19 Mayıs 2016

SİYAH KURT-BEYAZ KURT


SİYAH KURT-BEYAZ KURT
Ali Uslu / İlahiyatçı
(Sosyal medya hesabından, izni ile alıntı yapılmıştır.) 

Kızılderili yaşlı ve bilge adam torununu yanına çağırıp, siyah ve beyaz kurtlarının bulunduğu barınakların kapılarını açmış. Barınaklarından çıkan kurtlar başlamışlar dalaşmaya. Torun, dedesine sormuş:
-Dedeciğim sence hangi kurt yener?
 Yaşlı bilge cevap vermiş:
 -Hangisini daha çok beslersem o yener evlat.
 Yaşlı bilge elbette torununa bununla ilgili dersler vermiştir. Ben bu olaydan çeşitli dersler çıkardım. Bunları sizinle paylaşmak istiyorum.
 Bildiğimiz gibi insanlarda iyi ve kötü, olumlu ve olumsuz birbirine zıt bir çok duygu vardır.
 Hatırıma gelenleri ben sayayım. Gerisini siz tamamlayabilirsiniz.
 Cömertlik-cimrilik, bencillik-diğerkamlık (başkalarının dertleriyle dertlenmek,onları da düşünüp problemlerine çareler aramak), cesaret-korkaklık, çalışkanlık-tembellik, tevazu (alçak gönüllülük)-kibir, merhamet-vicdansızlık, nezaket-kabalık, sevgi-nefret, af-intikam, doğruluk-yalancılık gibi.
Bizlerde bu duyguların hepsi de vardır. Bizler hangisini hayatımızda uygularsak, her uygulayışımızda o duygu içimizde güçlenirken diğeri zayıflar. Mesela: Yardım edilmesi gereken bir kişi var. İçimizden bir duygu o kişiye yardım etmeyi bize fısıldarken, başka bir duygu vermemeyi veya az vermeyi fısıldar. Biz hangi duygumuzun sesini dinlersek o duygu kuvvetlenir. Önceleri zorlanarak yaptığımız o davranış zamanla kolay hale gelir. Uzun süre devam ettiğimizde ise bizim ahlakımız haline gelir. Her yardım ediş cömertlik antrenmanıdır adeta. Sonunda o kişiye cömert kişi denir. İçimizdeki cimriliğe kulak verir cimri davranırsak da cimrilik duygusu güçlenir, cömertlik duygusu zayıflar, zamanla cimrilik bizim ahlakımız haline gelir.
Diğer duygularımız da böyledir. Hangi duygularımızı beslersek o duygularımız ve davranışlarımız güçlenir ve diğerleri zayıf kalır. Bundan dolayı iyi bir kul ve iyi bir Müslüman olabilmek için bizi güzel ahlak sahibi yapacak duygu ve davranışlarımızı beslemeliyiz.
Yine aynı şekilde çocuklarımızdaki olumlu duyguların, onların davranışı ve ahlakı haline gelmesi için de gayret göstermeliyiz.
Nitekim Kur'an-ı Kerimde Rabbimiz bazı güzel davranışları ya emrederek ya da överek bizi teşvik etmiş, yine bazı olumsuz davranışları yasaklayarak veya kötüleyerek onlardan uzaklaşmamızı istemiştir. Örneğin Leyl suresinde mealen şöyle bildirmiştir:

“ŞÜPHESİZ SİZİN ÇABALARINIZ ÇEŞİT ÇEŞİTTİR.ARTIK KİM (elinde bulunandan)VERİR, ALLAH’A KARŞI GELMEKTEN SAKINIR VE EN GÜZEL SÖZÜ TASDİK EDERSE, BİZ ONU EN KOLAY OLANA İLETİRİZ. FAKAT KİM CİMRİLİK EDER, KENDİNİ MÜSTAĞNİ SAYAR, VE EN GÜZEL SÖZÜ YALANLARSA BİZ DE ONU EN ZOR OLANA İLETİRİZ. (Leyl suresi 4-7)

Yine Hud suresinde bize "DOSDOĞRU OLMAMIZ" emredilmiş,(112.ayet) Hacc suresi 30 da "YALAN SÖZDEN KAÇININ" diye emredilmiştir.

Maun suresinde yetimleri hor gören yoksulları düşünmeyenler yerilmiş,Beled suresinde yetim ve yoksullarla ilgilenenler,merhametli olanlar övülmüştür.
Peygamber efendimiz de gerek sözleriyle gerek davranışlarıyla güzel davranışları teşvik edip olumsuz davranışlardan sakındırmaya çalışmıştır. O bir duasında şöyle buyurmuştur:

ALLAHIM! ACİZLİKTEN, TEMBELLİKTEN, KORKAKLIKTAN, CİMRİLİKTEN VE İHTİYARLIK DÜŞKÜNLÜĞÜNDEN SANA SIĞINIRIM.”

KADER

KADER
Ali Uslu / İlahiyatçı
(Sosyal medya hesabından, izni ile alıntı yapılmıştır.)
Yıllar önce bir ilköğretim okulunda çalışırken sekizinci sınıfların birinde, sınıfın çalışkan öğrencilerinden bir öğrencim soruyor:
-Hocam, Allah Teala bizim cennete mi cehenneme mi gideceğimizi biliyor mu?
-Elbette biliyor evladım.
-Madem bizim gideceğimiz yer belli biz niçin namaz kılıyoruz?
Kader mevzuunun insan aklını aşan tarafları da vardır. Mesele Allah Tealanın ilminin sınırsız oluşuyla alakalıdır. Düşündüm, onların anlayacağı en kestirme cevabı nasıl verebilirim diye.
-Kızım Allah Teala senin hangi liseye sonra da hangi üniversiteye gideceğini veya gidemeyeceğini biliyor mu?
-Elbette biliyordur öğretmenim
-O zaman ne diye çalışıyorsun? Okuldan çıkıyorsun dershaneye gidiyorsun. Boş zamanlarında bile seni test çözerken görüyorum, çalışma öyleyse…
-Hocam iyi de çok çalışmadığım hafta benim sınavlardaki netlerim düşüyor.
-Tamam o zaman cevabını buldun. Rabbimiz K.Kerimde “İnsan için ancak çalışmasının karşılığı vardır” buyuruyor.
Başka bir ayette  “Allah Teala hiçbir kuluna haksızlık yapmaz" buyuruyor.
Başka bir ayette “Kim zerre kadar iyilik işlerse onu (ahirette) görür. Kim de zerre kadar kötülük işlerse onu (ahirette) görür buyuruyor.
Başka bir ayette de “Hayır işleyin ki kurtuluşa eresiniz.” buyuruyor.
Demek ki insanın yaptıklarıyla kaderi arasında çok yakın alaka var.
Allah Teala benim ne kazanacağımı biliyor deyip dükkanını açmayan veya yarım yamalak açan bir esnafın sonu ne olur?
Allah benim kaza yapıp yapmayacağımı biliyor deyip kurallara uymadan giden bir sürücünün durumu ne olur?
Allah Teala benim hasta olup olmayacağımı biliyor deyip, sağlık ve temizlik kurallarına uymayan, hastalandığında tedavi olmayan birisi ne hallere düşer?
Bu örnekleri çoğaltabiliriz.
En iyisi sizler Allah Tealanın bilgisini O’na bırakın ve yapmanız gereken ne ise hem dünya için hem de ahiret için onu yapın.
Aslında günlük hayatımızla ilgili düşündüğümüzde de bu kader inancının yanlış yorumlanmasından kurtulabiliriz.
Bir işçiye desek ki, Allah Teala senin bu ay ne kadar maaş alacağını biliyor mu? Evet. Öyleyse işe gitme!
Adam bize ne cevap veri? "İşe gitmezsem maaşımdan kesilir. Belli günden fazla gitmezsem işten atılırım."
Bu ve buna benzer konuşmaları memurla yapın, esnafla yapın sonuç değişmeyecektir. Bizler Allah'ımızın bizim o ay ne kadar kazanacağımızı bildiğine iman ederiz ama çalışmayı elden bırakmayız.
Kuran-ı Kerimde “BİZ İNSANA İKİ YOL GÖSTERDİK, İSTEYEN ŞÜKREDEN KUL OLUR İSTEYEN NANKÖR”
Buyrularak irademizin ne kadar önemli olduğunu haber veriliyor.

