNDİR 5 MB










FİLM GİBİ
Seni vurmamam için bir tek sebep söyle!
Evliyim ağabey.
Karını seviyor musun?
Şey, evet, evet! Evet, yani!
Kes, bu kadarı yeter, baştan alıyoruz. Yahu kardeşim, mimikleriniz burada önemli değil. Okuyucu mimiklerinize önem vermez. Ne diye yırtınıyorsunuz? Oyunculuk istemiyorum sizden. Yazdığımı yaşayın, gerisini ben hallederim. Baştan alıyoruz.
Seni vurmamam için sebep söyle ulan!
Evliyim ağabey, çocuklarım var.
Pardon, iki sebep saydı ve ben ulan kelimesini ekledim, bozulacaksa aynen yaşayalım.
Tamam, madem öyle serbest takılalım biraz. Bakalım ne çıkacak. Ciddiyim, böyle devam edin.
Seni vurmamam için bir tek sebep söyle!
Usta, bunun silahı milahı yok ki, hiç inandırıcı olmuyor böyle de.
Gidin şuna bir silah bulun. Varmış gibi yaşasana. Sanki film çekiyoruz. Tamam, ilk repliği geç devam et.
Evliyim ağabey.
Karını seviyor musun?
Evet, şey, yani evet!
Hiç mi kızdığın zaman olmadı?
Oldu tabi de geçici şeyler. Hem beni vurmazsan böyle şeyler yüzünden kızmam bir daha.
Durun bir dakika. Senin elinde bir silah var, daha yukarıdan sorular sormalı değil misin? Ya sen, alnına kurşun yemek üzeresin, bu ne biçim bir yalvarma? Bakın, sahiden böyle olmayacak.
Usta, haksızlık ediyorsun ama. Bize olayın arka planını anlatmadın ki, ben niye bu adam silah dayıyorum, niçin vurmakla tehdit ediyorum, bu adamı tanıyor muyum, olay nerede geçiyor... Hiçbir ayrıntı yok elimizde. Doğrudan olaya soktun bizi.
Ya, demek doğrudan olaya soktum. Dinleyin o zaman: Bu gün Kütahya otobüsüyle dönerken elimdeki kitabı yarı yolda bitiriverdim. Bu yolu yüzlerce defa seyrettiğime göre, geriye bir seçenek kalıyordu: Hikâye taslağı çıkarmak. Düşündüm ki, elimde bir silah olsa ve gidip şoförün kafasına dayasam, şoför eski bir arkadaşım –gerçi zor tanıdık birbirimizi- hani kafayı yemiş gibi yapsam, gerisi nasıl gelir? İşaret parmağımı namlu, başparmağımı da –arkaya yatırarak- horoz yaptım ve önümde oturan ihtiyar çifte doğrulttum. Yanımda oturan ve Yahudi markalarının imitasyonu losyon kullanan beyefendiye çaktırmadan birkaç el ateş ettim. Niyetim kimseyi vurmak değildi gerçekten. O sıra gözlerim fena ağırlaştı, uyumuşum. Yanımdaki kokunun eksildiğini fark ettiğimde hemen gözlerimi açtım. Çift kişilik koltukta yapayalnızdım artık. On altı numaralı koltukta oturan yolcuyu –yani kendimi- düşündüm. Neler yapabilirdi neler. Kafamdan çok şey geçti. Yolun bitmesine pek az kaldığı için hiç birini uygulamaya sokmadım. Böyle olunca da zihnimde izi kalmadı. Kala kala işte o, ilk replik cümlesi kaldı geriye. O cümle birçok öykünün ilk cümlesi olabilir, bunu fark ettiniz mi? Sizi özellikle denedim. Herkesin hayal dünyası farklı, sizden de ilginç fikirler, çok daha ilginç fikirler çıkabilirdi. Boş verin, gerisini ben yazacağım. Şimdi, kısaca özetliyorum, baştan yaşayacaksınız.
Nil nehri kıyısındayız. Senin elinde bir silah var –hangi türden olduğu önemli değil- önünde yatmakta olan mumyaya doğrultmuşsun. Mumya -yani sen- çaresiz gözlerle doğrultulmuş silaha bakıyorsun. Adam seni vuracak ya da vurmayacak, o kadar emin değil, sana bağlı. Başlayın!
Seni vurmamam için bir tek sebep söyle!
Evliyim ağabey.
KONUŞMAK VAKTİ DEĞİL
Şüpheler izhar etmeye başladı birileri ve bu şüpheler yoluyla sanki bir iş yapılamayacağı izlenimi verilmeye çalışılıyor.
Unuttum, konu neydi?
Konu bildiğiniz konu, belediye.
Bu şüpheleri dile getirenlerle dile getirilmesine ufacık bile olsa katkı sağlayanlar sorumlu olacaklardır.
Nedir bu şüpheler?
Çekişmeler ve sürtüşmeler olacak, iş yapılamayacak, eyvah bunlar sadece kavga edecek falan. Hiç sanmıyorum. Seçim sonrası bu tür kaygıların olması doğaldır. Bunları büyüterek insanların gözüne sokmaya çalışmak zulümdür. Geleceğe ve insanlara karşı garezdir. Bunları düşünmek bile umudunu yitirmektir. Allah’tan umudunu kesenler ancak… diye, devam eden ayetleri biliyorsunuz.
