24 Ocak 2012
EY ŞEHİR EY ET YIĞINI!
Mustafa Uysal
Ey bir stat dolusu ayakkabı, eldiven, şapka, atkı, bere, düğme, ceket, palto, gömlek, takke, çorap, kravat, bozuk para, atlet, don, krampon, potin, çekirdek, sigara, su ve gazete... Burada ne yapıyorsunuz? İlçenizde KATI ATIK YAKMA TESİSİ kuruluyormuş haberiniz var mı, kaygınız var mı, şüpheniz yahut sevinciniz var mı, fikriniz var mı? Siz ey eşyalar neden burada toplandınız, neden başka bir yer değil?
Ey plastik koltuklar, sizi ısıtacak bir gram et bulamayacağınız günün gelmesinden korkun! Orta saha boş, kale arkası boş, karşı boş, protokol bile (düşün o bile) boş; kapı açık, bayraklar asılmamış, süsler gelmemiş, çekirdek kabukları ve sigara izmaritleri çürümüş uçmuş rüzgarla… Öyle bir yalnızlığın pençesine düşeceğin günün gecesinden kork ve sabaha ümitlenme! Düdük seslerinin çığlıklara ve sövgülere karıştığı günlerin uzağında kalacağın beklenen o günden kork!
Ey asfalttan yapılmış bölünmüş yol! Domuz yavrularının kanları ile sulanmayacağın, serçe tüylerine ve kirpi derisine bürünemeyeceğin günün gelmesinden kork! O gün ki, yumuşak bir kauçuk bile bulamayacaksın seni okşayan. Dalları kırılmış, çiçekleri sönmüş baharların geleceği günden kork!
Ey Çobanköy’ün hamam böcekleri içinde gezinip de ekmek kırıntısı bulabileceğiniz mutfaklarınızın boşalacağı günden korkun! Rakım ve koordinatların sevincine
23 Ocak 2012
KÜLLİYEN KABUL VEYA KÜLLİYEN RET
Mustafa Göktekin
Kıbrıs’ın yüzyılımızdaki banisi vefat etti. Rahmetli Doktor Fazıl Küçük’ün yardımcısı ve öğrencisi KKTC’nin ilk Cumhurbaşkanı Raif Denktaş vefat etti.
Basında gördüğümüz kadarı ile Rahmetli Denktaş’ı göklere çıkaran ve nerede ise insanüstü bir varlık olmakla tarif edenlerin yanında birde tenkit edenler ve aşağılayanlar var.
Dün Kıbrıs’ın bağımsızlığını savunduğu için Türkiye’den kovanlar;”Git kendi ülkende konuş.” ”Çözümsüzlük çözüm değildir.”diyenler. Hatta Annan Planı’nın kabulü için insanlara baskı yapanların bu gün cenazesinde en önlerde ve nerede ise ağlayarak mahzun olduklarını görüyoruz. O zaman, Rauf Denktaş kimdi Allah aşkına? Bu adam nasıl bir adamdı ki birileri göklere çıkarırken birileri lanetleme vetiresine kadarYAZININ DEVAMINI OKUYUNUZ
AJANSLAR VE PROJELER
Sözler mıhlanmış gibi hafızalarda. Hafızamı yoklamasam, pas tutacak. Pas tuttukça aynı makamda uyutmaya meyilli ninniler dinleyip duracağım. Aynı addan dosyayı bilgisayarım bile kabullenmiyor. Ya ad ya yer değiştirmemi istiyor.
Toplumların hafızası çabuk silinirmiş. Hatta insan unutmaya meyilli yaratılmış. Ben duyduğumun yalancısıyım bu durumda. Silinir mi silinir. Unutur mu unutur. Ama bilgisayar silmiyor, silinmiyor. Bir dosyayı aynı adla kaydetmiyor. Bu bir proje işi olsa gerek.
Seksen beşli yıllardı. Yani bundan neredeyse yirmi yedi yıl öncesi. “Bana proje getirin” YAZININ DEVAMINI OKUYUNUZ
21 Ocak 2012
Murat Uluçay Röpörtajı
Murat Uluçay Röpörtajı
08.12.2011
TAVŞANLI ÜRETİYOR!
ORGANİK GÜBREDE BİLİNÇLENİYORUZ.
CHICKEN POWER ORGANİK TAVUK GÜBRESİ
Mustafa Uysal: Murat Uluçay kimdir?
Murat Uluçay: 1971 Hollanda Apeldoorn doğumluyum, ilkokulu orada okudum. 1984 yılında Türkiye’ye temelli döndüm. Gelince yaşıtlarım orta ikiye giderken Milli Eğitim Bakanlığı Hollanda’dan getirdiğim diplomayı kabul etmediği için ilkokul beşe geri gönderildim ve benden iki yaş küçüklerle okudum. Ortaokulun bir kısmını Tepecik’te bir kısmını Tavşanlı Atatürk lisesinde okudum. Liseyi de orada bitirdim. Sonra İstanbul Teknik Üniversitesi İşletme Mühendisliği bölümünü
ULUDERE VE ANLAŞILMASI GEREKENLER!
ULUDERE VE ANLAŞILMASI GEREKENLER!
Mustafa Göktekin
Uzun yıllardan bu yana PKK terörü ile uğraşıp geldik. Bu yolda binlerce
asker, polis, korucumuzu ve öğretmenlerimizi ve halktan insanlarımızı
kaybettik. Öylesine çok insanımızı kaybettik ki, çok zaman toplu
katliamlarla bütün ülke yasa büründü ama bu gün yalandan feryat eden
kimsenin tüyü kıpırdamadı. Hatta bu gün yanlış istihbarat nedeni veya
yanlışlık neticesinde kaybettiğimiz insanlarımıza gelene kadar hep ölen
PKK militanları için başsağlığı dilediler.Ne hikmetse bu defa n Ölenler
BDP veya PKK yanlısı olmadığı halde sahip çıktılar ve devletten hesap
sormaya kalkıştılar.19 Ocak 2012
MANKURTLAŞAN SİYASET VEYA ALTARNATİF SİYASET
Mustafa Göktekin
Söze başlığımızın tersinden başlamalıyız her halde,”Siyasetin alternatifi nedir veya ne olmalıdır?” demek abesle iştigal olabilir, ancak; elbette siyasetin alternatifi yine siyasettir ve öylede olmalıdır.
Siyasetin alternatifi siyaset olduğu içindir ki; mecliste iktidar partileri ve muhalefet partileri vardır, ana muhalefet partisi vardır. Mevcut iktidarın yanlışlarının düzeltilmesinde, devletin sağlıklı bir şekilde işlemesinde, vatandaşlarımızın mutluluk ve saadetlerinin sağlanmasında ana muhalefet partisinin ve diğer muhalefet partilerinin önemi tartışılmaz.
YAZININ DEVAMINI OKUYUNUZ
18 Ocak 2012
BAKIR ÇAĞI
Halil Oral/Tavşanlı