BİR İHTİYACIN VAR MI?

BİR İHTİYACIN VAR MI?
Ali Uslu / İlahiyatçı
(Sosyal medya hesabından, izni ile alıntı yapılmıştır.)

Dil ucuyla söylenmiş sözler vardır, bunu hemen anlarsınız. Bunlar genelde gönül almak için söylenmiş sözlerdir. Bir keresinde hastaneye hasta ziyaretine gitmiştim. Ziyaret esnasında başka bir ortak tanıdığımızın da hastanede olduğunu öğrendim. Bu vesile ile onu da ziyaret edip gönül alalım istedik.
Vardığımızda gördük ki, inşaatlarda işçilik yapan bu tanıdığımız rüzgarlı bir havada inşaatta çalışırken vücudu terlemiş, terli iken inşaattaki hava akımına tutulmuş gece acile kaldırılmış, iç organlarında ciddi problemler oluştuğundan bir aydır hastanede yatarak tedavi görüyormuş. Hastalığı ciddi olduğundan daha ne kadar kalacağı da belli değilmiş.
Benden once oraya ziyarete gelmiş kimseler vardı. Onlar müsade isteyip ayrıldılar. Ayrılırken de bir ihtiyacı olup olmadığını sordular. Hasta, teşekkür etti ve ihtiyacının olmadığını söyledi. O an beynimde şimşekler çaktı. Bu kişi bildiğim kadarıyla sağlıklı olduğu ve iş bulup çalıştığı zamanlarda bile ihtiyaçlarını zor karşılayan birisiydi. Amelelikle geçindiği için düzenli bir işi yoktu ve kış günleri genelde inşaatlarda iş fazla bulunmuyordu. Bu şahsın ihtiyacının olmaması imkansızdı. Çoluk çocuğu vardı ve evi kiraydı. Sonra empati yaptım, kendimi o şahsın yerine koydum. İhtiyacım çok da olsa birisinin, bir ihtiyacın var mı, sorusuna nasıl cevap verirdim? Aynı o şahıs gibi, teşekkür eder ve ihtiyacım yok, derdim. Sonra düşündüm, aynı hataları kendimin de yaptığımı fark ettim. Maksat gönül almaktı ama acaba gönül alınıyor mu yoksa kırılıyor muydu? Adamın ihtiyacı olduğunu anlamak için çok zeki olmaya gerek yok, durum ortada. Bunu bile bile kişiye ihtiyacının olup olmadığını sormak adamı incitirdi.
Müsaade isteyip ayrıldıktan sora düşündüm, böyle durumlarda ne yapmalıydı? Aklıma şunlar geldi:
İhtiyaç sahibi olduğu belli olan kişilere gönül almak için böyle şeyler söylenmemeli.
Gerçekten yardım etmek istiyorsa kişi değişik bir yolla yardımını ulaştırmalı. Mesela, başka ziyaretçilerin olmadığı bir zamanda onun gönlünü incitmeden, arkadaş burası hastahane bakarsın ani bir ihtiyaç olur, al şu yanında dursun, diyerek yardım yapılabilir. Adam, yok falan derse hastaneden çıkıp müsait olduğunda geri ödersin merak etme, gibi sözler söylenebilir. Veya yerel bir hayır kurumuna başvurup emanet o şahsa ulaştırılabilir. O şahıs yardımın kurumdan geldiğini düşündüğü için daha rahat kabul eder.
Efendimiz (sav) şöyle buyurmuşlar: ”Kim bir müslümanın ihtiyacını giderirse Allah teala da onun ihtiyacını giderir. Kim bir müslümanın sıkıntısını giderirse Allah teala da onun kıyamet sıkıntılarından birini giderir.”

19 MAYIS VE BİR HADİS-İ ŞERİF

19 MAYIS VE BİR HADİS-İ ŞERİF
Ali Uslu / İlahiyatçı
(Sosyal medya hesabından, izni ile alıntı yapılmıştır.)

70'li yıllar. 19 mayıs bayramlarına katılıyoruz. Katılanlar ortaokul ve lise öğrencileri. Ben ortaokul son sınıf öğrencisiyim.
Spor bayramı bahanesiyle erkeklere şort, kızlara kısa etek giydiriliyor. Hayatında belki de hiç kısa etek giymemiş liseli kızlar, bando eşliğinde yüzlerce kişinin önünden geçerek tören alanına geliyorlar. Sonra spor gösterileri başlıyor. Eşli hareketler. Bir erkek, yanında bir kız.Yani sağdan

sola ve önden arkaya doğru bir erkek ve bir kız şeklinde dizayn edilmiş. Hareketler başlıyor. Bir, iki, üç, dört. Her sayıda farklı bir pozisyon . Sıra denge hareketleri ne geliyor. Yine sayılar "Üç!" denilince kollar önde bacak arkada (Kollar bel ve bacak aynı hizada) tek ayak üzerinde duruluyor. "Dört!" denilince hazır ola geçiliyor. Sonra aynı hareket sol bacak için yapılıyor. Sonra üç sayısına gelince sağ bacaklar doksan derece açılıyor. Diğer harekette sol bacak doksan derece sola kalkıyor. Velhasıl bu hareketler defalarca tekrar ediliyor. En mahrem yerler teşhir ettiriliyor.
Aradan epey zaman geçmişti. Hadis-i şerifleri okurken bir hadis dikkatimi çekti “EL-HAYAU MİNEL İMAN: (HAYA) UTANMA DUYGUSU İMANDANDIR.”
Bu hadis-i şerifi okuyunca eski zamanlara gittim bir an. Gençliğimin 19 Mayıs Bayramlarına. Bu hadisi Müslümanlar belki tam idrak edememiş fakat toplumun imanını zayıflatmak hatta onu yok etmek isteyenler iyi kavramışlar besbelli. Ellerine geçen fırsatları iyi değerlendirmişler. Çünkü utanma duygusu olmayan kişilerin dindar olması hatta iyi bir mümin olması mümkün değildir.
Bu durum 80'li ylların ortalarına kadar devam etti . Allah razı olsun o zamanın Milli Eğitim Bakanı Sayın Vehbi DİNÇERLER yayınladığı yazıyla kısa etek yerine daha uygun giysilerle bayram kutlanılmaya başlandı.
Ne günlerden geçmişiz. Rabbim beterinden korusun.
NOT: Bayramlar toplumu bilinçlendiren, bireyleri birbirine kenetleyen ve birlik şuuru kazandıran günlerdir. Bu bakımdan bayramların kutlanmasını önemli görüyorum. Eleştirim o zamanki kutlanış biçiminedir.

