Yüzüme Bak
İsmail Fazıl Atabay'ın yönettiği bir film...
yuzume bak from alisemerci on Vimeo.
.
13 Haziran 2013
15 Mayıs 2013
Kızım ve Ben / Şiir Klibi

İsmail Fazıl Atabay'ın yeni şiir klibi...
Kızım ve Ben
Yönetmen: M.Uysal
Görüntü Yönetmeni: Ahmet Durdu
Set Ekibi: Ali Çakır, Fuat Sakarya,
Çocuk Oyuncu: Reyyan
Şiir: İsmail Fazıl Atabay
Ses Kayıt: Ali Özay
Yapım: Edebya
Kamera arkası fotoğraflar için...
13 Mayıs 2013
♥... KAR TANEM ...♥
KAR TANEM
Buz kesti, yüreğime yuva yapmış kırlangıcın kırık kanatları.
Eski bir hüzün, ayaz kılığında sürtünüyor ıslak yanaklarıma.
Beni hiç unutma.
Sensiz ve sessiz ağladığım gecelerin hatırına…
Gözyaşlarımın silinesi arzusu, ellerinin yanaklarımda yol tutmasını
bekliyor.
Henüz iki yudum almışken bakışlarından, üçüncüsü
hayallerimin boğazında kaldı.
03 Mayıs 2013
TEHLİKELİ ATIK KONUSUNDA BAKAN YARDIMCISI İLE RÖPORTAJ
TEHLİKELİ ATIK KONUSUNDA BAKAN YARDIMCISI İLE RÖPORTAJ
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Bakan Yardımcısı Sayın Muhammet Balta ile atık meselesini ve özelde Tavşanlı’ya kurulması planlanan tesisi konuştuk…
Mustafa Uysal
-Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Bakan Yardımcısı Sayın Muhammet Balta ile birlikteyiz. Öncelikle hükümetinizin atık politikaları ile ilgili görüşlerinizi alabilir miyim?
-Özellikle dünyada ve ülkemizde artan nüfus ve bunun yanında teknolojik gelişmelerle birlikte çevresel sorunlar da buna paralel olarak artmış ve ülkemizde de hükümetimizin de göreve geldiği günden itibaren çok önemli gelişmeler oldu. Hükümetimizin bakış açısı şöyle: Biz atıklara bir atık olarak değil ekonomiye katkısı olan bir hammadde olarak bakıyoruz. Buna paralel olarak da özellikle 2002’den itibaren özellikle Türkiye’mizde çevresel sorunlara çok önem verilmiş ve bu vesileyle hem bakanlıklar hem Çevre ve Şehircilik Bakanlığımız, yerel yönetimler, belediyeler bun manada çok önemli çalışmalar yapmışlardır. Atık su arıtma tesisleri, bunun yanında katı atık bertaraf tesisleri ve özel sektörün yaptığı geri dönüşümle ilgili çalışmalar, belediyelerin yaptığı çalışmalar… Yani bu atıkların bir kısmından enerji üretimi bir kısmını tekrar işleyerek geri dönüşümünü sağlayarak ekonomiye yeniden kazandırılması gibi çalışmalar yapılmış. Bizim bu manada bakanlık olarak desteklerimiz devam ediyor. Zaman zaman da özellikle işin muhataplarıyla sektörle beraber bir araya geliyoruz. Gelecek yıllarla ilgili planlamalar
24 Nisan 2013
ÇOBAN ÇEŞMESİ: RESSAMLARIMIZ VE DOĞA
ÇOBAN ÇEŞMESİ: RESSAMLARIMIZ VE DOĞA: Nisan ayının soğuk geçen günlerinden sonra doğayla kucaklaşmak oldukça sevindirici. İnsan doğada olunca özgürlüğü bir başka filizleniy...
17 Nisan 2013
EDEB YA HÛ!
Osman Said DEMİRYILMAZ
Bir levha ilişti elime, maziyi anan bir levha… Okuduk ki ne âlâ… Osmanlı Türkçesinin sırlarıyla gizli bir kapıdan geçmekmiş murad… Bu kapıdan geçenler tarikat terbiyesini alanlara intikal eder, bir bakıma bu kapının kurallarını benimsedikleri gösterirlermiş. Her şey bu kelimelerle başlar, yine bu kelimelerin sırrına ermekle son bulurmuş. “ Edeb Ya Hu!”
Önceleri tasavvuf düşüncesinde başlayan bu sır, sonrasında bir düstur olarak kalmış dimağlarda… Adeta bir hayat felsefesi olmuş, evlerin, ibadethanelerin, dükkânların, hanların insanla şenlenen birçok mekânın duvarlarında… ”Edeb Ya Hu!” Hem de öyle bir yazılmış ki, Celi sülüs yahut Talik hattıyla, çevresinde tezhip sanatının inkişafatı ile bezemlerle, işlemelerle ve daha bin bir çeşit süslemelerle… Levhaya verilen değer gösterilircesine… “Edeb Ya Hu!” Tasavvuf düşüncesinin bir yansıması olarak kültürümüze girmiş. Bu kelimeleri anlamak, hayatı anlamanın anlamı olmuş. Lakin unutur olmuşuz ne vakittir. Edeb Ya Hu ile başlamayı… Bir Mevlevi dervişine hitaben mürşidin ağzından dökülen bu sırra nedense uzak kalmışız ne zamandır. Biraz da okuyamayınca yazılanları… Merak da etmemişiz hani… Sikke şeklinde yazılan bu hattın etrafına da şu yazılırmış;
Ehl-i irfân arasında aradım kıldım taleb,
Her hüner makbûl imiş illâ edeb, illâ edeb.
