05 Eylül 2012

İNSANLIĞIN UFKUNDAKİ NUR

İNSANLIĞIN UFKUNDAKİ NUR
Mesut Sütçü

Sen karanlığı aydınlatan nur. Sen kapkara cehalet perdesini kaldıran insanlığı şefkat, merhamet ve sevgi denizi ile buluşturan sonsuz bir memba. İnsanlık Sen’in merhametini ve sevgini arıyor; yokluğun her coğrafyanın yüzünde hissediliyor. Kanayan her yara Sana ağlıyor.

Yıllar geçip gitti, zaman yaşlandı ve her şey eskidi ama adı eskimeyen, sözü eskimeyen, hiç unutulmayan, özlenen, ismi her gün binlerce kez anılan bir Sen varsın. Yaralı gönüllere ilaç Sen varsın. İsminle şereflenen her gönül birer gül bahçesi gibi her dem taze, her dem bahtiyar. En güzel mevsim Sensin, en bereketli yağmur Sensin. İnsanlık Sen’i arıyor. Öfkenin, zulmün, vahşetin yağmaladığı her coğrafyada, kinle nefretle bulanmış her yerde Sen’in vicdanları ıslatan şefkat yağmurların ve sevgi iklimin aranıyor. Yokluğun

BEKLEYEN RAMAZAN

BEKLEYEN RAMAZAN
Osman Said DEMİRYILMAZ
Dışarıda davul çalmıyordu, onun yerine lojmanın demir kapısı vuruluyordu. Güm güm güm! “Allah, Allah! Kim acaba bu saatte?” diye geçirerek içinden, kalktı genç öğretmen. Açınca kapıyı, karşılaştığı o patlak patlak bakan o iri gözler önce onu hayrete düşürmüş, ta ki “hoca, sahur vaktidir” sözleriyle fark etmişti elindeki örme peyniri… Ayıldı, kendi içinde bir kez daha… “Sağol” diyebildi sadece! “Eyvallah, afiyet ola” deyip gitti uzun boylu, iri yarı adam. Kapıyı kapatıp içeri girerken fark etti bu adamı nereden tanıdığını; önceki gün beraber geldikleri arabada yanında oturan adamlardan biriydi. İçeri girince bir peynire baktı bir de sadece yerde bir karton serili olan bomboş odaya. Şu işe bakın ki Ramazan ile beraber başlamıştı göreve, “ilk sahuru nasıl yaparım?” diye düşünürken, bir kalıp peynir gelmişti işte, bir de ekmek olaydı. Peynirden biraz yedikten sonra ezanı duydu. Ardından da köpeklerin

30 Ağustos 2012

biraz da böyleydi galiba ölmek


kendimle savaşın; suskun rüzgarlari esiyor deli deli ömrümün baharında...dar geliyor olduğum her yer, geniş düşüncelerime..çıkış arıyorum derken sustuyorum kendimi de kendimde olanları da..
Sabrıma mesken olan taşları çatlattım da bekliyorum; firakım da vuslatım da gelecek diye..bir nefes almak kadar ötede madem; SON NEFESİMİ ÖZLÜYORUM..ve giderken sonsuzluğa sadece özlediğime gülümsüyorum..son nefesimde sevdama tebessüm ediyorum..ve ağlıyorum..ardımda bıraktıklarıma değil bırakamadıklarıma ağlıyorum.................

ve dönüyorum kendi içime...büyülü ve derin bilinmezleer içinde bağdaş kurmaya çalışıyorum tüm yaşadıkalrımın üstüne..bir bakıyorum toprağım, yıldızım ve sokak lambam beni gözlüyor...ve geceler yürüdükçe; benim olacak olan gündüze maniler düzüyorum..önümde ömrüne değil ölümüne saklanan insanlar; ki feda edemeyecekleri uğruna...üşüdükçe düşecek tüm benlik kalelerim...düşen her kale'm topyekun peydahlayacak iç yangınlarımı belki de...

yüreğime koyduğum sızılarla azalan yerlerimi çoğaltıyorum...hayale bir adım daha yaklaşıyorum..dokunarak özüne inmek istediğim; yakından nefesini hissetmek istediğim her neyse ona bir adım daha vuku buluyorum..ben görmeden de birşeyleri idrak edebiliyorum...ve kimsesiz uykulara bu yüzden dayanamıyorum..