Hayır, şimdi metanet zamanıdır. Kazanan da kaybeden kadar metanetli olmalıdır. Lütfen en ufak bir ima ile bile olsa karşı tarafla uğraşmaya veya intikam almaya çalışmasın kimse. Böyle bir şüphe ikilimi oluşturmaya çalışanlara fırsat verilmesin. Böyle bir şey yok ama şüyuu vukuundan beterdir bazı şeylerin. Konuşulmasına bile müsaade edilmemelidir. Kaybedenlerin de bu memleket için kazandıkları zamanları hatırlamalarını istiyorum. Onlar da hüzünlerini yeise çevirmesinler. İntikam peşinde olmak her iki taraf için de küçülme getirir. Bu küçülmeler şehrimizi geriye götürür.
İnanıyorum ki yeniler ve eskiler bir arada olmayı başaracak ve böyle olmasa bile herkes işine bakacaktır. Hiç kimsenin şehrin önüne engel olarak toz bile koymaya hakkı yoktur.
Başta da dediğim gibi bunlar ufak tefek şeyler seçim sonrası konuşulur. Mühim olan tadında bırakıp işine bakmaktır. Bazıların topluma umutsuzluk pompalaması çalışmak arzusunda olanların kulaklarına gitmemelidir.
Şimdi iş zamanıdır. Daha devir teslim töreni bile yapılmamışken böyle tuhaf kaygıların dile getiriliyor olması tuhaf değil mi? Şimdi konuşmak zamanı geçmiştir. Herkes lütfen işine dönsün. Biri ekmeğini yapsın, biri ayakkabısını satsın, biri siyasetini yapsın, biri yönetsin, biri yazsın ama hepsi tek bir şehirde yaşadıklarını ve Allah’ın kendilerini her yerde gördüğünü unutmasın.
Her duyduğunuzu sağda solda zevkle yahut üzgünlükle söyleyip durmayın. Gerçek olup olmadığını bile bilmiyorsunuz. Efendimiz diyor ki, “Her duyduğunu söylemesi, kişiye günah olarak yeter.”
TAVŞANLI’DA YENİ BİR DÖNEM
Evet, biliyorum yeni bir döneme girildi. Şehrimizde önemli bazı değişiklikler oldu. Şehir siyaseti ilginç bir noktaya dayandı. Bir günde olduğunu düşünebilirsiniz ama değil. Birçok günde oldu. Belki de bunun önemi yok şimdi. Yeni bir dönem başladığını düşünüyorum, bu yeni dönemi konuşmak lazım artık. Bütün hizmetlerinden dolayı geçmişteki başkan ve siyasi gruba teşekkür etmek gerekiyor. Elbette onlar da şehrimizin gelişimi için uğraştılar. Eski dönemi teşekkürle andıktan sonra yeni döneme bakmalıyız.
Yeni bir dönem diyorum çünkü şehrimiz siyaseti çok büyük bir kırılma ile yön değiştirdi. Çoklarının beklemediği bir kırılmaydı bu. Açık bir farkla yön değişimi oldu. Bu fark seçilenler için sevinç vesilesiymiş gibi görünebilir ama emin olun değil. Bu seçim farkı büyük sorumluluk beklentisi anlamına geliyor. Bunu, böyle okumak lazım. Seçilenler için sorumluluk vakti. İnsanlar sizi büyük farkla seçtiklerine göre sizden çok şey bekliyorlar demektir.
Hiçbir şeyin yarım kalmayacağını ve yeni projelerin de hayata geçeceğini düşünüyorlar. Elbette seçilenler de bunu düşünüyorlar. Önümüzdeki günler güzel şeyler getirsin istiyoruz şehrimiz adına. Nasıl bir seçimden çıktığımızı ve şehrimizdeki siyasi havayı düşündüğümüzde bazı kaygılarımız var belki ama bunun üstesinden gelinebileceğini düşünüyorum. Ne büyük bir zafer ne de büyük bir hezimetten söz edilebilir. Hizmette yarıştan söz edersek orta noktada buluşulmuş olur. Artık siyasi kanatlar yok hizmetin farklı kolları var. Seçim bitmiştir, artık kazanan nasıl kazandığını kaybeden niçin kaybettiğini ivedi değerlendirip şehrimizin ve insanlarımızın hayrına elindeki gücü nasıl kullanabilir bunun hesabı yapılmalıdır.
Bir hesaplaşma süreci beklemiyor insanlar. Vekilini de başkanını da seçen aynı insanlar. Öyleyse onları birlikte çalışırken görmekten daha tabii ne olabilir? Bu yeni dönemin farklılıklar içereceğini söyleyenler sadece bu farkı yaratmak için çalışmalılar. Polemiklerden uzak, iş odaklı bir yönetim ile geleceğe bir adım daha yaklaşmış olacağız.
Tavşanlı adına yeni bir dönem olmasını bekliyorum.
Eski yönetimin nelerini eleştirdiğim kayıt altında, onlar da aklımda. Demokrasilerde sorumluluğun sadece seçmek olduğunu zannedenlerin aksine benim de bir seçmen(!) olarak sorumluluğum olduğunun bilincindeyim. Burada yazdıklarımın bir kıymet-i harbisi varsa aksine düşünenleri utandıracak şekilde yine yazacağımı bilmenizi istiyorum. Taraf olmaktan hoşlanmıyorum, sözümün değeri kadar konuşmak veya yazmak benim görevim. İçeriden ya da dışarıdan konuşmak da fark etmez benim için, halis niyetli olmak hiç kimseye kaybettirmemiştir. Biraz ukalaca tavırlarım olduğunu söylüyorlar, kabul ediyorum ama izah edilirse ukalalığımdan vazgeçmeye de hazır olduğumu bilmenizi isterim.