13 Nisan 2013
Direnmektir Okumak
Direnmektir Okumak
Okumanın zorluğu üzerine bir video...
direnmektir okumak from alisemerci on Vimeo.
direnmektir okumak
www.edebya.com
Okumanın zorluğu üzerine bir video...
direnmektir okumak from alisemerci on Vimeo.
direnmektir okumak
www.edebya.com
MURAT KABLO RÖPORTAJI
Eyüp Gülsoy Röportajı
MURAT KABLO RÖPORTAJI
Mustafa Uysal: Sizi tanıyarak başlayalım Eyüp Bey.
Eyüp Gülsoy: Murat Ticaret bünyesinde 10 yıldır çalışıyorum. Daha önce STFA bünyesindeydim. İş makineleri satış pazarlama müdürü olarak yer alıyordum orada. 10 yıl önce burada fabrika müdürü olarak göreve başladım. Buraya başladığımda burası (İnegöl Fabrikasını kastediyor.) yaklaşık 375-380 kişiydi. Geldikten sonra 294 kişiye düşürdüm fabrikayı. Daha sonra yeniden yapılanmaya geçtim bu bünyenin içinde. Şu anda 620 kişiye çıktık. Adana ve İzmir fabrikaları da benim yönetimimde şu anda. Bir de bundan 5 yıl önce Çin’deki fabrikayı kurdum. Orada yaklaşık 110 kişilik Çinli çalışıyor. Orada sadece Çin pazarına çalışıyoruz. Yani oradaki üretimi buraya getirmiyoruz. Tavşanlı’da çok küçük bir lokasyonda imalata başladık ki, çok kısa bir sürede başladık. Şimdi orayı da (Tavşanlı fabrikası) iki misli kapasiteye çıkaracağız. Murat Ticaret olarak birçok ülkede yer alıyoruz. Almanya’da kendi depo ve ofislerimiz var. İngiltere, Fransa ve İtalya’da ofislerimiz var. Bunun haricinde Danimarka’ya bakan bir ofisimiz var.
MU: Murat Ticaret’le ilgili giriş olarak bahsettiniz ama şunları sormak istiyorum, kuruluşundan itibaren Murat Ticaret’ten bahsedin bize bir de ne üretiyorsunuz, nerelerde
25 Mart 2013
ZÜLEYHA
Züleyha
Mesut Sütçü
Aşk dargın sana Züleyha
Sen anlamadın
İftira kurda atıldı
Kan senin avuçlarında
Boynunadır vebali Züleyha
Gömlek dillenir miydi Züleyha
Bilmedin
Kuyulara bakmadın
Seni gösterecek parmaklar
Kesik Züleyha
Nerdesin
Kardeşlerin dudağında kan
Nerdesin
Yakub’un gözlerinde kan
Kan revan her yan
Uyan Züleyha
Bu rüya senin değil
Bolluk bitti
Kıtlık vakti güneşte
Aşk dargın sana
Anla Züleyha
HEP
Hep
Mesut Sütçü
Sen beni terk edince
Kelimeleri alınmış
Bir kağıt gibi okunmayacağım
Sen beni terk edince
Bir soğuk yalnızlık
Ve düşman bir karanlık tutacak beni
Işığa dokunmayacağım
Bedenimdeki diri
Ölecek sen gittiğinde
Sen gittin diye ben yakınmayacağım
Kim giderse gitsin
Hep yalnızdık aslında
Kim tutabilir kalpteki hüznü
Ben de kalbimden sakınmayacağım
08.03.08
19 Mart 2013
ÇOBAN ÇEŞMESİ: RÜZGÂRDAN SONRA
RÜZGÂRDAN SONRA
Halil Oral
Rüzgârlı Pazarlarda şişirdik yelkenlerimizi. Aslında yelkenlerimiz hakkın, hukukun, doğrunun, sevginin, sevdanın, ülkemin, insanımın dahası coğrafyamın coşkusu ve heyecanıyla dopdoluydu. Yelkenlerimiz Pazar rüzgârlarında yeniden şişerken aklımızı, benliğimizi, kimliğimizi, haysiyetimizi, terbiyemizi düşürmedik her daim. Bunun keyfinde ve sabrında olmanın bilincindeydik. Kimileri lades oyunlarının cambazı olsa da biz yüreğimizdeki memleket sevdasına asla halel getirmedik.
Yaradanın herkese bir ağız, bir dil verdiği muhakkak. Ağızdaki dili evirip çevirmek, elindeki kaleme eğri veya doğru çizgiler çektirmek de akıl süzgecimizle alakalı. Akıl süzgeci; aldığınız terbiye, örf, adet, inanç, iman ve ahlakla bezeli değilse yaşam hanesi özürlüdür.
Lades şampiyonları kazanmanın hırsıyla kendilerinden geçiyorlar. Bu geçişle dalaverenin perhizinde bile olmuyorlar. Ne yazık.. Perhizsiz konuşurken avurtları doluyor. Ah ki ah!