İçimizdeki umutlar yelkenlerimizi canlandıracak boyutta olurdu hep. Kimse kayıtsız kahkahalar atacak yapıda değildi. Kışların bir mevsim olduğu bilinir gelip geçeceğine yürekten inanılırdı. Bakır çağıydı belki yaşadığımız. Çağa rağmen duygularımızı da tarihimizi de korurduk yüreğimizde. İnançlarımız desen yine öyle.
Dünya hızlı döndü veya döndürüldü birilerince. Dönüş hızı arttıkça merkez kaç kuvvetin savuruşları durduğumuz noktayı değiştirdi. Bu değişimle uzak düştük kimi zaman birbirimizden. Terk edişin şaşkınlığıyla çağlar atladık sandık. Bu sanışla girdik naylon çağına. Kim daha mutlu naylon çağında. Kim daha sağlıklı sentetik gıdalarla. Bu çağın aşkları bile ürküntü veriyor yüreğime. Seyrettiğim her filmin karmaşası kendimi sorgulamaktan alıkoyuyor. Naylon çağının uyanıkları kendi yüreğime, kendi özüme
SEVDALANMAK HÜNERDİR ASLINDA
Halil Oral/Tavşanlı

Kaç bebek ninnisiz büyür, kaç sevda sevgisiz. Emeksiz hangi dal meyve tutar. Ya da hangi gövde dal. Sevdasız hangi düşün hayrı görülür? Düşüncesiz düşler harman yerinde savrulan saman çöpü gibidir. Kim iddia eder aksini? Varsa çıksın!
Gecelerin karanlığını gündüzler kurtarır. Her gecenin bir gündüzü mutlaka vardır. Kışlarınsa yazı. Sözün tam da burasında “hayda!” demekte haklı da bulurum sizi. Bebekten meyveye, daldan düşe, düşten saman çöpüne yeldirmek hangi sevda tarifinde vardır? Ufuklar herkesin kendine göre midir? Herkes kendisi için mi vardır dünyada? Nasıl bilirsiniz dendiğinde sarsılmaz cevap “iyi biliriz!” olmasından gerçekten emin misiniz? Bu cevabın farklı çıkma
HASTALIKLI KİŞİLİĞİM

HASTALIKLI KİŞİLİĞİM!
Halil Oral/Tavşanlı
Yazmak, yazarken, düşündüklerini anlatmak, içinizde biriken hastalıklardan bahsetmek rahatlatıyor insanı. En azından ben öyle olduğunu düşünen ve yaşayanlardan biriyim. Bazen çok okumak yetmeyebiliyor. Daha yakından görmek yaşamak gerekiyor. Soru cümlesi olarak çok yaygın deyimlerimiz var. Çok gezen mi çok yaşayan mı bilir? Kuru kuruya yaşayanın neleri bilip neleri bilmeyebileceğini az buçuk tahmin edebilirsiniz. Gezip görmenin hakikaten kendine has birikimleri oluyor. Lafın nereye gittiğinin tahmininde bulunabilirsiniz. Tahminler yaparken yanılabilirsiniz de. Bu yazımda yaptığım gezilerle övünecek, belki de çok şey bildiğimi iddia edeceğim. Ben iddiada bulundukça daha bilmişler “hadi ordan” diyecek belki de. Bilmek benim haddime düşmüyor çünkü. Belki de ben bildiğimi düşünürken boşa sözler
10 Ocak 2012
BÜYÜYEN SORUN: BOŞANMA
BÜYÜYEN SORUN: BOŞANMAHalil Oral/Tavşanlı
İlçemiz 5 belde 86 köy ve 43 mahalleden oluşmaktadır. 2009 yılı sayımlarına göre ilçe merkez nüfusu 63 bin 190, köyler nüfusu 36 bin 138 dir. İlçe merkez nüfusunun 2008 de yaptığımız çalışmada yıllık artış hızı % 4.88 dir. Köy nüfuslarının ortalama yıllık düşüş hızı ise %0,58 dir. Asıl üzerinde durmak isteğimiz konu ilçemizdeki evlenme ve boşanmalar üzerinde olacaktır.
Ülke genelinde evlenme rakamları aşağı düşerken, boşanma oranları artış göstermektedir. Ülke genelinde 2010 yılında 582 bin 715 evlilik gerçekleşmiştir. Bu rakam bir önceki yıla göre %1,53 azalmış. Ülke genelinde 2010 yılı boşanma sayısı ise bir önceki yıla göre %3.86 artarak 118 bin 568 olmuştur. Toplam evlilik içinde boşanma oranı %20. 34 dür. Bu demektir ki her beş evlilikten biri boşanmayla sonuçlanmaktadır.
Yıllar itibariyle ilçemizdeki evlilik ve boşanma oranlarına göz atalım.
02 Ocak 2012
SEVGİLİ GÜNLÜKLERİM
SEVGİLİ GÜNLÜKLERİM Mustafa Uysal
Ey eksilen insan zekası! Sen eksilsen de eskisen de biz YENİ şeyler bulmakta mahiriz.
Zamanın şahidi olmak yerine soytarısı olmayı tercih eden bir nesil yetiştirdiğimiz için şimdi sevinebiliriz, sevinebilirsiniz. Sevinin yeni bir yılında daha soytarısıyız. Onu çok seviyoruz, ondan çok şey bekliyoruz, ona umut bağladık.
Onca tartışmanın neresindesiniz bilmiyorum ama uzağında değilsiniz.
Kalbimizin ölçtüğü zamanla güneşin ölçtüğü zaman arasındaki farkı idrak etmenin davasında değiliz. Geçip giden nedir ve nedir geliyor olan, yaklaşan, yaklaştıkça yaklaşan?
Her yeni gün eskisinin devamı değildir. Geçip gitmiştir. Lakin günü eskiten kendisi de eksilmektedir. Zamanın geçip gidici olduğunu biliyoruz ama bunu ayağımıza batan bir diken kadar bile hissedemiyoruz.
Deliler gibi eğleniyor, çılgın bir gece geçiyoruz… Delilerin bizden bir gün çalmasına akıl erdiremiyoruz. Akıl mı bu şimdi?
Felekten bir gece çalıyoruz ama feleğin bütün günlerimizi alıp gittiğini
26 Aralık 2011
DEĞİRMENİN TAŞI
Halil Oral