Eskiye teşekkür ettik şimdi de yeniyi tebrik zamanı.
Mustafa Güler Beyi ve ekibini tebrik ederim. Onların da samimiyetle şehrimiz için çalışacağından şüphem yok. Uyarı adına söyleyecek çok şeyim yok. Hepimiz hata yaparız çok mühim olan yapılan hatayı fark edince dönebilmektir. Size hatanızı gösterene siz de onun hatasını göstermeyecek aksine minnet duyacaksınız. Sadece bu ilkeyle çalışsanız bile sizi başarıya götürecektir. Bir de ayda bir toplanacak ve kıyasıya sizi eleştirecek bir meclis daha kurmalısınız halkı dinlemelisiniz. Onlara, kim olduğuna bakmaksızın kulak vermelisiniz. Yani halkı dinlemenin sistematiğini kurmalısınız. Böylece ne kadar doğru yolda olduğunuzu anlama fırsatınız olacaktır.
Tekrar eskiye teşekkür ve yeniyi tebrikle bitiriyorum ama bu sadece bir yazının nihayetidir.
![]() |
| Dr. Nihat Altınel |
SEÇELİM SEÇİLELİM
Seçelim seçilelim, iktidar kimseye kalmaz.
Seçelim seçilelim, keser ve sap oynaktır döner dururlar.
Seçelim seçilelim, yaptıklarımız kâr kalmaz.
Seçelim seçilelim, seçilenler baki değil dahi seçenler de baki değil.
Seçelim seçilelim, demokrasinin gereğidir.
Seçelim seçilelim, padişahlara dokunmayalım.
Seçelim seçilelim, hep biz seçelim biz seçilelim.
Seçelim seçilelim, seçin seçilelim.
Seçelim seçilelim, seçilmişlerden olanlar seçilemezler ki, zaten seçilmişlerdir.
Seçelim seçilelim, yeni biri gelirse ne olacak?
Seçelim seçilelim, seçileceği biz belirleyelim.
Seçelim seçilelim, yalnız siz aday çıkarmayın!
Seçelim seçilelim, biz gereğini yaparız, yok öyle sandığın dediği olmaz.
Seçelim seçilelim, eksik kalan işlerimiz var ona göre.
Seçelim seçilelim, hırsımızın kurbanı olalım.
Seçelim seçilelim, Allah bile seçilmişleri sever!
Seçelim seçilelim, demokrasinin dibine vuralım bu seçim!
Seçelim seçilelim, güzelleşelim.
Seçelim seçilelim, zaten demokrasi bu kadar gerisine siz karışmayın.
Seçelim seçilelim, bizimkiler zaten bizimkiler sizinkileri de bize verin.
Seçelim seçilelim, aynı nakarat devam etsin.
Seçelim seçilelim, zaten Anakara bizim, gerisini siz düşünün.
Seçelim seçilelim, seçilmişleri seçtiğimizi fark etmeyelim.
Seçelim seçilelim, oyumuzu en çok yalan söyleyene verelim.
Seçelim seçilelim, oy kullanmayan kalmasın.
Seçelim seçilelim, davul bile dengi dengine.
Seçelim seçilelim, ele ele kepek yapalım.
Seçelim seçilelim, alışkanlıklarımızı bozmayalım, kaldırım taşı renginde olsun her yer.
Seçelim seçilelim, içimizdeki aptallar ve sarışınlar nasıl olsa karar yetkisini kullanmayacak.
Seçelim seçilelim yahut kutunuzu açalım, ne dersiniz?
Seçelim seçilelim, elimizde makyaj malzemeleri kaldı onları da kullanalım diğer seçimlere kadar.
Seçelim seçilelim, sandık sanık olmasın hizmeti geçmiştir şu yandan.
Seçelim seçilelim, içine sinmez her seçilmeler, seçkinlerin.
Seçelim seçilelim, kanalım kandıralım, yanalım yandırılalım bu yalan kimseye kalmaz.
Seçelim seçilelim, el öpmekle dudak aşınmaz, demişler.
Seçelim seçilelim, yağcılıkta sınır tanımayalım, her övgü geri döner.
Seçelim seçilelim, hatta beni Türk seçmenine emanet ediniz.
Bütün bunlardan sonra her seçimde kahroluyorum. Allah’ım resulün bile bu kadar övülmemişti. Aklıma mukayyet ol yoksa eleştirel aklımı güce kurban edeceğim.
İLÇEMİZ BAKANI ÖNEMLİ AÇIKLAMALAR YAPTI(!?)
