YORUM FARKI
Mustafa Uysal
"Mümin mescitte sudaki balık gibidir. Sudaki balık gibi zevk içindedir, camiden çıkmayı istemez. Mesciddeki münafık da kafesin içine sıkışan kuş gibi, kaçmaya çalışır." Hadis
Müftü Bey vaazda bu hadisi okudu ve yorumladı...
Konu nereden oraya geldi hatırlamıyorum ama vaazın sonlarına doğru bu hadisi okudu ve okurken epey yorumladı. Mescitlerde rahatsız olanlar kalplerinde hastalık bulunan ve tedavi olması gereken kişilermiş ve inşallah tedavi olurlarmış. Amin.
Buraya kadar bir şey yok. Yalnız Müftü Bey öyle bir yorumladı ki konuyu neredeyse imamların dokunulmazlığı ve asla eleştirilemezliğine kadar getirdi. Verdiği örnek aynen şöyle: Yok imam uzattıydı yok şunu dedi falan bunun gibi şeylerden rahatsızlık duymayın. Hatırımda kalanlar kelime kelime değil elbet ama bu minvaldeydi. Birden kendimi hastalıklı bir münafık gibi mi hissetmeliydim acaba? Zira bu yorumdan çok rahatsız oldum. Mescitlerde gayet rahatım ve ferahladığımı hissederim. Burada sorun yok. İyi peki, sorun nedir? Sorun şu ki, imamlardan rahatsız olursam münafık ve kalbi hastalıklı mı olacağım bu durumda? Elbette hayır. Keşke bu hadisi yorumlarken araya birçok alakasız koruma kalkanı girmeseydi.
Medrese eğitimi almadım ama bu hadisin imamın eleştirilmezliğine bağlanamayacağını gayet iyi biliyorum. Zira Hz. Ömer bile, cuma hutbesinde üstelik, eleştirilmiştir.
Müftü Bey bu hadisi yorumlarken, bu hadisin ana konusunun münafıkları ilgilendirdiğini ve mescitten değil de imamdan rahatsız olmanın bu kapsama girmediğini biliyor. Hüsn-ü zan ile biliyorum ki, tamamen alakasız olan bir konuya başka bir şeyi ifade etmek için girmiştir. Ancak sonuç itibariyle rahatsızlık verici bir yorumla sonuçlandı.
Bu vesileyle imamların illa eleştirilmesi gerektiğini söylemiyorum. Gerekirse eleştiri hakkımı saklı tutuyorum ve bu hakkın beni münafık tabiatlı yapmayacağını da gayet iyi biliyorum. Mescitlerde bulunmaktan rahatsızlık başkadır mescitlerde olan şeylerden rahatsızlık duymak başka şeydir. İki konuyu harmanlamak haksızlıklıktır.
11 Aralık 2015
24 Kasım 2015
Başkanlık Sistemi Hakkında Bilgilendirme
Başkanlık Sistemi Hakkında Bilgilendirme
Haber Seyret ekibi ve katılımcılarla birlikte yaptığımız bir değerlendirme.
Cumhurbaşkanlığı yahut başkanlık sistemi nedir?
Başkanlık sistemi ve demokrasi.
Merak edilenleri konuştuk.
Mustafa Uysal
Haber Seyret ekibi ve katılımcılarla birlikte yaptığımız bir değerlendirme.
Cumhurbaşkanlığı yahut başkanlık sistemi nedir?
Başkanlık sistemi ve demokrasi.
Merak edilenleri konuştuk.
Mustafa Uysal
20 Kasım 2015
Musibetler Kısa Film
senaryo ve yönetmen: İsmail Fazıl Atabay
yapımcı: Mustafa Uysal
yardımcı yönetmen: Çakır Ali
set sorumlusu: Emre Zeyrek
oyuncular: Macit Çevikalp
Metin Ertekin
Eda Sertel
Senanur Çevikalp
yapım: EDEBYA
İFASNT
xxx
Musibetler Kısa Film Short Film from edebya on Vimeo.
yapımcı: Mustafa Uysal
yardımcı yönetmen: Çakır Ali
set sorumlusu: Emre Zeyrek
oyuncular: Macit Çevikalp
Metin Ertekin
Eda Sertel
Senanur Çevikalp
yapım: EDEBYA
İFASNT
xxx
Musibetler Kısa Film Short Film from edebya on Vimeo.
17 Kasım 2015
27 Ekim 2015
Muhalefet Liderlerine Açık Mektup
Muhalefet Liderlerine Açık Mektup
Mustafa Uysal
Sevgili muhalefet partilerinin liderleri...
Demokrasimizin artık gelişmişlik düzeyini hemen hemen yakaladığı bu zaman diliminde sizden çok şey bekliyoruz. Özellikle demokrasimize verdiğiniz katkıdan dolayı teşekkür ediyoruz. Siz sayın muhalefet partileri liderlerine çok ihtiyacımız olduğu bir dönemdeyiz aynı zamanda. Ülke yönetimlerinin daha iyi, daha doğru ve hızlı çalışabilmesi için muhalefete her zaman ihtiyaç olmuştur. Bu ihtiyacı karşılamak üzere teşkilatlanıp çalışmak her türlü takdirin ötesindedir.
Demokrasimiz ve cumhuriyetimiz aynı yaşta değildir kuşkusuz. O yüzden çok fazla geçmişi kurcalamak da istemiyorum. Bugün muhalefet olmanın değer ve erdemlerini sıralayacak da değilim. Sizlerden beklediklerimizi aktarabilmek için bu mektubu yazdım ve
Mustafa Uysal
Sevgili muhalefet partilerinin liderleri...
Demokrasimizin artık gelişmişlik düzeyini hemen hemen yakaladığı bu zaman diliminde sizden çok şey bekliyoruz. Özellikle demokrasimize verdiğiniz katkıdan dolayı teşekkür ediyoruz. Siz sayın muhalefet partileri liderlerine çok ihtiyacımız olduğu bir dönemdeyiz aynı zamanda. Ülke yönetimlerinin daha iyi, daha doğru ve hızlı çalışabilmesi için muhalefete her zaman ihtiyaç olmuştur. Bu ihtiyacı karşılamak üzere teşkilatlanıp çalışmak her türlü takdirin ötesindedir.
Demokrasimiz ve cumhuriyetimiz aynı yaşta değildir kuşkusuz. O yüzden çok fazla geçmişi kurcalamak da istemiyorum. Bugün muhalefet olmanın değer ve erdemlerini sıralayacak da değilim. Sizlerden beklediklerimizi aktarabilmek için bu mektubu yazdım ve
06 Ekim 2015
BUHARİ ÜZERİNDEN MANTIKSAL ÇIKARIMLAR
BUHARİ ÜZERİNDEN MANTIKSAL ÇIKARIMLAR
Mustafa Uysal
Mantıksal çıkarım için bir hüküm cümlesinin olması yeterlidir.
Bakalım bu hüküm cümlesi aslında ne demek istiyor? Bakalım bu hüküm cümlesinin içinden başka hangi hükümler çıkarılabilir?
1- Buhari çökerse İslam çöker, öyleyse İslam Buhari ile var olmuştur.
2- Buhari çökünce İslam da çökerse İslam’ın varlığı Buhari’ye dayanmaktadır.
3- Buhari çökünce çökecek olan bir İslam ancak Buhari ile var olacağına göre Buhari olmasaydı İslam olmayacaktı.
4- Buhari olmasaydı İslam diye bir din olmayacaktı.
5- İslam kendiliğinden çökerse Buhari de göçmüş sayılmaz. Bu durumda
Mustafa Uysal
“Buhari çökerse İslam çöker…” İhsan Şenocak ve onun gibi düşünen bütün hocalar ve onlara inananlar.
Mantıksal çıkarım için bir hüküm cümlesinin olması yeterlidir.
Bakalım bu hüküm cümlesi aslında ne demek istiyor? Bakalım bu hüküm cümlesinin içinden başka hangi hükümler çıkarılabilir?
1- Buhari çökerse İslam çöker, öyleyse İslam Buhari ile var olmuştur.
2- Buhari çökünce İslam da çökerse İslam’ın varlığı Buhari’ye dayanmaktadır.
3- Buhari çökünce çökecek olan bir İslam ancak Buhari ile var olacağına göre Buhari olmasaydı İslam olmayacaktı.
4- Buhari olmasaydı İslam diye bir din olmayacaktı.
5- İslam kendiliğinden çökerse Buhari de göçmüş sayılmaz. Bu durumda
SAVAŞIMI ÇALDIN BARIŞ İSTEME BENDEN!
SAVAŞIMI ÇALDIN BARIŞ İSTEME BENDEN!
Mustafa Uysal
Benden barış isteme artık…
Bende olmayanı sana veremem.
Bende barış yok, barış sende zira sensin beni vuran!
Benden artık asla barış isteme! Her barış istediğinde senin bana yaptığın gibi canına kastedeceğim. Benden her barış istediğinde seni tarihin bile değil çöplüğün kenarına gömmek için elimden geleni yapacağım.
Buraya kadarmış. Bana barış masallarını buraya kadar anlatacaksın. Barış diye diye beni soyup soğana çevirdiğin, ezip rezil ettiğin buraya kadar! Barış için yalvaracaksın ama ben veremeyeceği çünkü bu bende olmayan bir şey. O senin. Barış senin unuttun mu? O masal senin unuttun mu? Benim yurdum sadece burası değil, hem doğduğum yerde hem de bütün dünyada ölüm benim, barış senin. Sen artık benden barış falan isteme, benden ölüm iste. Beni yenebilirsen işte o zaman barışı da üzerime kusarsın ve çeker gidersin. Yenemezsen ama… Ama yenemezsen seni o barışınla birlikte gömerim.