Köyler sıra sıra dizili gözlerimde. Dizildikçe kopuşlar daha da hızlanıyor. Her kopuş yüreğimde yepyeni yangınlar peydahlıyor. Yangınlar çoğaldıkça kuşlardan medet umar oluyorum. Kartal olsam güç varken sağır ve dilsizlik sığmaz yüreğime, bülbül olsam işitmek ve dilden çekmek var. Velhasıl zor iş duyarlı olmak. Hele duyarsızlık içinde duyarlı oluyorsa yüreğiniz, uykular bölünüyor gecelerde. Acılar yüreğinize saplanıp kalıyor. Sen uykuları bölsen de kim farkında bilmem ki! İşsizlik, aşsızlık feveranları yükseliyor gün gün. Yükseliyor da kendi terk ettiği üretim sahalarının hiç kimse farkına varmıyor. Burunlar kıvrılıyor, yönler iş yapmaktan ötelere çevriliyor. Kısacası rahatlıktan medet umuluyor. Vay ki vay! Ah ki ah! Hangi lokma yorulmadan yutulur bilmem ki. Bilen varsa söylesin. Boşa bekleyişler boşluğa düşmektir her daim.
Köyleri dolaştıkça geçmişin zenginliği içime doluşur. Hele Balıköy yöresindeki köylerin her birinde gördüğüm ve dimdik ayakta duran geçme devasa ambarlar neleri hatırlatmaz ki bana. Olmayan ürünün
22 Aralık 2011
Tavşanlı Mevlevihanesi
Kitabı Tavşanlı'da bulunan kitapçılardan ve kırtasiyelerden temin edebilirsiniz. Röportaj: Mustafa Uysal, Alternatif Radyo, alternatifradyo.com
Kitap-Röportaj
Tavşanlı Mevlevihanesi Mesut Kocaman Ö... ile Mustafa_Uysal
SAATİNİZE VE DONUNUZA DİKKAT
Mustafa Uysal
Fıkrayı bilirsiniz…

Çocuğun biri babasına sormuş: Baba bir şeyin yerini bilirsen kaybolmuş sayılır mı?
Baba, hayır, cevabını verince rahatlamış ufaklık. İyi o zaman, telefonun yoldaki bir mazgalın içinde.
Bunu boş verin…
Hırsızlar çalmasın diye –ki hırsızlardan başkası da çalar- bir şeyi saklamak ve var oluş amacından uzaklaştırmak ile aynı şeyin çalınması arasındaki farklar bizi ikna etmeye yeter mi? Beni ikna etmeye yetmez.
Ulu Camideki ahşap saat Vakıflar tarafından uzaklardaki bir depoya kaldırılmış. Saati yerinde göremeyince sordum, öğrendim. Sebebi de camimizin güvenliğinin olmayışı ve bu günlerde hırsızların fazla mesai yapıyor olmasıymış. Tavşanlı’nın en büyük ve merkezi camisi güvenlikten yoksun ey halkım! Donumuzu çalsalar haberimiz olmayacak, bu yüzden yüce
21 Kasım 2011
TAKIM VE OTOPARK SORUNU
TAKIM VE OTOPARK SORUNUMustafa Uysal
İstasyon Caddesi ve PTT önünde bulunan yerler araç parkı için kullanılıyordu. Zaten Tavşanlı’da otopark sorunu vardı ve geçici olarak böyle çözümler üretiliyordu. Yollar tek yönlü falan yapılıyordu. Şimdi bu sayılan yerler ücretli hale getirildi.
İstasyon Caddesinde örneğin insanlar evlerinin önüne araçlarını bırakabilmek için park ücreti ödüyorlar.
Kim için?
Bir futbol takımı için.
Halkın olanı nasıl olur da başka bir kuruma tahsis edebilirsiniz? Vicdan denen şeye ne oldu?
Tavşanlı’nın KOCAMAN bir OTOPARK sorunu var!
VAR!
Hepimiz biliyoruz.
Peki, niçin buradan para alınacaksa bu sorunun çözümü için kullanılmıyor da halkın doğrudan çıkarları olmayan, kumar sektörünün zaten yürüttüğü bir futbol takımı için kullanılıyor?
Ahrete kesin olarak inanıyorum ve inanıyoruz. Hesabını iyi yapmış olmalısınız. Ben bana ait bir haktan bir futbol takımına ödeme yapılsın istemiyorum. Takım için canını verecek seyirci, fanatik, yetkili, yetkisiz, hayran, takımdan faydalanan falan gibi kitle var ya… O kitle samimi olsaydı zaten bu otopark ücretlerine gerek kalmazdı. Daha stadı bile dolduramayan takım için halkın hakkını kullanmamalısınız. Kendi adıma hakkımın kullandırılmasını istemiyorum. Başka projeler geliştirmek bu kadar mı zor? Niçin hep kolay yola başvuruyorsunuz?
Her yerde söylediğim gibi: Saçma, sinir bozucu ve haksız…
Bu hafta da cumaya gidemediler
TOSB’de bulunan fabrika yine çalışanlarının önemli bir kısmını Cuma namazına göndermedi. Demiştim, kendi araçlarıyla cumaya köye götürmek zorunda değiller. TOSB yönetiminde bulunanlar ve Tavşanlı halkı orada bulunan işçilerin Cuma namazına gidememelerinden sorumludurlar.
Oraya asıl mescit yapılana kadar geçici bir mescit inşa etmek ne kadar zor olabilir?
Lütfen, oraya geçici bir mescit inşa edilmesinin maliyetinin ve prosedürünün ne olduğunu açıkça söyleyin.
Hiçbir sebep Allah’ın kullarını alçaltılmasından daha keskin değildir. Hepsinin sorumluğu sizin ve bizim üzerimize.
Koca Tavşanlı’nın düştüğü ve ileride düşeceği haller iyi görünmüyor.
15 Kasım 2011
İLHAMİ AYDIN RÖPÖRTAJI
Mustafa Uysal
Mustafa Uysal: İlhami Aydın kimdir?

İlhami Aydın: 1959 Harmancık doğumluyum. İlk orta ve lise tahsilimi Tunçbilek’te yaptım. Şimdi ticaretle uğraşıyorum. İki çocuk babasıyım.
M.Uysal: Ne kadar zamandır ticaretle meşgulsünüz ve ne tür işler yaptınız?
İ.Aydın: 1978 yılında liseyi bitirdikten sonra üniversite için İstanbul’da bulundum. Ondan sonraki süreçte ticaret fikri hep aklımdaydı, 1980 yılında ticarete başladım ve bugüne kadar devam ettirdim. Ticaretimin ilk yıllarında Tunçbilek’teydim, tuhafiye ve hazır giyim üzerine işe başladım. Benim hedefim kendi işimin patronu olmaktı. Babam GLİ’de çalışıyordu ve Tunçbilek’te oturuyorduk. Dolayısıyla ticari hayatım orada başladı. 1993 yılında Tavşanlı’da ilk mağazamızı açtık. Ticarette hep şunları gözlerim, hedefiniz olmalı, projeleriniz olmalı, projelerinizi hayata geçirmek için doğru zamanda doğru hedefe atılımlarınız olmalı. 1990’da beyaz eşya ve dayanıklı tüketim grubuna geçiş yaptım. Zaten bu işte benim hedeflerim arasında vardı. 1992 yılında
10 Kasım 2011
NUR TOPU GİBİ FABRİKA VE SORUNLAR
Mustafa Uysal
Nur topu gibi bir sorunumuz var artık.

