30 Aralık 2010

GÜÇLÜ DEĞİLSENİZ YAVŞAKSINIZ!

GÜÇLÜ DEĞİLSENİZ YAVŞAKSINIZ!
150606
Gücün yavşatıcı özelliğine vurgu yaptığınızda asil (!) bir savunma alırsınız: Kıskanıyorsun!
Güç yavşatır. Karşısında bulunan objelere basınç uygular ve objeler yamulur. Kimi köpek şekline girer, kimi dil, kimi yağ... Kimi şaşkınlığını atamaz ve en iyi seçeneğin itaat ya da taklit olduğunu düşünür. Daha başkaları ise o güçten pay alabilmek adına gücün altına girerler. O güce sahip çıkarlar. Sahiplikten kastım, gücün sahipliğine sığınmak elbette. “O benim.” demek “Ben onunum.” demek gibidir. Güç buna izin verir.
Gücü tanımlamayacağım yine de siz onu tanıyacaksınız. Zira vereceğim örnekler o kadar canlı ve aramızda o kadar yavşakça yaşıyorlar ki tanımlaya ihtiyaç olmayacak.
Gücün yavşatıcılığına örnekler:
Eski yıllar...
Almanya’dan bir otomobille köylüler gelmiştir. Herkes eve çekilir, çocuklar bu yeni nesneyi tanımaya çalışır. Cama yapışıp içine

28 Aralık 2010

MENÜDE DEMOKRASİ VAR.

MENÜDE DEMOKRASİ VAR.
281210
Birgün eve döndüğünüzde demokrasi yemeği koysa hatun kişi önünüze...
Vay ki ne vay!
Yer misiniz yanında mı yatarsınız?
Ben o demokrasinin burnumdan geleceğinden korkarım doğrusu. Evde demokrasi yok ki birader bu hatun kişi demokrasiyi nereden buldu da yemeğini yaptı, değil mi?
Eyvah, eyvah!
Madem önümüze demokrasinin yemeği konuldu beraberce yiyeceğiz, çare yok. Bugüne kadar ettiklerimizin hesabı sorulacak demek. Demek bundan sonra önümüze konulan yemekle bile hesap sorulacak evde. Madem hesap soruldu cevap da verilecek yahut evden gidilecek.
Ya, işte böyle. Ya bu yemeği yersin ya bu evden gidersin. Gelip dayandığımız nokta burası.

17 Aralık 2010

TEBRİKLER! TAM ZAMANINDA.

16 Aralık 2010 19.30.00
TEBRİKLER! TAM ZAMANINDA.
161210 19.30
Bu satırları hemen eve döner dönmez yazıyorum. O yüzden hâlâ heyecanlıyım.
Kütahya Beyazay Engelliler Derneği, Namaz Gönüllüleri Platformu ile bir konferans düzenlemişti ve bu toplantı için H. Hüseyin Çakmak'la bir konuşma yapmıştık. Niçin bu toplantı tam zamanında başlamasın?
Dostlar arasında geçen bu konuşma sonrası daha genişledi halka ve organizatör Ahmet Yılmaz, ardından dernek başkanı Ali Rıza Soyarslan özen gösterdiler. Hepsine ayrı ayrı telekkür ediyorum. Bu bir milat olsun. Toplantı salonunun kapısına asılsın ve denilsin ki: Bu salondaki toplantılar TAM ZAMANINDA yapılmaya 16 Aralık 2010 tarihinde saat tam 19.30'da başlamıştır. Düşünsenize yüz yıl sonra bu levhayı okuyanları. (Elbette daha önce de zamanında yapılmıştır ama bir duruma vurgu yapmak için böyle yazıyorum.)

16 Aralık 2010

Mavi Marmara'da bir Tavşanlılı: İlhan Dirgin

İlhan Dirgin Foto: TTV
Mavi Marmara gemisinde bulunan Tavşanlılı İHH gönüllüsü İlhan Ağabeyle o gün ve o günden sonra yaşananları konuştuk.
Aşağıda açılacak soundcloud kutusundan İlhan Ağabeyle yaptığımız konuşmayı dinleyebilirsiniz.
Röportaj Alternatif Radyo için hazırlanmıştır.