yürüyorum umarsızca,tutarsızca,umutsuzca..tüm bilinenler ve bilinmeyenler ile birlikte..bir kalem bir defter sadece bana sırdaş olanlar..bu sokak lambası altında titreyen ben değilim kalemim ve gözümden inen durgun nameler...bir serçe edası ile etrafı izliyorum...korkak ve ürkek...üşüyen kalbimin üstüne bir battaniye çektim..açıkta kalan tüm uzuvlarım hasret harı ile yanmakta..gururumu boynuma atkı yapıp sıyrıldım tüm soyutluklardan..ve yürüyorum....

ağlıyorum işte...hemde durmamacasına...biraz da böyleydi galiba ölmek..adamlık sözler duyarak geldim bu yaşıma; her sözü söyleyenin adamlığını tartışarak..sözler duydum adamlardan, her sözünde adam gibi görünmeye çalışan..kandırmaca oyunlar bir tarafta,oyun içinde kandırmacalar bir tarafta..pembe düşlerim bir tarafta, düşüncelerimdeki tozpembe hayaller diğer tarafta...bunca yaşanmışlığa rağmen herşeye söz geçiriyorum da bir kendime söz geçiremiyorum...biraz da böyleydi galiba ölmek....hepi topu bu..........................

                                                         HÜDAYFA.........

16 Ağustos 2012

SEN İÇİMDEYKEN

SEN İÇİMDEYKEN

Aciz yüregime misafir oldugun günden beri,
Kıskanır oldum, su gözü yaslı gönlü gülenleri...
Sen bizleri böylece bırakıp gittiginden beri,
Sevemedi gönül senden baskasını sevenleri...

Mübarek avcunda ask ile zikreden taslar gibi,
Adını andıkca titrer icimdeki o muhabbet!
Arzuhalim sel olur, gözlerimdeki yaslar gibi,
Su Said ister ki; gül yüzünü görmek, ya Muhammed ! (sav)

Osman Said DEMİRYILMAZ

06 Ağustos 2012

LOJMAN

LOJMAN
Osman Said DEMİRYILMAZ
O gün, hiç bilmediği bir yerde, hiç bilmediği bir yere gidebilmek için çabalıyordu. Harita ve elinde, atandığı yere ait bilgilere bakıyor ve etrafında gördüğü insanlara o köyü soruyordu. Ama aynı ilçede olmasına rağmen oradakiler bu köyün varlığından bile haberdar değilmiş gibi davranıyorlardı. Düşündü kendince. Neden bu insanlar bu köyün varlığından söz etmek istemez ki; diye içinden geçirirken yanında belirdi Hızır gibi bir adam… “Sen Dırıni’yi ariyirsen?” diye soruyordu kendisine! Yok amca bey Dırıni değil diyecek oldu, eliyle birini gösterince vazgeçti. “Tee ahanda o köyün mıhtarıdır” deyince gidip ona sordu köyü. “Ooo demek siye Y……. Köyünü ariyirseniz ha” deyip bir kahkaha patlattı. “Bi de muallimsen ha” bir kahkaha daha… durdu durdu “Kusura kalmayasın bizim köye uzun zamandır muallim uğramiyir de.” Bindiler muhtarın arabasına Dırıni’ye yol aldılar. Meğerse Dırıni yöresel adıymış bu köyün, buralarda köylerin bir resmi,

31 Temmuz 2012

ORUÇSUZA MÜSAMAHA

ORUÇSUZA MÜSAMAHA
Mustafa Uysal
Şimdi buradan bakılınca görülen ne kadar farklı şeyler var aslında. Siz ne görüyorsanız ben de onu görüyor değilim.

Örneğin oruç tutanla tutmayan aynı şeyleri yaşamıyor. Bir hayat tarzı tutturmuş gidiyor herkes. Görünen o ki kimse kimseye karışmıyor. Herkes dilediğini yapsın. Zaten kaderimiz bu: Dileyebilmek yetisi. Ne dilediğinize bakarak ne olduğunuza yahut ne olmadığınıza bakılacak. Bakacak olan biz insanlar da değiliz üstelik.

Her ramazan ayında oruç tutmak yahut tutmamakla ilgili bir sorun çıkıyor. Birileri bunun olmasını dört gözle bekliyor neredeyse. Yahu bırakın insanlar nasıl istiyorlarsa öyle yapsınlar.