Tavşanlı Organize Sanayi bölgesi için başta Tavşanlı Belediyesini, TTSO’nı ve Kaymakamlığı tebrik ediyorum. Güzel çalışma. Giderek büyüyor ve yerel ekonomimiz için de genel ekonomimiz için de bir kazanç.
Yine aynı kurumları kınıyorum ve sizin de esefle kınamanızı istiyorum.
Biz, bilmem ne alışveriş merkezinde falan yerde bir tek mescit bile yok, diye birilerini eleştirelim duralım. Burnumuzun dibinde olanı görmüyoruz. Kocaman OSB alanında bir tek seccade alanı bile yok bırakın mescit alanını. Planlara bakın ve utanın lütfen. Sadece bir tek fabrikanın 1.000 kişi çalıştıracağını hesaplarsanız orada en az 3-5 bin kişinin çalışacağı hesaplandı değil mi? Bu kadar insan hangi dinden olacak diye sormadınız mı hesaplamadınız mı hiç? Planlar arasında sosyal hizmet alanı var ama ne zaman ne yapılacak belli değil. Orada hangi tarihte işçi çalışmaya başlayacağı belliydi ki artık o bölgede 450’ye yakın işçi çalışıyor. Namaz yüzünden sorun yaşamaları size sıkıntı
21 Ekim 2011
ŞEHİTLER ÖLÜR
Mustafa Uysal
Bir kere de susup kendimize bakalım…

Terör canımızı alıyor ve biz saldıracak yer arıyoruz. Kimimiz hükümeti, kimimiz medyayı, kimimiz siyasi rakiplerini, kimimiz dış güçleri, kimimiz kendi evini bile koruyamayan askerimizi, kimimiz terör örgütünü suçluyor. Suçu yükleyecek bir yerleri hemen buluyoruz. Lanet okuyoruz, istifa istiyoruz, yürüyoruz, hatta daha ileri gidip birbirimize giriyoruz.
Şimdi bizim bireysel olarak hiç mi suçumuz yok?
Kim sordu şimdiki saldırılar benim suçum olabilir mi acaba, diye?
Bugün sabah namazına kalkamadım, dua edemedim diye olabilir mi? Evet, olabilir. Sadece kendime çalıştığım ve hiçbir sosyal meselede katkım olmadığı için olabilir mi? Evet, bilhassa olabilir. Zamanımı sadece kendime ve aileme has kılıp boş kaldıkça zevkimin ve nefsimin planlarını yaptığım için olabilir mi bu başımıza gelen belalar? Evet, hem de tam ondan olabilir.
Niçin suçu hep başkasında arıyoruz? Kolay da ondan, suçlu tam da bizzat biziz de ondan.
Peki, başkasını suçlayınca ne tür sonuçlar çıkıyor?
03 Eylül 2011
40 Ayette Mutluluk mu acaba?
Kasıt mı hata mı?

Mustafa Uysal
Lütfen 40 ayette mutluluk gibi şeyleri paylaşmadan önce lütfen oradaki yorumlarla ayetleri karşılıklı okuyunuz. Allah acaba bilinmeyen yorumcunun dediği gibi mi demek istedi de siz de bunu arkadaşlarınıza tavsiye ediyorsunuz? Tamamını okuyunca zorlama ve kişisel gelişim saçmalıklarıyla harmanlama şeyler olduklarını ve Kur’anın aslına zorlama yorumlar getirdiğini siz de göreceksiniz. Başka meallerle de karşılaştırma yapabilirsiz.
Yıldızlardan sonraki mealler Türkiye Diyanet Vakfı Mealinden alınmıştır.
http://www.diyanetvakfi.org.tr/meal/mealindex.htm
24 Ağustos 2011
MOTOSİKLETLİYE ÖLÜM CEZASI

Mustafa Uysal
Ölmeli miyiz?
Cezası bu mu olmalı basit hatalarımızın?
Son günlerde peş peşe yaşanan ölümler yüreğimizi dağlıyor. Bir yanda şehitlerimiz bir yanda kamyon ve motosikletlerin kapışması…
İnsanlar motosikletlerin basitçe hatalı olduğunu düşünüp rahatlamalı mı?
Elbette değil.
Motosiklet artık bir fazlalık değil hayatımızda. Benim için tutku gibi bir şeydi, ara verdim ekonomik sebeplerden. Çoğunluğumuz için vazgeçilmez araçlar artık. Bunu fark etmek için daha kaç ölüm gelmeli? Gençlerimiz heyula gibi kamyonların altında ölmeye devam etmemeli ve bunun için ne yapmalıyız sorusunun cevaplarını hep birlikte bulmalıyız.
Suçlu bulmak kolay geliyor insanlara. Öyle ya serserice motosiklet
08 Ağustos 2011
DUA TÜRKİYE, DOĞU AFRİKA’YI DOYURMAZ
DUA TÜRKİYE, DOĞU AFRİKA’YI DOYURMAZMustafa Uysal
Açlığın ne olduğunu bilmeden yazdığım için Allah’a sığınırım.
Açlığın ne olduğunu bilmeyen insanlar okuyacağı için de Allah’a sığınırım.
Doğu Afrika’da bir yaşam savaşı var. İnsanlar sadece sürünebilecek kadar dermanla son günlerini yaşıyorlar.
Biz buradan seyrediyoruz.
Dua etmemiz gerektiğini söyleyenlerin tamamını Oruç Baba türbesine havale ediyorum. Gidin orada dua edin. Dua ede ede bu hale getirdiniz dünyayı.
Bir şey olur, dua edin!
Her naneye dua iyi gelir bugünün Müslüman’ına.
Dua Mümin’in silahıdır da en son silahtır be kuzum. Sen harbe bile niyetli değilsin silahı ne edeceksin?
04 Ağustos 2011
YONCALI TERMAL OTEL
200611
Halkla İlişkiler Sorumlusu Emel Dağdelen Çötok ile oteli, turizmi ve Yoncalı
’yı konuştukMustafa Uysal: Kısaca sizi tanıyalım ve görevinizi sorarak başlayalım.
Emel Dağdelen Çötok: İsmim Emel Dağdelen Çötok, tesisin halkla ilişkiler sorumlusuyum.
M.U.: Tesisi Tütav’dan ne zaman devraldınız ve ne zaman faaliyete başladınız?
E.D.Ç.: Bildiğiniz gibi tesisin eski adı Tütav Termal Otel ve 1995 yılında açılmış. 2010 yılının Aralık ayında Tütav Termal Otel kapandı ve 26 Ocak 2011 tarihinden itibaren de yeni işletmecileri tarafından yoncalı Termal Otel olarak turizmin hizmetine açıldı.
M.U.: Yeni işletmecinin devralmasından sonra elbette bazı değişiklikler yapıldı, neler yaptınız ve Yoncalı Termal Otel olarak hedefleriniz nelerdir?
01 Ağustos 2011
Bu Hayırlı Hizmetler Çok Oluyor!
Mustafa Uysal