14 Mayıs 2016

Meal Okuma Meselesi

“ MEAL OKUMA” MES’ELESİ
Ali Uslu / İlahiyatçı 
(Sosyal medya hesabından, izni ile alıntı yapılmıştır.) Son yıllarda Kur’an-ı Kerim meali okumakla ilgili TV. de yapılan birkaç konuşmaya rastladım. Bazıları israrla(özet olarak) şu fikri savunuyorlar:
“Kur’anı anlamak için sadece mealinden okunsanız yanlış hükümler çıkarabilirsiniz.Günaha girersiniz hatta bazı durumlarda dinden çıkarsınız.”
Önce size şu soruyu sorayım.Bugün Arapça konuşulan, dili Arapça olan ülkelerdeki kişiler Kuran’ı originalinden (Arapça olarak) okuduklarında nekadar ve nasıl anlıyorlardır?
El cevap:
Eğer kökü bir dini tahsilleri yoksa, bu kişilerin Kuranı okuduğu zaman anladığı şeyle, aynı seviyedeki bir Türk’ün meal okuduğunda anladığı şey birbirine yakındır.. Daha açık bir ifadeyle mesela:Bizim fen lisesine giden bir öğrencimizin, meal okuduğunda anladığı şeyle,Suriye ve Mısırda Kuran okuyan Fen lisesi ayarındaki bir lise öğrencisinin anladığı şeyler birbirine yakındır.
Yani meal okunduğunda yanlış anlaşılabilir diye” meal okumayın” derseniz ;Aynı mantıkla Arapça konuşan ülkelerin çocuklarına da Kuran okumayın demeniz gerekir.
Kur’anın bir çok ayetinde ayetlerden öğüt almamız istenir. Öğüt alabilmemiz için ise okuduğumuzu anlamamız gerekir.Anlayabilmek için de ya Arapça öğreneceğiz (ki bu birçokları için çok zor) Ya da mealinden okuyacağız.
Kamer suresinde dört kez “ANDOLSUN, BİZ KUR’ANI DÜŞÜNÜLÜP ÖĞÜT ALINSIN DİYE KOLAYLAŞTIRDIK.ÖĞÜT ALAN YOK MUDUR?” Buyurulur. O zaman Kuran kolay kolay anlaşılmaz diyenler biraz daha düşünsünler.Kur’anın öğüt alınacak yerleri genelde kolaylıkla anlaşılır ve dersler çıkarılır.
Kur’an meali okuyarak herkes kapasitesine göre öğütler alabilir,dersler çıkarabilir.Fakat hüküm çıkaramaz.Hüküm çıkarmak alimlerin işidir.
Yani;KURANDAN DERSLER ÇIKARMAK BÜTÜN MÜSLÜMANLARIN İŞİ, HÜKÜM ÇIKARMAK İSE ALİMLERİN İŞİDİR.”
Mealden hüküm çıkarmaya çalıştığımızda yanlışa düşebiliriz.
Şöyle bir örnek versem umarım hata olmaz.Biz, tıpla ilgili,sağlıkla ilgili kitaplar okuyarak sağlıkla ilgili bilgiler edinip dersler çıkarabiliriz.Fakat ilaç yazmaya başlarsak haddimizi aşmış oluruz.
Değişik birkaç mealden okursak ayetlerdeki maksadı daha iyi anlayabiliriz.
Not: Kuranda benim öğrendiğm bilgiye göre sadece 216 ahkam ayeti (Hüküm bildiren ) ayet var.O ayetleri daha iyi anlayabilmek için fıkıh kitaplarına müracaat edilebir.
______________
Edebya not:

10 Mayıs 2016

Lokman ve Hikmet

Lokman ve Hikmet
M.Uysal
Lokman suresinde Lokman'a, şükretsin diye hikmet verildiği söyleniyor.
Hikmet çok önemlidir. Allah'tan biz de isteriz. Çünkü "Kime hikmet verilirse, ona pek çok hayır verilmiş demektir." (2/269)
Lokman Hakim çocuklarına samimiyetle öğüt verir. (Lokman çocukları ile konuşur, bizim de konuşmamız istenir.) Bu öğütler çok önemlidir ve en başta şirkten sakındırma vardır. Allah peygamberlerine bile kitap ve hikmet vermiştir. Hikmet sahiden önemlidir.
Bu sureyi okurken aklımda hep şu soru vardı: Ben nasıl hikmet sahibi olabilirim ve Allah Lokman'a niçin ve nasıl hikmet verdi? Sonra bir yerde bu sureyi (Lokman suresi) insanlara anlatırken daha ikinci ayette bu cevaplar karşıma çıktı:  "İşte bu âyetler, hikmet dolu Kitab'ın âyetleridir." (31/2)
Bu kadar kör olamazdım. Emin olun çok sevindim. Demek hikmet uzak değil hep okuduğum şeylerde duruyor. Bu arada şunu unutmamak gerekiyor: Hikmetin sahibi Allah'tır. Sonra Yunus suresinin 1. ayetinin de aynı şeyi söylediğini fark ettim: "Elif, Lam, Ra. İşte bunlar hikmet dolu Kitab'ın ayetleridir." (10/1) Sonra Yasin suresi: "Hikmet dolu Kur'an hakkı için,.." (36/2)
Subhanallah...
Sonra yine Hz. İbrahim'in duasına şahit oldum: " Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat." (26/83) Lokman suresini bir aydır okuyorum, anlamaya çalışıyorum ve anlatıyorum...
En nihayet, hikmeti istiyorsan sürekli Kur'an ile muhatap olacaksın. Her gün muhatap olacaksın.
Kur'an'ın her suresi ile kendimi daha iyi hissediyorum zannederdim ama her sure ile hatta her okuyuşumla cehaletimin derinliğini yeniden fark ediyorum. Bu büyük cehaletle öleceğim... Cehaletimin ne kadar büyük olduğunu görmek istiyorum Allah'ım.
En temel soru: Hikmet ne demek? 

Ek: Hikmetle ilgili ayetler için tıklayınız.

07 Mayıs 2016

SOSYAL DENEY (!)

SOSYAL DENEY (!)
M.Uysal
Bazı tuhaf adamlar videonun çekiciliğini kullanarak güya sosyal deney yapıyorlar. İnsanlara olmadık tuzaklar kuruyorlar ve bize izletiyorlar. Allah bile böyle imtihan etmezken onlar insanların zaaflarını yayınlayarak ahlaksızlık ediyorlar.
Video temelli sosyal deneyleri kim ne adına yapıyor olursa olsun AHLAKSIZLIKTIR. İzlemeyin zira bu gerçek hayat değil. İzlemeyin ki, ahlaksızlık çoğalmasın. İbret almak istiyorsanız oturun ve kendinizi seyredin aynanızda.

05 Mayıs 2016

Yeni Meal mi Yeni Kur'an mı?

 

Tevhîd-i Kur'an Meâli (!)Yeni Meal mi Yeni Kur'an mı?

Bir arkadaşım vasıtasıyla sosyal medyadan haberim oldu ve yazarından istedim. (Türkiye çapında her isteyene kargo bedeli bile olmadan tamamen ücretsiz gönderiliyor.) Hemen sonrasında kargo ile adresime geldi. Yazarı İsmail Dinçer.
Çalışmanın ismi çok ilgimi çekti. Zaten açıklamasını da kitapta şöyle yapmış: "İnsan vücudu bir kitaptır... Her varlık ve tüm kainat yayılmış bir kitaptır... Mushaf-ı Şerif dediğimiz de bir kitaptır... İşte kişi, vücut kitabını ve varlık kitabını ve Mushaf-ı Şerifi bir birlik içinde okumalıdır..."



Resim 1

Yazar kitabın en başında teşekkür yazısı koymuş... (Resim 1)
Orada yazan isimler şunlar: Hasan Fehmi Tezdoğan ve talebesi Recep Ender Kocaman. Basit bir arama ile ikisinin de Melami şeyhlerinden olduğunu öğrendim. Yazar meal yazma isteğini onlardan aldığını söylüyor. Meal çalışmasını karşılaştırma yaparak ve çok iyi olmayan Arapçamla biraz okudum. Yetmedi bir kez daha okudum bazı yerlerini. Doğrusu bunun bir meal çalışması olup olmadığı hususunda kuşkularım var. Bence bu bir meal çalışması değil sadece Kur'an'a bakıp kendi yorumlarını ve anlayışını yazmış olmalı.

