08 Mart 2011

TEMTAŞ NEREYE GİDİYOR?


TEMTAŞ NEREYE GİDİYOR?
070311
Mustafa Uysal
4 Mart 2011 günü GLİ Merkez toplantı salonlarından küçüğünde Temtaş’ın genel kurul toplantısı yapıldı. Sanırım salonda 70 kadar insan vardı. Hepsi ortaklar mıydı bilmiyorum ama geldiklerine göre.. Çoğunluğun var olduğu resmi ağızdan ilan edildi. 180.000 pay ile üçte bir çoğunluğun geçildiği belirtildi. 5.600 ortaklı bir şirket nasıl oluyor da o kadar az kişiyle üçte biri buluyor, derseniz temsil yöntemi olduğu cevabını alabilirsiniz. Ben bu kısmı bilmem.
Gli’nin Tavşanlı’daki merkez binasındaki toplantı salonu başka bir yemek organizesi olduğu için kapalıydı o yüzden küçük bir odada yapıldı toplantı. Biraz sıkışıklık yaşandı ama sorun olmadı. Neden sorun olsun ki zaten gelen sayısı azdı. Toplantıda tek itiraz da zaten bu ortakların çağrılma meselesine oldu. İlk toplantı çoğunluk sağlanamadığı için yapılamadı. Bu ikincisinde davetiye

HASTANE ÜSTÜNE HASBÎ YAKINMALAR

HASTANE ÜSTÜNE HASBÎ YAKINMALAR
070311
Mustafa Uysal
Dedem röntgen kuyruğunda ağlamıştı…
Yılını hatırlamıyorum ama öleli 11 yıl oldu. Ölmeden biraz evvel olmalı.
Yıl 2011 ve bu sefer 1928 doğumlu ninem azap çekiyor röntgen kuyruğunda.
Sıramızın ne zaman geleceği belli değil. Randevu sistemi tıkır tıkır işliyor ama orada tıkanıyoruz. Bahçeli kadar hesaptan anlıyorsam ninem 83 yaşında ve artık oturmak için bile mecali yok. A Blokta koridorda zaten yürümek için bile yer kalmıyor dikilmek başka bir çile röntgen sırası beklerken. Beklemekle biten bir şey de yok. Tekerlekli sandalyeler karşılıklı geçemiyorlar kalabalıktan. Her gelen kalabalığa bir laf sokup gidiyor. Yolu kapatmayalım, ortalıkta dikilmeyelim, kalabalık yapmayalım! Burada dikilmenin zevkini bilselerdi umarım böyle söylemezlerdi! Zevkten kuduruyoruz farkında değiller! Zevkperest şımarıklarız belki de biz o röntgen koridorunda bekleşen kalabalık ahali. Ne zaman sıramızın geleceğini gösteren ekran olsa değil mi ez azından… Yetmeyen koltukları kapmak için birbiriyle yarış rezaleti de olmazdı. Satış arabası, tekerlekli sandalye, koltuk değnekli amcalar… Koridor savaş alanı gibi. Üstüne üstlük

06 Mart 2011

TARİHSİZLİK TALİHSİZLİĞİ

TARİHSİZLİK TALİHSİZLİĞİ
Mustafa Uysal
060311
Önce çok bilinenden başlayalım…
Osmanlı’nın yıkılışından hemen sonra ve belki önce vagonlarla belgeyi sattığımız söylenir. Doğruluğundan tam emin değilim ama tarihçi arkadaşlarım hep bahsederler. Ne anlama geldiğini kavrayabildiyseniz geçelim. Kayıtlarımızı sattık, tarihimizi kendi ellerimizle okunmaz hale getirdik demektir bu. Tarihimiz içinde bu küçük bir örnek kalır belki. Daha da vahim olanlarını biliyoruz biraz araştırınca karşımıza ne denli vahşi tarih cinayetleri işlendiği çıkar. Siz deyin dünya tarihi ben diyeyim kişisel tarihimiz. Ne fark eder?
Bugün hangi adımı atsak, karşımıza kanlı gömleğiyle bizi hala eğlendirmeye çalışan bir palyaço gibi çıkıyor tarih. Ne gülebiliyoruz ne ağlayabiliyoruz ne yapacağımızı bilemez halde bakınıyoruz. Belki de hedeflenen buydu? Bu şaşkınlığı hedefledi birileri belki.
Tarih karşısında gurur ve nefret gibi iki duygumuzdan başkası harekete geçmiyorsa bugün aslında bugün diye de bir şeye sahip

04 Mart 2011

ERBAKAN’IN ÖLÜMÜ VE BAKİ KALAN RİYA


ERBAKAN’IN ÖLÜMÜ VE BAKİ KALAN RİYA
Mustafa Uysal
040311

Ben öyle düşünüyorum siz nasıl düşünürseniz düşünün…
Kalan körler sağ olsun yahut ikiyüzlüler.
Kör ölür badem gözlü olur derlerdi de ben öyle olur sanırdım meğer kalanlar hep körmüş. Bildiğin kör yahut inatçı yahut bildiğin riyakar.

Hepsine şahidiz, Erbakan yaşarken hiç aklınızdan geçirmediğiniz övgü cümleleri nasıl oluyor da bugün ağzınızdan dökülüyor? Sahiden borçlu olduğumuzu biliyorum kendisine ama bazılarının bu borcu bile inkar ettiğini bile bile arkasından övgüler düzmesi sahte gözyaşları… Ne çok varsınız aramızda. Çevik Bir bile böyle yapmışken, televizyon kanalları, sendikalar, pislik gazeteler, işkenceci siyasetçiler… Ben aramızdaki ikiyüzlülere

03 Mart 2011

SEVGİNİN BİLE AŞIRISI ZARAR

SEVGİNİN BİLE AŞIRISI ZARAR
Şeyma YILMAZ
“Benim dedemin hiç günahı yoktu!” Cümlesiyle irkiliyorum. Kul dediğin hiç günahsız olur mu? Peygamberler bile günah işler, diyerek izah etmeye çalışıyorum söylediği sözün yanlışlığını nineme. “Doğrudur kızım ” diyor. Tam rahatlayacağım…  Ama dedemin günahı yoktu diye ekliyor ninem. Çok severmiş dedesini, mollaymış, bilgiliymiş, en önemlisi bir o merhametli davranmış nineme. Yaşlıdır, laf anlatamam diye düşünerek değiştiriyorum konuyu… Sonraki günlerde bu hataya ne kadar çok insanın düştüğünü düşünüyorum sık sık.
Erbakan hocamızın vefat haberini aldığımda takıldı en çok da zihnime bu diyalog. Çok sevdiğim siyasi bir lider ve samimi Müslüman olduğuna inandığım bir hocaydı Erbakan. Arkasından bir sürü şey söyleniyor,

26 Şubat 2011

BÜLBÜLCE


BÜLBÜLCE…
İsmail Fazıl Atabay
Aşk, Allah…
Aşk, Allah’a…
Aşk, Allah’tan…
Aşk, Allah’la…
Âşık değil misin?
Allah Allah!
(‘deva-i kalb’den)
***
Bülbülce bilmeyenler, onun her söylediğini ‘gül’ diye algılarlar. Hâlbuki bülbül, ‘diken’ demeye bile cesaret edemez aşkından. Gül bahçesinin dış duvarının dibinde, bükük kanatlarıyla, gerekeni şakıyamamış diline ağlar durur. Zaten ne ‘gül’, o hayaldeki gibidir; ne de bülbül, tahmin ettiği gibi âşık… Bunu nereden mi biliyorum? Biraz bülbülcem var, şöyle aşkımı anlatacak kadar.
***
Günümüz fırtınalarında; bülbül ve gül kavramları, süslü ve nakışlı bir halde sunuluyor, içinde at koşturulabilecek kadar boş gönüllerimize. Her çiçeği, gül diye yutuyoruz uzun zamandır. Buna ‘eyvallah’ dememiz