Yaşadığımız yerden seçilen (Hayali bir yer.) bakanımız yerel seçimler öncesi önemli açıklamalar yaptı basına. 34 Şubat Çarşamba günü belediye binası önünde açıklama yapan bakanımız, yaşadığı ve seçildiği yere daha iyi hizmetler verebilmek için seçildikten sonra rozetini çıkardığını böylece Türkiye’de yaşayan herkesin bakanı olduğunu dolayısı ile sadece seçmenlerine ve partisine değil bütün insanlara hizmette kusur etmeyeceğini hatta etmediğini söyledi. Yaklaşan belediye seçimlerinde de kendi partisinin adayını destekleyeceğini ama bunu asla diğerlerine bir haksızlık teşkil etmeyecek şekilde yapacağını da söyledi. Yaşadığımız ilçenin hepimize ait olduğunu da vurgulayan bakan, seçimlerde sadece kendi adayımızı destekliyor olmamız bizim taraflı olduğumuzu ve her işimizde de bu taraflılığı koruduğumuzu işaret eder, bu yanlışa düşmeyeceğiz, diye de ilave etti.
Önemli konularda açıklamalarda bulunan bakan gelen sorular üzerine de ayrıca cevaplar verdi. Bir gazetecinin, bazı söylentiler var kendi partinizin adayı seçilirse onunla daha iyi çalışacağınız ve diğer partilerden biri seçilirse işinin zor olacağı belirtiliyor, bu konuda ne diyeceksiniz, sorusuna bakan çok öfkelendi. Bir müddet öfkeden yüzü kıpkırmızı olan bakan yanındakilerden su isteyip terini sildikten sonra gazeteciye dönerek, elinde olmadan çok sinirlendiğini bu durumdan dolayı özür dilediğini söyledi. Daha sonra diğer basın elemanlarına hitaben, kızgınlığının basın elemanlarına değil bu söylentiyi çıkaranlara olduğunu ve bu ithamın kendisini çok yaraladığını anlattı. Bakan konuşmasının devamında, demokratik bir ülkede nasıl olur da bir bakan kendi partisinden olan ya da olmayan diye seçilmişleri ayırabilir, bu mümkün mü, diye sordu. Elbette mümkün değil, diye devam eden bakan devamında, böyle bir şeyin düşünülmesi bile bana hakarettir. Ben bu ilçenin insanlarından oy alarak seçildim ve bakan oldum. Seçilecek belediye başkanı da sizlerden oy alacak ve seçilecek. Benim partimden olmazsa ben onunla iyi çalışamam demek ne demek söyler misiniz? Bu hakikaten bana hakarettir. Elbette onunla da çalışacağız. Hem de hiçbir fark gözetmeksizin.
Konuşmasının arasında öfkesinin hala geçmediği belli olan bakan, bakınız bu söylentileri çıkaranlar çok ayıp ediyorlar. Çünkü ben buradan seçildim. Bir kez daha buradan oy isteyeceğim. Eğer sadece kendi partimin belediye başkan adayı ile çalışacaksam nasıl bu insanlardan tekrar oy isterim? İnsanlarımın tercihlerine nasıl böyle edepsizce müdahale ederim? Bu benim kişiliğime ve kimliğime asla yakışmaz. Üstelik ben kendi partimden olmayan bir belediye başkanı ile iyi geçinmesem ne değişir? Söyler misiniz bu ülkede kanunlar yok mu? Çalışkan insanlar kendi işlerini bir şekilde halledeceklerdir. Buradan bir bakan seçilmemiş de olabilirdim. Bu ilçenin bir bakanı da olmayabilirdi. O zaman oturup yalvaracak bir iktidar partisi vekili mi arayacaktık? Yapmayın Allah aşkına! Benim seçmenlerim çalışkan ve iş bilir insanlardır. Kendi güçlerinin farkındalar. Bir bakanları var, kendileri seçtiler. Kendi seçtikleri eliyle aşağılanmayı hak ediyorlar mı? Çok üzüldüm bu tür ithamlardan. Bakan basın açıklamasının sonunda parti yetkililerine bu tür söylentilerin bertaraf edilmesinin gerektiğini anlatacağını ve bu utancın bir an önce son bulması için gerekirse istifa bile edebileceğini sözlerine ekledi.
Yorum:
Basın toplantısın hemen ardından gazeteye koştum ve bu haberin acilen yayına verilmesi için hazırlıklara başladım. Sesli kaydı metne çevirip e-posta yoluyla diğer gazeteci arkadaşlarımın da faydalanması için onlara da gönderdim.
Sonra bir gariplik olduğunu fark ettim hala pijamamla oturuyordum ve evdeki masamın başındaydım. Gece yarısına kadar çalışmama kararımı bir kez daha tazeledim. Artık erken yatıp erken kalkacaktım. İnsan böyle geç saatlere kadar çalışınca kendinden geçiyor ve garip rüyalar görüyor.
OYUNUZ KADAR KÜÇÜK MÜSÜNÜZ?
Seçimler bitince hepimizin işi bitecekmiş gibi sürüyor seçim kampanyaları.
Farkında mısınız hangi partili olursanız olun bakış açınız bu. Yani, seçime kadar ne yaptık yaptık gerisi boş. Bunu çok yaşadım. Kaybeden de kazanan da aynı duygu içinde. Seçilmişlere havale ediyoruz belediyeyi bir dahaki seçime kadar hesap sormuyoruz. Olması gereken buymuş gibi efelikler de cabası.
Şimdi seçim zamanı, demokrasi bilincinizin gelişeceği günler! (Tabiî ki dalga geçiyorum.) Madem öyle her şeyin seçimle bitmediğine gelin bir kez daha ikna olalım. Kazanacak olan kişiyi seçimden sonra da rahat bırakmayalım ki diğer seçime kadar daha az şey biriksin. Daha çok iş yapsın. Bütün seçim vaatlerini toplayın ve sakın atmayın. Hangi partininki olursa olsun. Seçimin sonunda gülen kişiye bunları dayatalım. Yapılabilir projeler var onların içinde. Bunlar birer hazine aslında.