Tavşanlı’da Hayırlı Hizmetler Vakfı adı altında hizmetlerini 1981 yılından beri sürdüren bir vakıf var. Şehrimizde pek çok bina yaptılar içini Kuran’la doldurdular, öğrenciyle doldurdular, yurt yaptılar, okul yaptılar, hizmet binaları yaptılar. Daha da önemlisi o yıllardan bu yana binlerce kişiye binlerce kez hayrı ulaştırdılar.
Tavşanlı’nın en köklü vakıflarından birisi… Yapılmış bütün hayırlı hizmetlerin altında onların da imzası var neredeyse. Birçok yöneticisini hatırlıyorum okuduğum dönemden. Tavşanlı İmam Hatip Lisesinde okumaya başladığım zamanlarda
22 Temmuz 2011
Zannederim, zannetmemeliyim
M.Uysal
Aşkını çıkarmak
Nurlu Kablo
11 Temmuz 2011
TRAFİK TEK YÖN, BİZ SEMAZEN
TRAFİK TEK YÖN, BİZ SEMAZEN
Mustafa Uysal
Şehir içi yollarda yeni düzenlemeler yapıldı.
İki ters bir düz…
Daha önceki belediye yönetimine çok kızardım park sorunu ve yol darlığı yüzünden yoları tek yön yapıvermek kolaycılığına düşüyorlar diye. Şimdi yeni başkan birçok yerde hiç beklemediğimiz kadar yol genişletme çalışması yaptı ve gayet iyi oldu. Şaşırdık açıkçası kimse böylesine bir genişletme yapılabileceğini sanmıyordu.
Buraya kadar tamam…
Bundan sonra yine eski usule dönüldü ve yollar iki ters bir düz havasına girdi. İlçe trafik komisyonu içinde hangi kuruluşlar var kesin bilmiyorum ama daha önce hatırlıyorum medya yoluyla bilgilendirme yapılıyordu. Bu kez yapıldıysa bile ben görmedim.
Şehir içi yollardan bazıları yine tek yön oldu. İyi oldu yahut kötü oldu yapan
01 Temmuz 2011
Yazdıkları, yazacaklarının teminatı olan yazarlar…
Sefer Göltekin
Bir yazarın yazdıkları, yazacaklarının habercisidir. Geleneksel siya
set argümanıyla örtüşür gibi görünen; “yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır” gibi söylemlerden kesinlikle ayrışan bir haberdir bu. Yaptıklarını teminat olarak gösteren siyaset erbabının yapacaklarını tahmin etmek/edebilmek için bilgi birikim ve donanıma ihtiyaç yoktur. Aynı toplumda yaşıyor olmanın getirdiği tanışıklıkla, destekçisi olduğu veya olmadığı politikacının siyasal ve toplumsal öğretilerine hakim, onun ve temsil ettiği oluşumun politik, hukuki, bilimsel, felsefi, dini, moral ve estetik düşüncelerine vakıf olanlar, bir siyasetçinin yapacaklarını tahminde zorlanamazlar. Çünkü hiçbir siyasi hareket, gerçekleşmesi imkansız tasarı ve düşüncelerle kendisine hak verilmesini bekleyemez. Dolayısıyla, siyaset erbabının yaptıklarını teminat olarak göstermesi, “ben buyum, bunları yaptım, yeteneğim bu, kapasitem bu, fazlasını beklemeyin, neyi nasıl yaptığımı biliyorsunuz…” demekten başka bir şey değildir. Seçmen dilerse böyle söylemlerle oy isteyen siyasetçilere defalarca iktidar imkânı vermekte bir beis görmeyebilir. Yazdıklarını yazacaklarına teminat olarak gösterebilmek ise her
15 Haziran 2011
KISA AMA ACI BİR HİKAYE
KISA AMA ACI BİR HİKAYEMustafa Uysal
Zamanın birinde hekimin biri hastaya çok mühim bir hastalığı olduğunu söylemiş. Tam teşhis için numune alınmış. Çok acele etmesini söylemişler. Numune sonuçlarının iki hatta üç hafta içinde alınabileceği söylenmiş. Diğer hekim daha da acele etmesini söylemiş. Hastanın yakınları çaresiz beklemişler. Sonra başka yerlere sormuşlar, gitmişler. Aradan dört koca gün geçmiş ve ölüp ölüp dirilmişler. Başka bir hekim numunenin hemen incelenebilmesi için ısrar edince numune sonuçları için tekrar aynı yere gidilmiş. Numune olması gereken yerde yokmuş. Aramışlar bulamamışlar. Hekime sorulmuş tekrar, hekim aynı gün orada olması gerekir, demiş. İlk numune verilen yere gitmiş hastanın yakınları. Bir de ne görsünler. Numune hala ilk alındığı yerde duruyor. Bir binadan diğer binaya üç adım gidememiş.
Bunun üzerine numuneyi almış ve hiç ses çıkarmadan kahır içinde başka bir yere gitmişler. Numune sonucu aynı gün belli olmuş.
Sonra adil hükümdara sormuşlar: Ey adil hükümdar, kulların sadece kahr ile perişan mı olsunlar, dertlerini kime arz etsinler?
09 Haziran 2011
İNCE SIZI

Şeyma Yılmaz
Elleri ıslak olduğu için bir an tuzu kaşıkla koymayı düşündü, ama vazgeçti. Bir türlü ölçüyle yapamazdı yemeği. Eliyle dokunmalı, hissetmeliydi. Mutfağa girdiğinde zamanın içinde ona özel bir alan açılıyordu sanki. Son zamanlarda kendini en iyi hissettiği yer mutfak olmuştu. Hayat ne garip! Kendini hiç böyle hayal etmezdi. Hangi dönemeçte değişmişti öncelikleri? Memnuniyetsizlikten değildi düşünceleri, Allah’a şikâyetten sakınırdı hem. Beyninin en kuytu köşelerinden bile geçirmezdi şikâyeti. Ama düşünmeden de edemiyordu işte. Bu kendini hesaba çekmeydi daha çok. Doğru muydu acaba tercihleri? Ya da her şeyi gerçekten kendisi mi tercih ediyordu? Fark etti ki hayatın getirdiklerini yaşıyor herkes. Önemli olan nasıl karşıladığı payına düşeni. Memnundu o payına düşenden.
Sadece ince bir sızı vardı kalbinde. Tuzu bile yemeğe hissederek koymayı isteyen bu kadın, çok eskiden okuduğu kitaptaki gibi olsun isterdi eşiyle arasındaki ilişki. O hikaye de kız, dibi görünmeyen bir mağaraya doğru bırakıyordu kendini gözü kapalı… Çünkü güveniyordu sevdiğine ve mağaranın sonuna kadar gidiyorlardı böylece. Aşk, macera, tutku… hiç biri önemli değildi artık
LÜTUF