Perhizsiz konuşmalar içi dışa vurduruyor. Bu dışa vurum sırasında bir de alkışlandı mı DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ...
18 Mart 2013
MİTİNGİN ARKA PLANI VE HİKAYENİN GENİŞ YÜZÜ
MİTİNGİN ARKA PLANI VE HİKAYENİN GENİŞ YÜZÜ
Mustafa Uysal
Geçen Pazar Tavşanlı Çevre Platformu bir miting düzenledi. Tehlikeli Atık Yakma ve Depolama Tesisine karşı olduklarını bildirmek içindi bu miting ve bütün Tavşanlı’yı davet ettiler. Hatta bütün parti temsilcileri de katıldılar. Gerçi Çobanköylüler sürekli “Çobanköy burada Tavşanlı nerede?” şeklinde slogan attılar ama olsun. Heykelin önü doldu.
Miting sayesinde ezan okunurken analarımız bacılarımız gözyaşları içinde konuşmacıların lanetlediği ve yuhaladığı kişiler için ezan hatırına beddualar ettiler. Büyük bir eksiğimiz vardı bu konuda tamamlamış olduk. Tertip komitesi Kesk vb. nöbetçi eylemcileri de davet etmekle büyük bir eksiğimizi de tamamlamış oldu. Böylece görmüş olduk ki şirin ilçemizde eylemci eksiğimiz de vardır. Profesyonel eylemcilerimiz yok bizim. Eylem olursa haber verin gelirler, renkli bayraklarıyla hepimizi aydınlatıp her türlü şerden korurlar bizi.
Bu miting sayesinde çok şey öğrendim. Tertip komitesine bir kez daha teşekkür ediyorum. Bütün Tavşanlı’nın hassasiyetlerini dile getirdiler. Örneğin içimizdeki hain ve işbirlikçileri bir türlü ifşa edemiyorduk ve neredeyse “lanet olası
Mustafa Uysal
Geçen Pazar Tavşanlı Çevre Platformu bir miting düzenledi. Tehlikeli Atık Yakma ve Depolama Tesisine karşı olduklarını bildirmek içindi bu miting ve bütün Tavşanlı’yı davet ettiler. Hatta bütün parti temsilcileri de katıldılar. Gerçi Çobanköylüler sürekli “Çobanköy burada Tavşanlı nerede?” şeklinde slogan attılar ama olsun. Heykelin önü doldu.
Miting sayesinde ezan okunurken analarımız bacılarımız gözyaşları içinde konuşmacıların lanetlediği ve yuhaladığı kişiler için ezan hatırına beddualar ettiler. Büyük bir eksiğimiz vardı bu konuda tamamlamış olduk. Tertip komitesi Kesk vb. nöbetçi eylemcileri de davet etmekle büyük bir eksiğimizi de tamamlamış oldu. Böylece görmüş olduk ki şirin ilçemizde eylemci eksiğimiz de vardır. Profesyonel eylemcilerimiz yok bizim. Eylem olursa haber verin gelirler, renkli bayraklarıyla hepimizi aydınlatıp her türlü şerden korurlar bizi.
Bu miting sayesinde çok şey öğrendim. Tertip komitesine bir kez daha teşekkür ediyorum. Bütün Tavşanlı’nın hassasiyetlerini dile getirdiler. Örneğin içimizdeki hain ve işbirlikçileri bir türlü ifşa edemiyorduk ve neredeyse “lanet olası
13 Mart 2013
BAHAR
BAHAR
Mesut Sütçü
Mesut Sütçü
Geldin kapıma yüzümün
buzunu erittin
Aldandığım bütün mevsimlerden alıp beni
Düştün ömrüme gönlüme yüzüme cemrelerle
Isıttın elinden alıp yıldızların güneşin ateşini
Göklerin müjdesi yağıp durdun saçlarıma
Yalancı yüzleri sildin bütün aynalardan
Savurdun kırgın yanlarımdan küllerimi
Gizledim adını dizelerden şarkılardan
Kutsal bir emanetsin koruyup tuttuğum
Kimselere diyemeyip hançer hançer yuttuğum
Kabrimde susup sonsuza dek uyuttuğum
Emanetim sabrım kahrım hem
12 Mart 2013
KURŞUN KALEM
Bir bardak çay aldım kendime; şöyle demlisinden, ince bellisinden… Masamda eskiden yazdığımız, yazmaya çalıştığımız daktilonun yerini çoktan almış hatta yeni nesile daktiloyu bile unutturmuş ekrana bağlı klavye denen tuşlar takımı… Tik tak tak… Kağıt sanal bir sayfadan ibaret… Kalem? Kalem mi? O da ne? Kalemi de unutur olduk sanki…
Bugünlerde kalemi unutur olsak da aslında hepimiz kurşun kalem gibiyiz;
Kurşunkalem gibiyiz, yazdıklarımız silinebilse da, hatalarımız düzeltilebilirse de izlerini tümüyle yok edemiyoruz. Hayatta yaptıklarımız da sanki kurşun kalemle yazmak gibi; silinebilir ama tamamen değil, mutlaka bir iz bırakır arkasında… Silmek için yazdıklarımızı, özür dilemesini bilmek gerekir. Yanlış anlaşılmalar, ufak tefek hatalar düzeltilir. Kurşun kalem her ne kadar silinebilir olsa da, bastırmadan –yani hatada ısrar etmeden- yazıldıysa ve iyi silgi –olumlu insani ilişkiler- varsa tabii… Geçmişi değiştiremeyiz çoğu zaman ama
08 Mart 2013
TEŞEKKÜRLER
TEŞEKKÜRLER
Mesut Sütçü
Şiddet –kime olursa olsun-yetersizliğin dilidir elbette. Kendine yetememek… Başkasına yetememek, yetişememek… Üstelik farklı farklı biçimleri de var şiddetin. Gündemde ise kadınlara yönelik akıl almaz, vicdana sığmaz şiddet olayları var. Maalesef yeni değil bu görüp duyduklarımız ve korkarım ki son da olmayacak. Peki “Neden?” bu soruyu yöneltip cevaplar aramak lazım.