Not: 14 Haziran 2016 Hakkın rahmetine kavuştu. Allah rahmet etsin.

12 Aralık 2010

İlkelerim, Belediye, Eleştiri ve Tarafgirlik.

Gülün dikeni.
İlkelerim, Belediye, Eleştiri ve Tarafgirlik.
121210
Sövmedim, sövmem. Hiç kimseye kişisel bir hakarette bulunmadım. Asla da bulunmayacağım. (Yazı arşivimin bir kısmı sitemde tamamı ise gazetede var.)
Övmedim, işim değil, övmem de. Tarzım övmek değil. Elbette o da gerekli oluyor, biliyorum ama tarzım değil. Zaten birçok öven insan var, dalkavukla tebrik eden ayrılmadıkça bunu yapmayacağım.
İddia etmedim o yüzden kimse bana bu güne kadar  “İspat etmezsen şerefsizsin.” diyemedi. Hep ilkeler ve ana hatlar üzerinden yazdım. Yarası olan gocundu, kendince düşmanlık üretti.
Dedikodu yazmadım. Belgeler ve bilgiler bile olsa “Bu şunu yapmış, o bunu yapmış.” tarzında kılükal bir yazım hiç olmadı ve heveslenmedim bile. Bunlar ufak şeyler.
Peki bunları neden yazmak zorunda kalıyorum?

O halde, şişirdiğiniz hangi balonu patlatmayayım?

Süslenmiş ve özenle şişirilmiş balonlar.
O halde, şişirdiğiniz hangi balonu patlatmayayım?
121210
Şimdi ortada bu söz var: “Evet, takımın Tavşanlı tanıtımında çok büyük rolü var. Bu bir fırsattır ve iyi değerlendirilmelidir.”
Ardından, takım dolayısıyla televizyonlarda ve takımın oynadığı şehirlerde adının sıkça geçmesi, rakip takımın ve taraftarlarının şehrimize gelmesi (Gülümseyerek, geldiğini farz edelim. Ki, zamanla gelecekler leblebi yemeye.) de var işin içinde. Yani şunu demek istiyorlar: Takımımıza biz ne kadar destek verirsek şehre de o kadar iyi gelecek. Dahası nedir bilmiyorum ama bu yuvarlak cümlelerle ne demek istediklerini bütün Tavşanlı anlamış olsa da, yemin ederek ve zekamı tehlikeye atarak, söylüyorum ki ben anlamış değilim bu cümlelerin bağlamından yaşadığım yere gelecek yararı.
Neden balon cümlelerle ifade etmek yerine birisi çıkıp da madde madde bu takımın Tavşanlı'ya yararlarını ifade etmiyor?
Neden?
Neden?
Neden?
Ha, madde madde yazınca daha gerçekçi hedefler olacak ve

11 Aralık 2010

HAYDİ VEKİL SEÇELİM 2

TBMM Salon
HAYDİ VEKİL SEÇELİM 2
İlk yazımızı bir soruyla bitirmiştik: Hangi özellikler milletvekili olabilmek için yeterlidir?
Bu sorunun cevapları üzerinde çok kafa yormalı değil miyiz aslında? Bilmiyorum bu konuda net kriterler belirleyen partiler var mıdır ama bu kriterler üzerinden konuşulduktan sonra alınan kararlar sanırım değişiyor. Bu kısmı önemli değil zaten biz pratiği değil teoriyi konuşuyoruz şu an. Bu işin pratiğini konuşmaya ömrümüz yetmez. Her yiğit vekilin bir yoğurt (Ne derler yemek mi?) tüketim anlayışı var.
Örneğin vekillerin projeleri var mı diye aklıma takılır benim hep.
Seçimlerde ilginç şeyler söylerler vekil adayları ama sindire sindire benimsedikleri ve hayatlarını uğruna harcamayı göze aldıkları bir projeleri yoktur hiç birinin. (Haydi, bir tanesini istisna tutalım. Kimdir bilmiyorum ama ben bir tane olduğuna inanmak istiyorum.) milletvekillerinin asli işlerinden biri yasamadır değil mi?