24 Şubat 2011

KÜÇÜK GÖZLERİMİN BÜYÜTTÜĞÜ DÜNYA


KÜÇÜK GÖZLERİMİN BÜYÜTTÜĞÜ DÜNYA
Şeyma YILMAZ
Küçük bir kız, çocuğuyken en çok büyümeyi isterdim. Her çocuk büyük olmak ister tabi ama kısa sürelidir birçoğunun bu arzusu. Dalıverirler hemen oyunlara, çocukça hayallere… Oysa ben…
Hep gözüm büyüklerde! Hele o on beş on altısında kızlar yok mu? Ah ben de onlar kadar olsam… Bir araya geldiklerinde selamlaşmaları ayrı, gülüşmeleri ayrı, odalara kapanıp fısır fısır konuşmaları ayrı büyülerdi beni. Bir seferinde sırf onların yanında birazcık kalabilmek için dedemin Almanya’dan getirdiği bebeğimi feda ettim. Kurcalarken bozdular bebeğimi, şarkı söyleyemedi bir daha. Yaşım biraz daha büyüdüğündeyse dünya meseleleri konuşulan sohbetler ilgi alanım oldu. Aralarında özel şifreler olduğunu düşünürdüm büyüklerin. Biz çocuklar da aynı

21 Şubat 2011

GÖNÜLLÜ AHMAK

GÖNÜLLÜ AHMAK
Mustafa Uysal
Ne kadar yorgun olsam yağmur dinlendirir. Ne kadar tarumar hissetsem kendimi yağmur dinginliğe erdirir. Yağmur yağar, yağar, yağar...

Yağmur yağarken sadece dinlemek gerek belki. Yorgunluğu, alt üst olmuşluğu yenebilmek zor. Hele şehirde, yağmurdan böyle bir şeyi beklemek tuhaf. Yağmur yağıyordu gök, çatlarcasına çalkalanıyordu. Tarlanın üst başındaki yol, alt yanındaki dere coşmuş sele kesmişti. Yoldan tarlaya su gelmesin diye, dedem eline bir kürek aldı yanında ben. Bir çulu başımızın üstüne atıp elde kürek çalıştık. Yağmur, çimenler üstüne yağdı; ağaçlar üstüne, toprağa, taşa, saçlarımıza...

19 Şubat 2011

EGO… EGOİST…EGOİSTİZ…

EGO… EGOİST…EGOİSTİZ…
İSMAİL FAZIL ATABAY
190211
Edebya… Yolu gösterdiler sadece, bana yürümek kaldı.
***
Şu an okumakta olduğunuz yazı, bu değerli platformdaki ilk emekleyişimdir. Dilerim, bereketli lakırdılar dökeriz her seferinde.
Ben gazeteci değilim. Kendini gazeteci sananlardan da değilim. Keza, tek bir ideolojiyi yarım yamalak öğrenip yumruklayabilirdim etrafımı. Eleştiri adı verilen bir sığınak her zaman var nasıl olsa.
***
Sonu ‘ist’ ile biten kelimelerden bir liste hazırlamaya kalksak, herhalde dönüp dolaşıp başına kendi ismimizi koyardık. Kimse de bize egoist demezdi. Diyeni de zaten ‘kimse’ yerine koymazdık muhtemelen.

FUTBOL ASLA SADECE FUTBOL DEĞİLDİR Mİ?

FUTBOL ASLA SADECE FUTBOL DEĞİLDİR (Mİ?) 190211
Mustafa Uysal
Aslında tekrar yazmayı düşünmüyordum şu futbol meselesini.
Ta ki, ne kadar yalnız olduğumu bir yazı vesilesiyle tekrar görene kadar…
Dünyanın topu yahut topun dünyası.
Yazıyı ikindi vakti okudum ve cevap yazıp yazmama konusunda gece yarısından sonraya kadar düşündüm. Değecek mi duyarlılıklarımı ve önceliklerimi tekrar ifade etmeye? Bu kez anlatabilir miyim derdimi yahut zaten bildikleri şey konusundaki inatlarını bu kez kırabilir miyim? Hayır, yapamam. Yine de belki kendimi temize çıkarmak adına değil ama iman ettiğim şeylerin getirdiği yaşam tarzı adına bir kez daha hatırlatabilirim neden böyle davrandığımı.  
Aynı gazetede yazdığımız yazarlardan birisi yazmış… (18.02.2011)
Yazının akışından anlaşılıyor ki, takımın çok üst seviyelerde olmasından dolayı duyulması gereken sevinci Tavşanlı idrak edemeyecek kadar şey. (Geri kafalı, aptal vs.) Yazının akışına hepsi uyuyor. Ve bu profil tam da bana uyuyormuş. Ben zaten öyleyim bütün halk da bana benziyor. Hiç oldu mu şimdi?

16 Şubat 2011

ATKI ÖRERKEN


ATKI ÖRERKEN…
ŞEYMA YILMAZ
Oturduğum yerden saati görebiliyorum. Vakit çok ilerledi, farkındayım. Bir türlü bırakamıyorum örgüyü elimden. Sevdiğim şeyleri yaparken, durma konusunda zorlanıyorum gerçekten. Örgü de bunlardan birisi. Başına kadar öreyim sıranın, şu deseni de tamamlayayım, tersinde bırakmayayım… Aklıma gelen her türlü bahaneyi değerlendiriyorum. Entellik takıntısıyla; ben elişi yapmam diyenlerden değilim. Kendi emeğimle bir şeyler üretmekten hoşlanırım. Ayrıca her şeyin bir zamanı var. Mesela akrabalarınız ya da komşularınızla otururken kitap okuyamazsınız. Böyle zamanları değerlendirmek için elişi yapmak iyi bir fikir. Elişleri kadınların hayata kattıkları sanatsal bir incelik, bunu da unutmamak lazım. Sevdiklerimize emeğimizi, enerjimizi kattığımız hediyeler vermenin zevki de cabası. Kitap okumak ne kadar önemliyse, çevremizdeki olayları ve

HIZLI YEDİK AMA ÇOK HIZLI

HIZLI YEDİK AMA ÇOK HIZLI
(HAZIR YİYECEK SEKTÖRÜNÜN İLÇE EKONOMİSİNDEKİ YERİ ARAŞTIRMASI)
150110
Tavşanlı’da son on yıldır çok hızlı bir sektör var: Hazır yiyecek sektörü. Hızlı dediğime bakmayın hızlı olan sektörün irili ufaklı açılıp kapanma hikâyesi belki de. O kadar çok tost/döner dükkanı açılıp kapandı ki artık kim, nerede, niçin, nasıl, ne zaman dükkan açtı da ne zaman, nasıl, neden kapattı takip etmek bile mümkün değil. Elbette kalıcı olanlar ve kökleşme eğiliminde olanlar da var ancak neresinden bakarsanız bakın bu iş çok dikkat çekici olmaya devam ediyor.
Dünya ekonomisinde adından söz ettiren dev hazır yiyecek firmaları var ve bunlar ülkemizde de iyi iş yapıyorlar. İlçemizde bu sektörün baş döndürücü hızı çok düşündürücü. İki yönüyle kaygı verici diyebilirim bu gelişmelere. İlki esnaf açısından düşündürücü. Anladığımız ve izlediğimiz kadarıyla işleri bozulanların ilk tutunduğu sektör maalesef burası. Buradan çıkaracağımız sonuç şu olmalı: Bu kadar çok tost/döner dükkanının açılması esnafımızın işlerinin aslında göründüğü kadar yolunda olmadığını söylüyor bize. Kriz ortamı ülkemizi teğet geçti gibi görünse de bu türden incelemelerde net görünen o değil. Kriz esnafımızı çok etkiledi bu çok açık. Bunun bir de diğer yönü var, insanlar işsiz. İşsizliği ilk çaresi olarak bu sektöre tutunuyorlar. İkinci yönü de şu ki, bu kadar çok tost/döner tüketen bir topluma ne zaman dönüştük biz? Bunun da mı krizle alakası var ya da geleneksel yönlerimizin aşınması mı? Tost/döner türü yiyeceklerin gerekliliğini yadsıyor değilim. Onlar da hayatımızın lezzetleri ve epey de alıştık. Modernizmin getirdikleri arasında kolay gitmeyecek olanlardan birisi de hazır yiyecekler. Hızlı olmak zorunda olan insan hızlı da beslenmek zorunda. Peki ne zamandan beri?
Bu tür işyerlerinin Tavşanlı ekonomisindeki yerini de asla küçümseyemezsiniz. Gözlemlediğim kadarıyla tamamına yakını temel tüketim malzemelerini yerli firmalardan karşılıyorlar. Bu büyük bir sıcak para dolaşımını ifade ediyor. Esnafın, öğrencilerin, memurların ve benzeri tüketicilerin de bu sektöre kattıkları sıcak para da hesaba katıldığında ilçemizdeki ekonomik hareketliliğin bir ayağı bu sektör. Umarım bu araştırma bir başlangıç olur devamında ise sektörün sorunlarına daha yakından bakma fırsatımız olur.