Gözümün içine baka baka evladımı öldüreceksin, coğrafyamı kan gölüne çevireceksin, ekonomimi yerlerde süründüreceksin, etrafıma ateş çemberi çekeceksin ve benden barış isteyeceksin! Alçak, namussuz sen değil sahibin gelsin onun eline vereceğim barışı! Sırtımızda bir koca devlet yıkıp yine sırtımızda bir küçük
Mustafa Uysal
Benden barış isteme artık…
Bende olmayanı sana veremem.
Bende barış yok, barış sende zira sensin beni vuran!
Benden artık asla barış isteme! Her barış istediğinde senin bana yaptığın gibi canına kastedeceğim. Benden her barış istediğinde seni tarihin bile değil çöplüğün kenarına gömmek için elimden geleni yapacağım.
Buraya kadarmış. Bana barış masallarını buraya kadar anlatacaksın. Barış diye diye beni soyup soğana çevirdiğin, ezip rezil ettiğin buraya kadar! Barış için yalvaracaksın ama ben veremeyeceği çünkü bu bende olmayan bir şey. O senin. Barış senin unuttun mu? O masal senin unuttun mu? Benim yurdum sadece burası değil, hem doğduğum yerde hem de bütün dünyada ölüm benim, barış senin. Sen artık benden barış falan isteme, benden ölüm iste. Beni yenebilirsen işte o zaman barışı da üzerime kusarsın ve çeker gidersin. Yenemezsen ama… Ama yenemezsen seni o barışınla birlikte gömerim.
Gözümün içine baka baka evladımı öldüreceksin, coğrafyamı kan gölüne çevireceksin, ekonomimi yerlerde süründüreceksin, etrafıma ateş çemberi çekeceksin ve benden barış isteyeceksin! Alçak, namussuz sen değil sahibin gelsin onun eline vereceğim barışı! Sırtımızda bir koca devlet yıkıp yine sırtımızda bir küçük
02 Ekim 2015
Ne Verirsen Ver
'Ne verirsen ver'in fiyatı?
Mustafa Uysal
Çoğunlukla iyi niyetin, önemsizliğin bir göstergesi gibi durur; değildir. Zulümdür. Ne verirsen ver, sözü bir zulüm ve aşağılamadır. Aslında işi yapan, yaptığı işin çok da önemli olmadığını, para da istemediğini belli etmeye çalışır. Yine de yani biraz para verilse iyi olur, anlamındadır. Tam çözümlemesi şöyle: Ne verirsen... Sonuçta ver de ne olduğu önemli değil. Son kelime "Ver!" şeklindedir. Sonuç olarak kesinlikle bir istek vardır. Vereceksin ama bedeli sen belirleyeceksin. İntikam alır gibi...
Borcumuz ne kadar, sorusundan sonra gelir bu cevap çoğunlukla. Zaten biz, yapılan işin ne değerde olduğunu bilsek doğrudan ödeme yaparız yahut o işin değerini öğrenebileceğimiz bir çare ararız. Yapılan
Mustafa Uysal
Çoğunlukla iyi niyetin, önemsizliğin bir göstergesi gibi durur; değildir. Zulümdür. Ne verirsen ver, sözü bir zulüm ve aşağılamadır. Aslında işi yapan, yaptığı işin çok da önemli olmadığını, para da istemediğini belli etmeye çalışır. Yine de yani biraz para verilse iyi olur, anlamındadır. Tam çözümlemesi şöyle: Ne verirsen... Sonuçta ver de ne olduğu önemli değil. Son kelime "Ver!" şeklindedir. Sonuç olarak kesinlikle bir istek vardır. Vereceksin ama bedeli sen belirleyeceksin. İntikam alır gibi...
Borcumuz ne kadar, sorusundan sonra gelir bu cevap çoğunlukla. Zaten biz, yapılan işin ne değerde olduğunu bilsek doğrudan ödeme yaparız yahut o işin değerini öğrenebileceğimiz bir çare ararız. Yapılan
21 Eylül 2015
KİTAP, RADYO VE KUŞLAR
KİTAP, RADYO VE KUŞLAR
Mustafa Uysal
Bir kitap aşığı olarak Mehmet Aydoğan’dan bahsetmek istiyorum size…
Hayatında radyo, kitap, dergi ve aile var. Bütün gündemini bunlar belirliyor.
Aile üzerine sürekli araştırmalar yapıyor ve okumalarını son zamanlarda bu konuya teksif etmiş durumda. Kendisiyle tanışalı epey oldu. Arada görüşüyoruz ama her görüştüğümüzde derin bir iz bırakıyor bende. Geçen günkü görüşmemizde yine okuduklarından bahsetti. Aile ile ilgili o kadar geniş bir arşivi var ki… Bu konu üzerinde toplamadığı kaynak kalmamış neredeyse. Hayatı okuyarak ve radyo
Mustafa Uysal
Bir kitap aşığı olarak Mehmet Aydoğan’dan bahsetmek istiyorum size…
Hayatında radyo, kitap, dergi ve aile var. Bütün gündemini bunlar belirliyor.
Aile üzerine sürekli araştırmalar yapıyor ve okumalarını son zamanlarda bu konuya teksif etmiş durumda. Kendisiyle tanışalı epey oldu. Arada görüşüyoruz ama her görüştüğümüzde derin bir iz bırakıyor bende. Geçen günkü görüşmemizde yine okuduklarından bahsetti. Aile ile ilgili o kadar geniş bir arşivi var ki… Bu konu üzerinde toplamadığı kaynak kalmamış neredeyse. Hayatı okuyarak ve radyo
20 Eylül 2015
Logo Değişikliği
16 Eylül 2015
Başlıksız
Başlıksız
Mustafa Uysal
Daha önce yazdım ve Tavşanlı'nın âlî menfaatlerine dokunduğunu falan söylediler...
(Bu sitede var yazdıklarım. 2011 yılı Kasım ayına ait arşiv bölümünde.)
Bakalım bu kez bu âlî menfaatlerin üstüne kusmadan diyeceklerimi ifade edebilecek miyim...
Bugün, bir arkadaşımla birlikte, olumlu yahut olumsuz bir cevap beklemediğimiz, iki dakikalık (120 sn.) bir görüşme için oraya gittik. Gerekli şeyleri zaten yapmıştı arkadaşım, sadece kendisini göreceklerdi.
Güvenlik aradı, yok. Aradı, beklesinler cevabı geldi. (Sebep belirtilmedi.) Yarım saat geçti. Aradı, beklesinler... Bir saate yaklaştı. Biz gidiyoruz, çok da önemli değil, dedik öfkeli ve hoşnutsuz... Kibar adamlar kapıdakiler. Bir daha aradılar, gelsinler, dendi. Kimlikleri veriyorduk ki, hemen ardından, gelmesinler, dendi.
Mustafa Uysal
Daha önce yazdım ve Tavşanlı'nın âlî menfaatlerine dokunduğunu falan söylediler...
(Bu sitede var yazdıklarım. 2011 yılı Kasım ayına ait arşiv bölümünde.)Bakalım bu kez bu âlî menfaatlerin üstüne kusmadan diyeceklerimi ifade edebilecek miyim...
Bugün, bir arkadaşımla birlikte, olumlu yahut olumsuz bir cevap beklemediğimiz, iki dakikalık (120 sn.) bir görüşme için oraya gittik. Gerekli şeyleri zaten yapmıştı arkadaşım, sadece kendisini göreceklerdi.
Güvenlik aradı, yok. Aradı, beklesinler cevabı geldi. (Sebep belirtilmedi.) Yarım saat geçti. Aradı, beklesinler... Bir saate yaklaştı. Biz gidiyoruz, çok da önemli değil, dedik öfkeli ve hoşnutsuz... Kibar adamlar kapıdakiler. Bir daha aradılar, gelsinler, dendi. Kimlikleri veriyorduk ki, hemen ardından, gelmesinler, dendi.
13 Eylül 2015
KAVGA ETMEK İÇİN TANIŞMAYA GEREK YOK!
KAVGA ETMEK İÇİN TANIŞMAYA GEREK YOK!
Mustafa Uysal
Kutsal bilimlerinizin bizi yükselttiği zirvede (!) daha önceki insanların dışkılarından başka bir şey bulamadık.
Dışgrup homojenliği yanılgısını yazacağım Türk-Kürt üzerinden…
Gel gelelim ben de o gruplardan birindeyim.
Nitekim bilim insanı nesnelliği diye bir şey var!
Değil, insan var ancak.
Bu zorluğu göze alarak yazıyorum…
Dışgrup homojenliği, “biz” ve “onlar” diye algıladığımız dünyayı “onlar” açısından tamamen birbirinin aynı olarak görmemizdir. Yani bütün Kürtler şöyledir, kalıp yargısı gibi. Oysa bütün Kürtler öyle değil.
Her açıdan homojen değil heterojen bir grup “onlar” da.
Her neyse bu kalıpyargılar bizim dünyayı algılamamızda ve hızlı hareket etmemizde çok işe yararlar ancak her zaman değil.
Bazen hızlı değil akıllı hareket
Mustafa Uysal
Kutsal bilimlerinizin bizi yükselttiği zirvede (!) daha önceki insanların dışkılarından başka bir şey bulamadık.
Dışgrup homojenliği yanılgısını yazacağım Türk-Kürt üzerinden…
Gel gelelim ben de o gruplardan birindeyim.
Nitekim bilim insanı nesnelliği diye bir şey var!
Değil, insan var ancak.
Bu zorluğu göze alarak yazıyorum…
Dışgrup homojenliği, “biz” ve “onlar” diye algıladığımız dünyayı “onlar” açısından tamamen birbirinin aynı olarak görmemizdir. Yani bütün Kürtler şöyledir, kalıp yargısı gibi. Oysa bütün Kürtler öyle değil.
Her açıdan homojen değil heterojen bir grup “onlar” da.