07 Aralık 2010

HAYDİ VEKİL SEÇELİM 1 (Giriş.)

TBMM
HAYDİ VEKİL SEÇELİM 1 (Giriş.)
Önümüzde yine seçimler var ve biz ülke ve parti demokrasisinin el verdiğince vekil seçmeye çalışacağız. Önemli olan mevcut şartları değiştirmektir ama olmuyor kısa vadede öyleyse mevcut şartlar altında en iyisini yapıp en çok işe yaracak olanı vekil seçmeliyiz.
Olumsuz şartların hepsini bir kenara bırakıyorum. Seçime epey zaman var daha dolayısıyla hangi partinin vekili olabilir tartışmalarına girmeden ve hangi parti sorusunu bile sormadan zihnimize kriterleri sormalıyız.
Milletvekili olabilmenin bazı kriterleri var. Örneğin yasa "Yirmi beş yaşını dolduran her Türk milletvekili seçilebilir." diyor. Daha da ayrıntısı var işte en az ilkokul mezunu olacak falan falan suçları işlememiş gibi devam ediyor. Merak edenler bakarlar. Bizi ilgilendiren kısım bu değil zaten. Yasal yeterliliklerle ilgilenmiyoruz. Iyi bir milletvekili olabilmenin kriterleri nelerdir? Işte bu sorunun cevabını arıyoruz yahut ben arıyorum şimdilik. Nasıl bir insan milletvekili olmalıdır?

05 Aralık 2010

FUTBOL VE SİYASET; ORTAYA KARIŞIK.

Futbol ve siyaset karşımı iyi fikir(!)
FUTBOL VE SİYASET; ORTAYA KARIŞIK.
Bugün elim ayağıma denk madem bir spor yazısı yazalım...
Linyit maçlarını bazen seyrediyorum ama genelde takip edenler vasıtasıyla takip ediyorum. Böyle sosyal bir vakadan geri kalmamak lazım değil mi ama? Sonra el alem ne der, a çok ayıp. Televizyonda seyrettiğimde hep aynı yüzleri görüyorum şereflilerin oturduğu tribünde. Vay anasını sayın seyirciler, bu önemli adamların hiç mi işi gücü yok hep oradalar? Memleketin en uzağında bile takımlarının yanındalar. Sahaya bile iniyorlar destek için maç sonlarında. Hey koçum be, bu takımın sırtı yere gelmez böyle önemli adamlar yanında oldukça!
Şimdi seçilmiş önemli adamlar şehirleri için fedakarlık yapabilecekleri Hiçbir fırsatı kaçırmamalıdırlar, değil mi? Evet, elbette. Onlar da onun için, Türkiye'nin en uzak köşesine bile gitse takım, hemen ardından tin tin edip gidiyor. Tavşanlılıların tercihlerine hayranım, doğru insanları 917. hisleriyle bilip ona göre kaliteli seçimler yapıyorlar. Düşünün artık insanüstü demek bile yetmez. Tanrısal bir yetenek!

01 Aralık 2010

Vatandaş Memur İlişkileri


VATANDAŞ MEMUR İLİŞKİLERİ
011210
Ben sade vatandaş olarak yüksek huzurlarına çıkınca hazretin acaba hangi duyguları tecavüz hissi ile kanat açıyor?
Sanıyorlar ki ben değil de dedem geldi huzura(!)
Şapkasını karnına bastırmış orada öylece duruyor. Azarlanmayı bekliyor, aşağılanmayı bekliyor, bekletilmeyi bekliyor, hazretin keyfini bekliyor, sadece sessizce ve korkaklık bulaştırılmış bir heyecanla bekliyor. Aynı zamanda bastırılmış bir öfkesi var. “Bu herifin ardında sevdiğim devlet olmayacak, saydığım devlet olmayacak, ah bir olmayacak!” Nasıl da dişlerini sıkıyor, dudaklarını ısırıyor.