14 Şubat 2011

BU İNSANLAR GERÇEK HAYATTAN ALINMIŞTIR

BU İNSANLAR GERÇEK HAYATTAN ALINMIŞTIR
ŞEYMA YILMAZ
Tam ortasındayız iki dünyanın. Doğuyla batının ortasında ülkemiz. Güneşin doğduğu topraklarda Batı özlemiyle yanıp tutuşan biçareleriz. Amerikan filmleri izliyoruz, Batılılar nasıl konuşur, ne yer, ne içer, oturması kalkması nasıldır hepsini gözlemliyoruz. Bütün ayrıntıları beynimize nakşedip onlar gibi olmaya adıyoruz ömrümüzü.

Yıllardır milletçe en büyük hayalimiz Avrupa Birliğine girebilmek. Sadece kimliğimizde dini İslam yazdığı için bile almayacaklar bizi Avrupa Birliğine… Ama bunu görmezden gelmeyi tercih ediyoruz. Peki, bu bize ne kazandıracak? Sahip olduklarımızla karşılaştırırsak istediklerimizi yani kar zarar hesabı yaparsak sonuç ne olur?

10 Şubat 2011

KUŞUN ÖLÜMÜ

04.01.03 Elma Kokulu Ev kitabından bir öykü.

KUŞUN ÖLÜMÜ
O gün, ava gitmek üzere önceden sözleşmiştik. Arkadaşım, kardeşim ve ben. Sonbaharın kışa ulandığı bir gündü. Hava ılıktı ve gayet tatlı bir güneş vardı. Hazırlıklarımızı yapıp yola çıktığımızda vakit öğleye doğruydu. Niyetimiz av değildi ve zaten sadece bende bir çifte kırma vardı. Demir köprüden geçip raylar boyunca ilerlemeye başladık. Şehirden uzaklaştıkça bizi sonbaharın son sarıları karşılıyordu. Etraf daha sessizdi, ne kuşların sesi ne de şehrin gürültüsü vardı. Hışırdayan kuru otları saymazsak, üçümüzün konuşmalarından başka bir ses yoktu kırlarda.

Böylece, tren yolu boyunca epey yürüdük. Yanıma ancak yedi fişek almıştım. Biri kardeşimin kullanması için biri arkadaşımın ve kalanlar da benim içindi. Biz ancak kafa dinlemek için buradaydık. Fişeklerle de belki atış talimi yapacaktık. Tepecik Beldesi yakınlarına vardığımızda yorulduğumuzu ve acıktığımızı hissedip bir ağaç dibine oturduk. Ekmeğimizi yiyip suyumuzu içtikten sonra kalkıp atış denemelerine başladık. Hedef olarak su içtiğimiz pet şişe çok uygundu. Pet şişeyi tarlanın ortasına diktik. Önce kardeşim ateş etti. Şişe delik deşik olmuş vaziyette uçup gitti. Sonra pet şişeye toprak doldurduk. Arkadaşım ateş ettiğinde şişeden toprak akıyordu. Ben hakkımı burada kullanmamaya karar verdim. Belki bir kuş ya da başka bir av çıkar diye düşünüyordum.

09 Şubat 2011

BELEDİYE DEDİĞİNİZ, HER ADAM BEĞENMEZ


BELEDİYE DEDİĞİNİZ, HER ADAM BEĞENMEZ 
(061003 Tarihinde yazılmıştır.)
Eli açık olmalı.
Tabi ya, okumuş adam olmalı. Koca şehre başkası yakışmaz. Çün okudun kendin bilmezsin bu ne biçim okumaktır, olmamalı.
Karısına ve çocuklarına el kaldırmamış ama haklı bir sokak kavgasında vurdu mu deviren biri olmalı.
Tamam psikoloji eğitimi almış olması önemli değil ama insanların genel psikolojisine hakim olmalı. Her adama aynı odunlukta davranmamalı.
Kimliğinde “x” ve “w” harfleri olmamalı.
Bu şehrin her sokağında bir tanıdığı yoksa bile hemen tanışabilecek kabiliyette olmalı.
Partisi ne olursa olsun partizan olmamalı. Partisinin adamlarını diğer adamlardan ayıramayacak kadar unutkan olmalı.

KÜLTÜR ADAMI

KÜLTÜR ADAMI  180902
-Üstat, sence bu kültür işi ne olacak?
-Hangi kültür işi?
-Yahu ben soru soruyorum sen soruyla karşılık veriyorsun. Olmaz ki böyle. Sen ki, üstatsın. Kültür deyince kültür mantarından bahsedecek halimiz yok bundan kelli.
-Boş versene birader, burada kültür mültür hak getire. Burası Tavşanlı kardeşim, kültür dediğin şeyin iklimi buraya elverişli değil.
-Üstat, nasıl oluyor da böyle düşünebiliyorsun? Sen de buradan yetişmiş bir tiyatrocumuzsun. Sen ki, yine, imkansızı delip gittin, zoru başarıp yaptın. Burası Tavşanlı, burada olmaz demekle neyi kastettiğini anlayamadım.
-Çok konuşuyorsun, içecek bir şeyler ısmarla da öyle devam edelim.
-Tabi tabi, senin gibi bir üstat da boğazı kuru kalmamalı. Zaten kültür dediğin şey kurak ortamları hiç sevmez. Oğlum, bize iki çay getir!
-Ne çayı be? Oğlum bize iki kahve yap, biri sütlü olsun.
-Benimki sade olsun, şimdi bir de ineklere yük olmayalım.

07 Şubat 2011

AL SANA ADALET!

AL SANA ADALET!
070211
Devlet, hükumet, siyasiler, patronlar, yöneticiler artık işsizlerin Allah'ı gibi davranmaktan vazgeçmelidir.
Devlet, işçi ve memur alacağı zaman hep sorun olmuştur.
Yıllarca birçok yöntemle bu sorunu çözmeye çalıştı devlet! En halis niyetli çözüm bile en sonunda yerel ve genel tanrıların elinde işsizlerin alnına dayanmış silaha dönüştü. O silah hem işsizlerin umutlarını öldürdü hem de elinde tutanın çorbasını kaynattı. Ne ilginç değil mi?
Eskiden, çok eskiden hangi yolla alınıyordu kamuya elaman? Bilmiyorum. O kadar eskiyi bilmiyorum. Bildiğim bir şey var o da emanetin ehline verilmesi yönündedir. Kendisi emanetinin ehli olmayan nasıl emanetleri ehline teslim edecektir? Devlet eliyle bu işi yürüten sorumlular bu yüzden çok azap göreceklerdir, bu belli. Liyakat kelimesinin asla anılmadığı bu sürecin neresinden tutsanız elinizde kalıyor.

