Yılların yorgunluğunu, ameliyatların ardından gövdemde kalan sızıları ve içimde büyüyüp zapt edilmez bir nehire dönüşen yol özlemini geride bırakarak 17 Haziran 2026'da yeniden motosiklete sarıldım. 72 yaşındayım; motosikletin üstünde geçirdiğim altmış birinci yıl bu.
Kaskı her kafama geçirişimde aynı sarsıcı duyguyla dolarım: Korku.
Kimileri bu işin temelinde özgüven yatar sanır. Yanılırlar. Asıl tehlike korkusuzluktur. Ben hâlâ demir atın üstüne çıktığımda ayaklarım titrer, kalbim göğüs kafesimi döver. Çünkü bilirim ki korkmadığım, o titremeyi hissetmediğim gün bu tekerlekler son kez dönecektir.
Gaza basmadan her seferinde kızımın derin, endişeli bakışı gözümün önüne gelir. “Git babacığım ama sağlıkla geri dön” diyen o sessiz yalvarış, kaskın şeffaf vizörünün ardında yol arkadaşım olur.
Bu yolculukları bana motosiklet aşkını aşılayan rahmetli babama, “Yola çıkacağını bana söyleme, kalbim dayanmıyor; dönüşte dizimin dibinde gördüklerini anlat” diyen rahmetli anneme, 40 yıl aynı yastığa baş koyduğum rahmetli eşime, oğlum Ahmet'e, kızım Zeynep'e, gelinim Özlem'e, damadım Abdullah'a, torunlarım Elif Pınar'a ve Zeynep Ece'ye, geride bıraktığım tüm sevdiklerime ithaf ediyorum.
Milyon kilometre meselesine gelince, Nasrettin Hoca'nın yaşı misali (ne de olsa o da bir yaşta takılıp kalmıştı), sayacı yıllar önce 66'ya bağladım. Artık kilometre de saymıyorum. Asıl marifet yola çıktığın yere, o ocağa sağ salim dönebilmektir. Selçuk Bayraktar'ın şu sözünü düstur edindim:
“Kuş ölür, sen uçuşu hatırla.”
Biz kuşu da öldürmeyeceğiz, rotayı da tamamlayacağız. Çünkü direksiyon bizim elimizde.
1. Rota: 15 Günlük Isınma ve Antrenman Turu (“Uzun Rotaya Hazırlık”)
Haziran güneşi daha toprağın kokusunu kurutmamışken, sabahın erken saatinde Tavşanlı'dan üç kişi yola çıktık: Ben, İbrahim Tuncay ve Osman Ermiş. Antrenman niyetiyle hafif makine olan BMW G 310 R'ı seçmiştim. Hafif dediğime bakmayın, üzerindeki yükle toplamda 300 kiloyu buluyorduk.
Gidonu Bozüyük'ün arkasındaki kadim Osmanlı yoluna kırdık. Viraj üstüne viraj, O çizen, U çizen kıvrımlı patikalar, rüzgâr doğrudan göğsümüze çarpıyor.
- İlk Durak Söğüt: Motosiklet ile gidip de ikramından kurtulmanın imkânsız olduğu, canlar canı kardeşimiz Nurettin Kocaoğlu karşıladı bizi.
- Çaylarımızı yudumlayıp Sarıcakaya'ya uzandık. Eskişehir motosiklet grubundan “Amca” lakaplı Vedat Kavak'ın köyünden geçerken bir çay molası daha verdik.
- Nallıhan ve Beypazarı'nı geride bırakıp Güdül'e vardığımızda pilim tamamen bitmişti. Yıllar sonra ilk kez böyle uzun bir yola çıkmış, binlerce virajı döndürmüştük ve bunun yorgunluğu omuzlarıma çökmüştü. Güdül; korna sesinin olmadığı, motor gürültüsünün yabancı kaldığı, kadim ve huzurlu bir kasaba. Geceyi belediyenin çok temiz ve güzel misafirhanesinde geçirdik.
- Gün doğarken yola koyulduk. Ayaş'ta kahvaltı yaptık, Kırıkkale ve Delice üzerinden Sungurlu'ya, oradan Turhal'a ulaştık. Turhal'da bizi yaşıtım olan sevgili Kenan Yurtçu kardeşimiz karşıladı. Çok büyük, serin ve dinlendirici havası olan harika bir garajı var; öğretmenevi rezervasyonunu iptal edip garajda kalmaya karar verdik. Şehrin tam ortasında suları şırıl şırıl akan Şelale Restaurant'ta Turhal lezzetleriyle ağırlandık.