Her neyse bu kalıpyargılar bizim dünyayı algılamamızda ve hızlı hareket etmemizde çok işe yararlar ancak her zaman değil.
Bazen hızlı değil akıllı hareket
07 Eylül 2015
AKDENİZ’DE ÖLME AYLAN!
AKDENİZ’DE ÖLME AYLAN!Mustafa Uysal
Bir çocuk ölüyor...Binlercesi öldü.
Çocuk denizde ölüyor...
Deniz ceset dolu...
Cesetler karada olduğu sürece sorun yok kardeşim. Yeter ki, denizde olmasın.
Kırmızı tişörtlü Aylan denizde öldü ve Bodrum kıyılarına attı onu deniz.
Aylan denizde öldüğü ve gözümüzün önüne kadar geldiği için çok içerledik ölümüne.
Deniz bir çocuğu nasıl olur da öldürürdü? Deniz katil miydi?
Elbette değildi. O zaman her birimiz durduğumuz yere göre katil tayin ettik.
Herkes, katilini karşısında durduğu yerden seçti.
Kırmızı tişörtlü, kısa pantolonlu, ıslak saçlı, kumsalda yatan Aylan! Aylan uyan, Aylan orada ölme, lütfen burada ölme Aylan!
Aylan, Akdeniz'de ölme lütfen! Aylan lütfen Suriye'de varil bombalarıyla parçalan, kimyasal gazla boğul, şebbiha bıçağı ile doğran, uçak ve helikopterlerden devletinin sana ayırdığı ölüm ile öl ama Aylan lütfen Akdeniz'de ölme!
Biz çok ağlıyoruz Aylan! Ölme Akdeniz'de Aylan, çok ağlıyoruz seni görünce. Seni görünce yüreğimizden parçalar gidiyor Aylan. Akdeniz'de ölme lütfen, kıyılarımız var ve tatil
01 Eylül 2015
DOSTNAME - XXX (İstanbul)
Osman Said DEMİRYILMAZ İSTANBUL
Ey dost, 01.09.2015
Sana yazmanın özgürlüğünde kalemlerle dansıma başlıyorken,
seni ruhumda
bir kere daha hissettim. Hasretinin uzayıp giden sancılarını çekiyorum. Geceler
başka ızdıraplara gebe sana ulaşacak namelerin ışığında. Hayaller, umutlar,
çiçeklerin bahara özlemi hiçbirisi bu sana ve bir de o şehre olan hasretimi
anlatmaya yetmez. Işıklar arasında sıkışmış karanlıklarda çözüm arayan
yürekler, bu gece Dostname mesaisinde bana yaren. Puslu gecenin iç karartan havasını
yaramasalarda, uçuramasalarda hasret duydukları diyarlara gönüllerini, fikirler
zincirlenip duygular salınsa da bu gece bambaşka Dostname’nin satır arasındaki
labirentleşen sokaklar!30 Ağustos 2015
VUR ULAN, SAĞLAM VUR!
VUR ULAN, SAĞLAM VUR!
Mustafa Uysal
Vur bakalım, vur PKK…
Vur ki, bir daha bu kadar namussuzu bir arada bulamazsın destek için.
Her vurduğunda, yancıların suçu başkalarına yüklüyor vur aslanım, sağlam vur(!)
Vur bakalım, durma vur zira tarih senden yanadır, dünya senden yana, muhalefet senden yana, cemaati, tarikati, partisi, gazetesi, televizyonu, hocası, hacısı, gevşeği, zevzeği… Hatta boş kadehini şimdi masaya vuran ayyaş bile senden yana.
Bomba senden yana, mermi senden yana, füze senden yana, susturucu senden yana, havai fişek, molotof senden yana hatta matbaa makineleri senden yana…
Belediyeler senindir, muhalefet partileri senin, kendi emrindeki memurlarını
Mustafa Uysal
Vur bakalım, vur PKK…
Vur ki, bir daha bu kadar namussuzu bir arada bulamazsın destek için.
Her vurduğunda, yancıların suçu başkalarına yüklüyor vur aslanım, sağlam vur(!)
Vur bakalım, durma vur zira tarih senden yanadır, dünya senden yana, muhalefet senden yana, cemaati, tarikati, partisi, gazetesi, televizyonu, hocası, hacısı, gevşeği, zevzeği… Hatta boş kadehini şimdi masaya vuran ayyaş bile senden yana.
Bomba senden yana, mermi senden yana, füze senden yana, susturucu senden yana, havai fişek, molotof senden yana hatta matbaa makineleri senden yana…
Belediyeler senindir, muhalefet partileri senin, kendi emrindeki memurlarını
25 Ağustos 2015
DOSTNAME - XXIX (Akrebî Türkler)
Sevgili
dostum, kalemdaşım, 25.08.2015
Bir ülke var
dünyada bambaşka… Patlamaya hazır bir volkan!
Ölümün hayat tarzı olarak kabul
edildiği bir yer! Aşk, sevgi, kahramanlık ve ölüm temalarının acı bir bağlılık
yemini kadar iç içe yaşandığı nadir ülkelerden biri! Karakteristik yapısından,
üzerinde yaşayan insanların bile etkilendiği, stratejik olarak herkesin en çok
arzuladığı, merak ettiği ama bir o kadar da çekindiği, sevgilerini dişlerini
gıcırdatarak gösterdikleri ülke! Duygusal, sırlı, büyük değişimlere açık, mistik
durumlara meraklı, cinselliğe ve adrenalin gerektiren olaylara her an hazır,
kuşku ve kıskançlığın kıskacında yaşayan insanların ülkesi…
MAYMUN ORDUSUNUN KOMUTANI Mustafa Uysal
Bir video vardı, bilmem hatırlar mısınız? Ormanda Afrikalı askerler, yanlarında bulunan maymuna kalaşnikof veriyorlar. Gerisini biliyorsunuz, maymun tetiği buluyor ve rastgele ateş ediyor.
Aydın Doğan medyasının eğitim yöntemi bu.
Hiç abartısız söylüyorum böyle. Yeni işe aldıkları kişileri böyle eğitiyorlar. Seçtikleri de zaten eğitilebilir oluyor. Tetiğin yerini kendileri buluyorlar ve bir süre kendi hallerine bırakıyorlar. Kendileri bir süre kurşunların mesafesinden çekilip maymunun ateş etmesini bekliyorlar. Maymun elindeki silahın ne kadar değerli olduğunu anlıyor. Yaptığı haberlerin ne kadar etkili olduğunu anlıyor.
Videoya geri dönelim…
Bu maymunların sahiden eğitilebildiğini düşünün yani gösterilen istikametlere ateş edebildiğini, nişan alması önemli değil. Maymun ordusu kurabilirsiniz rahatlıkla. Bir çarpışmada kaç maymunun telef olduğu önemli olur mu? Baş maymunu bile rahatlıkla
20 Ağustos 2015
İngiltere’nin İstanbul’u Fethi ve 2023
İngiltere’nin İstanbul’u Fethi ve 2023Mustafa Uysal
Dün bir arkadaşım aynen şu ifadeyi kullanmıştı: “Benim anladığım kadarıyla, AKP olmasa herkes birbiriyle
Bu cümle üzerinde düşünmeye değer.
Artan terör olayları ve ülkemizdeki karışıklıklar üzerine yazılmış bir cümle bu. Ardından Murat Karayılan açıklama yaptı: “Aslında biz tekçi, faşist, sömürgeci devletin yönetim sistemini aşmayı hedefliyoruz. Yeni paradigmamıza göre yaklaşıldığında ordu bizim öncelikli hedefimiz değildir. Ancak AKP kendi çıkarları için herkesi kullanıyor; orduyu da kullanmaktadır. Demokratik Ulus-Demokratik Özerklik perspektifiyle Türkiye'de demokratik bir dönüşümü hedefleyen hareketimizin esas olarak orduyu hedeflemek gibi bir sorunu yoktur. Fakat AKP orduyu önümüze sürüyor ve böylece çatışmalar başlamış bulunuyor.” Buradan anlaşıldığına göre PKK’nın da hedefinde aynı parti var. Gezi süreci, 17-25 Aralık girişimi ve daha benzer olaylar… Hepsinin hedefi aynı parti. Teke indirgersek: Erdoğan.
Dün Cemil Ertem, 12 Eylül öncesi olayları hatırlatarak sordu: “Ben şimdi şunu soruyorum, tarihten çıkardığım bu dersle, Avrupa’da gerici Alman sermayesinin, İngiltere’de ve ABD’de savaştan ve 20. yüzyıldan kalma “gerici” sektörlerden nemalanan finans oligarşisinin istediği bir hükümet kurulursa
14 Ağustos 2015
Fenerbahçe Aleviliği
Mustafa Uysal
Maçtan hemen sonra iyi bir çay içebilmek için güzel bahçeli bir çayevine gittik arkadaşımla. Oldukça üzgündü yenilgi dolayısıyla. Uzun zamandır görüşmüyorduk ve ben onu ziyarete gitmiştim. Çok uzun zamandır görüşmediğim başka bir şehirden ziyaretine gittiğim arkadaşım, Galatasaray’ın derbi maçı dolayısıyla beni maç yayını olan bir kahvehanede karşıladı. Çok samimi ve sıcak karşıladı, sarıldık kucaklaştık. Gözleri bir yandan ekrana kayarken konuştuk, dertleştik. Çok sevindi geldiğime, sahiden ama. Bakmayın gözlerini maçtan alamadığına. Takımını çok seviyor hatta bu uğurda o kadar çok şey feda etmiş ki, duysanız şaşırırsınız. Öğrenciyken de böyleydi.
Güllerle dolu bahçeye geçtik ve arkadaşım iki çay söyledi.