Şeyma Yılmaz
Bir an durdum. Ne kadardır konuşuyorum diye düşündüm. Kelimeler içimden çıkmak için birbirini itip kakıyorlardı sanki. Konudan konuya atlıyordum, bu arbede içinde artık önce kurtulan dökülüyordu dudaklarımdan. Aslında ne söylediğimin çok da önemi yok şu anda. Biliyorum ki anlayacak beni, içime bakacak, sözlerimin anlamsızlığı hislerimi anlamasına engel olmayacak. Peki, beni bunca bunaltan ne? Hayatın derdi tasası bir yana, kendimi insanlara anlatmaya çalışmak yordu galiba en çok son zamanlarda beni. Üzülüyorum çünkü… kızgınım çünkü… sevindim çünkü… sizi tanımayan insanlarla muhatapsanız, cümlelerinizi dikkatli seçmek zorunda kalırsınız. Eğer bir olay karşısındaki duygularınızı anlatmanız gerekirse konuşmanızın üçte ikisi sebepleri anlatmanız için kurduğunuz cümlelerden oluşur. Ve sizi hiç konuşmadan bile anlayan dostlara sahip biriyseniz bu
UFAK SANDIĞIMIZ SORUNLAR
Şeyma Yılmaz

Gece yarısı olmak üzere en geç onda uyuması gereken kızım hala uyuyamadı. Düğün yapmak çok güzel ve eğlenceli bir olay düğün sahipleri için. Bunu anlayabilirim, ama onları tanımayan benim için eğlenceleri tam anlamıyla işkence. İnsanlar hayatın değiştiği gerçeğini fark edemiyorlar bazen ya da bazı zevklerinden vazgeçmemek uğruna görmezden geliyorlar gerçekleri. Mesela köyden şehre gelip inek, tavuk beslemeye çalışan insanları düşünün; şehir ortamı bu tarz hayvanları beslemeye müsait olmadığı için herkesi zor durumda bırakırlar. Konu komşu perişan olur çünkü zemin toprak değil betondur bu da korkunç bir kokuya sebep olur. Hayvanlar caddelerden geçirilip belediye parklarında otlayarak dolaşır. Ben bu sokak eğlencelerinin durumunu da biraz buna benzetiyorum. Eskiden bu kadar sorun teşkil etmiyordu belki. Tavşanlı küçük bir kasabaydı, araç sayısı azdı, insan sayısı azdı. Şimdilerde ise Kütahya’nın
08 Haziran 2011
ASRIN TAVRI
ASRIN TAVRIİSMAİL FAZIL ATABAY
Yaşadığımız devir her geçen gün teknolojik, sosyal ve kültürel alanda hudutsuzlaşıyor. Daha önce sağlam tezlerle öngörülen ve şimdi de tıkır tıkır işleyen sistem, insanların sonsuzluk özlemini sınırsızlıkla teselli ediyor. Bu tarzda bir zihin okşamasına karşı duyarsız kalabilecek bir eğitim sistemi, yurdumda henüz mevcut gözükmüyor. Üstelik her sabah uyandığımızda daha bir şekilsiz hal alıyor. Bu şekilde oldukça pervasızlaşan ömrümüzde; ideallerin yelpazesini genişletmeyi bırakın, düşünmek bile imkânsız bir vuku oluyor. Zaten bu da, tembellik müptelası bünyelerin hep hoşuna gitmiştir.
Ayaklarımız zamanın zemininde kayarken, zevkten vicdanlarımız körelmeye başladı. Bereketli saniyelerimiz varken, global işleyişe çark olduğumuzdan beri günleri günlere eriştiremez olduk. Asrımızın nimetlerinden faydalanmak bu kadar zor olmamalıydı. Birlikte düşünce egzersizi yapalım. Dini ve milli değerlerimizin, pek yaşan(a)masa da, var olduğu aşikâr günlere gidelim. Yüreğimizin, çağ tozundan etkilenmesin diye sumen altı ettiği değerlerimiz… Vatansever duyguların ön plana çıkması gereken yerlerde ve dahi mübarek gün ve bayramlarda değerlerimizi çıkartırdık meydana. Tabi şakacıktan üzerindeki
25 Mayıs 2011
PABUCUMUN MESELESİ
PABUCUMUN MESELESİ!(Mustafa Uysal)
Hatırlayan var mı bir zamanlar Tavşanlı’nın en önemli meselesi MOBESE idi.
Dahası da var, bu MOBESE Tavşanlı’nın vazgeçilmeziydi falandı filandı. Her gün restoran toplantıları ile bu işe para toplamaya çalışıyorlardı. İşte şu bu kadar o bu kadar verse şu olsa bu olsa diye devam ediyordu. Yahu nasıl hatırlamazsınız, balık hafızası mı var sizde? Hani Tavşanlı MOBESE olmazsa ölüyordu, bitiyordu, geri kalıyor, güvenliği zaafa da uğruyordu ya işte. O mesele. Hatırlayanlar vardır unutanlar vardır. Önemli adamlar konunun önemine dair açıklamalar yapıyorlardı.
Peki, ne oldu?
07 Mayıs 2011
TEMTAŞ HİSSELERİNİZİ SATMAYIN
Mustafa Uysal
İşin özü şu: Temtaş hisselerinizi elinizden çıkarmayın bir zaman daha.

Neden?
Biraz uzun olacak cevap…
Biz termik santral ihalesini kazanmıştık Temtaş olarak hatırlarsınız. Sonra ne oldu? Devlet bize vermekten vazgeçti. Ne tür sebebi olursa olsun bizi oyaladı ve vazgeçti. Sonra başka bir yeri teklif etti: Seyitömer. Orası da olmadı. Yine oyalandık. O kadar paramız ve ortağımız umudunu bu işlere bağlamışken zarara uğratıldık. Devlet vatandaşının hakkını gasp etti. Haksızlığa uğradık anlayacağınız. Bu durumlarda ne yapılır? Mahkemeye gidilir. Mahkeme karar verir aramızda. Hak edene
BİR DE BURADAN BAKIN
Şeyma Yılmaz