Ahmet Urfalı'nın Yeni Kitabı

Ahmet Urfalı
Ahmet Urfalı'nın Yeni Kitabı: Adı Yemen'dir.
Daha önce pek çok kitabı yayımlanan Ahmet Urfalı son kitabı ile karşımızda.
Yemen üzerine yazılmış bir destandan oluşan kitabı Tavşanlı'daki kitapçılarda bulunabilir. Üstelik kendisinden de ücretsiz temin edebilirsiniz.
Sayın Urfalı ile kitabı hakkında konuştuk, bu kısa konuşmayı aşağıda açılacak olan kutucuktan dosyanın üzerine tıklayarak dinleyebilirsiniz.

11 Kasım 2010

HEPSİ BU

HEPSİ BU
191104
Tarhanayı sever
Çiçekleri özleyen kadınlar
Kadınları, kendilerinden ayrı
Düşünemem
Vakit darlığı çeken ve
İleride prostat ameliyatı bekleyen
Delikanlılarla olur düğünler
Klavyenin kıvrak ritimlerinde
Saklıdır meçhul dişiler
Kentler, bu harflere dargındır

10 Kasım 2010

İlköğretimde Başörtüsü Olmaz (MI?)

Cumhurbaşkanının Eşi!
Bayan Gül keşke sadece susmayı öğrenseydi.
O kadar manşet bir hanım için atılmazdı.
9 Kasım manşetlerine bakarsanız bunu daha rahat anlarsınız. Keşke önemli adamların eşleri olmak böyle tuhafça kutsanmasaydı memleketimizde.
Cumhurbaşkanı eşi olmaktan başka nesiniz hanımefendi ki, bütün Müslümanları üzüp diğerlerinin ağzının suyunu akıttınız?
İlköğretimde başörtüsü ile ilgili açıklama size mi düştü? Gazetecilerin tuzağını fark edemediniz mi ya da?
Umarım bu son olur. Bu kadar büyük gafı kaldırmaz zira konumunuz.
Millet hala önemli adam eşlerinin söylediğini kanun sanıyor, din sanıyor.
Bu büyük ayıptan dolayı teessüflerimi bildirir ve bu durumu bir Müslüman olarak asla kabullenmeyeceğimi bildiririm. Kınamak işe yarar mı bilmiyorum ama KINIYORUM!
Lütfen Müslümanlardan özür dileyin.

03 Kasım 2010

Öküzün Arabası

Söylemezsem olmazdı.

Aslında kaldırıma aracını park eden ne demek istiyor?
"Siz gereksiz insanlar yani yayalar! Arabamı bıraktığım bu yerden geçmeyin ben gelen kadar. Benim kibrim benim dünyam."
Araçlarını kaldırıma dikine, yayaların kullandığı bölüme, park edenler akıllı mıdır?
Bunu önlemenin yolları nelerdir?
Belediye, polis ceza yazar; yazmıyor.
Fotoğraflarını plakaları ile çekip internette afişe etmek olabilir. Üstelik altına ".... aracı." yazabiliriz.
Yahut aşağıdaki grafiği (Kendi grafiğinizi de hazırlayabilirsiniz.) kağıda basıp o araçların üstüne yapıştırabilirsiniz. Ne ile olduğu önemli mi? :)
Daha da olmadı kaldırıma bırakılmış bu dehşetli saldırganları tekmeleyebiliriz.
Biz yayalar ve sorumlular ne diyoruz yahut bir şey dedik mi, dedik de kimse duydu mu?
Öküz arabası ile öküzün arabası arasında farklar vardır. Sinyal de kullanmaz bunlar.  
Başka diyeceğim yoktur...
Ox cart.