Hayattan, işlerden, çocuklardan, siyasetten falan ne varsa konuştuk ama söz bir türlü futbola gelmedi. Ben de ısrarcı olmadım zaten. Bütün sözler bitip de altı yedi bardak çayı da içtikten sonra söz de tükenmeye başlıyor araya bazen sessizlik giriyordu. Aradığım fırsat yavaştan görünüyordu yani. Sözü futbola getirip biraz kızdırmak istiyordum. Nihayet sordum:
Maçtan hemen sonra iyi bir çay içebilmek için güzel bahçeli bir çayevine gittik arkadaşımla. Oldukça üzgündü yenilgi dolayısıyla. Uzun zamandır görüşmüyorduk ve ben onu ziyarete gitmiştim. Çok uzun zamandır görüşmediğim başka bir şehirden ziyaretine gittiğim arkadaşım, Galatasaray’ın derbi maçı dolayısıyla beni maç yayını olan bir kahvehanede karşıladı. Çok samimi ve sıcak karşıladı, sarıldık kucaklaştık. Gözleri bir yandan ekrana kayarken konuştuk, dertleştik. Çok sevindi geldiğime, sahiden ama. Bakmayın gözlerini maçtan alamadığına. Takımını çok seviyor hatta bu uğurda o kadar çok şey feda etmiş ki, duysanız şaşırırsınız. Öğrenciyken de böyleydi.
Güllerle dolu bahçeye geçtik ve arkadaşım iki çay söyledi.
Hayattan, işlerden, çocuklardan, siyasetten falan ne varsa konuştuk ama söz bir türlü futbola gelmedi. Ben de ısrarcı olmadım zaten. Bütün sözler bitip de altı yedi bardak çayı da içtikten sonra söz de tükenmeye başlıyor araya bazen sessizlik giriyordu. Aradığım fırsat yavaştan görünüyordu yani. Sözü futbola getirip biraz kızdırmak istiyordum. Nihayet sordum:
11 Ağustos 2015
ULTRA MİNİ ÖYKÜ
ULTRA MİNİ ÖYKÜ
Her gün, Tavşanlı kahvehanelerinde; çok muteber islam alimleri, dünya siyasetine yön veren büyük siyaset adamları ve geçmişte nice kupalar almış futbol dehaları ile çay içen biri olarak (Onlar anlatıyor ben çay içip dinliyorum.) artık ev dışında kitap okumamaya karar verdim. Hayır, okuduğum kitapların yazarları bu adamlardan daha iyi değil. Zaten o kadar güzel esir alıyorlar ki muhabbetleriyle, okumaya fırsat olmuyor. Yine de hepsine duacıyım. Daha tenha yerler arayışındayım zira, her şeyi bilen insanların arasında kalmak beni yoruyor. Bilimsel paradigmaları bir çırpıda yıkan bilim insanları bile var aralarında. Bu durumda daha tenha yerlerde bulunmam ruh sağlığım için gayet iyi bir şey olacaktır. Ne demişler: Tebdil-i mekanda ferahlık vardır.
(Dikkat: Kibir, ironi, sitem, feryat, eziklik gibi ana temaları bulunan bir metindir.)
Her gün, Tavşanlı kahvehanelerinde; çok muteber islam alimleri, dünya siyasetine yön veren büyük siyaset adamları ve geçmişte nice kupalar almış futbol dehaları ile çay içen biri olarak (Onlar anlatıyor ben çay içip dinliyorum.) artık ev dışında kitap okumamaya karar verdim. Hayır, okuduğum kitapların yazarları bu adamlardan daha iyi değil. Zaten o kadar güzel esir alıyorlar ki muhabbetleriyle, okumaya fırsat olmuyor. Yine de hepsine duacıyım. Daha tenha yerler arayışındayım zira, her şeyi bilen insanların arasında kalmak beni yoruyor. Bilimsel paradigmaları bir çırpıda yıkan bilim insanları bile var aralarında. Bu durumda daha tenha yerlerde bulunmam ruh sağlığım için gayet iyi bir şey olacaktır. Ne demişler: Tebdil-i mekanda ferahlık vardır.
(Dikkat: Kibir, ironi, sitem, feryat, eziklik gibi ana temaları bulunan bir metindir.)
Münafık Toplumdan Çok Kutuplu ve Uyumlu Topluma
Münafık Toplumdan Çok Kutuplu ve Uyumlu Topluma
Mustafa Uysal
Toplum bilimciler ve devleti yönetenler tarafından yüz yıla yakın bir süredir toplumsal kutuplaşmanın ne kadar kötü bir durum olduğu ısrarla anlatıldı ve bu durum engellenmeye çalışıldı… Çalışıldı, diyorum ama bakmayın böyle bir gayret içinde olduklarına. Aslında bu kutuplaşma hiçbir zaman tam olarak gerçekleşmez böyle bir tehlike bile belirmez modern toplumda. Zira modern toplum özünde münafık bir toplumdur. (Dine ait bir kavramı esas aldığımın farkındayım zira sadece “iki yüzlü” demek anlatmak istediğim durumu karşılamayacaktır.) Toplumsal kutuplaşma aynı zamanda bir çatışmayı da beraberinde getirecektir ki, bu da toplumun yönetilemez bir hal almasını ve toplumsal yapının bir kaosa dönüşmesi sonucunu getirecektir.
Peki, böyle mi olmuştur pratikte?
Hayır. Asla böyle olmamıştır. Türk toplumunun son bir asrını konuşuyorsak asla böyle bir şey olmamıştır. Türk toplumu özünde hiçbir zaman kutuplaşamamıştır.
Mustafa Uysal
Toplum bilimciler ve devleti yönetenler tarafından yüz yıla yakın bir süredir toplumsal kutuplaşmanın ne kadar kötü bir durum olduğu ısrarla anlatıldı ve bu durum engellenmeye çalışıldı… Çalışıldı, diyorum ama bakmayın böyle bir gayret içinde olduklarına. Aslında bu kutuplaşma hiçbir zaman tam olarak gerçekleşmez böyle bir tehlike bile belirmez modern toplumda. Zira modern toplum özünde münafık bir toplumdur. (Dine ait bir kavramı esas aldığımın farkındayım zira sadece “iki yüzlü” demek anlatmak istediğim durumu karşılamayacaktır.) Toplumsal kutuplaşma aynı zamanda bir çatışmayı da beraberinde getirecektir ki, bu da toplumun yönetilemez bir hal almasını ve toplumsal yapının bir kaosa dönüşmesi sonucunu getirecektir.
Peki, böyle mi olmuştur pratikte?
Hayır. Asla böyle olmamıştır. Türk toplumunun son bir asrını konuşuyorsak asla böyle bir şey olmamıştır. Türk toplumu özünde hiçbir zaman kutuplaşamamıştır.
24 Temmuz 2015
Bisimit Kim?

Bisimit Kim?
Mustafa Uysal
Son zamanların en popüler kişisi ise Bisimit.
Bisimit hangi sebepten merak ediliyor peki?
Bisimit bir yazar ve yazdıkları toplumun çok büyük bir kesimi tarafından çok büyük bir merakla okunuyor. Üstelik bir gazetede falan da yazmıyor. İnternet üzerinde ve sosyal ağlarda yazıyor. Buna rağmen Türkiye'nin en popüler yazarlarından. Sosyal medya üzerinde yazıları en çok paylaşılanlardan birisi. Üstelik bazı yazıları seslimakale.com sitesinde seslendirildi ve milyonlarca paylaşım aldı.
İşin daha ilginç kısmı, Bisimit ismi her yerde konuşuluyor. Anadolunun en ücra köşesindeki kahvelerde bile "Bisimit kim?" sorusunu soruyor insanlar birbirlerine. İnternet vasıtasıyla, Türkçe konuşulan bütün ülkelerde de popüler durumda. Arama motorlarında hep o aranıyor.
Sosyal medya üzerinde adına açılmış yüzlerce sayfa var. Bildiğim kadarıyla aslı
14 Temmuz 2015
DOSTNAME-XXVIII (MAVİ)
Osman
Said DEMİRYILMAZ
MAVi
Sevgili
dostum, 14.07.2015
Şimdiye kadar
sana hep siyah olarak yazdım. Siyah bende sen demekti. Mavi renkte ise kendimi
buldum. Hep seni keşfetmekten bahsediyorum. “Acaba kendimden mi başlasam
keşfetmeye” diye düşününce bu Dostnamede çıktı ortaya. Ben demesini sevmem
aslında “Mavi” desem kırılmazsın değil mi bana? Aslında “Mavi” de ben demek tam
anlamıyla.
Mavi
doğuşumdan başlar benim, babamın ilk erkek evladı olunca evdeki ilk Mavi de ben
oluyorum tabii… İlk adımlarımı Mavi yazlık ayakkabılarımla attım, anne ve
babamın hayran bakışları önünde… Okula her ne kadar siyah önlükle başladımsa da
Mavi giymiş gibi hissederdim kendimi. Gökyüzü en sevdiğim doğa parçası,
Maviliklere açılan kapı… Resim yaparken
Mavi rengi kullanırdım en çok, bu yüzden önce Maviler biterdi boyalarımda ve
kalemlerimde… Yazmaya başlayınca da hep Mavi kalemleri sevdim nedense…
09 Temmuz 2015
Başkasının Savaşı
Başkasının
Savaşı
Mustafa Uysal
Uzun
uzadıya analize girmeyeceğim savaş konusunda. Sadece birkaç hissimi aktarıp
konuyu kapatacağım.