- Sabah Tokat'a, motosikletçilerin Tokat'taki ağası yufkacı Kadir'e teslim olduk. Kadir Ağa'nın işyerinin üstü; bir insanın giyim kuşamdan diş fırçasına kadar her ihtiyacını karşılayacak kadar malzemenin bulunduğu ama sadece motosikletçilerin kalabileceği şahane bir misafirhane. Burada 3 gün soluklandık, Tokat'ı gezdik, aralıksız ikrama maruz kaldık. Kaderin yollarına bir kez düştünüz mü, bu dostluk sarmalından kaçış yok.
Karadeniz'e Uzanan Yollar ve Vefa
Tokat'ta yanımıza Kütahya'dan kıymetli kardeşim Şerafettin Güngör ile bir arkadaşı geldiler, üç kişi çıktığımız yolda beş kişi olduk.
Erzincan'a vardığımızda öğretmenevine yerleştik. Oradan sevdiğimiz arkadaşımız Niyazi Şenol bizi kendi aracı ile Ergan Dağı'na çıkardı. Genç ve heyecanlı Rotasızlar grubunun düzenleyeceği motosiklet festivalinin ön hazırlıkları sürüyordu; hazırlıklara ve toplantıya biz de destek olduk. Öğretmenevinde akşam Dr. arkadaşımız Tolga Bey ziyaretimize geldi ve Tortum Şelalesi'nden bahsederek bu sene su debisinin çok yüksek olduğunu, görülmesi gerektiğini söyleyerek bizi kışkırttı. Bu tavsiye karşısında gaza gelen İbrahim ve Osman şelaleye rota çevirdiler.
Biz üç kişi 14.300 metrelik Ovit Tüneli'nin serin karanlığından süzülüp Rize'nin Çayeli ilçesine indik. Ziyaretine gittiğimiz kardeşimizin eczanesinin kapalı olduğunu görünce telefon ettim ve acı haberi aldım. Sait kardeşimiz abisini kaybetmenin üzüntüsünü yaşıyordu. Ertesi gün cenazesine katılıp taziyelerimizi sunduk. Kaderle vefa, bizi aynı noktada buluşturmuştu.
Samsun'da İl Müftü Yardımcısı İbrahim Kadıoğlu kardeşimizin evine konuk olduk. Şehir Hastanesi'nin bin kişilik dev mescidindeki Cuma dersine katıldıktan sonra hocamızın arabasıyla köyünde misafir olduk, Nebiyan Dağı'na çıktık.
Samsun'da kaldığımız dört günün ardından yola revan olduk:
- Yakakent'te kentin tek meyvecisi Kemal Elma arkadaşımıza uğradık.
- Sinop'a geldik, bildiğim balıkçıya uğradık ama maalesef özlediğimiz balık çorbasını içemedik.
- Çatalzeytin'de uzun yıllardır tanıdığım TMF'de görevli Bekir Açıkgöz'e selam verdik, geceyi öğretmenevinde geçirdik.
Devrekani'den daldığımız orman yolu, hayatımın en büyük görsel şölenlerinden biriydi. Pınarbaşı'na geldiğimizde İbrahim ve Osman Horma Kanyonu'na gitmek üzere ayrıldılar. Ben bakir ağaçların gökyüzünü kapattığı yollarda geyiklerin ve karacaların arasında saatte 30-40 kilometre hızla rüzgârı hücrelerime kadar hissederek ilerledim. 60 km ileride bir benzinlikte buluştuktan sonra Karadeniz Ereğli'de İbrahim'in damadı ve kızına misafir olduk.
Geceyi orada geçirdikten sonra nihayet on beşinci günü yuvaya, Tavşanlı'ya döndük. Antrenman ve kendimi deneme turu başarı ile tamamlanmış, kendimi daha uzun ve büyük motosikletimle yeni bir seyahate hazır hissediyordum. Yapılacak iş belliydi: Damadım Abdullah'a R1150 RT'yi Bayram Usta'ya bakım için teslim etmesini söyledim. TÜV, noter ve plaka basımı tamamlanarak büyük BMW'yi ayağa kaldırdık. Rota hazırlandı, çıkış tarihi tespit edildi.