Yazar kitabın önsözünde şunları yazmış:


Resim 2

Yani bizim anladığımız gibi bu Kur'an Cebrail vasıtasıyla Allah tarafından gönderilmiş değilmiş. Peygamber onu enfusi (sezgileriyle iç aleminden) okumuş ve bize aktarmış. (Resim 2)
Gayet ilginç. Dini yorumlamak değil bu, yeni bir din tanımlamak olabilir belki.


Resim 3


Yazar yine önsözde, (Resim 3) vahdet-i vücut ilkesinin temellerini vermiş ve öyle devam etmiş. Felsefi bir kaynağı olan vahdet-i vücut anlayışı burada da karşımıza çıkıyor.



Resim 4

Yazarın din anlayışı Kur'an'ın getirdiğinden çok farklı anladığım kadarıyla. Yukarıdaki cümleleri okuyunca (Resim 4) ne anlıyorsunuz? Peygamber bir iştiyakla sezgileri vasıtasıyla bunları bize bildirmiş. Yine ortada Kur'an'ın anlattığı vahiy süreci yok.


Resim 5
Çok istersek belki biz de okuduklarımızla nebi ve resuller seviyesine gelebiliriz mi, diyor (Resim 5) yoksa ben mi yanlış anlıyorum?


Resim 6
Yine burada da vahdet-i vücut karşımıza bu şekliyle çıkıyor. Yani şu: Yaratan ve yaratılan ayrımı (Allah ve kul) yok. Her şey Tanrı. Zira o görüşe göre her şey tanrının kendi özünden, nurundan taştığı için (yaratılma değil taşma) öyle oluyor.

Şimdi örneklere geçelim...

Fatiha Suresinin yorum denemesi (meal demiyorum)


Resim 7
Fark ettiyseniz 1. ayet besmele ve yazarın çeviri denemesi. Tasavvufi ve felsefi bir meal denemesi olmuş ve sanırım bedava dağıtarak insanları kazanmak istiyorlar. Belli bir çerçevede başarılı da olacaklarını sanıyorum.

Kevser Suresi denemesi


Resim 8

(Meal karşılaştırması için site tavsiyesi: http://www.kuranmeali.com/index.asp)

Zuhruf denemesi

1- Ha, Mim

2- Her varlık apaçık bir kitaptır. وَالْكِتَابِ الْمُب۪ينِۙ

Gerisini siz tahmin edin...

Kaf Suresi denemesi

1-2- Kaf. tüm varlık kitabında yüce hakikatler vardır. تَنْز۪يلُ الْكِتَابِ مِنَ اللّٰهِ الْعَز۪يزِ الْعَل۪يمِۙ

Gerçek anlamlarını herhangi bir mealden kontrol edince komediyi fark edeceksiniz.

Kadir suresi denemesi

1- Cehaletin karanlığından kurtulup, tüm varlığı tutan Kudret’i anlamanız için o hakikatleri sunduk.

2- Sen cehaletin karanlığından kurtulmanın ne olduğunu, tüm varlığı tutan Kudret’i bilmezdin. 3- Hayırlı olan; cehaletin karanlığından kurtulup, tüm varlığı tutan Kudret’i anlamak, açığa çıkan tüm varlığın geldiği Öz’ü anlamaktır.

4- Her varlıktaki güç ve Ruh O’ndan gelir. Her varlığı vücutlandırmada yetkili olan O‘dur, tüm varlıktaki işleyiş O’dur.
5- O’nu anlamak selamet bulmaktır, aydınlığa ulaşmaktır.

(Basit bulduğunuz hatta sevmediğiniz belki de en güvendiğiniz meallerle karşılaştırınız mutlaka.)

Daha fazla örnek ile uzatmaya gerek yok, sanırım mesele anlaşılmıştır. Bedava bir şey yoktur. Her şeyin bir bedeli vardır.


Not: Melamilik nedir, sorusunu Google'a sorabilirsiniz. Korkmayın kötü bir şey değil :) Felsefe ve tasavvuf öğrenmek ürkütmesin sizi.

03 Mayıs 2016

İsra

İsra
Bugün vesilesiyle en büyük ibadetin bu emirleri ezberleyip hayatımıza uygulamak olacağını düşünüyorum.
İsra Suresi 12 Emir
[İsra/22-37]

25 Nisan 2016

FOTOĞRAF SORUMLULUKTUR

Fotoğraf Sorumluluktur
M.Uysal
Artık çok fazla fotoğraf çekiyoruz. Herkes her yerde fotoğraf çekiyor. Bu işin bir sorumluluğu olmalı. Bilinçle yapılmazsa sorun olarak büyüyebilir.
  • Dijital veriler silinmez. 
Sabit diskinizde, telefon hafızasında veya hafıza kartınızda bulunan görüntüler de dijital verilerdir. Siz silseniz bile geri getirilebilir. En iyisi çekmekmektir.
  • Başkasının görmesini istemediğiniz fotoğrafı asla çekmeyin!
    Fotoğraf çekildikten sonra kaydedilecek, belki istemediğiniz birinin eline geçecek, belki paylaşılacak... Fotoğrafın gidişatını artık dijital dünya belirleyecek.
    • Paylaştığınız fotoğrafın kimlere ulaşacağını siz belirleyemezsiniz.
    Siz sadece 3 arkadaşınız için paylaşsanız bile kopyalama yöntemi ile milyon kişiye de ulaştırılabilir.
    • Fotoğraf yok edilemez.
    Dijital olarak kaydettiğiniz fotoğrafı özellikle de internete yüklediyseniz yok edemezsiniz. 100 yıl sonra bile hiç eskimeden durur. (Yani yaşınız ilerleyince utanacağınız şeylere dikkat edin.)
    • Fotoğraf değiştirilebilir, üzerinde oynama yapılabilir.
    Photoshop vb. programlar ile fotoğrafınız o hale getirilebilir ki, siz bile inanırsınız montaja.
    • Fotoğraf bağlamına göre anlam kazanır.
    O yüzden kafanıza esen her şekilde poz vermeyin. Sizin yüklediğiniz anlamın dışında da anlamlar yüklenebilir bunu siz engelleyemezsiniz.
    • Fotoğraf çekilirken girdiğiniz şekil her yerde aynı anlama gelmiyor. 
    Zira dünya ergenlerden veya sizin kabileden

    15 Nisan 2016

    KUR'AN ÇOCUKLARI BOYNU BÜKÜK KALMASIN

    KUR'AN ÇOCUKLARI BOYNU BÜKÜK KALMASIN
    M.Uysal

    Kızım dolayısıyla Kız İmam Hatip Lisesine sıkça gidip geliyorum. Okulun hemen bitişiğinde Tavşanlı Kavaklı Kız Kuran Kursu var. Her geldiğimde merakla o tarafa bakıyorum. Binadan arı kovanından gelen seslere benzeyen sesler yükseliyor belli belirsiz. Kur'an sesi.

    Nasıl bir yer?