Seksenli
yılların başlarında bir yaz sonu tarlada otururken haber geldi, Kıbrıs için
seferberlik görevi olan çağrılabilir, diye. Kim nereden duydu ve söyledi
bilmiyorum. Tarlanın ortasına ateş gibi düştü haber. Neredeyse sararmış otları
yakacak bir "Ah!" çıktı ninemin ağzından. O an yüreğimi kavurup geçen
bütün korkuların silindiğini, büyük çok daha büyük bir korkunun çocuk yüreğime
oturduğunu hissettim. Siyah beyaz televizyondan bildiğim kadarıyla savaş,
uçaklardan atılan ve yere doğru savrulup gelen sonra etrafı cehenneme çevirerek
patlayan bombalardı. İran ve Irak’ın uçak, tank ve asker sayılarıydı. Bunların hepsi
birleşti ve seferberlik emri olan babamı içine alıverdi haberle birlikte. Kimsenin
ağzını bıçak açmadı bir müddet. Herkes sustukça çocuklar daha 03 Temmuz 2015
Hayat İkiye Ayrılmaz
Mustafa Uysal
Hayat İkiye Ayrılmaz
Sanal ve gerçek diye ikiye ayrılmaz.
Evet, ikiye ayırabiliriz ama böyle değil.
Bir bu dünya, bir de hesap vereceğimiz ve devamlı kalacağımız ana yurt, diğer hayat, kısaca ahiret kelimesi ile ifade ettiğimiz yer var.
Hayatımızın bir kısmının sanal ortamlarda geçtiğini düşünüyor olabilirsiniz. Öyle zaten, geyik muhabbetlerinin ve kaygılanıyomuş numarasının bir numaralı konusu zira. Hayatımızın bir kısmının sanal ortamda bir kısmının gerçek ortamlarda nasıl geçtiğini pek hesaplamadan (Teknik bir ayrım değil.) öylesine söylüyoruz. Sanal ortamı tanımlamaya kalkarsak işin içinden çıkamayız burada. O yüzden kısaca ve burada işimi görecek bir tanım üzerinden gideceğim. Sanal ortamda hayat: Sosyal ağlar ve internet siteleri vasıtasıyla insanlarla gerçek kimlik yahut sahte kimlik üzerinden irtibat kurma, yorum yapma, fikir beyan etme, video, ses, fotoğraf ve yazılı şeyler paylaşma... Daha da ayrıntılı hale getirilebilir. Gerçek hayat: Fizik zeminde beş duyumuz ve kalbimizle algıladığımız evrende her tür faaliyet yahut faaliyetsizlik.
Sanal hayat ile gerçek hayatı ayırabilir miyiz peki?
Hayat İkiye Ayrılmaz
Sanal ve gerçek diye ikiye ayrılmaz.
Evet, ikiye ayırabiliriz ama böyle değil.
Bir bu dünya, bir de hesap vereceğimiz ve devamlı kalacağımız ana yurt, diğer hayat, kısaca ahiret kelimesi ile ifade ettiğimiz yer var.
Hayatımızın bir kısmının sanal ortamlarda geçtiğini düşünüyor olabilirsiniz. Öyle zaten, geyik muhabbetlerinin ve kaygılanıyomuş numarasının bir numaralı konusu zira. Hayatımızın bir kısmının sanal ortamda bir kısmının gerçek ortamlarda nasıl geçtiğini pek hesaplamadan (Teknik bir ayrım değil.) öylesine söylüyoruz. Sanal ortamı tanımlamaya kalkarsak işin içinden çıkamayız burada. O yüzden kısaca ve burada işimi görecek bir tanım üzerinden gideceğim. Sanal ortamda hayat: Sosyal ağlar ve internet siteleri vasıtasıyla insanlarla gerçek kimlik yahut sahte kimlik üzerinden irtibat kurma, yorum yapma, fikir beyan etme, video, ses, fotoğraf ve yazılı şeyler paylaşma... Daha da ayrıntılı hale getirilebilir. Gerçek hayat: Fizik zeminde beş duyumuz ve kalbimizle algıladığımız evrende her tür faaliyet yahut faaliyetsizlik.
Sanal hayat ile gerçek hayatı ayırabilir miyiz peki?
30 Haziran 2015
DOSTNAME-XXVII (Gölgeden Aydınlığa)
Osman
Said Demiryılmaz
GÖLGEDEN
AYDINLIĞA
Ey
eskimeyen dostum, 30.06.2015
Eskimek,
kötümser bir anlam katıyor gibi olsa da ilk duyuşta. Aslında bendeki yerinin,
hatırının, hatıranın güzelliğini ifade ediyor. Eskimeyen eskilik iyidir. Epey
oldu senle denebiliyorsa bir ortak geçmiş var demektir. Şimdilerde pek çok
yerde işitim, diyorlar ki; “Neler oluyor bize böyle?” diyorlar ki; “Ne bu
halimiz böyle?” Ne var halimizde diye döndüm baktım, kendime, kendimize…
Keşfeyledim, içimde gizlediklerimi ve paylaşmak istedim seninle.
09 Haziran 2015
Duadan Sonra
Duadan Sonra
Mustafa Uysal
Rabbim, biz Müslümanlar bu ortamlarda pekçok iddia ortaya koyduk.
Müslümanlık tasladık hatta bazılarımız kefenini giydiğini söyledi.
Rabbim, sanırım iddialarımızı ispatlama zamanı, imtihan zamanı.
Rabbim, iddiamız bizi kurtarmaz ve ispat gerekiyor biliyoruz.
Nice yıldır durduğumuz yerden ayaklarımızı kaydırma Rabbim.
Biriktirdiğimiz üç beş dünyalıktan ayrılmayı zor gösterme bize. Asıl yurdun ahiret olduğunu unutturma bize.
Rabbim, vaadin gerçektir, kaldıramayacağımız yükü yükleme bize.
Rabbimiz, bir iddiamız var ve ispat istiyor şimdi ama yine de senin yardımın olmadan yapamayacağımızı biliyoruz. Aciziz, aciz olduğumuzu bize unutturma ve bu acizliğimizi zillete bahane yaptırma.
Kalplerimize sekinet indir. Sükut ve huzur içinde dik durabilelim.
Bir kez daha, Rabbimiz çekemeyeğimiz yükü yükleme ve yüklediğin zaman da kuvvet ver.
Rabbim, sadece tarhana çorbasını alma soframızdan, onu çok seviyoruz. Rabbim, izzet ve şeref senin yanındadır, onu alma sinemizden onursuz yok oluruz. Bir nimet verdiğinde de senden olduğunu bildik ve şımaranlardan olmadık, aldığında da isyan edip nankörlük edenlerden olmamamız için yardım et.
Bizi yüreklerimizdeki iktidarı önceleyen kullarından eyle. Kalbimizin sahibi ve tek hükümdarı hep sen ol.
Peygamberlerinin çocuklarına tavsiyesini madem bize kadar ulaştırdın biz de istiyoruz illa Müslümanlar olarak ve iyilerle bilirkte ölmeyi. Ayaklarımızı kaydırma.
Şimdi bir Musa cesareti bir Harun sadakati ver bize ve Samiri'yi tanıma feraseti. O hep desin ki, bana dokunmayın. Rabbim, bari bunu desin ve biz bilelim.
30 Mayıs 2015
SOSYAL MEDYA: BURAYA ÇÖP DÖKMEK YASAKTIR!
SOSYAL MEDYA: BURAYA ÇÖP DÖKMEK YASAKTIR!
Mustafa Uysal
Sosyal medya çok önemli bir mecra iletişim açısından. İnsanlar iletişimin tadını çıkarıyorlar ve hatta suyunu çıkarıyorlar. (Deyimi bozduğumu biliyorum.)
Elbette çıkarsınlar. Nihayet iletişim her insanın hakkı.
Peki, asıl soruya gelelim: Bugün sosyal medyada yapılan işlem tam olarak bir iletişim midir? Bu soru bir kenarda dursun. Nihayetinde bu konu ayrı ve genişçe işlenmeli. Hedefimizde bu yok zaten.
Son günlerde sosyal medyada çok tuhaf paylaşımlar görüyoruz. Örnekle anlatalım: Ölmüş akrabasıyla fotoğraf yayınlayanlar dahası bunu beğenenler, acile gelen ve nefes alamayan babasının başında fotoğraf çekip (selfie) “Babamı acile getirdik, nefes alamıyor adam.” Diye yazanlar. Üstelik gülümsüyor zira fotoğraf çekilirken gülümsenir ilkesi ihlal edilirse fotoğrafın sıhhati zedelenir(!) Af edersiniz, tuvalet ve banyoda bile fotoğraf çekip yayınlayan var.
Evet, bizi ilgilendirmez. Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler…
Yine de belki ilgilenenler için biz söyleyelim ve farkında olmayanlar farkına varır ümidiyle uyarı görevimizi yerine getirelim.
Bir hikaye:
Geçen gün kahvede arkadaşlarla oturuyoruz (homososyal erkek mekanı) arkadaşlardan birisi cüzdanından iki fotoğraf çıkarıp
Mustafa Uysal
Sosyal medya çok önemli bir mecra iletişim açısından. İnsanlar iletişimin tadını çıkarıyorlar ve hatta suyunu çıkarıyorlar. (Deyimi bozduğumu biliyorum.)
Elbette çıkarsınlar. Nihayet iletişim her insanın hakkı.
Peki, asıl soruya gelelim: Bugün sosyal medyada yapılan işlem tam olarak bir iletişim midir? Bu soru bir kenarda dursun. Nihayetinde bu konu ayrı ve genişçe işlenmeli. Hedefimizde bu yok zaten.
Son günlerde sosyal medyada çok tuhaf paylaşımlar görüyoruz. Örnekle anlatalım: Ölmüş akrabasıyla fotoğraf yayınlayanlar dahası bunu beğenenler, acile gelen ve nefes alamayan babasının başında fotoğraf çekip (selfie) “Babamı acile getirdik, nefes alamıyor adam.” Diye yazanlar. Üstelik gülümsüyor zira fotoğraf çekilirken gülümsenir ilkesi ihlal edilirse fotoğrafın sıhhati zedelenir(!) Af edersiniz, tuvalet ve banyoda bile fotoğraf çekip yayınlayan var.