Nezaket dilini kaybediyoruz da ondan. Akıp gitmekte olan hayatın her anında ihmal ettiğimiz ve nerdeyse lüks olarak algıladığımız bir şey oldu nezaket dilini kullanmak. Bunun en temelinde yer alan bu dilin kalbi olan “teşekkür” kelimesidir. Oturup bir düşünelim kaç kez kullanıyoruz, kaç kez duyuyoruz karşımızdakilerden. Neden önemli bu kelime?
Çünkü asıl mesele kişinin kendi içinde kendine karşı –ister nefis deyin buna, ister ego-
Mesut Sütçü
Şiddet –kime olursa olsun-yetersizliğin dilidir elbette. Kendine yetememek… Başkasına yetememek, yetişememek… Üstelik farklı farklı biçimleri de var şiddetin. Gündemde ise kadınlara yönelik akıl almaz, vicdana sığmaz şiddet olayları var. Maalesef yeni değil bu görüp duyduklarımız ve korkarım ki son da olmayacak. Peki “Neden?” bu soruyu yöneltip cevaplar aramak lazım.
Nezaket dilini kaybediyoruz da ondan. Akıp gitmekte olan hayatın her anında ihmal ettiğimiz ve nerdeyse lüks olarak algıladığımız bir şey oldu nezaket dilini kullanmak. Bunun en temelinde yer alan bu dilin kalbi olan “teşekkür” kelimesidir. Oturup bir düşünelim kaç kez kullanıyoruz, kaç kez duyuyoruz karşımızdakilerden. Neden önemli bu kelime?
Çünkü asıl mesele kişinin kendi içinde kendine karşı –ister nefis deyin buna, ister ego-
05 Mart 2013
ŞABAN DEDE, TEMİZLİK, FUHUŞ VE ALKOL
ŞABAN DEDE, TEMİZLİK, FUHUŞ VE ALKOL
Mustafa Uysal
Yuh artık başlığa bakıldığında bütün büyük günahların barındığı bir yeri çağrıştırıyor, diyeceksiniz, deyin.
Biliyorsunuz birkaç gün önce fotoğrafları sosyal paylaşım sitelerinde paylaşmıştım. Fotoğraflara gerek yoktu aslında Tavşanlı olarak hepimiz bal gibi biliyoruz oranın öyle olduğunu. Farklı farklı tepkiler geldi fotoğraflardan sonra.
Başlıkta olduğu gibi orada üç konu var göze batan: Temizlik, alkol ve fuhuş.
(FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYIN)
Temizlik konusunu halledebiliriz. Diğer iki konu hakkında yapacak bir şey yok. Fotoğraflardan sonra farklı tepkiler aldığımı söyledim ama ilginç bilgiler de aldım. Orada bulunan mescidin pencerelerine demir takıldığını da öğrendim örneğin. Sebebinin hırsızlık olduğunu söyleyecek olanları severim ben tertemizdir onlar. Mescitten bahsediyoruz… Mescide bile bulaştılarsa etrafta neler olduğu konusunda hayal dünyamı kurcalamak istemiyorum. Fuhşun mekânı
Mustafa Uysal
Yuh artık başlığa bakıldığında bütün büyük günahların barındığı bir yeri çağrıştırıyor, diyeceksiniz, deyin.
Biliyorsunuz birkaç gün önce fotoğrafları sosyal paylaşım sitelerinde paylaşmıştım. Fotoğraflara gerek yoktu aslında Tavşanlı olarak hepimiz bal gibi biliyoruz oranın öyle olduğunu. Farklı farklı tepkiler geldi fotoğraflardan sonra.
Başlıkta olduğu gibi orada üç konu var göze batan: Temizlik, alkol ve fuhuş.
(FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYIN)
Temizlik konusunu halledebiliriz. Diğer iki konu hakkında yapacak bir şey yok. Fotoğraflardan sonra farklı tepkiler aldığımı söyledim ama ilginç bilgiler de aldım. Orada bulunan mescidin pencerelerine demir takıldığını da öğrendim örneğin. Sebebinin hırsızlık olduğunu söyleyecek olanları severim ben tertemizdir onlar. Mescitten bahsediyoruz… Mescide bile bulaştılarsa etrafta neler olduğu konusunda hayal dünyamı kurcalamak istemiyorum. Fuhşun mekânı
19 Şubat 2013
VATAN SATILDI MI İKTİDAR HAİN Mİ?