03 Şubat 2011

Toplantıdan

29 Ocak 2011 Cumartesi Gli Lokali Tavşanlı
Kulüp Başkanı Mustafa Çokuslu
Tebrikler geldi.
Başka kulüpler soruyorlar, nasıl yapıyorsunuz biz para yetiremiyoruz, diyorlar. Herkes taşın altına elini koysun destek versin.
Bugünkü toplantımız hem bilgilendirme toplantısı hem de bu desteği nasıl yaparız, ne yaparız türünden bir istişare toplantısı olsun istedik. Sizi çağırmamızın sebebi bir yemek düzenlemeyi istiyoruz.
Şu anda çarklar normal dönüyor ama amaçlar büyüdüğü zaman onlara katkı yapacak ilaveler de lazım. Bu yemek inşallah takımı ciddi bir katkı sağlar ve bizi daha da motive eder diye düşünüyorum.
... Teknik bir detay unutulmuş. Bu detay ihalenin yenilenmesini gerektirdi.

01 Şubat 2011

BU KALP SENİ UNUTUR MU...

BU KALP SENİ UNUTUR MU...
010211
Ah benim koca kafam küçük beynim, demek sen futboldan anlamıyorsun?
Ah benim koca kafam küçük beynim, sana koca koca adamların toplandığı yerlerde "Küçük beyinli." demişler.
Ah benim koca kafam küçük beynim, kafası mı top kendisi mi dünyanın?
Şimdi, adamları toplayıp adamlardan sonra da para toplayıp, sonra da toplanan şeylerle top alıp, sonra topun düzgün gitmesine yardımcı olup, toptan sonra bizim de toptan düzeleceğimize olan inançla, toptan bir itaatle, topluca geliyoruz geleceğe... Müsait misiniz?
Önemli mi cümlenin gelişinin yahut gidişinin çirkin olması?
Adam önüme geçip "Devlet oynatıyor kumarı sana ne?" diyor.
"Git Tayyip'i yaz!" diye yol gösteriyor.
"Bütün Tavşanlı yazılarını okuyup arkandan sövüyor." diyor.
Yazarsan gene söveceğiz, demek istiyor sanırım. Kendisinin sövdüğünü söylemiyor.  Biliyorum canım o da sövüyor.
Dağ başında benzinlikte bağırarak konuşan insanın yanındakiler de bana doğru geldiği için üstüme yürüdüklerini mi söylemeliyim acaba?

29 Ocak 2011

GENİŞ KATILIMLI BOL AÇIKLAMALI YEMEK

GENİŞ KATILIMLI BOL AÇIKLAMALI YEMEK
280111
28 Ocak 2011 Cuma akşamı Tavşanlı Belediyesi bir yemek düzenledi.
Yemeğe mahallelerden temsilciler ve her siyasi görüşten insanlar katıldılar.
Belediye meclis üyelerinin tamamının hazır bulunduğu yemekte Tavşanlı Belediye Başkanı Mustafa Güler önemli açıklamalarda bulundu.
Güler, toplantının mahallelerdeki problemlerin tespiti ve yapılacak projelerde ilave edilebilecekleri belirlemek amacıyla düzenlendiğini söyledi ve yeni kurulan Sevgi Yuvası adını verdikleri yerin yani Tavşanlı Gönüllüleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği için yapılacak çalışmaya katkı verebilecekleri belirlemek istediklerini belirtti. Yardım alacakların belirlenmesinde gerçek hak sahiplerine ulaşmanın önemine değinen Güler, yapılacak çalışmalarla her mahalleden gönüllüler belirlenerek doğru sonuçlara ulaşmaya gayret edeceklerini belirtti.
Yazının devamında birçok soru ve bu sorulara verilmiş cevaplar var. Soruları okuyun cevapları dinleyin.

26 Ocak 2011

MATBAALAR NE DURUMDA? (Röportajlar)

Matbaa Sektörü Röportajları 040111
Mustafa Uysal
www.edebya.com
MATBAALAR NE DURUMDA?
Ülkemize matbaa geleli epey zaman oldu ama şehrimize çok geç geldi. Geç de olsa geldi ya o bile yeter. Matbaanın çok pahalı makineleri olan bir sektör olduğunu bilerek baktığımızda şehrimizdeki matbaa sektörünün zorluklarını anlamada iyi bir başlangıç yapmış oluruz. Matbaa sadece makinelerden ibaret bir sektör değil. O makineleri kullanacak insanlar gerekiyor. İşte burada devreye matbaacılar giriyor. Bir kere herkesten matbaacı olmuyor. Onlar özel insanlar. O mürekkep kokusunu başka hissediyorlar. Elleri kara, yürekleri aydınlık insanlar. Yine de yürek aydınlığı ufku aydınlatmaya yetmiyor. Gelecekte hatta şimdi onları bekleyen birçok sorun var. Bir şehrin nabzını onlar tutuyorlar, yazılan çizilen onların ellerinden geçiyor. Onlar basit bir ticaretin merkezinde değiller, bir zanaatın icracıları. Sayıları yediye inen matbaacılarla konuştuk bu sayımızda. Yedi matbaacımızla yaptığımız röportajı okuduktan sonra bir sonuç ve değerlendirme yazısı bulacaksınız yazının sonunda. TTSO Kıvılcım Dergisi için hazırlanmıştır.

Hangi takımın taraftarısın?

Aidiyet duygusu başka bir şeydir. Çok başka.
Bir guruba, bir partiye, bir kavme bir takıma ait olmak... Zafer yahut hiç...
Kendi aralarında karşılıklı oyunlar oynarlar. Bir yener bir yenilirler. Alay ederler, eğlence veya gurur vesilesi yaparlar. Allah'a ait olmak bu gevezeliklerin üstündedir. Allah'a ait olduğunu aklından çıkarmayan yenmek ve yenilmek kavramlarıyla, kazanmak kaybeymet kavramlarıyla ilgilenmez. O sadece işini yapar. Diğerleri kendi takımlarının galibiyetlerine sevinirler kendi zaferleri bile yoktur.
Öfkem boşa değil yani.

19 Ocak 2011

SOSYAL YARDIMLAŞMADA BÜYÜK ADIM

İstasyon Caddesi, eski sinema binası
SOSYAL YARDIMLAŞMADA BÜYÜK ADIM
190111
Tavşanlı’da yardım işi yürüten ve işlerini iyi yapan pek çok sivil dernek var ve dahası bu konuda çalışan kaymakamlığa bağlı Sosyal Yardımlaşma Vakfı da var. Belediyenin bünyesinde bu tür hizmet veren sosyal yapısı da var.
Yardım alanlar aynı olduğu halde yardım yapanlar farklı. Bir koordinasyona ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Tagtaş Yönetim Kurulu Başkanı ve aynı zamanda Tavşanlı Gönüllüleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği başkanı olan Mehmet Akif Arslan Beyle yeni kurulan derneğin çalışma şeklini, hedeflerini ve diğer ayrıntıları konuştuk. Yardımlaşma konusunda büyük hedefleri var. Bu hedefleri duymak ve birilerinin bu hedefleri belirlediğini bilmek bile büyük heyecan veriyor.