DR. ADİL YİĞİT’LE DOBRA DOBRA

14 Temmuz 2010
DR. ADİL YİĞİT’LE DOBRA DOBRA
Sevgili okurlarım bu kez iş dünyasından değil de hayatımızın içinden birini konuk ettik. Tavşanlılı bir konuğumuz var bu sayımızda. Dr. Adil Yiğit ile ilaçları, tıbbı, kendi uzmanlık alanlarını, insanımızın ilaç ve şifa algısını konuştuk. İlk iki sınıfı burada sonrasını Almanya ve Amerika’da okumuş olan hekimimiz mesleğinde devamlı ilerleyen, yerinde duramayan, sürekli araştıran örnek insanlardan birisi. Onu daha yakından tanımak gerekiyordu. Siz değerli okurlarımızı böyle bir fırsattan mahrum etmemek adına bu fırsatı kaçırmadık. Böylece hem tarihe bir hemşerimizin başarılarını kayıt düşmüş olacaktık hem de burada çok kalmayacak olan hekimimizi saygı ve teşekkür ile anmış olacaktık. Evet, konuştuk ve çok memnun kaldık. Çok şeyler öğretti bu konuşma bize. Umarım siz okuyucularımız da bu konuşmadan faydalanırsınız.

Mustafa Uysal: Önce tanışalım isterseniz.
Dr. Adil Yiğit.: Almanya’da doğdum ve büyüdüm. 4 kardeşiz. 16 yaşımda Amerika'ya gittim. Lise, üniversite ve uzmanlığımı Amerika’da bitirdim. İhtisas yaptığım alan chiropractic (Kayropraktik). Bu uzmanlık alanı Amerika’da, tıbbın içinde barındırdığı bir dal, Türkiye’de henüz tanınmıyor. Chiropractic hekimleri iskelet sistemin biyomekanik düzeni üzerine ihtisas yaparlar.

26 Ekim 2010

Neden alay ederiz?

Neden alay ederiz?
Neden alay ettiğimiz konusunda düşünüyorum bir süredir.
Sanırım kibrimizin çok tesiri var. Kendimizi iyi olduğumuza inandırmamız gerekiyor. Bunu yapmazsak bizim de onlardan (Alay ettiklerimizden.) farkımız kalmayacağına inanıyoruz sanırım. Buna ihtiyacımız olup olmadığından emin olmak için yine bizi yaratana dönüp bakmak lazım. Bu noktada merak ettiğim şu: Alay edilen mi daha çok yaşar utancı yoksa alay eden mi?
Komiklik yaptığımızı düşünüyor olduğumuzda bile bizden daha düşük olduğu fikri var galiba içimizde. Şuradan çıkarıyorum bunu, kendimizden daha yukarıda olduğunu düşündüğümüz biriyle kolay kolay alay edemiyoruz çünkü.
Ruh halimizin hergün daha çok hastalığa bulaştığını söylüyor uzmanlar. Hiç sanmıyorum, hastalık dediklerinin tamamını toplasalar bir kaç ayetin muhalifi olduklarını görecekler. Yani bu uyarılar ile sağlıklı da kalabiliriz sanki.

14 Ekim 2010

Alabalık Tesisi Kalıyor Balıklı Su İçilebilirmiş!

ALIK BALIK
Alabalık Tesisi Kalıyor Balıklı Su İçilebilirmiş!
Haberi okumuşsunuzdur. Okumamışsanız okuyun.
Seçim dönemlerine yakın hep önümüze çıkan bir konudur su meselesi genelde. İçme suyumuzun yaz mevsiminde balık ve çamur koktuğunu söyleriz. Yetkilileri suçlarız sonra da unuturuz. Hotanlı Suyu içeriz olmadı su satın alırız. Oysa kocaman bir çay çıkıyor barajın başından, kaynak suyu içebilmek için barajın başına ulaşmamız yetiyor. Bu düşünce içinde olmayan var mı? Sanırım yoktur. O çıkan kaynak suyu bildiğim kadarıyla bir firma tarafından kiralandı ve su şişelemeye devam ediyorlar. Bu konu daha çok konuşulur. Konuşun durun. Dilin kemiği yok, diliniz yorulmaz ve kasları çok kuvvetlidir. Zaten başka hiçbir yerimiz dik durmuyor. Ne varsa dilimizde var.
Haberde bahsi geçtiği gibi artık barajın üst kısmında bulunan alabalık tesisi aklandı. Biz ne diyorduk Tavşanlılılar olarak? Alabalık tesisi bir içme suyu barajının üst kısmında bulunamaz ve bu içme suyumuzu kirletir.
Neymiş?