Genelde mesele oruç tutan insanlarla tutmayanlar arasındaymış gibi görünse de ben öyle olduğuna inanmıyorum. Oruç tutanın tutmayana üstünlüğünü

24 Temmuz 2012

O-NÛR


O-NÛR
Ey gül misali Nur Muhammed, sen ki; son peygambersin,
Senden evvelki peygamberlerle sözce berabersin,
Nurdan kalplerimizde olması gereken öndersin,
Irmaklar gibi çağlayansın, sözün billûr, sensin O-Nur.

Ey yüce peygamber, dilindesin alem-i beşerin,
Sen sultanlar sultanısın, âlimlerin âlimisin,
Sen arşa yükselen gür sesindesin minarelerin,
Sensin yüreklere düşen son nur, sensin O-Nur.

Dostun düşmanın bilir ki; sen Muhammedül Eminsin,
 O nurun ile sen söylemişsin; “İslamiyet Hak Din!
 Alemlerin Rabbi Bir! diyerek davanı bildirdin,
Gönüllerin fatihisin, sensin pürnur, sensin O-Nur.

Sen gidince soldu sinemizdeki gülle karanfil,
Biliriz ki; sünnetine uymayan olacak sefil,
Ey ümmetine gönül veren dost, sen ol bize kefil,
Sensin Hatemül Enbiyâ, bitsin sütur, sensin O-Nur.
Osman Said DEMİRYILMAZ

04 Temmuz 2012

Yeni İcat Kitap (Dublaj)

Yeni İcat Kitap (Dublaj)

Kitapla ilgili hazırlanmış güzel bir videonun dublaj denemesini yaptık.
Video Leerestademoda.com tarafından hazırlanmıştır.
Kitap yeni teknoloji ile kıyaslanmış ve avantajlı tarafları ironik olarak burgulanmıştır.
Video aşağıdadır...






03 Temmuz 2012

YOLCULUK

YOLCULUK
Osman Said DEMİRYILMAZ
Şehirlerarası terminalin son kalkan otobüsünde, pencereye yaslanmış bir damla gözyaşı aramıştı genç adam… Pencereden baktığı babası, ilk kez ağlıyordu. Ama saklamıştı gözyaşlarını, “gitme” demişti… “Ben sana buralarda bir iş bulurum nasılsa…” dinlemedi genç adam! Şimdi otobüsün penceresinden bakarken fark etmişti babasının arkasını dönerek sildiği gözyaşlarını… O da birkaç damla gözyaşı dökebilmeyi istedi ama olmadı. İstenince olmuyordu bu gözyaşı denen duygu zerreleri… Ağlayamamıştı. Nedendi, nereye gidiyordu, niçin geride bırakmıştı sevdiği insanları? Bilmiyordu. Bildiği tek şey içindeki eğitim aşkıyla gönüllü oluşundaki kararlılık ve gözlerinde bir çift parıltı görmek istediği küçük

22 Haziran 2012

Boşluk

Boşluk
Mesut Sütçü

Boşaldı pencerenin arkası
Boş gözlerle bakıyorum artık
Sokak kapısına
Boşaldı zemberek
Açıldı kilitler
Ve gelenler
Kaçarcasına gittiler

Koca bir yalnızlığın düğünü
Odamdaki şenlik
Masamda beyaz sayfalar
Bahtıma kefenlik

Ey zaman
Yüzüme unutmuş bir resim çiz
Ey şiir
Ruhuma kıyafetini giydir
Çıkma dizelerdeki giz
Ey şair
Kalemini kalbime değdir
Gerçekten bir ses duyulsun artık
Yalanların ortasında kaldık ikimiz

Şehitler Diyarına Yolculuk

Şehitler Diyarına Yolculuk
Osman Said DEMİRYILMAZ
Çanakkale denince büyük bir destan gelir herkesin aklına... Çanakkale il sınırını geçince o manevi havayı hissedersiniz. Yaklaştıkça kat kat artar içinizdeki heyecan. Çok büyük insanların yanınızda olduğunu hissedersiniz. Kimi zaman size yol gösterirler, kimi zaman kendi lisanları ile “gel” derler.