Şimdi seçim zamanı ve biz en doğru adayı seçeceğiz muhtemelen. Yaklaşımımız, benim adayım senin adayını döver tarzında olduğu için muhtemel sonuçlardan bahsediyorum. Partizanlıktan sıyrılıp şehrimizin kimliğine ve kişiliğine katkı yapabilecek olanı seçmemiz gerekiyor. Partili olanlar, iktidar partisi olsa bile, her zaman bir avuçtur. Partililer görevlerini yapsınlar, propaganda, abartı, vaat, falan filan… Bunları boş verin. Partililer emin olun sizden daha azlar ve varlık alanlarını size borçlular. Sizi ikna ettikçe yükseliyorlar. İkna olmak için yaratılmadınız. Araştırmak, bilmek, öğrenmek, doğruyu yanlıştan tefrik etmek için yaratıldınız. İlla ikna olmak istiyorsanız o basit. Seçim gecesi bir fındık altına tavsınız demektir.
Ne yapılmış, ne yapılabilir? Kim ne yapmış, kim ne yapabilir?
Siz seçmenlersiniz. Sizin gücünüz ancak bir tek oy. O da küçücük önemsiz bir şey. Değersiz bir şey için kendinizi hiç boşa yormayın. Sizi değerli kılan şey oyunuz değil fikriniz. Ama görüyor musunuz hiçbir parti sizin fikrinizi almaya yeltenmez, oyunuzu isterler. Sizin değeriniz olan fikri kabiliyetiniz olmadığını onlar da biliyor olmalılar. Zira fikreden bir toplum değiliz. Siz fikrinizle de destek verebileceğiniz, şehrinize fikirlerinizle de katkıda bulunmanızı sağlayacak kadrolarda yer almaya çalışmalısınız. Her kim olursanız olun ne fark eder? Parti kadrolarında var olanların sizden üstün olmadığını biliyorsunuz. Geriye ne kalıyor? Mademki demokrasi denen şey var ve mademki demokratik bir seçim olacak, demokrasi yerelden başlar, en küçük birimi sizsiniz. Siz de sadece oy kullandığınız için demokratik olduğunuzu düşünürseniz hiçbir gelişme olmayacaktır. Demokrasi işte tam da bu yüzden düşmanlıklar üretir. Partililer sizin adınıza planlar yaparlar, sizin adınıza iftira atarlar, sizin adınıza vaatler verirler, sizin adınıza konuşurlar… Siz bütün bu isnatlarla baş başa kalırsınız. Yapabileceğiniz hiçbir şey yoktur bütün bunları onlar söylemiştir ve yine onların yapması için dua edersiniz. Yok, öyle yağma! Siz kendi haklarınızı kullanmadığınız sürece onlar sizinkini de kullanacaklardır.
Bu ülkede bütün belediyeler iktidarın değildir. Bütün belediyeler muhalefetin de değildir. Belediyeler sizindir. Siz çalışıyorsanız belediyeniz güçlü olur. İktidar ne kadar kendi tarafında olan belediyelere daha çok destek vereceğini söylese de bu böyle değildir. Belediyenizi sahiplenirseniz kimse desteğini geri tutamaz. Hiç kimse toptan bir şehri gözden çıkaramaz. Hiç kimse hak edilmiş olan değerlerini bir belediyeye vermemek gibi bir cürmü işleyemez. Ve hiçbir seçilmiş kendisinden olmasa bile belediyesini desteksiz bırakamaz Ankara’da. Bunu aklından bile geçiremez. Çünkü dönüp geleceği ve tekrar oy isteyeceği yer aynıdır. Siz ki aslında bunu hak ediyorsunuz. Çünkü akletmiyorsunuz, düşünmüyorsunuz, araştırmıyorsunuz, sahiplenmiyorsunuz. Bugüne kadar hiç kimseyi sahiplenmediniz kendiniz adına. Şehrinizin geleceğini sadece seçilmişlere emanet etmek gibi bir budalalılığı, bir kolaycılığı seçtiniz. Öyleyse gelişmek adına şimdi kime hesap soracaksınız? Niçin olmadı, diye kime hesap soracaksınız?
Neyse bütün bunları bir kenara koyalım.
Zaten öyle yapacaksınız seçimden sonra. Bari seçime kadar olan sürede birilerinin gelip sizi ikna etmesini beklemeden siz araştırın. Demokrasinin de herhalde bir onuru vardır. Onu kurtarmış olursunuz, kim bilir?
BİRİNİN KÖPEĞİ DEĞİLSEM NEDEN HAVLIYORUM?
Muhalif olmak insanı incitiyor bu şehirde.