ADA STADI/ SEÇİMLER/ ENGELLER

Foto: Tellal Gazetesi
ADA STADI/ SEÇİMLER/ ENGELLER
190111
Spor Toto Teşkilat Başkanlığı devlete bağlı bir kumar birimi… O yüzden siyasi etkiye açık bir alan. Onlar oyunlarımız falan deseler de bal gibi kumar oynatıyorlar. Şimdi bu adam ne diye durup dururken bir kumar teşkilatını yazdı, diye düşünüyor olmalısınız. Ben de öyle düşünüyorum bu şehrin muhafazakar insanlarına ne oldu da hiç sesleri çıkmıyor, diyorum. Bu memleketin seçilmişlerine atanmışlarına ne oldu da kumar kurumlarından dilenir ve medet umar duruma düştüler, diye düşünüyorum.
19 Ocak 2011 tarihli Tavşanlı’nın Sesi Gazetesinin manşetine bakın. Vekilin üstün çabalarıyla kumar kurumundan ilçemize hayır için destek geldi. Evet, bunu önemsiyoruz hep birlikte. Müslüman bir birey olarak bunu hazmedemediğimi açıkça ilan ediyorum sizin nasıl hazmettiğinizi de merak etmiyorum artık.
Daha önce de yazdım ve her yerde söylüyorum yazıktır, etmeyin. Bu şehre kötülük ediyorsunuz. Geleceğimizi kumar üstüne inşa etmeniz akıl karı değildir. Haramla büyüyen hayırla yad edilmez.

05 Ocak 2011

Ulucamii İmam ve Hatibi Mehmet Çağırkan ile röportaj

Mehmet ÇAĞIRKAN
Ulucamii İmam ve Hatibi Mehmet Çağırkan ile röportaj çok yakında burada olacak.
Ve yayında... Ses kalitesi internette daha hızlı dinleyebilmeniz için düşürülmüştür. Buradaki ses 32kbit 32000Hz'dir. Orijinali 192kbit 44100Hz'dir.
RÖPORTAJ HEMEN AŞAĞIDA YAYINLANDI. AÇILACAK KUTUDAN DOSYALARA TIKLAYARAK DİNLEYEBİLRİSİNİZ. 


TEKLİF EDİYORUM 1

TEKLİF EDİYORUM 1
040111
Taş belediyeciliği ile ne kastettiğimi daha önce onlarca defa yazmıştım burada.
Yine de küçük bir hatırlatma yapmakta fayda var.
Belediyeler birçok görev icra ederler. Bunların arasında en önemlilerinden biri de şehrin imarıdır. Elbette bu kısma daha çok önem verirler. Bu konuda bazı eksiklerimiz olsa da Tavşanlı çok sıkıntı çekmedi sanırım ve bundan sonra da çekeceğe benzemiyor zira şehir planlama uzmanı bir başkanımız var. Bu kısmı geçelim.
Ne demek istediğimi anladınız sanırım. Bütün mesaisini ve enerjisini buna harcayan bir belediye şehre tam anlamıyla hizmet ediyor denilemez. Kabaca taş belediyeciliği diye tanımladığım şey budur ve bu anlayışın kırılması için gazetede yazmaya başladığım 2001 yılından beri bununla mücadele etmeye çalışıyorum.
Problemin tespitini yapmak da problemin çözümüne katkıdır aslında. Yazarlar uzman insanlar değildir, onlar eksiği görürler, sorunu tespit ederler belki en çok ancak çözüme giden yolu da gösterirse tadından

03 Ocak 2011

MEKKE VAKTİNDE FETHEDİLMEDİĞİ İÇİN!

MEKKE VAKTİNDE FETHEDİLMEDİĞİ İÇİN!
Kabe'nin Eski Hali
020111
Mekke vaktinde fethedilemediği için…
Böyle bir cümle ile karşılaşsanız devamının nasıl geleceğini tahmin ederdiniz?
Sizi bilmem ama benim aklıma pek bir şey gelmez çünkü fethedilme zamanın doğru olup olmadığı tayinini yapmak bize düşmez. Zaten aradan geçen yüz yıllar boyunca böyle bir sorunun konuşulduğunu da hiç duymadık.
Yeni bir şey, evet... Ben de diyorum ki Mekke zamanında fethedilmiştir öyle olmasaydı bugün pek çok şey aksardı. Zaten bir peygamberin komutasında gerçekleşen olayı asla sorgulamayacağımı da bilirsiniz.
Sadede gelelim. Peki, niye bu bahis açıldı?
Şundan dolayı: Mekke’nin fethi tam zamanında gerçekleşmişken Mekke’nin Fethi Kutlamaları vaktinde başlayamadı. Koca bir fetih büyük bir orduyla tam zamanında hazırlanabiliyorken kutlama günü için vaktinde hazırlık yapamadık.
Programı hazırlayan arkadaşları üzmek için yazmıyorum bunları, ben çok üzüldüğüm için yazıyorum. Bu farka dikkat ederseniz haksızlık yapmadığımı anlama fırsatınız olur. Bu programı hazırlayabilmek için hangi emeklerle neler yapıldığını, olmazların oldurulduğunu bilirim. Daha önce birçok programın hazırlanma aşamasında bizzat bulundum. Hatta tam 17 yıldır program sunuyorum. Ne olduğunu biliyorum. Çok zordur. Emeğinizin Allah rızasına dönüştüğünü bile anlamakta zorlanırsınız program sonunda yorgunluktan.

30 Aralık 2010

GÜÇLÜ DEĞİLSENİZ YAVŞAKSINIZ!

GÜÇLÜ DEĞİLSENİZ YAVŞAKSINIZ!
150606
Gücün yavşatıcı özelliğine vurgu yaptığınızda asil (!) bir savunma alırsınız: Kıskanıyorsun!
Güç yavşatır. Karşısında bulunan objelere basınç uygular ve objeler yamulur. Kimi köpek şekline girer, kimi dil, kimi yağ... Kimi şaşkınlığını atamaz ve en iyi seçeneğin itaat ya da taklit olduğunu düşünür. Daha başkaları ise o güçten pay alabilmek adına gücün altına girerler. O güce sahip çıkarlar. Sahiplikten kastım, gücün sahipliğine sığınmak elbette. “O benim.” demek “Ben onunum.” demek gibidir. Güç buna izin verir.
Gücü tanımlamayacağım yine de siz onu tanıyacaksınız. Zira vereceğim örnekler o kadar canlı ve aramızda o kadar yavşakça yaşıyorlar ki tanımlaya ihtiyaç olmayacak.
Gücün yavşatıcılığına örnekler:
Eski yıllar...
Almanya’dan bir otomobille köylüler gelmiştir. Herkes eve çekilir, çocuklar bu yeni nesneyi tanımaya çalışır. Cama yapışıp içine

28 Aralık 2010

MENÜDE DEMOKRASİ VAR.

MENÜDE DEMOKRASİ VAR.
281210
Birgün eve döndüğünüzde demokrasi yemeği koysa hatun kişi önünüze...
Vay ki ne vay!
Yer misiniz yanında mı yatarsınız?
Ben o demokrasinin burnumdan geleceğinden korkarım doğrusu. Evde demokrasi yok ki birader bu hatun kişi demokrasiyi nereden buldu da yemeğini yaptı, değil mi?
Eyvah, eyvah!
Madem önümüze demokrasinin yemeği konuldu beraberce yiyeceğiz, çare yok. Bugüne kadar ettiklerimizin hesabı sorulacak demek. Demek bundan sonra önümüze konulan yemekle bile hesap sorulacak evde. Madem hesap soruldu cevap da verilecek yahut evden gidilecek.
Ya, işte böyle. Ya bu yemeği yersin ya bu evden gidersin. Gelip dayandığımız nokta burası.

17 Aralık 2010

TEBRİKLER! TAM ZAMANINDA.