    Dün bir vesile ile ziyaret imkânı buldum. Zira Kavaklı Kız Kuran Kursu Tavşanlı'nın ve Türkiye'nin en güzide kurslarından birisi. Birçok defalar Tavşanlı'mızın ve dünya çapında da ülkemizin göğsünü kabarttı. Şu an onlarca kızımız eğitim görüyor. Ziyaretim sırasında önce etrafı gezdik, bahçede dolaştık. Önce sesler... Pencere önlerinden geçerken uzaktan duyduğum sesler şimdi daha yakındı. Emin olun Kur'an sesleri yüreğimi derinden etkiledi. Bu başka bir şey… Bu çocuklar Kur'an'ı diri tutuyor şehrimizin güzel bir okulunda. Bahçede gezerken sadece kupkuru alanlar gördüm. Hala geziyoruz ama oyun oynamak, vakit geçirmek veya oturmak için pek bir şey yok. 2015 kışında var olan geniş çardak yıkılmış kar dolayısıyla. Geriye birkaç şey kalmış. Çocukların oynaması için küçük bir alanda voleybol sahası var hemen bitişiğinde bir adet pota. İkisi aynı anda kullanılamıyor. Hafızlığın nasıl bir süreç olduğunu bilmiyorsanız diyeceklerimi pek anlayacağınızı sanmıyorum. Günlerinin çok büyük bölümü ders çalışarak geçiyor. Yatılı kalıyorlar. Haftalık izinleri çok az. Üstelik kız çocukları bunlar ve çarşıda gidebilecekleri çok sınırlı yerler var. Hafızlık bitene kadar en az bir yıl veya iki yıl orada fedakârlık yapacaklar. Bu çocuklar da bizim çocuklarımız gibi enerji dolu ve hayat dolu. Hafızlık yapıyorlar diye

    13 Nisan 2016

    UYARI

    UYARI!
    Kimlik bilgilerinin ortalığa saçılmasından sonra ailenizi uyarın.
    Telefonda asla bir şeyi onaylamasınlar. Polis, savcı gibi telefonla bilgi almak isteyenlere telefonu kapatıp resmi kuruma giderek bilgi alsınlar. Kapıya gelen hiç kimseye imza vermesinler. Çok önemli bir konuysa resmi kurumlara gidip bilgi alsınlar. Korkmasınlar çünkü korku yanlış karara sebep olur. Ne tür bir şeyle korkutulurlarsa korkutulsunlar önce telefonu kapatıp hemen karakola gidip bilgi alsınlar. Bu konuyu ailenizle kesinlikle konuşun. Telefonla onay vermeyin, anlaşma yapmayın, banka işlemleri için arayanlardan 3 kez emin olun ve banka kartı bilgileriniz ile bir yere onay vermeyin, gerekiyorsa bankanıza gidin. Ailenizi ve çevrenizi bu konuda iyice bilinçlendirin.

    Nişan, Nikah Değildir

    Nişan, Nikah Değildir
    M.Uysal
    Daha önce de söylemiştim, tekrar edeyim:
    Nişan, nikah değildir. Bari kötü örnek olmayın, diğerleri görmesin. Hiçbir hükmünü takmadığınız imam nikahı gibi bir saçmalığın ardına da sığınmamalısınız.
    Sonradan not: Burada saçma olan imam nikahı değil onun sadece bazı hükümlerinin kabul görmesi. Cinsellikle ilgili bölümüne tamam ama miras ve sorumluluk bölümünü kimse tanımıyor. Nişan bitse kimse imam nikahının sorumluluğunu almıyor. Oysa nikah oyuncak değildir. Vb.

    12 Nisan 2016

    Kutsal İcadı

    M.Uysal
    İnsan kendi yarattığı kutsal üzerinde söz sahibi oluyor ve bir zaman sonra onu panayıra çeviriyor. Örneğin, KUTLU DOĞUM. Oysa kimse onu bununla sorumlu kılmamıştı.
    Bu vesileyle şöyle de olur, dediğimiz ve göz yumduğumuz hiçbir şey yerini bulmadı. Sorumluluğun devamlılığı ilkesini atınca geriye piyango kalıyor umut olarak.

    Yalan Kurgulu Hikayeler

    Yalan Kurgulu Hikayeler
     M.Uysal
    İlk okuyuşta ne güzel hikaye değil mi?
    İsterseniz bir daha okuyun!
    1- Yalan var. (İşe gidiyorum.)
    2- Tevekkül yerine ibadet. Akşama kadar süren nasıl bir ibadetse peygamberin bile bilmediği.
    3- Allah ile sözleşme yapmış gibi ay sonunda ödeyecek diyor. İftira var.
    4- İbadet etmek diye bir iş var mı ki?
    5- Allah ne zamandır ibadetlerin karşılığında para ödüyor?
    6- Ve bu hangi dinin hikayesidir Müslümanlara anlatılan?
    7- Butun toplumun iş yapmak yerine ibadet ettiğini düşün... İşte en rezil ve aşağılık toplum, kurtuluştan uzak.
    Kuran yetmeyince bunlar ile avunur insan.
    8- Allah neye kadir değil ki, diye bitiyor hikaye. Allah'ı hiç bilmeyen biri için şahane bir tuzak. Kur'an ile mesafemizin bu kadar uzak olduğunu bilmezdim doğrusu.
    ————————
    Bir derviş. Evden ayrılışında hanımına işe gidiyorum diyerek ayrılır, ancak doğru tekkeye gider ibadet ederdi. Akşam eve döndüğünde Hanımı:
    - Yiyecek bir şeyimiz yok biliyorsun, elin boş mu döndün, dediğinde de
    - Çalıştığım zat öyle cömertki... Ondan para istemekden utanıyorum. Ay sonunda ücretimin tamamını toptan verecek, derdi.
    Ay sonu geldiğinde, yine evden ayrılmış, tekkeye gitmiş, ibadete koyulmuştu. Akşam eve döneceğinde bir düşünce kendisini aldı, ay sonu idi, hanıma ne diyecekti. Mahzun mahzun eve doğru yürüyordu. Sonunda eve yaklaştı. Evden leziz yemek kokuları etrafa yayılıyordu. Şaşırmıştı, kapıyı hanımı güler yüzle açar, içeri girerler olanları kocasına şöyle anlatır:
    - Kimin yanında çalışıyorsan bey, gerçekten cömert biriymiş. Öğle sıraları idi, nur yüzlü iki zat kapıyı çaldı:
    "Bunlar beyinin iş ücretleridir. Eğer bundan sonra da işine devam eder ve daha fazla çalışırsa, ücereti daha da artacaktır" dediler ve taze kesilmiş koyun eti, çeşit çeşit yiyecek, hiç tatmadığım meyveler ve bir kese de altın verdiler. Allah razı olsun o kimseden. Açlıktan artık tahammülümüz kalmamıştı.
    Hanımından bu sözleri dinleyen derviş Allah'a şükredip, ibadetine devam etti....
    Allah neye kadir değil ki!

    ÖLMEYECEK OLAN ALLAH'TIR

    ÖLMEYECEK OLAN ALLAH'TIR
    M.Uysal
    F.Gülen, A.Kuytul ve daha nice tasavvuf falan filanı...
    Ve siz!
    Rasulullahın ölmediğine inanıyorsunuz.
    Onun hâlâ bu dünyaya tasarruf ettiğini düşünüyorsunuz.
    Kiminiz olimpiyata çağırıyor, kiminiz mitinge getiriyor, kiminiz günde 70 kez görüşüyor, kiminiz savaşa getiriyor, kiminiz fazladan tabak koyuyor sofrasına.
    Müslümanların kafasını asıl karıştıranlar sizsiniz. Allah, Kur'an ile rasulünün de öleceğini bildiriyor, sahabe öldüğüne kani, hatta hiç müdahale etmemiş ilk 100 sene... Sonra ne olduysa (İslam tarihi felfese ile tanışma ve siyasi ihtiraslar) piyasaya sizin dedeleriniz/atalarınız çıktı. Dediler ki, o ölmedi amellerimiz rasüle arz ediliyor. Salavatlar ona arz ediliyor... Siz bu işleri ona gördürürken diğerleri olimpiyata getiriyor işte. Ne var bunda şaşacak? Mitinge getiren ne kadar sapkınsa ölmediğine inanıp savaşa getiren ve tanrılar konseyine imam yapan da aynı. Sofrasına fazladan tabak koyan nasıl sapkınsa konser salonuna geldiğini söyeyen de aynı.
    Siz bir tek olimpiyata ve mitinge gelmesine mi şaşıyorsunuz? Bence dönüp peygamber ve tanrı bilginizi gözden geçirin.
    Kur'an'a iman edenler için söylüyorum: Rasulullah öldü. O da bizim gibi bir beşer ve ölümlü. Onun nurdan tanrı nurundan kopup geldiğini (yaratılma değil) dolayısıyla nur olduğunu falan bir kenara koyun bu yalanı Plotinus ve takipçileri düşünsün. O da bizim gibi diriltilecek ve hesaba dahil olacak. Muhakkak onun hesabı bizimki gibi çetin olmayacak zira o vahye muhatap oldu ve üstün bir ahlak sahibiydi. Birileri peygamber tasavvurunuz ile oynayıp size dilediği gibi yöne veriyor. Buna izin vermeyin. Madem kutsal ilan ettiğiniz bir hafta bile var bu vesile ile Rasulullah'ı da Kur'an'dan öğrenmeye başlamalıyız.