13 Ekim 2010

HANIMLAR VE CAMİ

Tavşanlı Müftüsü Mecit Amil


HANIMLAR VE CAMİ
(Tavşanlı Müftüsü Mecit Amil Röportajı- Sesli)
Hanımların özellikle cuma namazına gelmesiyle ilgili sıkıntılardan bahsetmiş ve bu konuda daha önce bir şeyler yazıp çizmiştik. Hanımların cuma namazından engellenemeyeceğini bunun ibadet hakkını engellemek olduğunu da söylemiştik. Daha da önemlisi hanımların cuma namazına gitmesinden önce vakit namazları için bile camilerimizin eksik olduğunu belirtmiştik. Camilerin eksikleri giderilirdi bir şekilde ama insanların zihinlerindeki eksiklik nasıl giderilecekti?
Takip eden okuyucularımız bu konularda daha önceki yazdıklarımızı biliyorlardır ama takip edemeyenler için aşağıdaki önceki yazıların linkleri var.
Bütün bunlar konuşulurken (İlçemizde müftülük vekaleten yürütülüyordu.) ilçemize yeni bir müftü geldi.

09 Ekim 2010

APACHE ŞANLI DİRENİŞİN ADIDIR, KİRLETMEYİN LÜTFEN!

ALAYLARINA APACHE İSMİNİ ALET EDENLER GERONIMO'YU TANIYIN BAKALIM!
Sonradan aptallaştırılmış nesildaşlarınızla alay mı etmek istiyorsunuz?
O zaman dönün de kıçınıza gülün! Sizin onlardan farkınız nedir? Dans sertifikanız mı var?
Çok mu farklısınız onlardan?
Alay ettiğinizden farkınız olmalı değil mi? Yoksa alay edilen aslında kendi içimizde olan mıdır? İnsan alay ettiğinin ne olduğuna bakmaz mı? Alayın büyük günahlardan olduğuna bakmaz mı?
Bir de hangi hakla Apache adını salakça icadınız olan alayınıza alet ediyorsunuz?
Salakların bile aklına gelmeyecek şizofrenik tanımlarınızı kim verdi elinize? Şanlı direnişin adını kim küçültmek istiyor. Öldürdükleri aşağıladıkları bir milletin ismini önce helikopterlerine verip sonra aşağılamak isteyenle siz aynı kişiler misiniz yoksa? Önce öldürdüler, aşağıladılar sonra onların isimlerini gösterişli arabalarına, uçaklarına, helikopterlerine, füzelerine, gemilerine verdiler. Şimdi de bu mu çıktı? Bu alayınızdan utanmalısınız. Geronimo'nun ruhundan utanmalısınız. Ateş gözlü insandan utanmalısınız. Amerikan işgalcilerine direnen o Apache liderinden utanmalısınız. Adı her geçtiğinde tüylerimi ürperten bu direnişçinin adını kirletmeyin lütfen.

07 Ekim 2010

YEDEK PARÇA

YEDEK PARÇA
Küçük bir yer. Kâmil bey saat tamir ediyor. Cılız tik takları duyulan bir saat duruyor masasında. O, çekmecelerde telaşla küçük parçaları karıştırıyor. Cam küllükte filtresiz, dolgun bir sigara tütüyor. Gözlüğü burnuna kayıyor Kâmil beyin. Ufak yayları, minnacık çarkları elinde döndürüp yine minicik çekmecelerdeki yerine bırakıyor. Küçük ve yüksek tavanlı dükkanda her nevi tıkırtının arasında masasındaki cılız tik takları dinliyor Kâmil bey. Acele etmezse sanki duruverecek saatin kalbi. Telaşı arttıkça saatin sesine uzatıyor kulağını. Kulağı hep masanın üstünde. Duvardaki cüsseli saatlerin, vitrinler içindeki masa saatlerinin, bir çok kol saatinin tıkırtısı arasında zayıflamış olan saatin sesine ayarlıyor kulaklarını. Masasındaki kol saati durmak üzere. Sanki durursa bir daha çalışmayacak, telaşı artıyor Kâmil beyin.
Dükkanın kapısı açılıyor, içeri soğuk giriyor ve sıcağa karışıyor hemen. Kâmil beyin burnunda ter damlaları birikiyor. Tezgâhın önünde kibar, genç bir hanım dikiliyor.