VATAN SATILDI MI İKTİDAR HAİN Mİ?
Mustafa Uysal
Ey vatanın satıldığını, iktidarın ihanet içinde olduğunu söyleyen kardeşim!
Aklın yerinde mi?
Öyleyse…
Madem vatanın satıldığından ve iktidarın ihanet içinde olduğundan eminsin niye orada oturmaya devam ediyorsun? Sen de mi hainsin yoksa? Yoksa göz yummayı mı tercih ediyorsun? Yoksa emin değilsin de büyüklerin öyle söylediği için mi böyle arada bir söylüyorsun?
Vatanın satıldıysa o koltuğun başında öyle arada bir söylemekten mi ibaret yapacakların? Ha, seçimde hadlerini bildireceksin, öyle ya! Yalnız hiçbir zaman iktidar olamayacağını
Mustafa Uysal
Ey vatanın satıldığını, iktidarın ihanet içinde olduğunu söyleyen kardeşim!
Aklın yerinde mi?
Öyleyse…
Madem vatanın satıldığından ve iktidarın ihanet içinde olduğundan eminsin niye orada oturmaya devam ediyorsun? Sen de mi hainsin yoksa? Yoksa göz yummayı mı tercih ediyorsun? Yoksa emin değilsin de büyüklerin öyle söylediği için mi böyle arada bir söylüyorsun?
Vatanın satıldıysa o koltuğun başında öyle arada bir söylemekten mi ibaret yapacakların? Ha, seçimde hadlerini bildireceksin, öyle ya! Yalnız hiçbir zaman iktidar olamayacağını
13 Şubat 2013
OYUN ZAMANI
OYUN ZAMANI
Osman Said Demiryılmaz
“Hadi inin bakalım, oyunumuza başlayalım” “Ali, pabucu yarım, çık dışarıya oynayalım” seslerini duyunca koşardık bahçeye, hatta “Oynamak isteyen elime mum diksin!” sözünden sonra arkadaşımızın eline parmağımız ile mum dikebilmek için yarışırcasına, annemizin asla bahçeye göndermediği pantolonumuz ile koşardık çoğu zaman. Oyuna zamanında dâhil olabilmek kazanılacak en önemli başarıydı o an itibariyle… Eee… Ne de olsa ucunda sonradan oyuna dâhil olup sayışmaya katılmadan doğrudan ebe olmak vardı. Sayışmak, o da başka güzellik tabii… Bazen katkı maddeli patates cipsleri yerine; portakalı soyarsın, bazense abur cubur (fastfood) alışkanlığımızdan, çikolata hayranlığımızdan unuttuğumuz dolaptaki pekmezi hatırlarsın! Tekerleme deyip geçmeyin, lütfen. Kelime hazinesi kısıtlı, birkaç kelime ile günlük hayatını idare eden, hatta bu kullandığı kelimeleri bile kısaltma ihtiyacı hisseden bir gençlikle karşı karşıya olduğumuzu düşünürsek bu tekerlemelerin neler ifade ettiğini daha iyi anlayabiliriz sanırım. Çocuklarımız giderek
Osman Said Demiryılmaz
“Hadi inin bakalım, oyunumuza başlayalım” “Ali, pabucu yarım, çık dışarıya oynayalım” seslerini duyunca koşardık bahçeye, hatta “Oynamak isteyen elime mum diksin!” sözünden sonra arkadaşımızın eline parmağımız ile mum dikebilmek için yarışırcasına, annemizin asla bahçeye göndermediği pantolonumuz ile koşardık çoğu zaman. Oyuna zamanında dâhil olabilmek kazanılacak en önemli başarıydı o an itibariyle… Eee… Ne de olsa ucunda sonradan oyuna dâhil olup sayışmaya katılmadan doğrudan ebe olmak vardı. Sayışmak, o da başka güzellik tabii… Bazen katkı maddeli patates cipsleri yerine; portakalı soyarsın, bazense abur cubur (fastfood) alışkanlığımızdan, çikolata hayranlığımızdan unuttuğumuz dolaptaki pekmezi hatırlarsın! Tekerleme deyip geçmeyin, lütfen. Kelime hazinesi kısıtlı, birkaç kelime ile günlük hayatını idare eden, hatta bu kullandığı kelimeleri bile kısaltma ihtiyacı hisseden bir gençlikle karşı karşıya olduğumuzu düşünürsek bu tekerlemelerin neler ifade ettiğini daha iyi anlayabiliriz sanırım. Çocuklarımız giderek
31 Ocak 2013
84 - Mini Belgesel Abdullah Buruk
Ocak 2013
Kunduracı Abdullah Buruk Mini Belgeseli.
Kendisi Tavşanlı'nın en eski kunduracılarındadır.
Tam ekran yapara HD formatında izleyiniz. (03.02.2020 tarihinde vefat etti. Allah rahmet etsin.)
xxx
KUNDURACI ABDULLAH BURUK ANLATIYOR
(Mustafa Uysal tarafından, 2013 Ocak ayında hazırlanan
mini video belgeselden alınmıştır. Ses Çözüm: Enes Sadi)
Benim ismim Abdullah Buruk, Mustafa oğlu Abdullah Buruk.