Evet, bizi ilgilendirmez. Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler…
Yine de belki ilgilenenler için biz söyleyelim ve farkında olmayanlar farkına varır ümidiyle uyarı görevimizi yerine getirelim.
Bir hikaye:
Geçen gün kahvede arkadaşlarla oturuyoruz (homososyal erkek mekanı) arkadaşlardan birisi cüzdanından iki fotoğraf çıkarıp
21 Mayıs 2015
Vahiy ve Yağmur
Vahiy ve Yağmur
Mustafa Uysal
Allah vahyi yağmura, yağmuru vahye benzetir.
O yüzden Kur'an okunduğunda bir bahar yağmuru hayal edin.
Elbette yağmur yağdığında da bir vahyin yüreğinize indiğini.
Yağmur inmeyen toprakları gözünüzün önüne getirin. Kur'an'dan uzak kaldıkça siz de öyle kuruyup gideceksiniz.
Kalbinize, hergün biraz da olsa vahyin can suyu yağmurunu yağdırın ki, neşe dolu canlı bir kalbiniz ve ahiriniz BAHÇE olsun.
Mustafa Uysal
Allah vahyi yağmura, yağmuru vahye benzetir.
O yüzden Kur'an okunduğunda bir bahar yağmuru hayal edin.
Elbette yağmur yağdığında da bir vahyin yüreğinize indiğini.
Yağmur inmeyen toprakları gözünüzün önüne getirin. Kur'an'dan uzak kaldıkça siz de öyle kuruyup gideceksiniz.
Kalbinize, hergün biraz da olsa vahyin can suyu yağmurunu yağdırın ki, neşe dolu canlı bir kalbiniz ve ahiriniz BAHÇE olsun.
13 Mayıs 2015
DOSTNAME-XXVI (Maden)
Ey gönül dostum, 13.05.2015
Yazmak bir terapi bazen. Bir hikayenin içinde, romanın satırlarında,
bir şiirin Türkçe kokan mısralarında gezinmek, bir yeşil bahçede gezinmekten
farksız benim için… Nefes alıyorum adeta kalemin ucundan, kağıdın kokusundan…
Hele bu yazış serüveni sana ise… Bir başka aleme götürüyor beni. Lakin bu kez
bir hikaye anlatacağım sana. Bambaşka bir hikaye… Alın yazısı kapkara yazılmış,
yüreği bir başka atan, alnında helal kazancın teri, ruhunda yaşanmışlıklara inat
bir başkaldırışın hikayesini! Sana bir maden hikayesi anlatacağım.
10 Mart 2015
Meal Okumak
MEAL OKUMAK
(Kalk ve Uyar'dan alıntıdır.)
MEAL OKUMAK
(Kalk ve Uyar'dan alıntıdır.)
1. Okuyacağımız meali dikkatli seçmeliyiz. Bu konuda ciddi bir çalışma yapmalıyız. Mümkünse iki farklı meali birden aynı anda okumalıyız.
2. Meali nüzul sırasına göre okumak daha kolay anlamamızı sağlayabilir. Mümkünse okuduğumuz bölümle birlikte o zamanı anlatan (tarihi gerçekliği yüksek) siyer yada tarih kitabı da okumalıyız.
3. Meal okuyarak Kur’an-ı Kerim konusunda uzman olacağımızı düşünmemeliyiz. Biz okuma, anlama ve yaşamakla yükümlü olduğumuz Kitabımıza, sadece
(Kalk ve Uyar'dan alıntıdır.)
MEAL OKUMAK
(Kalk ve Uyar'dan alıntıdır.)
1. Okuyacağımız meali dikkatli seçmeliyiz. Bu konuda ciddi bir çalışma yapmalıyız. Mümkünse iki farklı meali birden aynı anda okumalıyız.
2. Meali nüzul sırasına göre okumak daha kolay anlamamızı sağlayabilir. Mümkünse okuduğumuz bölümle birlikte o zamanı anlatan (tarihi gerçekliği yüksek) siyer yada tarih kitabı da okumalıyız.
3. Meal okuyarak Kur’an-ı Kerim konusunda uzman olacağımızı düşünmemeliyiz. Biz okuma, anlama ve yaşamakla yükümlü olduğumuz Kitabımıza, sadece
01 Mart 2015
A'mak-ı Hayal
Amak-ı Hayal Okuması
Mustafa Uysal
Amak-ı Hayal'i severek okumuşsanız ya anlamamışsınızdır yahut vahiyden uzaksınızdır.
Tasavvuf diye felsefe karışımı ile ortaya konulmuş bu eser bir asır boyunca övgü almış. Okuyanların yorumlarından ve yazılarından bunlar anlaşıyor.
Milliyetçisi okumuş ve sevmiş, tarikatçisi okumuş ve sevmiş, solcusu okumuş ve sevmiş, seküleri okumuş ve sevmiş, dincisi okumuş ve sevmiş, Hristiyan’ı okumuş ve sevmiş, Müslüman’ı okumuş ve sevmiş...
Bütün felsefi akımlardan bir tutam, Hint’ten ve Çin'den bit tutam, Binbir Gece Masallarından ödünç (!) alınmış hikayeler ve size muhteşem bir eser (!).
Başta söylediğini biraz sonra tekzip eden sonra tekrar savunan ama aslında vahdet-i vücudu dolaylı ve çaktırmadan anlatacağım diye olmadık saçma gazete tefrikasını şaşaalı bir roman diye okumuş olmak tuhaf bir duygu.
Mustafa Uysal
Amak-ı Hayal'i severek okumuşsanız ya anlamamışsınızdır yahut vahiyden uzaksınızdır.
Tasavvuf diye felsefe karışımı ile ortaya konulmuş bu eser bir asır boyunca övgü almış. Okuyanların yorumlarından ve yazılarından bunlar anlaşıyor.
Milliyetçisi okumuş ve sevmiş, tarikatçisi okumuş ve sevmiş, solcusu okumuş ve sevmiş, seküleri okumuş ve sevmiş, dincisi okumuş ve sevmiş, Hristiyan’ı okumuş ve sevmiş, Müslüman’ı okumuş ve sevmiş...
Bütün felsefi akımlardan bir tutam, Hint’ten ve Çin'den bit tutam, Binbir Gece Masallarından ödünç (!) alınmış hikayeler ve size muhteşem bir eser (!).
Başta söylediğini biraz sonra tekzip eden sonra tekrar savunan ama aslında vahdet-i vücudu dolaylı ve çaktırmadan anlatacağım diye olmadık saçma gazete tefrikasını şaşaalı bir roman diye okumuş olmak tuhaf bir duygu.
28 Şubat 2015
DOSTNAME-XXV (Gözyaşlarıyla Ciltlenen Satırlar)
Osman
Said DEMİRYILMAZ GÖZYAŞI İLE CiLTLENEN
SATIRLAR
Sevgili Dostum, 28
Şubat 2015
Bu okuyacağın satırlar, bir
gözyaşı külliyatına vesile olmak veyahut okurken ıslanmış yanaklarda gözyaşıyla
ciltlenip bir küçük kitapçık oluvermek dileğiyle yazılmıştır.
O da diğerleri gibi bir imtihana
tabi tutulmuştu, hem de çetin bir imtihana… Hayatın kuşattığı bir alemde
mücadele ediyordu nefsiyle ve nefsine hükmedemeyenlerle! Zeka ne kadar güçlü
olursa da, ancak ruh ile açılabilirdi bu sandığın kilidi.
Ağlayan bir kitap duymuş muydunuz
hiç hayatınızda? Okumuş muydunuz hiç, bir damlanın satırlara düşmemiş
külliyatını? İşte bu kilitli sandığın sahibi bu külliyatı yazıyor kaç zamandır!
17 Şubat 2015
KIRK
KIRK
Mustafa Uysal
40 yaşıma girdiğim gün (2015) kendime bir hediye vermeyi düşündüm. (Doğum günü geleneğinden çok uzak biri olarak saçma geldi ama olsun.)
Hediye olarak, yıllarca okuduğum ve anlamaya çalıştığım Kur'an'dan bir parça seçtim. 40. Sure. Bu sureyi bir yıl boyunca okuyayım, tefsirlerine bakayım, inceleyeyim, hakkında yazılmışları okuyayım, ne bulursam en derinine kadar inceleyeyim. En güzeli de bu sureyi yıl boyunca aslından dinleyeyim. (Araç mp3 çalar.) Neredeyse ezbere yaklaşsın hatta ezberleyeyim. Bunca yıl boşa geçmiş olmasın en azından ve bu bir kırılma noktası olsun. Bundan sonra geriye baktığımda aklımda kalacak olan güzel bir şey olsun. Allah'a hamd olsun, şimdi diyorum ki, iyi ki böyle bir şey yapmışım. Bir sure bile olsa sürekli ama sürekli onunla meşgul olmak çok güzel bir şey.
Henüz iki ay bile dolmamışken Kur'an'la daha çok irtibatım var artık. Bu vesileyle dua ediyorum, Kur'an'ı daha çok sevdirmesi için. Bundan sonra da değişik surelerle devam edeyim istiyorum. Belki artık bir yıl değil ama uzunca bir süre derinlemesine ilgileneyim istiyorum. Ailem de aynı sureyi dikkatle takip ettiler benden görerek. Ailece Mü'min (Ğafir) suresi ile irtibat kurduk ve farkına vardık.
Bu hediyeyi kendime ben vermemişim Allah vermiş gibi hissediyorum ve mutlu oluyorum. Belki salih amel değil güzel amel (hasenat) ama diğer insanlara da bu surenin yansımalarını aktardığımı gördükçe salih amele de dönüşeceğini düşünüyorum.