Arabanın lastiği toprağın sesini taşırken kulaklarınıza, bir kahvehanenin önünde mola verirseniz, sıcak çaylarınızı yudumlarken, sıcak insanların, sıcak sohbetleri ile karşılanırsınız. Size önce o çevrede yaşanmış menkıbeleri anlatırlar. Hele bir de sizin onlarla ilgilendiğinizi görürlerse size olan sıcak muhabbetlerini arttıracaklardır. Önce onlardan alırsınız çevre hakkındaki gerekli bilgileri

15 Haziran 2012

DURAKSIZ DAVA ADAMI FEVZİ COŞGUN

DURAKSIZ DAVA ADAMI FEVZİ COŞGUN
Mustafa Uysal
Değerli Hocamı Hakka uğurlamak sahiden büyük bir boşluk hissi doğurdu kalbimde. O büyük heyecanın yeri şimdi boş kalacak. Sahici bir DAVA adamını kaybetmek üzücü olsa da biz onun Allah'ın rahmetine daha layık olduğuna olan inancımızla teselli buluyoruz.

Ölüm hepimizi derinden etkileyen hayatımızın en büyük gerçeklerinden birisi… Ölüm olmasaydı icat etmek zorunda kalırdık, diyen Batılı düşünürlerin çizgisindeki basitlikle bakmıyoruz biz ölüme. Ölüm ancak bir başlangıçtır bizim için. İnsan görevini tamamlayınca aramızdan alınıyor. Fevzi Hocam da demek görevini tamamladı ve aramızdan alındı. O artık ebedi mekanına döndü. Ölüm gitmekten değil dönmekten bahseder. Hepimiz O’ndan geldik yine O’na döndürüleceğiz. Buna iman ettik. Bu iman sayesindedir ki ölüm bizi ümitsizliğe ve derin bir boşluğa itmez. Artık aramızda olmayacak olması bir eksikliktir belki ama bu eksiği dolduracak fikirler

11 Haziran 2012

KELİMELER İLE KURULUR KÖPRÜLER


KELİMELER İLE KURULUR KÖPRÜLER
Osman Said DEMİRYILMAZ
Dosta gül kadar güzel gelen, düşmana kurşun gibi işleyen, bazen dirilten, bazen öldüren kelimeler... Şimdi neredeler? Kayıplara karışan kelimelerden sonra dosta da düşmana da ağır bombardıman silahları gibi, makinalı kelimeler diziyoruz şimdilerde... Duyguların uçlarına bağladığımız masum kelimeler, artık yanlış kullanılan kelimelerin ardında gizleniyorlar galiba! Pekî bu saklanış niye? O güzelim kelimeler acaba ehliyetsiz ellerde, kifayetsiz dillerde harap olmaktan mı çekiniyorlar? Sanırım bunun en büyük sebebi okumamak veya okuduğunu idrâk edememek!

İstatistiklerde geçen, sıkça duyduğumuz “okur-yazar oranı” diye bir tabir var; Ama ne zaman okudukları ve neler yazmaya çalıştıkları meçhul! Çok değil, sadece on beş günde bir kitap okuyan (ort.günde 20 sayfa) bir insan, elli-almış senelik

05 Haziran 2012

GÜLE VARAN KARANLIK


GÜLE VARAN KARANLIK
Osman Said DEMİRYILMAZ
Güneydoğunun ücra köylerinden birinde bir küçük mekân içindeydi ve her yer bir anda karamıştı. Gece, kış ve gönlüne doğan hisler gibi kapkaranlık. Nedensiz bir hüznün ifadesi…

Bembeyaz karlar bile artık yağmaz olmuş! Ama sıcak insanların sıcak memleketiymiş bir başka deyişle çalıştığı bu yer. Sadece kışları başıboş esen rüzgarlar uğrarsa üşürmüş sıcak dostluklar, o da bir evden bir eve gelene kadar. Kaçak elektrik ile ısınan elektrik sobaları, meşe dolu olduğu için gümbürdeyen sobalarla birlikte yanınca sıcak dostluklar taş binaların içinde bozulmazmış kış olsa bile… Tabi yakın zamanda yakacak meşe kalırsa… Beklide bu geleneksel sıcaklığın neticesiydi bu karanlık!

Bir yılbaşı gecesi, bir taş bina… Adına “lojman” diyorlar resmi dilimizde… Televizyon, radyo, bilgisayar hepsi var ama elektrik yok! Vardı birkaç saate

01 Haziran 2012

KUR’AN KENDİSİ HAKKINDA NE DİYOR?