Benim ismim Abdullah Buruk, Mustafa oğlu Abdullah Buruk.
1929 doğumlu Buruklar sülalesinin en küçük oğluyum.
Babamın adı Mustafa. Okuldan 1940 senesinde çıktım.
Çıraklığa vardım. Çıraklık da aşağı yukarı 3 sene kadar yaptım. Ondan sonra
oradan ayrıldım, dayımın yanında çıraklık yaptım, ayrıldım. Kendi başıma...
Tahsin Buruk derlerdi, bizim bir Amcazade'miz vardı, İstanbul'dan bana malzeme
getiriverdi. Kağıt getiriverdi, deri getiriverdi, sanata başladım. İlk ayakkabı
dikişimde -Allah kabrini cennet etsin- malzemeyi getirince, “Abdullah” dedi “Benim
ayağımın ölçüsünü al da bana bir ayakkabı dikiver.” dedi. İlk ayakkabıyı öyle
diktim. Sonra kendi başıma akrabaya, eşe, dosta dike dike ben kunduracı oldum.
Ondan sonra, (Tabi dayımın yanından pek rızayla ayrılmadım) dayımın oğlu askere
gitti. Tekrar dayım da hastalandı, ustam yani. Onun yerine bir buçuk sene kadar
ona çalışıverdim, ona bakıverdim. Oradan
askere gittim. 1949 senesinin 10. Ayında gittim. 2 sene askerlik yaptım. 1951
senesinin 10. ayında askerden geldim. Bu dükkanı açtım. Bu dükkan babamdan
kaldı. Burası büyük bir semerci dükkanıydı. Eniştem vardı, eniştemizle beraber
bu dükkanı böldük. O orada semercilik yaptı, babam semerciydi ondan tabi
semercilik öğrenmiş. Hem amcamın oğlu hem eniştemdi. O orada semercilik yaptı, ben burada 1952
senesinin 10. ayında sanata başladım. O zamandan bu zamana burada ayakkabıcılık
yapıyorum.
1980 senesine kadar ayakkabı imal ettim. Siparişçiydim.
Ayakkabı dikerdik sipariş olaraktan. E tabi, o eski işlerden iş kalmadı. Biz o
zaman için dikişle batmalı, kazımalı derlerdi, onları yapardık. Yapıştırma
çıktı, bu işe döndük. Az çok yapıştırma yaptık ondan sonra baktım olmadı, aha
böyle mesttir, cüzdandır, ne bileyim telefon kabıdır… Deri olduktan sonra ne
olursa olsun elimizden gelir. Allah razı olsun bu makineye. 1950 senesinde
aldım ben bu makineyi. O zamandan bu zamana hala yeni gibidir. Hiç yağsız
çalışmam ben bunda. Eskimedi mi eskimiyor yani. Onun sayesinde çok işler
yaptım, çok paralar kazandım. Sonra şurada kollu makineyi aldık. Onunla da
tamircilik yapıyoruz. İşte böyle geçinip gideriz.
Biz hep, hazır ayakkabı yoktu zaten, sipariş yapardık
yani büyüğe küçüğe sipariş yapardık. Ben siparişi alırdım bir aydan aşağı
veremezdik ayakkabıyı. Ölçüyü aldığımız zaman bir ay sonra gel derdik.
Bayramlarda ya da vesaire zamanlarda... Daha ayakkabı tamir ettiren var. Şimdi
yapıştırmayla oluyor o işler. Tabanını, kenarlarını, bir makine var, onunla
dikiliyor. İyi yapışırsa makineye de lüzum kalmıyor. Hepsi ilaçla yapıştırma
ayakkabılar. Suni, üzeri deri olsa bile, önü hep suni. Kösele kalktı, kösele
yapılmıyor, yapılsa da çok pahalı olur.
İyi bir ayakkabının özelliği, altı, tabanı kösele olacak bir kere suni olmayacak. Suni oldu mu ayak yine rahat etmez. Suni olduğu için hava almaz. Şimdi yapıştırma yapılıyor. Altı kösele taban... Kösele olduğu gibi aradaki yapışan ilaç yine suni oluyor. Yani tabii diye bir şey kalmadı. Onun için bu... Hepsi hazır işe döndü. Fabrikasyon oldu. Biz de vaktimizi geçirip gideriz. Bitmez, biz duyuyoruz Almanya'da bir ayakkabı tamiri için çok zormuş, çok güçmüş. Yani bir şey yaptırılmazmış yaptıramazmışsın(tamir). Hepsi fabrikasyon. Böyle ayakkabı tamircisi bulunmazmış Almanya'da biz gidip görmedik ama. Geçen biri geldi, saat kordonu yaptıracakmış bileğine göre, orada bulamamış yaptıramamış. Geldi biz iki tane yapıverdik. Aldılar götürdüler onlar.
Şurada gördüğün ne varsa, hepsi… Cüzdan, anahtar kabı, anahtarlık, ne bileyim kordon, bileklik, telefon kılıfı, tabanca kılıfı… Deri olduktan sonra hepsini yaparız. Deriyle olacak bir şey...
