Kimsesi Olmayan Şehir
Yunus Can Şenol
Bir şehir düşünün; insanlarının çoğu kendisi gibi soğuk bir şehir.
Küçük, zamanındaki o büyük mevcudiyetinin yavaş yavaş küçülüp yok olma
noktasına gelmiş, git gide yalnız başına kalakalmış bir şehir. Bir
vakitler kendisine bağlı olan kazalar il olmuş ve kendisinden daha da
değerli hale gelmiş, hatta çoğu kimse için hiç değeri kalmamış bir
şehir. Yıllardır binlerce, onbinlerce öğrenciye kısa süreliğine de ev
sahipliği yapmış, fakat onlara da yaranamamış bir şehir. Bir şehir
sadece, basit, sade, kendi halinde, küçük, ama her şeye rağmen huzur
dolu bir şehir...
İşte ben bu şehrin insanı sayılırım, her ne kadar burada doğmamış
olsam da, yıllarca adamakıllı en ufak bir biçimde yerleşmemiş olsam da,
uzun uzun seneler boyunca benim için sadece içinden transit bir biçimde
geçip gittiğim, hatta teğet geçtiğim basit bir kentten ibaret olsa da bu
şehir benim şehrim. Bu insanlar, bu boğucu yaz gününde sırtımı ısıtan
kuru sıcak, yüzyıllar öncesinde inşa edilmiş, bana geldiğim yerin
asaletini hatırlatan bu tarihi yapılar, bu derin sessizlik ve kendi
halindelik, yanıbaşımda duran saat kulesi, belki bin kereden fazla
çayını içtiğim ve sınavlara