16 Aralık 2010 19.30.00
TEBRİKLER! TAM ZAMANINDA.
161210 19.30
Bu satırları hemen eve döner dönmez yazıyorum. O yüzden hâlâ heyecanlıyım.
Kütahya Beyazay Engelliler Derneği, Namaz Gönüllüleri Platformu ile bir konferans düzenlemişti ve bu toplantı için H. Hüseyin Çakmak'la bir konuşma yapmıştık. Niçin bu toplantı tam zamanında başlamasın?
Dostlar arasında geçen bu konuşma sonrası daha genişledi halka ve organizatör Ahmet Yılmaz, ardından dernek başkanı Ali Rıza Soyarslan özen gösterdiler. Hepsine ayrı ayrı telekkür ediyorum. Bu bir milat olsun. Toplantı salonunun kapısına asılsın ve denilsin ki: Bu salondaki toplantılar TAM ZAMANINDA yapılmaya 16 Aralık 2010 tarihinde saat tam 19.30'da başlamıştır. Düşünsenize yüz yıl sonra bu levhayı okuyanları. (Elbette daha önce de zamanında yapılmıştır ama bir duruma vurgu yapmak için böyle yazıyorum.)

16 Aralık 2010

Mavi Marmara'da bir Tavşanlılı: İlhan Dirgin

İlhan Dirgin Foto: TTV
Mavi Marmara gemisinde bulunan Tavşanlılı İHH gönüllüsü İlhan Ağabeyle o gün ve o günden sonra yaşananları konuştuk.
Aşağıda açılacak soundcloud kutusundan İlhan Ağabeyle yaptığımız konuşmayı dinleyebilirsiniz.
Röportaj Alternatif Radyo için hazırlanmıştır.

Not: 14 Haziran 2016 Hakkın rahmetine kavuştu. Allah rahmet etsin.

12 Aralık 2010

İlkelerim, Belediye, Eleştiri ve Tarafgirlik.

Gülün dikeni.
İlkelerim, Belediye, Eleştiri ve Tarafgirlik.
121210
Sövmedim, sövmem. Hiç kimseye kişisel bir hakarette bulunmadım. Asla da bulunmayacağım. (Yazı arşivimin bir kısmı sitemde tamamı ise gazetede var.)
Övmedim, işim değil, övmem de. Tarzım övmek değil. Elbette o da gerekli oluyor, biliyorum ama tarzım değil. Zaten birçok öven insan var, dalkavukla tebrik eden ayrılmadıkça bunu yapmayacağım.
İddia etmedim o yüzden kimse bana bu güne kadar  “İspat etmezsen şerefsizsin.” diyemedi. Hep ilkeler ve ana hatlar üzerinden yazdım. Yarası olan gocundu, kendince düşmanlık üretti.
Dedikodu yazmadım. Belgeler ve bilgiler bile olsa “Bu şunu yapmış, o bunu yapmış.” tarzında kılükal bir yazım hiç olmadı ve heveslenmedim bile. Bunlar ufak şeyler.
Peki bunları neden yazmak zorunda kalıyorum?

O halde, şişirdiğiniz hangi balonu patlatmayayım?

Süslenmiş ve özenle şişirilmiş balonlar.
O halde, şişirdiğiniz hangi balonu patlatmayayım?
121210
Şimdi ortada bu söz var: “Evet, takımın Tavşanlı tanıtımında çok büyük rolü var. Bu bir fırsattır ve iyi değerlendirilmelidir.”
Ardından, takım dolayısıyla televizyonlarda ve takımın oynadığı şehirlerde adının sıkça geçmesi, rakip takımın ve taraftarlarının şehrimize gelmesi (Gülümseyerek, geldiğini farz edelim. Ki, zamanla gelecekler leblebi yemeye.) de var işin içinde. Yani şunu demek istiyorlar: Takımımıza biz ne kadar destek verirsek şehre de o kadar iyi gelecek. Dahası nedir bilmiyorum ama bu yuvarlak cümlelerle ne demek istediklerini bütün Tavşanlı anlamış olsa da, yemin ederek ve zekamı tehlikeye atarak, söylüyorum ki ben anlamış değilim bu cümlelerin bağlamından yaşadığım yere gelecek yararı.
Neden balon cümlelerle ifade etmek yerine birisi çıkıp da madde madde bu takımın Tavşanlı'ya yararlarını ifade etmiyor?
Neden?
Neden?
Neden?
Ha, madde madde yazınca daha gerçekçi hedefler olacak ve

11 Aralık 2010

HAYDİ VEKİL SEÇELİM 2

TBMM Salon
HAYDİ VEKİL SEÇELİM 2
İlk yazımızı bir soruyla bitirmiştik: Hangi özellikler milletvekili olabilmek için yeterlidir?
Bu sorunun cevapları üzerinde çok kafa yormalı değil miyiz aslında? Bilmiyorum bu konuda net kriterler belirleyen partiler var mıdır ama bu kriterler üzerinden konuşulduktan sonra alınan kararlar sanırım değişiyor. Bu kısmı önemli değil zaten biz pratiği değil teoriyi konuşuyoruz şu an. Bu işin pratiğini konuşmaya ömrümüz yetmez. Her yiğit vekilin bir yoğurt (Ne derler yemek mi?) tüketim anlayışı var.
Örneğin vekillerin projeleri var mı diye aklıma takılır benim hep.
Seçimlerde ilginç şeyler söylerler vekil adayları ama sindire sindire benimsedikleri ve hayatlarını uğruna harcamayı göze aldıkları bir projeleri yoktur hiç birinin. (Haydi, bir tanesini istisna tutalım. Kimdir bilmiyorum ama ben bir tane olduğuna inanmak istiyorum.) milletvekillerinin asli işlerinden biri yasamadır değil mi?

07 Aralık 2010

HAYDİ VEKİL SEÇELİM 1 (Giriş.)

TBMM
HAYDİ VEKİL SEÇELİM 1 (Giriş.)
Önümüzde yine seçimler var ve biz ülke ve parti demokrasisinin el verdiğince vekil seçmeye çalışacağız. Önemli olan mevcut şartları değiştirmektir ama olmuyor kısa vadede öyleyse mevcut şartlar altında en iyisini yapıp en çok işe yaracak olanı vekil seçmeliyiz.
Olumsuz şartların hepsini bir kenara bırakıyorum. Seçime epey zaman var daha dolayısıyla hangi partinin vekili olabilir tartışmalarına girmeden ve hangi parti sorusunu bile sormadan zihnimize kriterleri sormalıyız.
Milletvekili olabilmenin bazı kriterleri var. Örneğin yasa "Yirmi beş yaşını dolduran her Türk milletvekili seçilebilir." diyor. Daha da ayrıntısı var işte en az ilkokul mezunu olacak falan falan suçları işlememiş gibi devam ediyor. Merak edenler bakarlar. Bizi ilgilendiren kısım bu değil zaten. Yasal yeterliliklerle ilgilenmiyoruz. Iyi bir milletvekili olabilmenin kriterleri nelerdir? Işte bu sorunun cevabını arıyoruz yahut ben arıyorum şimdilik. Nasıl bir insan milletvekili olmalıdır?

05 Aralık 2010

FUTBOL VE SİYASET; ORTAYA KARIŞIK.