KUR’AN KENDİSİ HAKKINDA NE DİYOR?
Arapça olarak indirilmiştir

Bu, Arapça bir Kur'an olarak, âyetleri bilen bir kavim için ayırt edilip açıklanmış bir kitaptır. (FUSSİLET/3)

Ve işte biz o Kur'ân'ı Arapça bir hüküm olarak indirdik. Yemin olsun ki, eğer sen, sana vahiyle gelen bu bilgiden sonra onların keyiflerine uyacak olursan, sana Allah'dan ne bir dost vardır, ne de bir koruyucu. (RA'D/37)

Muhakkak ki, biz onu anlayasınız diye Arapça bir kitap olarak indirdik. (YUSUF/2)

-

Gönderilişinin bir çok hikmeti vardır

De ki: "Şahitlik yönünden hangi şey daha büyüktür?". De ki: "Allah, benimle sizin aranızda şahittir ve bana bu Kur'ân vahyolundu ki, onunla hem sizi, hem de sizden sonra kendisine

30 Mayıs 2012

TARİH SAYFALARINDA SEN













TARİH SAYFALARINDA SEN
Mesut Sütçü
Seni anlatmak sancısı tuttu
Tarih kitabını alıp bir sayfa çevirdim
Kavimler göçü çıktı önce
Yerimi yurdumu terk edip
Buralara gelişimi anımsadım
Başka bir coğrafyada seni buluşumu
Sonra Roma gibi ikiye bölünüşümü
Bir taraftan seni isteyip
Bir yandan da istemeyişimi
Ve alev alev tükenişimi

Başka bir

29 Mayıs 2012

TEMTAŞ BİLGİLENDİRMESİ

TEMTAŞ BİLGİLENDİRMESİ
28 Mayıs 2012'de Temtaş'ın Genel Kurul Toplantısı vardı. Toplantı nisab miktarı yüzünden sanırım ertelendi. Sonrasında Temtaş Yönetim Kurulu Başkanı Hüsnü Ordu salonda bulunanlara bir açıklama yaptı. Toplantı yaklaşık iki saat sürdü. Şirketin avukatı Nihat Cuhruk'un da hazır bulunduğu toplantıda tahkim davası ile ilgili bilgiler verildi. Davanın süreci ve niçin kaybedildiği, ortağımız Alorko'nun niçin ayrıldığı anlatıldı. Daha önce iddilarını yayınladığımız Ömer Lütfi Diler de toplantıdaydı ve iddialarından bir kısmını orada da dile getirmeye çalıştı. İddialara cevap verilmeye çalışıldı ancak zaman sertleşen ortam yüzünden iki taraf da tam olarak anlaşamadı. Toplantı sonuna doğru ortam iyice gerildiği için toplantı sona erdi. Temtaş aleyhine Ömer Lütfi Diler'in açmış olduğu iki davadan ve bu davada geçen iddialardan da

28 Mayıs 2012

UÇURTMA

Foto: M.U.
UÇURTMA
Mesut Sütçü
Göğe yükseliyorum küçük ellerin tuttuğu ince bir ipin yoldaşlığında. Gökyüzü öpüyor yanaklarımdan ve maviye boyanıyor yüzüm. Benimle dans ede ede peşimde olan rengarenk kuyruğum var bir de. Rüzgar ikimizi de buyur ediyor tatlı dokunuşlarıyla. Çocuk gülücüklerle bakıyor bana, sanki benim aldığım keyfi yaşıyor. Zıplaya zıplaya koşuyor çayırları. Belki de aynı sözcük giriyor soluk borumuzdan ciğerlerimize ve göğsümüzü havayla doldurup yeniden çıkarıyoruz: “Özgürüm!”

Gökyüzü benim. Ben gökyüzündeyim. Çocuğun yüzündeyim. Ağaçlar selamlıyor, kuşlar “merhaba” diyor yanıma gelip. O kuşlar çocuğun da kalbinde uçuyor mudur diye soruyorum. Aramızdaki ip bizi nasıl bağlıyor. Kendimi esir değil azat hissediyorum ipe rağmen. Mevlana’nın kitabı sesleniyor bana: “İp uçurtmanın özgürlüğünü gölgelemez.” Bir kuş fısıldıyor bunu kulağıma Mesnevi’den ve bir diğeri devam ediyor: “Uçurtmalar, rüzgar gücü ile değil; o güce karşı koydu