    • Âl-i İmrân  144 
       (Medenî 89)     Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür ya da öldürülürse, gerisin geriye (eski dininize) mi döneceksiniz? Kim (böyle) geri dönerse, Allah'a hiçbir şekilde zarar vermiş olmayacaktır. Allah, şükredenleri mükafatlandıracaktır.
    • A’râf  6 
       (Mekkî 39)     Elbette kendilerine peygamber gönderilen kimseleri de, gönderilen peygamberleri de mutlaka sorguya çekeceğiz!
    • Mâide  109 
       (Medenî 112)     Allah'ın peygamberleri toplayıp da "Size ne cevap verildi" dediği gün, "Bizim hiçbir bilgimiz yok, şüphesiz gizlilikleri hakkıyle bilen ancak sensin" diyeceklerdir.
    • Kehf  110 
       (Mekkî 69)     De ki: Ben, yalnızca sizin gibi bir beşerim. (Şu var ki) bana, İlah'ınızın, sadece bir İlah olduğu vahyolunuyor. Artık her kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, iyi iş yapsın ve Rabbine ibadette hiçbir şeyi ortak koşmasın.

    05 Nisan 2016

    ÇOBAN ÇEŞMESİ: AYLARDAN NİSAN

    ÇOBAN ÇEŞMESİ: AYLARDAN NİSAN: Çiğdemler çoktan geçip gitti. Ben kendimi kırlara atmadan, atamadan hem de. Dilini bildiğim menekşeleri şehrin parklarında gördüm. Fırsa...

    ÇOBAN ÇEŞMESİ: NAYLON KIZLAR !

    ÇOBAN ÇEŞMESİ: NAYLON KIZLAR !: Altmışlardan bu yana ezbere bilirim yaşanmışlıkları. Bilirim de bildirmem. Bildirmezliğin kıskacında kaldıkça yeldirir dururum. Bu yeldi...

    ÇOBAN ÇEŞMESİ: ÇÖL MECNUN’UNSA ÇEVRE BİZİM

    ÇOBAN ÇEŞMESİ: ÇÖL MECNUN’UNSA ÇEVRE BİZİM: Bu sene geçirdiğimiz kışa bakarak evvelki senenin kışından dem vuruyor insanlar. “Allah bilir ya!” deyip değişik yorumlara yelteniyorlar...

    Yaşasın!

    M.Uysal
    Artık, insanlara şirki anlatmak için Kur'an'ın yetmediğini fark ettim. (Haşa!) Çok saçma, oysa biz şirkin ne olduğunu ve müşriğin kim olduğunu o kitap ve uygulayıcısı Rasülullah ile öğrendik. Şimdi aynı ayetlere tekrar göz attığımızda hepsinin yorumunda müşrikler tarihe gömülmüş durumda.
    Ve YAŞASIN!
    Çağımızda hiç müşrik yok(!)

    HASTANELER

    HASTANELER
    M.Uysal
    Karşılaştırma:
    A) Özel hastaneler 1980'li yıllardan kalma... Binaları, kuyrukları, yüksek ücret almaları, düzensizlikler, daracık odalar, sıkış tepiş mekanlar... Bütün fizik imkanlarıyla 1980'li yılları yaşıyoruz özel hastanelerde. Acil servisleri pek iç açıcı değil. Yalnız içi hekim dolu. Her branştan yeteri kadar hekim var. Sıra almak istediğinizde en geç 3 gün bekletiyorlar. Hekim ücretleri yüksek.

    B) Devlet hastaneleri post modern çağın bütün dijital ve teknolojik yenilikleri ile uzay üssü gibi yerler. Sahiden vatandaş için inşa edilmiş saraylar. Binaların her şeyi tam. (Müteahhit eksiklerini saymazsak.) Bütün ayrıntılar düşünülmüş. Acil servisleri mükemmele yakın. İçinde hekim yok. Var olanlar en kısa zamanda terkediyorlar. Hekim ücretleri diğeri kadar değil. Sıra almak için epey zaman beklemelisiniz. Süresini Allah bilir.
    (Bu karşılaştırma sadece Kütahya merkez ve ilçeleri için yapılmıştır.)
    Bu kıyastan sonra yüzlerce sorum var ancak cevapları işe yaramaz.

    07 Mart 2016

    Teşekkür Yazısı

    Teşekkür Yazısı
    Teşekkür ile başlayalım...
    Yazılarıma epey ara vermiştim kişisel sebeplerden dolayı. Tekrar başlayalım.
    Teşekkür ile başlayalım.
    Tavşanlı Belediyesi son dönemde epey güzel iş yapıyor. Yaptığı güzel işler için teşekkür ediyorum. Sayın vekilimize de teşekkür ediyorum şehrimize katkılarından dolayı.
    Özellikle son konser vesilesiyle yazıyorum bu yazıyı. Konser, şef İbrahim Harmancıklıoğlu tarafından sunuldu. Muhteşemdi. Emeği geçen herkesi kutluyorum. Bu tür çalışmaların devamı gerekiyor. Yeşilçam şarkıları ile çıktılar karşımıza ve çok da profesyonelce yaptılar işlerini. Sonrasında türküler olur, başka şeyler olur bu tür güzel konserlerin devamını bekliyoruz. Belediyemizin nihayet kültür müdürlüğünün kurulmuş olması çok dikkate değer. KÜLTÜR VE SOSYAL İŞLER MÜDÜRÜLÜĞÜ Tavşanlı'ya çok büyük hizmetler yapacaktır. Aziz Solmaz Beyin şahsında emeği geçenleri tekrar tebrik ediyorum. Ben belediyelerin bütçelerinin en azında binde yedisini bu işlere ayırması gerektiğini düşünüyorum. (70 milyonun binde yedisi 490 bin eder.)
    Ada Mahallesi ve İstasyon Mahallesi sakinlerinin ve Tavşanlılıların büyük çilesi olan tren yolu hemzemin geçidinin de ele alınması gayet yerinde. Umarım çabuk biter.
    Suyun kaynağından alınması da öyle. Kaynak suyu içmek için gün sayıyoruz.
    Arıtma tesisi ile temiz bir çevreye büyük katkı sağlayacağız.
    Hepsi için teşekkür ederim.
    Bu kadar yeter.
    Sadece eleştirmek için yazılmaz ama sadece övmek ve teşekkür etmek için de yazılmaz.
    Bundan sonra yazacaklarım bu teşekkür yazısı ile değerlenlendirilsin isterim. (Tarzımı bilenler ne yapacağımı kestireceklerdir.)
    Şehrimize yapılması planlanan 3 adet anıtla ilgili de söyleyeceklerim var. Sonraki yazıya saklıyorum. 