Futbol ve siyaset karşımı iyi fikir(!)
FUTBOL VE SİYASET; ORTAYA KARIŞIK.
Bugün elim ayağıma denk madem bir spor yazısı yazalım...
Linyit maçlarını bazen seyrediyorum ama genelde takip edenler vasıtasıyla takip ediyorum. Böyle sosyal bir vakadan geri kalmamak lazım değil mi ama? Sonra el alem ne der, a çok ayıp. Televizyonda seyrettiğimde hep aynı yüzleri görüyorum şereflilerin oturduğu tribünde. Vay anasını sayın seyirciler, bu önemli adamların hiç mi işi gücü yok hep oradalar? Memleketin en uzağında bile takımlarının yanındalar. Sahaya bile iniyorlar destek için maç sonlarında. Hey koçum be, bu takımın sırtı yere gelmez böyle önemli adamlar yanında oldukça!
Şimdi seçilmiş önemli adamlar şehirleri için fedakarlık yapabilecekleri Hiçbir fırsatı kaçırmamalıdırlar, değil mi? Evet, elbette. Onlar da onun için, Türkiye'nin en uzak köşesine bile gitse takım, hemen ardından tin tin edip gidiyor. Tavşanlılıların tercihlerine hayranım, doğru insanları 917. hisleriyle bilip ona göre kaliteli seçimler yapıyorlar. Düşünün artık insanüstü demek bile yetmez. Tanrısal bir yetenek!

01 Aralık 2010

Vatandaş Memur İlişkileri


VATANDAŞ MEMUR İLİŞKİLERİ
011210
Ben sade vatandaş olarak yüksek huzurlarına çıkınca hazretin acaba hangi duyguları tecavüz hissi ile kanat açıyor?
Sanıyorlar ki ben değil de dedem geldi huzura(!)
Şapkasını karnına bastırmış orada öylece duruyor. Azarlanmayı bekliyor, aşağılanmayı bekliyor, bekletilmeyi bekliyor, hazretin keyfini bekliyor, sadece sessizce ve korkaklık bulaştırılmış bir heyecanla bekliyor. Aynı zamanda bastırılmış bir öfkesi var. “Bu herifin ardında sevdiğim devlet olmayacak, saydığım devlet olmayacak, ah bir olmayacak!” Nasıl da dişlerini sıkıyor, dudaklarını ısırıyor.

Ahmet Urfalı'nın Yeni Kitabı

Ahmet Urfalı
Ahmet Urfalı'nın Yeni Kitabı: Adı Yemen'dir.
Daha önce pek çok kitabı yayımlanan Ahmet Urfalı son kitabı ile karşımızda.
Yemen üzerine yazılmış bir destandan oluşan kitabı Tavşanlı'daki kitapçılarda bulunabilir. Üstelik kendisinden de ücretsiz temin edebilirsiniz.
Sayın Urfalı ile kitabı hakkında konuştuk, bu kısa konuşmayı aşağıda açılacak olan kutucuktan dosyanın üzerine tıklayarak dinleyebilirsiniz.

11 Kasım 2010

HEPSİ BU

HEPSİ BU
191104
Tarhanayı sever
Çiçekleri özleyen kadınlar
Kadınları, kendilerinden ayrı
Düşünemem
Vakit darlığı çeken ve
İleride prostat ameliyatı bekleyen
Delikanlılarla olur düğünler
Klavyenin kıvrak ritimlerinde
Saklıdır meçhul dişiler
Kentler, bu harflere dargındır

10 Kasım 2010

İlköğretimde Başörtüsü Olmaz (MI?)

Cumhurbaşkanının Eşi!
Bayan Gül keşke sadece susmayı öğrenseydi.
O kadar manşet bir hanım için atılmazdı.
9 Kasım manşetlerine bakarsanız bunu daha rahat anlarsınız. Keşke önemli adamların eşleri olmak böyle tuhafça kutsanmasaydı memleketimizde.
Cumhurbaşkanı eşi olmaktan başka nesiniz hanımefendi ki, bütün Müslümanları üzüp diğerlerinin ağzının suyunu akıttınız?
İlköğretimde başörtüsü ile ilgili açıklama size mi düştü? Gazetecilerin tuzağını fark edemediniz mi ya da?
Umarım bu son olur. Bu kadar büyük gafı kaldırmaz zira konumunuz.
Millet hala önemli adam eşlerinin söylediğini kanun sanıyor, din sanıyor.
Bu büyük ayıptan dolayı teessüflerimi bildirir ve bu durumu bir Müslüman olarak asla kabullenmeyeceğimi bildiririm. Kınamak işe yarar mı bilmiyorum ama KINIYORUM!
Lütfen Müslümanlardan özür dileyin.

03 Kasım 2010

Öküzün Arabası

Söylemezsem olmazdı.

Aslında kaldırıma aracını park eden ne demek istiyor?
"Siz gereksiz insanlar yani yayalar! Arabamı bıraktığım bu yerden geçmeyin ben gelen kadar. Benim kibrim benim dünyam."
Araçlarını kaldırıma dikine, yayaların kullandığı bölüme, park edenler akıllı mıdır?
Bunu önlemenin yolları nelerdir?
Belediye, polis ceza yazar; yazmıyor.
Fotoğraflarını plakaları ile çekip internette afişe etmek olabilir. Üstelik altına ".... aracı." yazabiliriz.
Yahut aşağıdaki grafiği (Kendi grafiğinizi de hazırlayabilirsiniz.) kağıda basıp o araçların üstüne yapıştırabilirsiniz. Ne ile olduğu önemli mi? :)
Daha da olmadı kaldırıma bırakılmış bu dehşetli saldırganları tekmeleyebiliriz.
Biz yayalar ve sorumlular ne diyoruz yahut bir şey dedik mi, dedik de kimse duydu mu?
Öküz arabası ile öküzün arabası arasında farklar vardır. Sinyal de kullanmaz bunlar.  
Başka diyeceğim yoktur...
Ox cart.

DR. ADİL YİĞİT’LE DOBRA DOBRA

14 Temmuz 2010
DR. ADİL YİĞİT’LE DOBRA DOBRA
Sevgili okurlarım bu kez iş dünyasından değil de hayatımızın içinden birini konuk ettik. Tavşanlılı bir konuğumuz var bu sayımızda. Dr. Adil Yiğit ile ilaçları, tıbbı, kendi uzmanlık alanlarını, insanımızın ilaç ve şifa algısını konuştuk. İlk iki sınıfı burada sonrasını Almanya ve Amerika’da okumuş olan hekimimiz mesleğinde devamlı ilerleyen, yerinde duramayan, sürekli araştıran örnek insanlardan birisi. Onu daha yakından tanımak gerekiyordu. Siz değerli okurlarımızı böyle bir fırsattan mahrum etmemek adına bu fırsatı kaçırmadık. Böylece hem tarihe bir hemşerimizin başarılarını kayıt düşmüş olacaktık hem de burada çok kalmayacak olan hekimimizi saygı ve teşekkür ile anmış olacaktık. Evet, konuştuk ve çok memnun kaldık. Çok şeyler öğretti bu konuşma bize. Umarım siz okuyucularımız da bu konuşmadan faydalanırsınız.

Mustafa Uysal: Önce tanışalım isterseniz.
Dr. Adil Yiğit.: Almanya’da doğdum ve büyüdüm. 4 kardeşiz. 16 yaşımda Amerika'ya gittim. Lise, üniversite ve uzmanlığımı Amerika’da bitirdim. İhtisas yaptığım alan chiropractic (Kayropraktik). Bu uzmanlık alanı Amerika’da, tıbbın içinde barındırdığı bir dal, Türkiye’de henüz tanınmıyor. Chiropractic hekimleri iskelet sistemin biyomekanik düzeni üzerine ihtisas yaparlar.

26 Ekim 2010

Neden alay ederiz?