Benim, sekiz yaşında babam öldü. Çocuktum, babam hasta yatıyor, ninem de başucuna geldi-annemin annesi- ona az çok yaşları bir olduğundan ona Hatice diye hitap etti, 66 yaşıma girdim hiçbir sıkıntı görmedim. Kemal-i afiyetle vakit geçirdim, dedi. Ben de içeri girip çıkıyorum babamın yanındayım, başka kimse yok. Yalnız, dedi, şu ufak kaldı, şunu biraz daha palazlandırıverseydim Abdullah'ı dedi, hiç gam yemeyecektim, dedi. Bak, o (babası) 66 yaşında öldü, ben 8 yaşımda yetim kaldım. Ben 84 yaşıma girdim yani bir insana Allah nazar etmeli. Ben yetim kaldım ama bak bu hale geldik. Bize dükkan koydu gitti, tarla koydu gitti babamız, ev koydu gitti. Sonra ağabeyim biraz, 16 yaşında vardı o, babam öldüğü zaman, okulunu bitirdi, memurluğa girdi. Sonra anamın sayesinde - Anam çok akıllıydı.- hepimiz bak büyüdük bu hale geldik. Hiçbir sıkıntı görmedik hamdolsun.
İyi bir ayakkabının özelliği, altı, tabanı kösele olacak bir kere suni olmayacak. Suni oldu mu ayak yine rahat etmez. Suni olduğu için hava almaz. Şimdi yapıştırma yapılıyor. Altı kösele taban... Kösele olduğu gibi aradaki yapışan ilaç yine suni oluyor. Yani tabii diye bir şey kalmadı. Onun için bu... Hepsi hazır işe döndü. Fabrikasyon oldu. Biz de vaktimizi geçirip gideriz. Bitmez, biz duyuyoruz Almanya'da bir ayakkabı tamiri için çok zormuş, çok güçmüş. Yani bir şey yaptırılmazmış yaptıramazmışsın(tamir). Hepsi fabrikasyon. Böyle ayakkabı tamircisi bulunmazmış Almanya'da biz gidip görmedik ama. Geçen biri geldi, saat kordonu yaptıracakmış bileğine göre, orada bulamamış yaptıramamış. Geldi biz iki tane yapıverdik. Aldılar götürdüler onlar.
Şurada gördüğün ne varsa, hepsi… Cüzdan, anahtar kabı, anahtarlık, ne bileyim kordon, bileklik, telefon kılıfı, tabanca kılıfı… Deri olduktan sonra hepsini yaparız. Deriyle olacak bir şey...
Benim, sekiz yaşında babam öldü. Çocuktum, babam hasta yatıyor, ninem de başucuna geldi-annemin annesi- ona az çok yaşları bir olduğundan ona Hatice diye hitap etti, 66 yaşıma girdim hiçbir sıkıntı görmedim. Kemal-i afiyetle vakit geçirdim, dedi. Ben de içeri girip çıkıyorum babamın yanındayım, başka kimse yok. Yalnız, dedi, şu ufak kaldı, şunu biraz daha palazlandırıverseydim Abdullah'ı dedi, hiç gam yemeyecektim, dedi. Bak, o (babası) 66 yaşında öldü, ben 8 yaşımda yetim kaldım. Ben 84 yaşıma girdim yani bir insana Allah nazar etmeli. Ben yetim kaldım ama bak bu hale geldik. Bize dükkan koydu gitti, tarla koydu gitti babamız, ev koydu gitti. Sonra ağabeyim biraz, 16 yaşında vardı o, babam öldüğü zaman, okulunu bitirdi, memurluğa girdi. Sonra anamın sayesinde - Anam çok akıllıydı.- hepimiz bak büyüdük bu hale geldik. Hiçbir sıkıntı görmedik hamdolsun.
Şimdi yengen öleli 2 gün sonra 13 sene olacak. Tabi ben
bir şeyle meşgul olmam lazım, yalnızlık çok zor. Onun için kendimi sanata
veriyorum. Kafa oraya çalışıyor, yengenizin yokluğunu unutuyorum. Çok zor
yalnızlık, yalnızlık çok zor... Allah da bana sıhhat afiyet veriyor, bunlarla
meşgul oluyorum, hem çalışıyorum hem 3-5 kuruş para dökülüyor. Bol bol
harcanıyoruz, hayır ediyoruz, ne bileyim yiyoruz içiyoruz, bunun için
meşguliyet çok iyi bir şey, çalışmak çok iyi bir şey. Emekli olanlar kahvede
oturmasınlar. Bir şeyle meşgul olsunlar. Yani sıhhat bulmaları için bir şeyle
meşgul olsunlar. Çok görüyoruz böyle oturanları, oturup kalıyor. Hareket çok
iyi şey. Herkes bir olmuyor. Kimisi sanatkar oluyor, kimisi profesör oluyor,
kimisi reis-i cumhur oluyor, kimisi muhtar oluyor, kimisi katip oluyor, kimisi
kaymakam oluyor. Allah bize de bu ayakkabıcılığı vermiş. Ama ben hür yaşadım
şimdiye kadar. Emir altında durmadım. Kendi kafam nereye esti onu yaptım. Şükür
Allah'a...
28 Ocak 2013
Belediye Başkanı Açıklama MESS
Tavşanlı Belediye Başkanı Mustafa Güler MESS firmasının Tavşanlı'da kurmayı planladığı Tehlikeli Atık Yakma Tesisi ile ilgili resmi sürecin işleyişi ve yapılan toplantılarla ilgili bilgiler verdi.Aşağıda bulunan playerdan basın açıklamasının tamanını dinleyebilirsiniz.