    27 Şubat 2016

    ÇOBAN ÇEŞMESİ: ÇOCUKSU HALİM

    ÇOBAN ÇEŞMESİ: ÇOCUKSU HALİM: Hiç uçağa binmedim ama yüksekten seyrin hayalini yaşamışımdır hep. Belki de bu yüzdendir gökyüzüne baktıkça merakım artar. Köyün gökyüzü he...
    MİNİ HİKAYE
    M.Uysal
    Ahmet daha okula başlamamıştı ama Kur'an okumayı yenice öğrenmişti. (Demek hızlı öğreniliyor.) Yeni bir Kur'an aldılar Ahmet'e. Güzel bir bez çanta yapıp içine koydular. Hoca bir yandan, evdekiler bir yandan sürekli uyarıyorlardı Ahmet'i: "Abdestsiz dokunma (6 yaş), belinden aşağı tutma, sakın düşürme, yere koyma, öyle tutma, yaprağını kıvırma, üstüne yazma, elindeyken koşma, üstünden atlama, aman düşürme...
    Ahmet şöyle düşündü: Kur'an korkunç bir şey, niye aldılar ki bunu bana? Sanırım Allah çok kızıyordu ve kızan herkes cezalandırırdı, bunu biliyordu çocuk tecrübesiyle.
    Ahmet ne yaptı biliyor musunuz?
    Böyle büyük bir riskle uğraşmaktansa yüksek bir yere bırakıp bir daha ardına bakmadı.

    MİNİ HİKAYE - Ekmek ve Babalar

    MİNİ HİKAYE
    Mustafa Uysal
    Genç bir adam ekmek almak için madene gitti. Yerin yüzlerce metre altında çalıştı. Pek çok genç adam yerin altından ekmek çıkardı. Kimisi emekli oldu, kimi taşın altında kaldı, kimi duman oldu, kimi raylara sıkıştı, kimi toprağa karıştı, kimi gazdan zehirlendi...
    Geriye kalanlar yine yerin altından ekmek çıkarmaya devam ettiler. Hatta bu sabah yine genç adamlar yerin altına ekmek almaya gittiler. Çocuklar hem babalarını çok sevdiler hem de ekmeği. Ekmeği kim sevmez? Geriye kalan iki küçük kıza soruldu: Ekmek mi baba mı? Kızlar önce babalarını istediler sonra acıktılar ve ekmeği de istediler. Ekmek hep babaların borcu oldu.
    Kimi yerin altında ekmeğini alırken öldü kimi yerin üstünde ararken ekmeğini kurşunlara ve bombalara kaptırdı babalığını ve ekmeğini.
    Hayat böyle...
    Babalar ve ekmekler her zaman beraber bulunmuyor.
    Kudret de gitti, kalanlara selam olsun.

    25 Şubat 2016

    ÇOBAN ÇEŞMESİ: HAS EKMEK

    ÇOBAN ÇEŞMESİ: HAS EKMEK: Cemreler bir bir düşüyor. Çiğdemler sarıya patlarken bahar şubattan el sallıyor. Ühhüü!, aldanmayın kış güneşine dese de anam, ona inat ...

    15 Şubat 2016

    Hutbe ve Hadis Bağlamında

    Hutbe ve Hadis Bağlamında
    Mustafa Uysal
    1-Ebu Hanife de hadisleri seçerdi. Ona da yahudi dediler, dinden çıktı dediler.
    2- Ahmed Bin Hanbel seçti hadisleri yani bazılarını attı.
    3- Buhari o kadar çok hadis attı ki hesabı belirsiz ve onun benzerleri de attılar.
    4- Her devirde elenerek geldi hadisler.
    5- 3.4.5. tabaka hadis kitapları her devirde atılanlarla tutulanları ekleyerek yaşattılar.
    6- Bu devirde de Türkiye ve diğer İslam ülkelerinde hadis çalışmaları devam ediyor.
    7- Hadis çalışmaları sıhhatle yapılırsa güzel sonuçlar alınacaktır.
    8- Uygunsuz şeyleri peygambere nispet edenlerle peygamberi komple reddedenler aynı kefededir.
    9- Şu an üniversitelerde binlerce akademisyen hadis üzerinde çalışıyor ve doğru olanı bulmaya ve yapmaya çalışıyorlar.
    10- Birçok ilim adamımız hadis konusunda çalışmalar yapıyor.
    11- Bütün bunlara rağmen Sifil'e kadar inmemiz doğru değil. Ne yani biz de mi cahil gibi tartışalım? :)
    Bütün bunları Görmez'den gelip herkesi düşman ilan ederseniz elimize ne geçecek?

    21 Ocak 2016

    DİN TARTIŞMALARI KAKAFONİK ÖZET

    DİN TARTIŞMALARI KAKAFONİK ÖZET
    Mustafa Uysal
    A- Hadisleri, öncekilerin gözden geçirdiği gibi tekrar gözden geçirmeliyiz.
    B- Peygamber düşmanısınız!
    C- Peygambersiz bir din kurmaya çalışıyorsunuz!
    D- Öyle hadisler üzerine öyle fıkhî hükümler bina edilmiş ki, ne hadisin sıhhati var ne hükmün. İlk muhaddisler nasıl çalıştıysa bizim de tekrar çalışmamız gerekiyor.
    B- Peygamberi dışlıyorsunuz, kabul etmiyorsunuz.
    C- Zaten hadisleri toptan reddedince Kur'an'ı da tasfiye edeceksiniz. Dini yıkacaksınız.
    F- Biz ne zaman dini korumaya çalıştıysak orada çöküş yaşadık. Allah dinini korusun, bize düşen doğru yaşamak.
    G- O hocalar hep sapıkmış, diyorlar.
    T- Kur'an'ın koruyucusunun Allah olduğu bilgisi yine Kur'an'a atfediliyor ama siz hadislerin gözden geçirilmesi faaliyetini yıkıcılığa bağlıyorsunuz, kafanız iyi mi?
    H- Ehl-i Sünnet dışı sapıklar ve zındıklara itibar edilmez.
    Ğ- Ben dindar sayılmam ama peygambere laf ettirmem lan, keserim lan hepinizi!
    A- Bu işi akademik seviyede tutmak ve böylece yeni bir usul geliştirmek, düşüncemizi yeniden üretmek zorundayız.
    T- İnsanları zorla bir sistem içine sokmak bir kategori içine dahil etmek istiyorsunuz. Kendinize benzetmek istiyorsunuz. Faşist bir dindar olabilir mi, oluyor. Bırakın insanlar iradelerini ve akıllarını kullanabilsinler. Din konusunda Allah'tan başka kimse hesap soramasın. Kim nasıl inanıyorsa bunun hesabı Allah'a ait.
    M- Vaazlarımda hep söylediğim gibi bunlar sapık, şii, rafizi, mutezili... Yani dünya üzerinde ne tür bir sapıklık varsa bunlardır.
    P- Çay oldu mu?
    W- Son dönem araştırma namusu bizde bile var. İnananlar dinlerinin sağlamlığına güvenmiyorlar.
    Y- Gençleri dinsiz yapacaklar.
    F- İslam adına terör üreten ve sonradan olduğu açık olan rivayetler acilen ele alınmalı.
    G- Bak kesin sapık ve zındık değil mi, zamanı gelince keseriz falan yazık olmasın?
    A- Biz yeni bir şey ortaya koymaya çalışmıyoruz ilk mesajı doğru anlamamızın önündeki sonradan konulan engelleri aşmaya çalışıyoruz.
    X- Allah belanızı verecek, yetiş Ya Falan! Mezhepsizler!
    U- Ortada yanlış bir şeyler olduğunu düşünüyorum zira aradan zaman geçti ve biz hala dondurulmuş bir anlayışa zorlanıyoruz sonradan toplanan bilgiler üzerinden. 
    T- Kur'an üzerinde bile anlama çabasında ihtilaf ederken siz kalkıyorsunuz, rivayet kültürünün her türünü kutsuyorsunuz. Üstelik bunu kendi aranızda ilmi olarak anlaşılır ve çalışılabilir kabul ederken kürsülere çıkıp peygamber düşmanları ilan ediyorsunuz aynı insanları. 
    M- Bunlar peygamber düşmanı, din düşmanı İran ajanı. Bu arada terlik ve kefen yaptım çok ucuz. 
    F- Bazı insanları kutsayıp aracı yapan bir anlayışın kökeni nereye dayanıyor ki, bazılarını da zındık ilan etme yetkisini elinde tutuyor? 
    L- Akıl tutulması yaşıyoruz, aklımızı kullanmamızı emreden Allah'ın emrine rağmen. 
    D- Akıl şeytan işidir sakın ha kullanmayın!
    Ö- Biri çay dedi az önce!