Neden alay ederiz?
Neden alay ettiğimiz konusunda düşünüyorum bir süredir.
Sanırım kibrimizin çok tesiri var. Kendimizi iyi olduğumuza inandırmamız gerekiyor. Bunu yapmazsak bizim de onlardan (Alay ettiklerimizden.) farkımız kalmayacağına inanıyoruz sanırım. Buna ihtiyacımız olup olmadığından emin olmak için yine bizi yaratana dönüp bakmak lazım. Bu noktada merak ettiğim şu: Alay edilen mi daha çok yaşar utancı yoksa alay eden mi?
Komiklik yaptığımızı düşünüyor olduğumuzda bile bizden daha düşük olduğu fikri var galiba içimizde. Şuradan çıkarıyorum bunu, kendimizden daha yukarıda olduğunu düşündüğümüz biriyle kolay kolay alay edemiyoruz çünkü.
Ruh halimizin hergün daha çok hastalığa bulaştığını söylüyor uzmanlar. Hiç sanmıyorum, hastalık dediklerinin tamamını toplasalar bir kaç ayetin muhalifi olduklarını görecekler. Yani bu uyarılar ile sağlıklı da kalabiliriz sanki.

14 Ekim 2010

Alabalık Tesisi Kalıyor Balıklı Su İçilebilirmiş!

ALIK BALIK
Alabalık Tesisi Kalıyor Balıklı Su İçilebilirmiş!
Haberi okumuşsunuzdur. Okumamışsanız okuyun.
Seçim dönemlerine yakın hep önümüze çıkan bir konudur su meselesi genelde. İçme suyumuzun yaz mevsiminde balık ve çamur koktuğunu söyleriz. Yetkilileri suçlarız sonra da unuturuz. Hotanlı Suyu içeriz olmadı su satın alırız. Oysa kocaman bir çay çıkıyor barajın başından, kaynak suyu içebilmek için barajın başına ulaşmamız yetiyor. Bu düşünce içinde olmayan var mı? Sanırım yoktur. O çıkan kaynak suyu bildiğim kadarıyla bir firma tarafından kiralandı ve su şişelemeye devam ediyorlar. Bu konu daha çok konuşulur. Konuşun durun. Dilin kemiği yok, diliniz yorulmaz ve kasları çok kuvvetlidir. Zaten başka hiçbir yerimiz dik durmuyor. Ne varsa dilimizde var.
Haberde bahsi geçtiği gibi artık barajın üst kısmında bulunan alabalık tesisi aklandı. Biz ne diyorduk Tavşanlılılar olarak? Alabalık tesisi bir içme suyu barajının üst kısmında bulunamaz ve bu içme suyumuzu kirletir.
Neymiş?

13 Ekim 2010

HANIMLAR VE CAMİ

Tavşanlı Müftüsü Mecit Amil


HANIMLAR VE CAMİ
(Tavşanlı Müftüsü Mecit Amil Röportajı- Sesli)
Hanımların özellikle cuma namazına gelmesiyle ilgili sıkıntılardan bahsetmiş ve bu konuda daha önce bir şeyler yazıp çizmiştik. Hanımların cuma namazından engellenemeyeceğini bunun ibadet hakkını engellemek olduğunu da söylemiştik. Daha da önemlisi hanımların cuma namazına gitmesinden önce vakit namazları için bile camilerimizin eksik olduğunu belirtmiştik. Camilerin eksikleri giderilirdi bir şekilde ama insanların zihinlerindeki eksiklik nasıl giderilecekti?
Takip eden okuyucularımız bu konularda daha önceki yazdıklarımızı biliyorlardır ama takip edemeyenler için aşağıdaki önceki yazıların linkleri var.
Bütün bunlar konuşulurken (İlçemizde müftülük vekaleten yürütülüyordu.) ilçemize yeni bir müftü geldi.

09 Ekim 2010

APACHE ŞANLI DİRENİŞİN ADIDIR, KİRLETMEYİN LÜTFEN!

ALAYLARINA APACHE İSMİNİ ALET EDENLER GERONIMO'YU TANIYIN BAKALIM!
Sonradan aptallaştırılmış nesildaşlarınızla alay mı etmek istiyorsunuz?
O zaman dönün de kıçınıza gülün! Sizin onlardan farkınız nedir? Dans sertifikanız mı var?
Çok mu farklısınız onlardan?
Alay ettiğinizden farkınız olmalı değil mi? Yoksa alay edilen aslında kendi içimizde olan mıdır? İnsan alay ettiğinin ne olduğuna bakmaz mı? Alayın büyük günahlardan olduğuna bakmaz mı?
Bir de hangi hakla Apache adını salakça icadınız olan alayınıza alet ediyorsunuz?
Salakların bile aklına gelmeyecek şizofrenik tanımlarınızı kim verdi elinize? Şanlı direnişin adını kim küçültmek istiyor. Öldürdükleri aşağıladıkları bir milletin ismini önce helikopterlerine verip sonra aşağılamak isteyenle siz aynı kişiler misiniz yoksa? Önce öldürdüler, aşağıladılar sonra onların isimlerini gösterişli arabalarına, uçaklarına, helikopterlerine, füzelerine, gemilerine verdiler. Şimdi de bu mu çıktı? Bu alayınızdan utanmalısınız. Geronimo'nun ruhundan utanmalısınız. Ateş gözlü insandan utanmalısınız. Amerikan işgalcilerine direnen o Apache liderinden utanmalısınız. Adı her geçtiğinde tüylerimi ürperten bu direnişçinin adını kirletmeyin lütfen.

07 Ekim 2010

YEDEK PARÇA

YEDEK PARÇA
Küçük bir yer. Kâmil bey saat tamir ediyor. Cılız tik takları duyulan bir saat duruyor masasında. O, çekmecelerde telaşla küçük parçaları karıştırıyor. Cam küllükte filtresiz, dolgun bir sigara tütüyor. Gözlüğü burnuna kayıyor Kâmil beyin. Ufak yayları, minnacık çarkları elinde döndürüp yine minicik çekmecelerdeki yerine bırakıyor. Küçük ve yüksek tavanlı dükkanda her nevi tıkırtının arasında masasındaki cılız tik takları dinliyor Kâmil bey. Acele etmezse sanki duruverecek saatin kalbi. Telaşı arttıkça saatin sesine uzatıyor kulağını. Kulağı hep masanın üstünde. Duvardaki cüsseli saatlerin, vitrinler içindeki masa saatlerinin, bir çok kol saatinin tıkırtısı arasında zayıflamış olan saatin sesine ayarlıyor kulaklarını. Masasındaki kol saati durmak üzere. Sanki durursa bir daha çalışmayacak, telaşı artıyor Kâmil beyin.
Dükkanın kapısı açılıyor, içeri soğuk giriyor ve sıcağa karışıyor hemen. Kâmil beyin burnunda ter damlaları birikiyor. Tezgâhın önünde kibar, genç bir hanım dikiliyor.

03 Ekim 2010

Kütüphaneler Haftası Konuşması

3 Nisan 2008 tarihinde, Kütüphaneler Haftası dolayısıyla Tavşanlı Atatürk Anadolu Lisesinde yapılmış bir konuşma.

Not: Aşağıda açılacak olan ses çalma programında play tuşuna basıp dinleyebilirsiniz. 
http://www.esnips.com/displayimage.php?pid=32394590

Get this widget | Track details | eSnips Social DNA

24 Eylül 2010

OKUYUCU!

OKUYUCU!
Okuyucu! İkimiz bir fidanın güller açan ...
Okuyucu! Klavyemin harflerini tek tek, her gün sana parlattırdığımı söylesem kızar mısın?
Okuyucu! Senin beyin analizin, zekâ testin, kültür ve beğeni testin elimde olsaydı ne güzel olurdu.
Okuyucu! Yazıcı, “L” yazınca sen, onu “eblebi” diye tamamlamaktan vazgeç. Ancak “Leb”den sonra böyle bir şey yap!
Okuyucu! Yazan adam her şeyini yazmaz. Bu kez babanın güzelliğini soruyorum, ne dersin?
Okuyucu! İlk okuduğun kelimeyi bile hatırlamıyorsun, bunlar aklında mı kalacak sanki?
Okuyucu! Farkında mısın bazen saçmalıyorum ama ses çıkarmıyorsun.