Buraya yazmamın sebebi de belki bu doğru bir şeydir ve bir usul olarak takip etmek isteyen çıkar, diye.
(Ahkaf) 46/15:
Biz insana, ana-babasına iyilik etmesini tavsiye ettik. Annesi onu zahmetle taşıdı ve zahmetle doğurdu. Taşınması ile sütten kesilmesi, otuz ay sürer. Nihayet insan, güçlü çağına erip kırk yaşına varınca der ki: Rabbim! Bana ve ana-babama verdiğin nimete şükretmemi ve razı olacağın yararlı iş yapmamı temin et. Benim için de zürriyetim için de iyiliği devam ettir. Ben sana döndüm. Ve elbette ki ben müslümanlardanım.
Mustafa Uysal
40 yaşıma girdiğim gün (2015) kendime bir hediye vermeyi düşündüm. (Doğum günü geleneğinden çok uzak biri olarak saçma geldi ama olsun.)
Hediye olarak, yıllarca okuduğum ve anlamaya çalıştığım Kur'an'dan bir parça seçtim. 40. Sure. Bu sureyi bir yıl boyunca okuyayım, tefsirlerine bakayım, inceleyeyim, hakkında yazılmışları okuyayım, ne bulursam en derinine kadar inceleyeyim. En güzeli de bu sureyi yıl boyunca aslından dinleyeyim. (Araç mp3 çalar.) Neredeyse ezbere yaklaşsın hatta ezberleyeyim. Bunca yıl boşa geçmiş olmasın en azından ve bu bir kırılma noktası olsun. Bundan sonra geriye baktığımda aklımda kalacak olan güzel bir şey olsun. Allah'a hamd olsun, şimdi diyorum ki, iyi ki böyle bir şey yapmışım. Bir sure bile olsa sürekli ama sürekli onunla meşgul olmak çok güzel bir şey.
Henüz iki ay bile dolmamışken Kur'an'la daha çok irtibatım var artık. Bu vesileyle dua ediyorum, Kur'an'ı daha çok sevdirmesi için. Bundan sonra da değişik surelerle devam edeyim istiyorum. Belki artık bir yıl değil ama uzunca bir süre derinlemesine ilgileneyim istiyorum. Ailem de aynı sureyi dikkatle takip ettiler benden görerek. Ailece Mü'min (Ğafir) suresi ile irtibat kurduk ve farkına vardık.
Bu hediyeyi kendime ben vermemişim Allah vermiş gibi hissediyorum ve mutlu oluyorum. Belki salih amel değil güzel amel (hasenat) ama diğer insanlara da bu surenin yansımalarını aktardığımı gördükçe salih amele de dönüşeceğini düşünüyorum.
Buraya yazmamın sebebi de belki bu doğru bir şeydir ve bir usul olarak takip etmek isteyen çıkar, diye.
(Ahkaf) 46/15:
Biz insana, ana-babasına iyilik etmesini tavsiye ettik. Annesi onu zahmetle taşıdı ve zahmetle doğurdu. Taşınması ile sütten kesilmesi, otuz ay sürer. Nihayet insan, güçlü çağına erip kırk yaşına varınca der ki: Rabbim! Bana ve ana-babama verdiğin nimete şükretmemi ve razı olacağın yararlı iş yapmamı temin et. Benim için de zürriyetim için de iyiliği devam ettir. Ben sana döndüm. Ve elbette ki ben müslümanlardanım.
27 Ocak 2015
UMUT
Seninle Benim Aramda Fark Var Umut
Araştırmacı-Yazar Ali Rıza Soyaslan’ın kaleme aldığı ’Seninle Benim Aramda Fark Var, Umut’ isimli kitabı çıktı.
Gonca Yayınlarından çıkan eserin önsözünde şunlar yer alıyor; "Kalk. silkelen, kendine gel! Umutsuzluğa sarılma, umutsuzluk şeytandandır! Ümit etmek Allah'tandır!" Ne güzel söylemiş Şems-i tebrizi...
Umut dolu olmalı bir Müslüman. Yaşantısındaki her alana pozitif mutluluklar saçmalı. Müslüman ile diğer dinlere mensup insanlar arasında fark olmalı. Bu fark umut olmalı. Engellilerin dünyası ise bambaşka. Seninle benim aramda fark var, Umut diyorlar. Her alanda Başarılılar...
Şükür hâlindeler. Engelli kardeşlerimizin dünyalarına girdikten sonra başarının ne demek olduğunu gördüm. Var olana şükür etmenin anlamını öğrendim.
Hz. Mevlana ne güzel söylemiş:
20 Aralık 2014
NEY ve KÜLTÜR
NEY ve KÜLTÜR
Mustafa Uysal
Ney dini özellik barındırır da niçin saksafon sekülerdir?
Örneğin Kuzey Amerikalı bir Siyahi Müslüman olsa...
Ney dini müzik için daha uygundur, deseniz... Saksafonun nesi var, diye düşünür.
Demek bunlar hep kültür unsurları. Dine aitmiş gibi kodlamamak lazım zihinlerde.
Tamam neyle ilgili tonla güzel yorum vardır, ruhi tarafı olduğu falan da söylenir... Söylenir... Hatta bunu güzel bir adam da söylemiş olabilir. Yine de bu, neyi dine dahil etmez. Sadece kültürün bir öğesi olur.
Ney dinlerken ilahi bir hava hissediyor olabilirsiniz, olur öyle.
Ney de dinleseniz saksafon da dinleseniz sonuçta "Müzik" dinlediğinizi bilin ve herhangi bir dine yamamamaya dikkat edin. Müzik iyidir, değil. Güzel müzik iyidir, keyfini çıkarın Kur'an'dan arta kalan vakitlerde.
Mustafa Uysal
Ney dini özellik barındırır da niçin saksafon sekülerdir?
Örneğin Kuzey Amerikalı bir Siyahi Müslüman olsa...
Ney dini müzik için daha uygundur, deseniz... Saksafonun nesi var, diye düşünür.
Demek bunlar hep kültür unsurları. Dine aitmiş gibi kodlamamak lazım zihinlerde.
Tamam neyle ilgili tonla güzel yorum vardır, ruhi tarafı olduğu falan da söylenir... Söylenir... Hatta bunu güzel bir adam da söylemiş olabilir. Yine de bu, neyi dine dahil etmez. Sadece kültürün bir öğesi olur.
Ney dinlerken ilahi bir hava hissediyor olabilirsiniz, olur öyle.
Ney de dinleseniz saksafon da dinleseniz sonuçta "Müzik" dinlediğinizi bilin ve herhangi bir dine yamamamaya dikkat edin. Müzik iyidir, değil. Güzel müzik iyidir, keyfini çıkarın Kur'an'dan arta kalan vakitlerde.
07 Aralık 2014
23 Kasım 2014
BÜTÜNLÜK
BÜTÜNLÜK
Mustafa Uysal
Biz mi doğru anlıyoruz yoksa gayri müslimler mi doğru anlıyor?
Biz Müslümanlar, yeni veya ilginç bir şeyle karşılaştığımızda yahut alıştığımız ve içeriğini bilmediğimiz bir şeyle karşılaştığımızda şu ayeti hatırlıyoruz: "Nahl 40: Biz, bir şeyin olmasını istediğimiz zaman, ona (söyleyecek) sözümüz sadece "Ol" dememizdir. Hemen oluverir."
Oysa gayri müslimler, böyle bir durumda durup düşünüyorlar, nasıl olmuş, neden olmuş, neden böyle oluyor, bir yasası var mı, biz de yapabilir miyiz acaba, iyice araştırmalı bunu, gibi bir tavır takınıyorlar. Sanki onlar "Casiye 13: Elbette bunda düşünen bir toplum için ibretler vardır." ayetine ve benzer ayetlere uygun davranıyorlar.
Şimdi soruyorum, hangimizin tavrı doğru olan? Biz daha hangi durumda hangi tavrı takınacağımızı mı bilmiyoruz yahut işin kolayına mı kaçıyoruz? Oysa ilk devirlerde Müslümanlar daha meraklı idiler. Daha çok araştırıp daha çok düşünüyorlardı ve "Rum 37: Şüphesiz imanlı bir kavim için bunda ibretler vardır." ayetinin gereğini yerine getiriyorlardı.
Bizim bu tavrımız kolaycılıktır, umursamazlıktır ve işine geleni almaktır. Vahye bir bütün olarak bakmadığımızı gösterir. Aynı şekilde gayri müslimler de vahye bir bütün olarak bakmazlar. Onlar da işlerine geleni alırlar.
Can alıcı soru: Onlarla aramızdaki fark ne o zaman?
Mustafa Uysal
Biz mi doğru anlıyoruz yoksa gayri müslimler mi doğru anlıyor?
Biz Müslümanlar, yeni veya ilginç bir şeyle karşılaştığımızda yahut alıştığımız ve içeriğini bilmediğimiz bir şeyle karşılaştığımızda şu ayeti hatırlıyoruz: "Nahl 40: Biz, bir şeyin olmasını istediğimiz zaman, ona (söyleyecek) sözümüz sadece "Ol" dememizdir. Hemen oluverir."
Oysa gayri müslimler, böyle bir durumda durup düşünüyorlar, nasıl olmuş, neden olmuş, neden böyle oluyor, bir yasası var mı, biz de yapabilir miyiz acaba, iyice araştırmalı bunu, gibi bir tavır takınıyorlar. Sanki onlar "Casiye 13: Elbette bunda düşünen bir toplum için ibretler vardır." ayetine ve benzer ayetlere uygun davranıyorlar.
Şimdi soruyorum, hangimizin tavrı doğru olan? Biz daha hangi durumda hangi tavrı takınacağımızı mı bilmiyoruz yahut işin kolayına mı kaçıyoruz? Oysa ilk devirlerde Müslümanlar daha meraklı idiler. Daha çok araştırıp daha çok düşünüyorlardı ve "Rum 37: Şüphesiz imanlı bir kavim için bunda ibretler vardır." ayetinin gereğini yerine getiriyorlardı.