Duygusallıktan nefret ederim. Aklın hep önüne geçmeye çalışır ve çoğunluk üzerinde başarılı olur. Duygusallığın olmazsa olmaz olduğunu düşünenler de çoğunluktadır bu memlekette. Hâlbuki hepsi de Müslüman’dır böyle söyleyenlerin. Duygularını akıllarının önüne geçiren insanlarla mücadele etmektir muhalif olmak aynı zamanda. Bu yüzden çok hırpalandım bu şehirde. Kendimi yalnız hissettim. Evet, aklımı kullanarak yazdıklarımı kendi duygusallıklarının aynasında okuyanlar duygusal metinlermiş gibi okudular. Duygularından sıyrılıp, gerektiği yerde kullanabilselerdi böyle olmayacaktı belki. Bu şehirde susmak dostluğa, konuşmak düşmanlığa yoruldu, o yüzden gülen yüzümün kalbime ışığı yansımadı.
Muhalif olmanın, düşman olmakla eş anlamlı olması gerektiği mi öğretildi acaba?
Koltuğu olanın dostları oldu ama koltuğa konuşanın dili uzun dediler. Muhalif olmanın bir bedeli olduğunu biliyorum ki, hep en nazik en kibar şekliyle bunu yapmaya çalışıyorum. Allah hakkı için söyleyin, Hz. Ömer’den daha mı adilsiniz ki eleştirilerim karşısında celalleniyorsunuz? Allah aşkına söyleyin, Hz. Ömer’den daha mı uykusuzsunuz da eleştirilince yutkunmadan konuşuyorsunuz? Ben bu şehri seviyorum. Her gün birçok güzel şeyle dolaşıyorum bu şehrin sokaklarında. Olur ya da olmaz hayal ediyorum, planlıyorum, tasarlıyorum… Bu şehir benim cennetim, diye kaç kez yazdım. İnsan sevdiği yere ihanet eder mi? Ben etmem.
Bugüne kadar kafama takılanları hep sordum, hep söyledim. Karşılığında azar işitmek de olsa susup kalamadım. Bunun adına siz “Çıkıntılık.” Dersiniz ama Ömer “Beni kılıcınızla düzeltiniz.” Der. Samimi olarak Don Kişot’um. Çocukluğum, gençliğim ve ömrüm boyunca okuduğum kitaplar ve onlardan öğrendiğim şeyler susmama müsaade etmez. Cılız bir atım olur ömrümün sonunda ahırımda, zavallının yonca bekleyecek bile mecali olmaz ama gözünden akan yaşları siler, öper yine yel değirmenlerine giderim. Kuyu kazacak iğnem bile yok, kimsenin kuyusunu kazamam. Buna gücüm yetmez, vicdanım elvermez. Hevesim yok, hedeflerim yok. Müzmin muhalefetin gaddarlığı, şirretliği, buğzu, laneti, iflah olmaz benliği yok cebimde. İkna olmaya hazırım. Dinlemeye hazırım benim samimiyetimle konuşanı. Susanı da dinlemeye hazırım. Altınlarımı bozdurup gümüşe tahvil etmeye ne lüzum var durduk yere? Susmanın değerini de biliyorum ama susanların kininin çoğalacağından hiç şüphem yok. Konuşmayandan korkmalı insan.
Samimi olarak söyledim, diyorum inanmıyorlar. Haklılar çünkü başka hak iddia edecek yer kalmıyor bana inandıklarında. Birinin köpeği değilsem neden havlıyorum, öyle ya? Öyle olduğunu sandıklarınıza bir sorun, kapılarında beklemişliğim var mıdır bir dilim ekmek için? Ben söylüyorum, söylediklerim, karşı taraftan bağırıyorsun, diyor. Karşı taraf yok anlamıyor musunuz? Ben suyun başında duruyorum, karşı karşıya durduğunuzu düşünen sizlersiniz.
Seçim dönemlerinde yazdıklarımı haydi bir kenara koyun. Bu şehir için yapılması gerekenleri ara dönemlerde yüzlerce kez yazdım, söyledim. Niçin o günlerde dikkatinizi çekmedi ey elemanlar? Liderlerinize sorun, size söyleyeceklerdir daha önce de böyle “Çıkıntılıklar!” yaptığımı. Siz sanıyor musunuz ki ben bu şehri sizden daha az seviyorum da ondan sizin yapageldiklerinize eleştiriler yazıyorum? Siz sanıyor musunuz ki bu insanların kötülüklerini hesap ediyorum? Dar bir kalıptan bakıyorsunuz ey partililer! (Bütün partililere sesleniyorum.)
Bunu söylerken yine tekrar ediyorum benim de sevdiklerim var. Tarafsız falan değilim. Düşünüyorsam tarafım da vardır. Ama bunu karşı taraf olarak çiziktirivermek ne kadar kolay değil mi? Yoksa düşünce kalıplarınıza nasıl oturtacaksınız, nasıl adlandıracaksınız, nasıl yaftalayacaksınız, nasıl bu ithamlardan sıyrılacaksınız, değil mi? Düşünce kalıplarınızı bir kez daha kontrol edin. Siz iyisiniz belki, belki diğeri daha iyi, belki bir diğeri daha da iyi. Bu bir satranç oyunu olsaydı ve hamleleri herkes net bir biçimde görseydi bütün bu tantanalar olmazdı. Bazı hamleler sizin de içinize sinmiyor değil mi? Öyleyse niçin susuyorsunuz? Öyleyse niçin içinizde konuşup duran şeyi susturuyorsunuz?
Biliyorum, seçim zamanı böyle şeyler konuşulmaz.
Konuşanlar da ancak düşmanlardır. Değil. İçimde hiçbir düşmanlık olmadan yine elini sıkacağım ellerini uzattıkları zaman insanların. İçimde kin olmadan “Hoş geldiniz.” diyeceğim gelenlere.