16 Ocak 2013
YABAN DOMUZU ETİ YİYOR OLABİLİRSİNİZ?
YABAN DOMUZU ETİ YİYOR OLABİLİRSİNİZ?
15 Ocak 2013 günü Domaniç yolunda seyahat eden vatandaşların karşılaştıkları manzara şaşırttı.
Yaban domuzlarına ait olduğu derisinden ve ayaklarından belli olan kalıntılar akla kötü şeyleri getirdi. İki adet yaban domuzuna ait olduğu tespit edilen deri ve ayaklar, bir kenara atılmış olarak bulundu. Domuzların tamamen derisinin yüzülerek etlerinin alındığı sanılıyor. Derisinin ne diye yüzüldüğü, ayaklarının ve diğer Organlarının niçin
özenle çıkarıldığı soruları havada kaldı.
Bu kadar düzenli bir domuz kesimi akla tek şeyi getiriyor o da domuz etlerinin satılmak üzere alındığı.
Domaniç Saruhanlar yolu sapağında bulunun domuzlara ait kalıntılar karşısında şaşkınlıkla fotoğraf alan
15 Ocak 2013 günü Domaniç yolunda seyahat eden vatandaşların karşılaştıkları manzara şaşırttı.
Yaban domuzlarına ait olduğu derisinden ve ayaklarından belli olan kalıntılar akla kötü şeyleri getirdi. İki adet yaban domuzuna ait olduğu tespit edilen deri ve ayaklar, bir kenara atılmış olarak bulundu. Domuzların tamamen derisinin yüzülerek etlerinin alındığı sanılıyor. Derisinin ne diye yüzüldüğü, ayaklarının ve diğer Organlarının niçin
özenle çıkarıldığı soruları havada kaldı.
Bu kadar düzenli bir domuz kesimi akla tek şeyi getiriyor o da domuz etlerinin satılmak üzere alındığı.
Domaniç Saruhanlar yolu sapağında bulunun domuzlara ait kalıntılar karşısında şaşkınlıkla fotoğraf alan13 Ocak 2013
BİR SERSERİ, BİR KURŞUN, BİR ÇOCUK
BİR SERSERİ, BİR KURŞUN, BİR ÇOCUK
Mesut Sütçü
Yazının başlığı eski Western filmlerinin adını anımsatıyor olmalı yaşı benimle veya benden büyük olanlara. Zaten yazıya sebep olan olay da o filmlerdeki manzaraları andırıyor. Tozlu topraklı bir cadde, hafiften esen rüzgar, havalanan bir bitki yumağı…Sağda ve solda ahşap evler…Kirli yüzlü adamlar ve bellerinde silahlar…Sonra hiç de mühim olmayan bir sebepten silahlar ateşlenir birileri yere yığılır ve ölür. Bunlar günün beklendik olaylarıdır ki orası zaten “Vahşi Batı”dır.
İzmir’de parkta oynayan bir çocuk ya da evinin terasında duran bir çocuk…O an oralarda bulunan ve elinde
Mesut Sütçü
Yazının başlığı eski Western filmlerinin adını anımsatıyor olmalı yaşı benimle veya benden büyük olanlara. Zaten yazıya sebep olan olay da o filmlerdeki manzaraları andırıyor. Tozlu topraklı bir cadde, hafiften esen rüzgar, havalanan bir bitki yumağı…Sağda ve solda ahşap evler…Kirli yüzlü adamlar ve bellerinde silahlar…Sonra hiç de mühim olmayan bir sebepten silahlar ateşlenir birileri yere yığılır ve ölür. Bunlar günün beklendik olaylarıdır ki orası zaten “Vahşi Batı”dır.
İzmir’de parkta oynayan bir çocuk ya da evinin terasında duran bir çocuk…O an oralarda bulunan ve elinde
HAYATIN GAMZESİ

HAYATIN GAMZESİ
Osman Said DEMİRYILMAZ
Hayat hep güler mi insana, güldürür mü yoksa bilinmez, gizemle dolu olan dünyada. Bir varmış bir yokmuş diye başlanan tüm masallar da iyiler hep galip gelir ya, beklersin bir gün yaşamın masal olsun diye. Ama hep kötüler el üstünde tutulur gerçek dünyada. Öyle mi sanırsın?
Üzülürsün sonra, niye diye, ama bakabilirsen sabahın sessizliğinde kulaklarda yankılanan kuş cıvıltılarından ve meltemin serin esen rüzgârından, dünyaya. İşte o zaman görebilirsin hep bir gizemin saklı olduğunu
10 Ocak 2013
ÇOBAN ÇEŞMESİ: GEDİZ-TAVŞANLI ARASI SEKİZ SAATLİK YOL
ÇOBAN ÇEŞMESİ: GEDİZ-TAVŞANLI ARASI SEKİZ SAATLİK YOL: ÖNLEMEK ÖDEMEKTEN UCUZMUŞ 07.01.2013 günü saat 16 sıralarında aracımla Gediz’den yanımda eşimle birlikte yola çıktım. Esatlar köyüne...
Halil Oral...
Halil Oral...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