İngiltere prensi evleniyor haberi Türkiye medyasında geniş yer buldu. Düğünle ilgili her ayrıntı (sanki bizi çok ilgilendiriyormuş gibi ) konuşuldu. Boyalı basın diye tabir edilen ülkemin Batı sevdalısı medya kuruluşları öylesine kaptırdı ki kendilerini bu Batı düğününün cezbesine, savundukları en temel değerlerle tezat görüntüleri ballandıra ballandıra anlattılar günlerce. Aslında tuhaflık bende. Kendi değerlerine yabancı, Batıya kayıtsız şartsız hayran bu insanlara hala şaşırıyorum. Bu onların en klasik tavrıdır. Bunu yaparken de bizi aptal yerine koymaktan hiç çekinmezler. Mesela en bariz örnek olarak idam cezasını verebiliriz. İslam dininin idam cezalarını canilik olarak tanımlayıp idam cezasının ülkemizde olmaması gerektiğini savunan bu zavallılar; Avrupa ülkelerindeki elektrikli sandalye veya iğne ile gerçekleştirilen infaz haberlerini bizzat kendileri verirler, hem de hiç itiraz etmeden.
Gelelim düğüne, peri masalı diye tanımlanan tören kilisede gerçekleşen dini bir ayindi aslında. İlahiler okundu, dualar edildi. Peki, bu bizim ülkemizin başbakanının oğlu olsaydı? Yani bir camide, dualar ve ilahilerle yapılan bir törenle imamın kıydığı nikâhla evlenseydi başbakanımızın oğlu? Yer yerinden oynar, irtica yaygaraları ortalığı doldururdu değil mi? Üstelik zaten imam nikâhı ülkemizde yasal
04 Mayıs 2011
MARKA ŞEHİR TATAGONYA
040511
Mustafa UysalGeçen gün “Marka Şehir Tavşanlı” adlı bir konferans vardı. Ticaret ve Sanayi Odası düzenlemişti ve bu türden konferansların üçüncüsüydü. Hiç uğraşmayalım kıvıracağız diye bir avuç insandan başka kimse gelmedi. Binlerce el ilanı, afiş, radyo tv. duyuruları, gazete ilanları… Ne gerekiyorsa fazlasıyla yapıldı. Ne protokolden bu işi önemseyen oldu ne de halktan. Marka şehir olmanın planlarını yapan ve bilimsel temellerini atan Yrd. Doç. Dr. Niyazi Kurnaz Bey de onlarca sayfalık anlatımının başında, gelmeyen duyarlı insanlara teşekkür (!) etti ve kısacık bir sunum yaptı. Ben olsam açıkça söylerdim derdim ki: Bu şehrin marka şehir olmak derdini bırakın bu yönde kılını bile kıpırdatmaya niyeti yok üstelik bu konuyu bilecek kadar merakı bile yok. Uzatmayalım bi nane olmaz! Moral bozucu güruh ile uğraşmaya değmeyecek, belli.
Marka şehir olabiliriz aslında benim aklımda şahane marka tanımları var. Bakalım neler olabilir?
Uykunun şehri Tavşanlı.
Keyfin ve keyiflinin şehri Tavşanlı.
Vurdumduymazlığın şehri Tavşanlı.
Kömürün karasının şehri Tavşanlı.
Futbola umut bağlamanın şehri Tavşanlı.
Kültürün ve mantarın başşehri Tavşanlı.
Markanın da markası anasının da
26 Nisan 2011
PİKNİĞE GİDENLER PİS İNSANLARDIR!
Mustafa Uysal
Yaz geliyor, piknik yerleri belediye tarafından temizleniyormuş…

Geçen gün gazetede haberi vardı. Fotoğrafta belediye işçilerinin piknik alanlarında temizlik yaparken görüntüleri var. Belediye çalışıyor falan diye övündüm kendi kendime! Yazıklar olsun, dedim ardından.
Çok az gidebildiğim piknik alanlarının hali içler acısı ve belediye gidip oraları temizlemek zorunda kalıyor. Yerin dibine girsek azdır. Oraların hali nedir öyle sayın seyirciler! Yahu Yunan işgalinde bile bu kadar kirlenmemiştik biz hatırlar mısınız? Bu kadar pisliği bir araya getirebilmek için özel gayret sarf etseydik yine beceremezdik. Hatta belediye bir yıl boyunca çöplerini oralara dağıtsa yine bu kadar pisletemezdi. En azından aynı yere dökerdi de toplamak kolay olurdu. Tavşanlı’yı tanımak mı istiyorsunuz sevgili Türkiye, gidin piknik yerlerine bakın ve komple pislik içinde bir Tavşanlı görün. Gerçi cennet ülkemin her yeri aynı ama olsun siz yine de görün ve bir kez daha Allah’tan korkmaz kuldan utanmaz hemcinslerimizin bünyelerinden sadır olan pisliği görün. Geçen yaz Köse Kalfa’da
25 Nisan 2011
AYFER KAFKAS İLE ESRARNAME'Yİ KONUŞTUK
ESRARNAME
Yasak İlmin Kitabı, TİMAŞ, 2011
Son günlerde yazdığı romanla adından sıkça bahsettiren başarılı yazar Sayın Ayfer Kafkas ile “Esrarname”yi konuştuk. Hatta ilk röportajı biz yaptığımız için daha da mutluyuz. Daha çıktığı ilk günlerden itibaren kulaktan kulağa yayılan bir tılsım gibi okurlarına ulaşan kitap çok sevildi. Çetrefilli bir alan olan fantastik kurguya ustalıkla yaklaşan yazar alnının akıyla giriştiği işten çıkmış görünüyor zira okurları gün geçtikçe artmaya devam ediyor. Çok satanlar listesinde Kütahyalı bir yazarın, üstelik olayların Kütahya’da geçtiği bir romanla yer alması fazlasıyla ilgimizi çekti. Siz okurlarımızın da ilgisini çekeceğini düşündük ve yazarla konuştuk. Sorularımızı cevaplandırdığı için teşekkür ediyoruz kendisine. Kitapla ilgili merakınızı daha da artıracak bu röportajı hemen okumaya başlayın diye biz susalım…
Mustafa UYSAL: Ayfer Kafkas kimdir?
Ayfer KAFKAS: En zor soru bu olmalı. Genellikle konuşkan bir insanım ama iş, kendimi anlatmaya gelince çok beceriksiz oluyorum. Zaten bu eksiğimi yazmakla kapatmaya çalıştığımı düşünüyorum. İçsel dünyama ait meseleleri paylaşan bir insan değilim. Sanırım bu eksiklik insanda ‘yazmak’ şeklinde tezahür ediyor. Fakat çok derine inmezsek, Ayfer Kafkas hayat gailesi içerisinde koşturan, çalışan bir anne
İmam Hatip Liseleri Mezunları Derneği Afyon'da Toplandı
Önder İmam Hatip Liseleri Mezunları ve Mensupları Derneği Genel Sekreteri Hikmet Şen, imam hatip liselerinde sadece imam yetiştirilmediğini söyleyerek, bu okullarda tüm beşerin yöneticiliğine insan yetiştirildiğini belirtti.
Önder İmam Hatip Liseleri Mezunları ve Mensupları Derneği Genel Sekreteri Hikmet Şen, imam hatip liselerinde sadece imam yetiştirilmediğini söyleyerek, bu okullarda tüm beşerin yöneticiliğine insan yetiştirildiğini belirtti.
Önder İmam Hatip Liseleri Mezunları ve Mensupları Derneği, Ege Bölge toplantısını Afyonkarahisar'da gerçekleştirdi. Rehberlik ve Araştırma Merkezi'nde yapılan toplantı, saygı duruşu ve İstiklal Marşı'nın okunmasının ardından Cavit Keskin'in okuduğu Kur'an-ı Kerim ile devam etti.
19 Nisan 2011
ESRARNAME
ESRARNAMEBaştan söylemeliyim ki bir edebiyat eleştirmeni değilim. Daha önce de sevdiğim yahut sevmediğim kitaplarla ilgili yazdım ama kişisel beğeni düzeyinden öte bir şey değildir söylediklerim.
Kitapçıma uğradım, yeni kitaplara baktım sonra bu kitap dikkatimi çekti. Yazarı Kütahyalıydı ve genç birisiydi. Hacimli bir roman ve genç bir Kütahyalı olunca dikkatimi çekti. En azından olayların Kütahya’da (Germiyan) geçiyor olması dolayısıyla kitabı aldım ve öylesine okumaya başladım. Yazar Ayfer Kafkas Doğu Dilleri ve Edebiyatı okumuş acaba kitaba etkileri nedir? Açıkça söylemek gerekirse sadece olaylar Kütahya’da geçiyor diye bir romanı okumak kolay olmaz. Masamda birkaç gün bekledi kitap. Ara sıra bazı sayfalarını rasgele açıp okudum. Bu okumalar sırasında dikkatimi toplayıp devam etme isteği uyanmaya başladı. Nihayet baştan okumaya karar verdim ve hiç ara vermeden çok kısa sürede bitirdim. Bu, genelde Mustafa Kutlu kitaplarında yaptığım bir şeydir. Yani kitaba başlarım ve bitince bırakırım. Bu sefer de böyle oldu. Kitabın etki alanına girmek çok kolay oluyor okumaya başlayacaklar için söylemeliyim. Büyücüler, cinler, olağanüstü güçler derken tarihin sarmalında kayboluyor ve Germiyan Sancağında kendinizi olayların
17 Nisan 2011
VER PARAMI