Siz apaçık, muhalefet olmasın mı istiyorsunuz? Ankara’da, İstanbul’da öldürmek için vuran muhalefete mi benzetiyorsunuz? Hayır, öyle değil. Aynı kaldırım taşını, aynı musallayı, aynı seccadeyi, aynı suyu, aynı havayı kullanıyoruz burada. Her duamın içinde siz de varsınız. O zaman muhaliflerinizi beddualarınızdan çıkarın.
SEÇİM VEYA TERCİH
Kendimle çelişmeden nasıl devam edeceğimi bilmiyorum. Bir yandan seçilecekleri doğru belirlememiz gerektiğini söyleyeceğim bir yandan da seçmenin komik bir şey olduğunu iddia ediyor olacağım. Önceki yazımda bunu belirtmemiştim ama mademki bir seçim yapacaksınız bari doğru bir seçim yapınız.
Hatta gelin seçim yapmadan önce niçin seçim yapmanız gerektiğine ve niçin seçim kelimesinin tercih kelimesi ile karıştırıldığına bakalım. Seçim bir yarışa döndürülebilirse de tercih bir yarışa döndürülemez. Adaylar arasında seçim yapmak zorunda olmayacağımız bir düzenleme olmadığı içindir belki bu durum. Adayları genelde partiler belirler. Partilerin belirlediği adamlar sizin seçimde üzerine oynayacağınız kişiler olur. Daha da ileri gidip bunu at yarışı gibi algılayanlar olduğunu da görebiliyorum. Ki onlar, adaylarını at yerine koymakla ne büyük bir kumarbaz olduklarını ve dolayısıyla hayatlarına hiç değer vermediklerini hatta bizimkini de riske attıklarını göremiyorlar. Belki de bu türlüsü onların daha çok işine geliyor. Seçim kaybetmiş insanların yüzlerine bakınız. Orada gördükleriniz kuponunu yırtan bir adamın çehresi ile aynıdır.
Bir çobanla bir mankenin oyu her ne kadar bir sayılsa da sermayedarla sıradan bir insanın oyu eşit değildir örneğin seçme işinde. Sermayedarların seçimin her zaman galibi olduğunu bilirsiniz. Hangi tarafta yer alırlarsa alsınlar güçlüler (sizin önceden güç verdikleriniz) ve sermayedarlar sizi alt ederler. Demokrasi de bunu niçin vardır. Sermayedarların sermayesini korumanın en iyi yoludur demokrasi. Hemen heyecan yapmayın sosyalist yahut şeraitçi değilim. Her ikisini de olamayacağımı biliyorum. Demokrasi bize seçenek sunmaktan başka hiçbir şey vaat etmiyor. Seçenekler hayatımızda tahliye sibobu görevi görüyorlar. Zırlayan bir çocuğu zorla vazgeçirmenin yanında seçenek sunmak mantıklıdır, der pedagoji. Toplum zırlayan bir çocuk bile değildir hâlbuki. Hele yerelde biz, hiçbir isteği kalmamış, kendini koyuna kalbetmiş büyük devrimcileriz. En büyük devrimi biz yaptık Anadolu’da. Artık ensemize burmak gereğini bile duymayan güçlülerimiz var. İşler Pavlov’un otomatiğe bağladığı gibi yürüyor. Sadece zili çalmaları yeterli oluyor. Ne kadar daha sürecek peki bu? Söyleyeyim, sizin çocuklarınız da sizin gibi olacak.
Başa dönelim.
Önümüzde toplum olarak geleceğimizi etkileyecek bir seçim var. Buna önem veriyoruz. Bize ne yapacaklarını söylüyorlar. Biz ne yapacaklarını değerlendiriyoruz. Partilileri sormayın onlar projeleri bile okuma gereği duymazlar. Uygulanabilir olup olmadığını sorgulamazlar. Sadece inanırlar. İnanmanın ne güzel bir hikmet olduğunu bilirim. İtaat etmenin de öyle. İnanılacak ve sorgulanacak şeylerin yerini değiştirdiğinizde işte tam olarak böyle bir tablo çıkar karşınıza. Çoktan seçmeli sınavların kolay olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. O daha zordur. Çünkü kesinlikle içinde hile barındırır. Adam gibi işini öğrenip çalışan kişi için ise çoktan seçmeli diye bir yoktur. Onun hedefi vardır. Hedefine ulaşmak için seçmesi gerekmez. Daha önceden belirlediği hedefleri gözetir.
Yine de bu seçim olacak ve biri mutlaka görevi alacak.
Siz hangisini düşünüyor olursanız olun biri seçilecek. Biz seçmeye çalıştığımızın bile farkına varmayacağız. Seçmenin ne anlama geldiğini sorgulamayacağız. Lütfen şu seçme işinin domates seçmekle aynı olmadığını bir kez daha hatırlayınız. Hayatınızın birinci gündemi nedir bir kez daha hatırlayınız. Birinci gündeminiz ekonomi mi yoksa kalbiniz mi? Kalbinizi yaratan önce midenizi yaratmış olamaz. Bu cümle kapsamında yaşadığınız yere bakınız. Kalbinizi tatmin edecek neler vardır? Neyi seçeceğinizi bir kez daha düşününüz. Sermayedarların neyi gözettiklerini bir kez daha sorgulayınız. Bir dahaki seçime kadar demokrasinin niçin cılkının çıktığını araştırınız. Hangi şey demokrasiyi kurtarırdan ziyade hangi şey insanı kurtarır ona bakınız. Siz nasıl yaşıyorsunuz ve sizi nasıl yönetiyorlar? Bunun üzerinde de düşününüz. Siyasi tartışmalarla kafanızı yoracağınıza gelin bunlar üzerinde tefekkür edelim. Boş verin zaten kullanacağınız bir oy, düşünmenize mani olacak kadar kıymeti yok.