    17 Ocak 2016

    RÜŞVET VE ŞİRK BAĞLAMINDA BİR DENEME

    RÜŞVET VE ŞİRK BAĞLAMINDA BİR DENEME
    Mustafa Uysal
    Rüşvet için kabaca, ben seni göreyim sen de beni gör, diye bir tanım yapabiliriz.
    Etrafınıza bir bakınız.
    Farzların aleni terk edildiği bir toplum var etrafımızda. Üstelik bu terk edişten dolayı insanları uyaracak veya iyiliği emredip kötülüğü engelleyecek bir mekanizma da yok. Kurulması için en ufak bir gayret ve kaygı bile yok.
    Herkes sünnetlidir. Gayet güzel. Herkes sünnetlere dikkat eder zira hayatın akışı içinde göze batar dikkat edilmezse.
    Cenneti, cehennemi olan bir Allah vardır ve emirleri yasakları gayet rahat çiğnenir. Lakin, elinde sadece şefaati (!) olan bir peygamberin bütün sünnetleri dokunulmaz kabul edilir. Çiğneyeni en azından toplumdan dışlanır. Sosyal bir yaptırımı hala vardır.
    Buraya kadar olan gözlem yanlışı var mı? Varsa itirazınızı buraya yapınız.
    Mantık kurgusu şu: Koca devletin sizin olması önemli

    09 Ocak 2016

    DİYANET ATALAR DİNİNİN KURBANI OLDU

    DİYANET ATALAR DİNİNİN KURBANI OLDU

    Mustafa Uysal
    Bu soruya gerçekten Diyanet cevap verseydi, şöyle demeliydi: Kardeşim, git bir tedavi ol ve Allah ile bağını kontrol et, imanını yenile!
    Ama, hayır. Biz atalarımızın kurduğu dini hükümleri dondurduk ve artık aklımızı kullanmayacağız. Allah da bizi böyle pislik içinde rezil bir şekilde bırakacak. Kanun böyle, aklını kullanmayan pislik içinde kalır.
    Mehmet Akif gibi,
    “Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhâmı,
    Asrın idrâkine söyletmeliyiz İslâm'ı”
    Diyemediğimiz için ve eskileri neredeyse sorgulanamaz rabler ilan ettiğimiz için başımıza daha terörün her türlüsü ile böyle rezaletler gelmeye devam edecek.
    Diyanet, korumaya çalıştığım veya beğendiğim bir kurum falan değil. Dini tekeline alan bir yapı. Elbette devleti kurup her şeyi tekel altına alanlar tarafından icat edildi. Diyanet'in halini biraz düzeltmiş olması,

    27 Aralık 2015

    BİR RÜYA VESİLESİ İLE

    BİR RÜYA VESİLESİ İLE
    Mustafa Uysal
    Tayyar-ı Tutî Hazretleri anlatıyor...
    Hadis kitaplarını sıkça okur idim. Yine bir gün okumaya başladığım Nevevi'nin bir hadis derlemesi vesilesi ile günlerimi geçiriyor idim. (Riyazüs-Salihin) Hocalarımdan işittiğim bir şey hep aklımı kurcalıyordu. En çok hadis rivayet eden ravilerimizden Ebu Hureyre'nin durumu epey aklıma takılıyordu. Kendisinin rivayet ettiği hadisler hep dikkatimi çekiyor ve üzerlerine haşiyeler yazıyor, işaretler koyuyordum. Rivayet ettiği hadisler genellikle ya hepten büyük vaatler içeriyor yahut tümden büyük cezalar içeriyordu. Üstelik vaat ettiği büyük mükafatlar karşılığı ya minik bir hayır oluyor ve vaat ettiği büyük cezalar da küçük bir günah karşılığı oluyordu. Bu durum diğer ravilerde pek sık görülen bir durum değildi. Ebu Hureyre'nin, Allah'ın rasulü ile az bir müddet kalmış olması, Hz. Ömer'in kendisine rivayet yasağı getirmesi hatta darp ettiği

    25 Aralık 2015

    GRTC Türk Tipi Başkanlık Sistemi Raporu

    GRTC Tarafından Kütahya DPÜ ile birlikte yapılan bir çalışma Türk Tipi Başkanlık Sistemi Raporu lansmanı yapıldı ve rapor kitapçığı basına dağıtıldı.
    Dinlemek için aşağıdaki bağlantıyı tıklayınız.


     

    22 Aralık 2015

    MUTLU ÖLÜM, KUTLU DOĞUM

    MUTLU ÖLÜM(!), KUTLU DOĞUM
    Mustafa Uysal

    Daha birkaç gün önce bir ölümü andık. (Bazıları kutlama diyor, zira şeb-i arus. Gelin gecesi, düğün gecesi.) Bugünlerde bir doğumu kutluyoruz. (Peygamberimizin doğumu.)

    Basit soruyu soralım: Celaleddin-i Rumi’nin ölümünü anıyoruz da Peygamberimizin ölümünü niye anmıyoruz?

    Bu soruyu hemen geçiniz, üzerinde durmayınız. Zira mesele bu değil.

    İki ölümü kıyas edelim şimdi…

    Mevlana ölümünü şeb-i arus yani gelin gecesi ilan etmiştir. Kendinden son derece emindir. Rabbi onu güzel karşılayacaktır(!) Ölüm, hayatı boyunca beklediği mutlu son olacaktır. Böyle kocaman bir umut ve iddia vardır ortada. (Havf ve reca sadece biz avam içindir sanki.)

    Peygamberimiz son demlerini yaşamaktadır. Son sözleri nedir peki? Şahadet parmağını yukarı kaldırdı; “Yüce Dosta" dedi ve ruhunu teslim etti. Evet, birçok rivayet bu şekilde… Kelime-i tevhit falan yok. Bazıları rivayetlere dahil etmeye çalışmış ama olmamış. Onun hayatının tamamı şahit zaten. Son anında değil bütün hayatında istenen bir şey tevhit ve şahadet. Ki, biz şahidiz onun hayatı Allah içindir. Bazıları son anda şahadet ile ölme garantisi ister dualarında. Oysa Allah bütün hayatınızı şahit tutmanızı ister.

    Mevlana bütün insanların (Sadece Müslümanların değil, hemen bütün insanların.) gözünde değerli biridir. Peygamberimiz sadece

    ÇOBAN ÇEŞMESİ: SÖZ BENDE

    ÇOBAN ÇEŞMESİ: SÖZ BENDE: Toprakla güreştik ķüllük acmadık Açık verip borca kartlar gecmedik Burun büküp türlü aşlar seçmedik Sağlık bende huzur bende öz bende. ...


    DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYINIZ...

    13 Aralık 2015

    ÇOBAN ÇEŞMESİ: HORLAMAYA ISLIK

    ÇOBAN ÇEŞMESİ: HORLAMAYA ISLIK: Öyküler geçmişi hatırlamakla başlıyor çok zaman. Hatırlamak, hatırlatmanın da yollarını çoğaltıyor çok vakit. Küresel düşler kurmaya meyl...