İZAYDAŞ GEZİSİ VE TEHLİKELİ ATIK MESELESİ



İZAYDAŞ GEZİSİ VE TEHLİKELİ ATIK MESELESİ
Mustafa Uysal
Biliyorsunuz ilçemizde kurulması planlanan bir tesis var. MSG Enerji, Tehlikeli Atık Yakma Tesisi planlıyor Çobanköy yanında. Bu tesisle ilgili pek çok şey konuşuldu, tartışıldı hatta kavgası devam ediyor. Ne olduğunu zaten görüyorsunuz gerisini yazmaya gerek yok. Kimi muhalif kimi taraftar ve çok büyük bir kısım güya tarafsız.
Bu konuda ben de bir şeyler söyledim bu yüzden kendimi sorumlu hissediyorum. O yüzden gazeteden böyle bir araştırma gezisi fikri geldiğinde hemen kabul ettim. Nihayetinde biz, Hali Oral, Alibey Aydın sürekli köyleri gezip bazı şeyleri not ediyor bir yerde raporluyorduk. 16 Mayıs 2012 günü bize iki de muhtarımız katıldı; Dedeler Mahallesi Muhtarı Yavuz Turan ve Durak Mahallesi Muhtarı Bilal Çırak. Yani İzaydaş’tan kimse bizi davet etmedi, MESS’ten kimse bizi oraya götürmedi. İkna edilmek için gitmedik.
O gün sabah erken saatlerde yola çıktık ve güzel bir yolculuktan sonra İzmit’e vardık. Sizce böyle mi olmuştur? Hayır, öncesinde

21 Mayıs 2012

Her Kişi Niyetine

Her Kişi Niyetine
Mesut Sütçü
Gittikçe körleşiyor kalp gözlerimiz. Vicdanımızın sesi mi kısık yoksa biz mi ağır bir sağırlık yaşıyoruz? Ama vicdanı duymadığımız ve akıl baliğ olduğundan beri besleyip büyüttüğümüz hırsımızla doymadığımız kesin. Gözyaşları akıtmıyor muyuz? Elbette. Fakat tuzsuz gözyaşları yüreği gerçekten yakabilir mi? Yakmıyor. Yazık ki ateşin düştüğü yerden başka yere hükmü olmuyor. Vicdanlarımızı kaybettik sosyal kargaşaların birinde hükümsüzdür diyor ilan veriyoruz gazetelerin iç sayfalarına vicdanımız için. Ama ilgi görmüyor bir ailenin başına gelen “inanılmaz” olaylar kadar. Zaten bu aralar neye şaşırsak, neye kızsak, neyi beğensek, neye sevinsek ya da üzülsek “inanılmaz” diyoruz. İnanmıyoruz ve inanmalarını istemiyoruz duyguların

18 Mayıs 2012

Temtaş Hakkında Sarsıcı İddialar

Ömer Lütfi Diler 17 Mayıs 2012 günü yerel basının tamamının bulunduğu bir ortamda basın açıklaması yaptı. Bu açıklamayı hangi sebeplerle yaptığını açıklayarak söze başlayan Diler, yanında getirdiği 3.7 kg. belge ile kameraların karşısına geçti. Temtaş'ın ilk kuruluşundan bu yana gelişmeleri aktaran Diler, yabana atılamayak iddialar öne sürdü. Pek çok gelişmenin hissedarlardan gizlendiğini ve hiçbir açıklama yapılma gereği bile duyulmadığını, genel kurulların bile hissedarlardan uzak yapıldığını söyledi. Geniş açıklamasından çarpıcı başlıkları aşağıda verdik. Açıklamayı aşağıdaki videolardan izleyebilirsiniz.
Temtaş Kurucular Kurulundan Ömer Lütfi Diler'in Basın Açıklamasından başlıklar ve video:

Tunçkül'den kimler maaş alıyor? Sonradan kimler yönetime alındı?
Yeni iş teklifi ve fizilibilite ile gelindiğinde kasadaki paralar neredeydi?

15 Mayıs 2012

AMA DEĞMEZ


AMA DEĞMEZ

Mustafa Uysal
Susturucuyu icat eden adamın derdi neydi acaba?
Neydi derdi ses ile?
Sinsi bir sessizlik…
Sesten korkanın sonu sessizliğin sinsiliğidir.
Bu sinsiliğe bilerek sığınmadıysa insan bilmeyerek düştüğü çukurun kenarında kimlerin olduğuna baksın.