KİBRİN SABRI YOK OY İSTİYOR.
Seçtiğimiz insanların kendilerini seçilmiş gibi hissetmemeleri mümkün değil. Bu seçilme işleminin kendileri gibi insanlar tarafından yapıldığının farkında olmalarını nasıl sağlarız iş orada?
“Güçlüğe hemen hemen her insan dayanabilir, fakat onun karakterini sınamak istiyorsanız, ona yetki verin.” Abraham Lincoln.
Yetkiyi vereni tanıyor musunuz? Bence önce kendi karakterinizi sınayın. Yetkiyi veren sizsiniz. (Ben oy kullanmadığım için kendimi dâhil etmiyorum.) Sizin karakteriniz buna müsaitse o zaman yetki verdiğinizin karakteri de müsaittir. Bunca yıl yetki verdiklerinizi görüyoruz. Argo deyimler kullanmayacağım ama siz anlayacaksınız ne demek istediğimi. Onların burnu havaya dikiliyor. Onlar artık sizden daha iyi biliyor, daha iyi görüyor, daha iyi düşünüyor, daha geniş anlıyor, ileriyi daha iyi görüyor olacaklar. Bunu siz öyle vehmettiriyorsunuz çünkü. Aramızdan birini seçiyoruz, demiyorsunuz ki. Diyorsunuz ki, bu adamda şu üstün vasıflar vardır ve bunu o yüzden seçin. Daha seçilme aşamasında adamı abartıyorsunuz. O yüzden bir yan tavana vururken karakter tabanda geziniyor. Sizin karakterinizde buna müsait ki, o sizin seçtiğiniz biri öyleyse sizinki de tavana vuruyor. Bunu seçim kutlamalarından anlıyorum.
Siz kimsiniz ki birine yetki veriyorsunuz?
Sahiden siz kimsiniz? Aranızdan birini seçip gönderme yetkisini size kim verdi? Bu hakkı nasıl kazandınız hiç düşündünüz mü? Sunal filmlerinden birinde gazetecinin biri vardı, yaza yaza hükümeti düşürdüm, demişti. Çok severim bu sözü zaman zaman ben de kullanırım arkadaş meclislerinde. Durumun öyle olmadığını çocuklar da bildiği için gülüyordu zaten değil mi? Oy kullana kullana kazandınız sanırım siz bu yetki verme yetkisini. Burada gülümsediğimi siz de görüyor gibi olmalısınız. Sadece oy kullanma yetkisine sahip bir halkın kendi gibi birine oy verip sonra onun kulluğuna tabi olması size de garip gelmiyor mu? Ne az düşünüyorsunuz? Hatta hiç düşünmüyor musunuz?
Adamları seçip gönderiyor arkasından siz gidiyorsunuz, ağam diye başlayan cümleler kuruyorsunuz. Hani sizden biriydi, hani içinizden biriydi? İnsan hizmetkârına tabi olur mu? İnsan uşağının uşağı olur mu? Hiç itiraz etmeyin! Bu eserler kimin o zaman? Siz değil misiniz bütün bu eserlerin sahibi? Kendinde oy kullanma kabiliyeti var diye dev aynası satın alan siz değil misiniz? Aranızdan seçtiklerinizden azar işiten siz değil misiniz? Siz değil misiniz yapması gereken bir işi yapması için gönderdiğiniz hizmetçinizin yaptığı işe adını veren? Siz değil misiniz, yıllar boyunca gelip gidenlerin savunmasını yapan? Hem de ne uğruna? Şunu o yaptı, bunu o yaptı, öbürünü bu yaptı. Çırağına teşekkür etmeyen adamlar hizmetçilerine kırmızı halı seriyor ne garip bir karakter! Ne garip bir tecelli!
Alkışlarla yaşattığınız içinizden birileri size sahip çıkmıyor sizi kulluklarına alıyorlar farkında değil misiniz? Adam çıkıp ondan sonra diyor ki “Benim falanım var.” Senin hiçbir şeyin yok aslında sadece bu kendilerine dev aynası dağıttığın kulların var. Bütün seçilmişler için söylüyorum, seçilecekler için söylüyorum, oy veren bütün insanlara tanrılık borcunuz var. Haydi yerine getirin. Siz oy kullananlar sizin de onlara kulluk borcunuz var haydi ibadet edin! Tavana vuran egonuzu alın ve sokaklara çıkın yine, konuşun, anlatın ne kadar iyi ve büyük olduğunuzu. Biz inanmaya razıyız. Biz sizi ululamaya razıyız. Siz çıkın anlatın ve oylarımızla yetkilendirdiğimiz cesedinizi uzatın biz öperiz müsait yerlerinden.
Oylarınız, düşmanlıktan ve kibirden başka ne verdi söyler misiniz?
Konu devam edecek, burada bitmez.