“En son söyleyeceğimi en başta söyleyeyim, hiç lafı dolandırmaya gerek yok.”
Bu tutumunun neye mal olacağını hesap edemedi. Karşısında kısa boylu, kel, yanık yüzlü, kılığı bozuk biri olması neyi değiştirirdi ki?
“En son söyleyeceğin şeyin bu olacağını nasıl biliyorsun?”
Tabi, mantık adamı doğrular. Mantığın alanını pek iplemeyen iri yarı, düzgün kılıklı, yeni tıraşlı adamın cevabını pek merak ettim doğrusu.
“Neyi en son söyleyeceğimi nereden biliyorum?”
Bana sorarsanız kırmızı yüzlü, kalantor adamımızın sorusunu toparlaması lazım. Aynı zamanda kafasını da zira, kafası karıştı. Gözünden başka parlak yeri olmayan adamımız soruyu anlıyor aslında. Anlaşılmayacak yeri var mı?
“En baştan söylediklerine bakarsak, en son söyleyeceklerini söylemiş bulunuyorsun. Konuşma burada
15 Nisan 2011
MAZİNİN SESİNİ DUYMAK

Muhteşem olan nedir biliyor musunuz?
Meşhur olup zirvelere çıkmak, her gün adından söz ettirmek değildir. Sahici bir iş yapmaktır, işini hakkıyla yapmaktır muhteşem olan.
İşinizi hakkıyla yaparsanız muhteşem şeyler ortaya çıkar.
Diğerleri alınmasınlar ama Ahmet Öztürk hocayı yaptığı muhteşem işten dolayı tebrik edeceğim. Ödevin ne olduğu, ne olması gerektiği, işini yapmanın ne anlama geldiği, öğretimin hangi seviyeye geldiği kendisinin yaptığı işten anlaşılıyor. Şöyle diyebiliriz, buradan bakılınca gayet basit bir iş çıkarmış. Olması gereken hatta herkesin yapabileceği bir iş… Ahmet Hocanın yaptığı iş tam da burada ihtişamını ortaya koyuyor. Edebiyattaki sehl-i mümteni gibi. Herkes basitçe yaparmış gibi görünüyor ama sadece gönül verenler, emek harcayanlar, ter dökenler başarabiliyorlar.
Edebya yeni yerinde
12 Nisan 2011
HAKARET GÜNÜ
HAKARET GÜNÜ
Önemli bir toplantıdayız…
Konuşmacı kürsüde, dinleyiciler itina ile planlayıp katılmışlar, her hallerinden belli.
Aradan beş dakika geçiyor, konuşmacı kendine göre yahut dinleyicilere göre de önemli, konulardan bahsediyor.
Salondaki mikrofon cızırtısı ve konuşmacı sesini yırtarcasına bir telefon çalıyor.
Dülülülülülülülülülül!
Çaktırmadan bütün gözler o tarafa çevriliyor.
Hatta konuşmacı da hafiften o tarafa dikkatini yöneltiyor, kendi dikkati de üzerinden eşek geçmiş gibi dağılıyor af edersiniz.
Telefonu çalan adam utançtan yerin dibine girse yeridir çünkü herkesin huzurunu bozacak bir şeye sebep oldu istemeden.
O da ne?
Adam, çalan telefonu bir güzel bekletiyor, kimin aradığını anlamak için uzun uzun çalmasını izliyor sonra da “Pıt!” diye açıyor ve cevap veriyor.
-Alo, Pislikcan ne haber lan? Ben mi, ne olsun konferans dinliyorum işte.
(Bağır anasını satayım, duymaz o bağır!)
05 Nisan 2011
ERE MEKTUP
| Foto: M.Uysal, Ovacık Köyü, Tavşanlı |
19 Mart 2011
Tavihmed Kuruldu
Tavşanlı İmam Hatip Lisesi ve Anadolu İmam Hatip Lisesi mezunları ve mensupları, İmam Hatip Liselerine, mezunlarına ve mensuplarına hizmet edecek bir dernek kurdular. Tavşanlılı sivil toplum kuruluşlarına bir yenisi daha böylece eklenmiş oldu. Hayırlı Hizmetler Vakfı binasındaki merkezinde açıklama yapan dernek başkanı ve yönetim kurulu üyeleri, derneğin İmam Hatip camiasına, ilçemize hatta ülkemize güç katacağını belirttiler. 11 Mart 2011
KADIN SORUNLARI DİYE BİR MESELE VAR MI GERÇEKTEN
KADIN SORUNLARI DİYE BİR MESELE VAR MI GERÇEKTEN!
Şeyma YILMAZ