Bizim bu tavrımız kolaycılıktır, umursamazlıktır ve işine geleni almaktır. Vahye bir bütün olarak bakmadığımızı gösterir. Aynı şekilde gayri müslimler de vahye bir bütün olarak bakmazlar. Onlar da işlerine geleni alırlar.
Can alıcı soru: Onlarla aramızdaki fark ne o zaman?
19 Kasım 2014
Yazarımız İSMAİL FAZIL ATABAY'ın 3. kısa filmi...
'HU'ZUR -- kısa film -- İsmail Fazıl Atabay
senaryo ve yönetmen : İsmail Fazıl Atabay
yapımcı : Mustafa Uysal
oyuncular : Ali Çetin, Umut Çetin
set sorumlusu : Özkan Coşkun
yapım : EDEBYA
25 Ekim 2014
Aşure Yemek Demek
Aşure Yemek Demek
Mustafa Uysal
Yemek dağıtarak yani bu vesileyle, şey işte aşure veriyoruz komşulara fena mı...
Aslında dinimiz de...
Hediyeleşiyoruz. Dini günlerimiz de önemli bir yerde.
Aşurenin tadı güzel aslında bize pekçok kötü şeyin anısını taşıyor olabilir.
Gemide yaptılardı ya hani...
Dini günlerde yapmak lazım belki. Kutsal yemek olmaz tabi de yani aramızda bak, dostluk falan...
950 sene hiç durmadan mücadele etmiş tabi Nuh, aşure de yapmış arada.
Ne bileyim sıcak sıcak aslında güzel de oluyor.
Dini günlerde... Dini gün derken yani hani nereden dini olduğunu da pek bilmiyorum sanki.
Neyse önemli bu aşure. Ekonomi canlansın, din canlansın, kardeşlik işte şey... Komşular hem... Diyeceğim aslında...
Mustafa Uysal
Yemek dağıtarak yani bu vesileyle, şey işte aşure veriyoruz komşulara fena mı...
Aslında dinimiz de...
Hediyeleşiyoruz. Dini günlerimiz de önemli bir yerde.
Aşurenin tadı güzel aslında bize pekçok kötü şeyin anısını taşıyor olabilir.
Gemide yaptılardı ya hani...
Dini günlerde yapmak lazım belki. Kutsal yemek olmaz tabi de yani aramızda bak, dostluk falan...
950 sene hiç durmadan mücadele etmiş tabi Nuh, aşure de yapmış arada.
Ne bileyim sıcak sıcak aslında güzel de oluyor.
Dini günlerde... Dini gün derken yani hani nereden dini olduğunu da pek bilmiyorum sanki.
Neyse önemli bu aşure. Ekonomi canlansın, din canlansın, kardeşlik işte şey... Komşular hem... Diyeceğim aslında...
24 Ekim 2014
11 Eylül 2014
Toplumsal Fedakarlık
Ada Mahallesi Muhtarlığının düzenlemiş olduğu etkinlik 10 Eylül 2014'te Hayırlı Hizmetler Vakfı'nın eğitim binasında gerçekleştirildi. Şair, yazar ve araştırmacı aynı zamanda Muhtar Halil Oral'a mahallesi için gösterdiği duyarlılığa teşekkür ederiz.
02 Eylül 2014
DOSTNAME-XXIV (Son Yaprak)
Osman
Said DEMİRYILMAZ SON YAPRAK
Selam sana vefakâr dost, 02.09.2014
Sana bugün farklı bir günden sesleniyorum. Yıldızlar bir başka sanki bu
gece… Adı vefa denilen bir gemideyim sanki. Dostanmenin öbür ucunda sen varsın,
heyecanım ondan. Sanma insanın dostuna ulaşmasının mutluluğundan daha ötesi
yok. Belki bu paylaşım daha güzel yazılabilir ama duygularım daha güzel
yaşanamaz bu gece. Seni sende buldum yine. Nokta konmamış bir Dostnamede
rastladım sana. Satırların arasında sakladığım, hatıralarımı paylaşma fırsatı geçti
yine elime. Ama bu kez farklı, bir başka sanki.26 Ağustos 2014
DOSTNAME-XXIII (Elifce)
Osman
Said DEMİRYILMAZ ELiFCE
Yüreği sevgiyle dolu, Kahraman dostum, 26.08.2014
Hep insanlar mektuplarda kendilerinden veya çevresindekilerden
bahsederler. Ben de sana bu Dostnamede birinden bahsedeceğim; Tıpkı senin gibi,
yüreği sevgi dolu ve kahraman birinden.
Onunla üniversitenin kapısında tanıştım yıllar önce. Sen de şimdi tanıyacaksın
onu!
Adı Elif. Tıpkı dik duruşu gibi, ismi ile müsemma denir ya hani.
Üniversiteye ilk geldiğimiz günlerde dikkatimi çekmişti kapıda bekleyen ve
yargılayan gözlerle etrafını süzen o masum hicabî çehre. Birkaç kez, her geliş,
gidişimde rast geldi gözüm, ama ne yaptığını çözememiştim önceleri...
24 Ağustos 2014
12 Ağustos 2014
DOSTNAME-XXII (Üç Sevgili)
Osman
Said DEMİRYILMAZ ÜC SEVGiLi
Merhaba benim sevdaya sevdalanmış dostum, 12.08.2014
Ruhumu sızlatan, değişik duygulara karışmış manevi iklimleri hissetim
bu Dostnameye başlarken.
Sana üstadlık edemeyeceği söylemiştim hatırlar mısın?
Yanılmamışım. Bizden üstad değil olsa olsa üsved olur. Bendeki ufak değişimleri
gözlemlemeye çalışıyorsun. Oysa kâinatın bile saniyede milyonlarca kez
değiştiğini düşünürsek, bendeki değişimlerin bir hiç hükmünde olduğunu
göreceksin! Rabbimin ihsanı büyüktür. Bize ne bahşederse onu yaşarız.
11 Ağustos 2014
Süleyman Ceylan İlahiler
Süleyman Ceylan
Süleyman Amca, 90 yaşında. Tavşanlı ilçesi Balıköy Beldesinde yaşıyor. Güzel ilahiler biliyor ve gençliğinden beri söylüyor. Çoğu ilk kez duyacağınız ilahiler. Ondan bir hoş sada kalsın istedik ve kaydettik.
Edebya Film
Süleyman Amca, 90 yaşında. Tavşanlı ilçesi Balıköy Beldesinde yaşıyor. Güzel ilahiler biliyor ve gençliğinden beri söylüyor. Çoğu ilk kez duyacağınız ilahiler. Ondan bir hoş sada kalsın istedik ve kaydettik.
Edebya Film
02 Ağustos 2014
KAN İÇİNDE BİR/BİN GECE
KAN İÇİNDE BİR/BİN GECE
Mustafa Uysal / 020814
Biz Müslümanlar yıllardır kan ve gözyaşı ile yaşıyoruz…
Bir ramazan ayı daha kan ve gözyaşı ile geçti. Her gün parçalanmış cesetler, kan revan içinde çocuklar görüyoruz. Üzgünüm, üzgünsünüz…
Güçlü ve adil bir ümmet eyle bizi Allah’ım.
Dün gece sabah namazına yakın çocukların paniklemesi ile uyandık. 5 yaşındaki oğlumun yatağı, kendisi, yerler, her yer kan içindeydi. Beyaz atleti kandan kırmızıya dönmüştü. Elleri, yüzü tanınmayacak kadar kandı…
29 Temmuz 2014
DOSTNAME-XXI (İffet)
Osman
Said DEMİRYILMAZ iFFET
Benimle beraber gaflet uykularından uyanan dostum, 29.07.2014
Bazen insan farkına varmaz yaşadıklarının onu nereye götürdüğünü.
Sarılır bildiği birkaç şeye, kapılır akıntıya durduramaz kendini. Artık uyanma
vakti; gaflet uykusundan akıntıya kapılıp başıboş yaşamaktan uyanma vakti. Sen
de gel dostum bugün İffet konusunu konuşalım senle… O kadar tanıdığım insan var
ki kapılıp akıntıya iffetlerini unutan! Sen ben ve bu satırları okuyanlar,
kapılmasın iffetsizlik akıntısına, uzaklaşmasınlar iffet kıyılarından!
24 Temmuz 2014
Güncel Şeyler
Güncel Şeyler
Mustafa Uysal
-Tavşanlı
Belediyesine bir teşekkür ile başlamak istiyorum: Bu yıl Ramazan
eğlencesi yapmadıkları için teşekkür ederim. Ramazanı idrak adı altında
İslamın ruhuyla bağdaşmayacak hatta Ramazana hiç yakışmayacak şeyler
yapan belediyeleri görüyoruz ve bu teşekkürü hak ettiğinizi biliyoruz.
Yalnız, Kanaltürk iyi fikir değil.
-Önemli bir uyarı!
Geçen
bayram sevinci o kadar çok abarttık ki toplum olarak, tam 5 kişi havaya
açılan ateşten ve konvoylardaki trafik kazalarından öldü. Bunları
yapmayın lütfen. Tamam bayramdır, seviniriz ama insan gibi sevinmek
lazım. Balkondan ateş açınca, kalabalık içinde havaya ateş açınca,
konvoy yapınca daha mı çok bayram oluyor? Yapmayın böyle! Ramazan
bayramını kana bulamayın, sevincinizi lütfen biraz da içinize saklayın, o
kadar çok seviniyoruz ki toplum olarak dışarıdan bakan birisi, topluca
cinnete uğradığımızı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



















.jpg)