03 Ekim 2010

Kütüphaneler Haftası Konuşması

3 Nisan 2008 tarihinde, Kütüphaneler Haftası dolayısıyla Tavşanlı Atatürk Anadolu Lisesinde yapılmış bir konuşma.

Not: Aşağıda açılacak olan ses çalma programında play tuşuna basıp dinleyebilirsiniz. 
http://www.esnips.com/displayimage.php?pid=32394590

Get this widget | Track details | eSnips Social DNA

24 Eylül 2010

OKUYUCU!

OKUYUCU!
Okuyucu! İkimiz bir fidanın güller açan ...
Okuyucu! Klavyemin harflerini tek tek, her gün sana parlattırdığımı söylesem kızar mısın?
Okuyucu! Senin beyin analizin, zekâ testin, kültür ve beğeni testin elimde olsaydı ne güzel olurdu.
Okuyucu! Yazıcı, “L” yazınca sen, onu “eblebi” diye tamamlamaktan vazgeç. Ancak “Leb”den sonra böyle bir şey yap!
Okuyucu! Yazan adam her şeyini yazmaz. Bu kez babanın güzelliğini soruyorum, ne dersin?
Okuyucu! İlk okuduğun kelimeyi bile hatırlamıyorsun, bunlar aklında mı kalacak sanki?
Okuyucu! Farkında mısın bazen saçmalıyorum ama ses çıkarmıyorsun.

YAZMAK FİİLİ ÜZERİNE HESAPSIZ HARFLER

YAZMAK FİİLİ ÜZERİNE HESAPSIZ HARFLER 030303
Yazmak eylemi üzerine, yazmadan düşünebileceğim kanısı bende hakim olalı beri rahat değilim. Yazabilen hiç bir insanın da rahat olmadığını zannediyorum. Yazarken düşünmek, iki yönlü bir eylem. Hem yazdığınız şeyi -o şey neyse- düşüneceksiniz hem de yazının, anlama çabasındaki okuyana net olarak ulaşıp ulaşmadığını hesap edeceksiniz. Hesapsız ve maksatsız yola çıkıldığında nerelere varılabileceğini biliyorum. Hesaplı olmak dediğim zaman da öyle, hendesi ilişkilerden bahsetmediğimi kavrayabilenler devam edecek bu yazıyı okumaya.

21 Eylül 2010

GURBANLIĞIN İKİNCİ TAKSİDİ

GURBANLIĞIN İKİNCİ TAKSİDİ...
171204
İş bu yazıda ülkemiz, Türkiye; Avrupa Birliği (EU) ise AB diye anılacaktır. Arada kalanlar, yani halk yani ben ve benim gibiler, TAİFE olarak anılacaklardır. İşsiz bu yazıda adı geçen kişi, kurum, kuruluş, is, baca ve ülkelerin hatta birliklerin gerçekle alakası pek azdır ve tamamen gavur kurmacasıdır.

Sevgili taifeyi AB konusunda aydınlatmak fırsatı elime geçmişken bu fırsatın sıkıp suyunu çıkarmak vazifem oldu. Limondan ve futboldan hoşlanmayanlara duyurum ki, bu yazıyı pek anlamayacaklar. Zira, zaten onlar şimdiki durumu da pek kavrıyor sayılmazlar. Sayın başbakanımızın AB konularını bize açıklarken kullandığı misallerin tamamı futbol terimlerinden derlenmiştir fark ettiyseniz.