Susturulmuş bir silah tehlikeli işler yapacaktır ve ardında kolay kolay kimsenin süremeyeceği bir iz bırakmak istiyordur.

Susturulmuş bir egzoz, lastik izlerini de silen bir takipçinin refakatindedir.

İnsan neden susar?
Kusmak için.
Çünkü kusacak yerde konuşmaya devam etmez insan. Midesi bulanan insan konuşmaz. Konuşmaz, göremez, duyamaz, tutamaz, yürüyemez ve sevemez…
Terler, susar, bakar ve daha ne kadar vakit olduğunu anlamaya çalışır.
Artık etrafıyla bağı kopmuştur. Sadece midesinin tepkisini dinler. Boş bakışlarını görmezsiniz zira

05 Mayıs 2012

Sevilmemiş Bir Kalb Şiir Klibi

Yazarımız İsmail Fazıl Atabay'ın Sevilmemiş Bir Kalb isimli şiirine çektiğimiz klip.
SEVİLMEMİŞ BİR KALB
Müzik: E.M.
Ayyıldız Pastanesi'ne ve Reşat Zeytinoğlu'na özel teşekkür ediyorum.

Set Ekibi:
Ahmet Durdu
Ali Çetin
Fuat Sakarya
Alper Akçın
Ses kayıt ve mix: Ali Özay
Şiir: İsmail Fazıl Atabay
Okuyan: İsmail Fazıl Atabay
Kamera arkası fotoğraflar...
A.U. Her eserde senden bir iz...

30 Nisan 2012

ZEHİRLİ ATIK TESİSİ VE YAŞANANLAR



ZEHİRLİ ATIK TESİSİ VE YAŞANANLAR
Mustafa Göktekin

İnsanlar bulunduğumuz konum ve kurum vesilesi ile önümüze geçip; Tavşanlı’mızın Çobanköy beldesindeki kurulması istenilen Zehirli Katı Atık Tesisinin kurulmasını isteyip istemediğimi/mizi, karşı olup olmadığımı/mızı soruyorlar.
Ben ve arkadaşlarım bu zehirli atık tesisinin öncelikle elektrik üreten ve sadece katı atık yakan bir tesis olduğunu biliyorduk ve üret...ilen elektriğin Organize Sanayi Sitemizde kullanabileceğimizi bile düşündük. O günün şartlarında 500 kişinin çalışacağı bir iş yeri olacaktı ve bölgemiz için hatırı sayılır bir istihdam temin edecek diye biliyorduk.
Hatta bizler ve şahsım olarak bunu çok yerde ve çok kez göğsümüz kabararak anlattık ve halkımıza insanımıza bilgi verdik. Fakat son iki aylık süreç içinde ise bu tesisin Ülkemizde kurulacak 5 atık tesisinden birisi olduğunu öğrendik.
Halkın içinde bu tesisin taraftarı olan hiç kimseyi ne duydum nede gördüm.Ancak sanki millet iki üç parçaya bölünmüş ve isteyenler ve istemeyenler diye ayrışıyor gibi.Halbuki kime sorsanız DEVAMINI OKUMAK İÇİN


25 Nisan 2012

Adımlar ve Yollar

Adımlar ve Yollar
Mesut Sütçü

Önce yazdıklarını silmelisin... Yeniden başlamak gereği hissettiriyorsa zaman, en önce gönül dolusu söylediğin sözcükleri silmeli ve yeni bir hikâyeye başlamalısın... Çünkü bazen kelimeler kaçar senden. Kalem düşmeli ve artık düşünmelidir.

Her yolculuk biraz yorar ve biraz yıpratır insanı. Bazen bacaklar mecalsiz kalır. Omuzlarda eskiyen ve omuzları eskiten yüklerden kurtulmanın zamanıdır. Zira önünde durduğun, bir yol ayrımıdır. İşte tam yürümeye başlayan bir çocuk gibisin. Bütün mesele ilk adımda... Biraz telaş, biraz korku, biraz coşku... Yer çekimi kanununa uyma çabası bütün bu gayretler. "İki ayak üstünde durmak" düsturunun gereği ve çılgınca bir denge kavgası. Sonrasında ise ayaklarının üstünde durabilmek için her şey... Bu bir başlangıç... Bu bir merhaba... Bu bir zafer...

Her yol aynıdır ama aynı yollarda yepyeni yolculuklar yapmak her zaman mümkündür. Her yeni yolculuk yürümeye