2. Rota: 31 Günlük Büyük Sefer (17 Ağustos - 16 Eylül 2026)
Üç kişilik grubumuzdan bir eksikle yola çıktık. Ben ve Osman, 17 Ağustos sabahı gaza bastığımda kaskımın içindeki yalnızlık hissi bir süre sonra yolun tatlı felsefesine bıraktı.
- Ankara'da damadımın yeğeninin evinde bir gece kaldıktan sonra yeniden Turhal ve Tokat'a uzandık.
- Tokat'taki birkaç günün ardından Erzincan'da Ergan Dağı'ndaki mahşeri kalabalığa, festival alanına gittik. Orada Sorgun Motosiklet Kulübü başkanımız merhum Nihat Hocamızın kızı Esra Hanım'la karşılaşıp ona başsağlığı dilemek, bu yolun en hüzünlü ama anlamlı anıydı.
- Erzincan'dan Erzurum'a geçerken Ilıca'daki belediyenin beş yıldızlı otel konforundaki termal tesislerinde geceliği kişi başı yalnızca 900 liraya kaldık. Güne sekiz çeşit peynirle kahvaltıya başlamak da cabası! Erzurum'da Ahmet Sefa ile buluşup Palandöken'e kadar şehrin altını üstüne getirdik.
- “Yolcu yolunda gerek” diyerek Doğubeyazıt'ın yolunu tuttuk. Dokuz yıldır görüşemediğimiz sevgili Dr. Nihat Altınel ile hasret giderdik.
Van ve Güneydoğu'nun Sıcak Dostluğu
Hedef Van'ın batısını gezmekti, lakin 30 Ağustos kutlamaları nedeniyle Adilcevaz ve Ahlat'ta yer bulamadık. Mecburen Van merkeze, Beşyol'a geldik. İslam Bey'in işlettiği apart dairede kalırken sabah kalktığımızda motosikletimin ön lastiğinin indiğini gördük.
Türkiye Motosiklet Platformunun (TMP) başkanı sevgili Zafer Fatih Özsoy'u arayıp Van'da olduğumu, konum attığımı ve lastiğimin inik olduğunu belirterek çaresine bakmasını rica ettim. Kısa süre sonra Van Motosiklet ve Bisiklet Kulübü Başkanı Bünyamin Bey beni arayıp tamirci yönlendirdiğini söyledi. 20 dakika içinde Hidayit Usta gelip otelin önünde lastiği söküp götürdü, tamir edip getirdi. Anadolu Motosiklet ve Bisiklet Satış Servis Mağazası'na minnettarım.
Burada parantez açarak anlatmaya çalıştığım, lastiğin tamirinden ziyade 2011 yılından bu günlere kadar yıllardır emek verdiğimiz, alanındaki en büyük STK olan TMP'nin ulaştığı coğrafya. TMP'nin bu hale gelmesinde katkısı olan, elini taşın altına sokmaktan çekinmeyen vefalı, fedakâr arkadaşlarımıza minnet, saygı ve teşekkürlerimi sunarım. Demek ki TMP ile yolu kesişen her motosikletçi güvende demektir.
Van bizi beş gün misafir etti. Yolumuz Hakkâri'ye diyerek düştük yine yollara. Orada bizleri bekleyen canlarımızla buluştuk; İbrahim ve Hatice çiftine, evin kraliçesi Elizan'a teşekkürlerimi sunarım.
Hakkâri'den ayrılıp hayallerimin rotasına çevirdim gidonu:
- Sağ tarafımda deli gibi akıp kükreyen Zap Suyu, solumda Yalçın Dağları'nın eteğinden vadiyi boydan boya geçip Eruh ve Şırnak üzerinden Siirt Özel İdare Misafirhanesi'ne geldik.
- Sabah 4.30'da Siirt'in meşhur sabah ilk çıkan büryanına yetiştik.
- Diyarbakır'a geldiğimizde ciğer yemeden gidemeyeceğimizi söyleyen Savaş Can Bey sağ olsun, bizi ağırlamadan göndermedi.
- İstikamet Malatya dedik. Furkan kardeşimiz karşılayıp evine davet etti. Evdeki ele avuca sığmaz insan yavrusu Zeynep ile tanıştık (aynısından bende de var, Allah ana babaya kolaylık versin!). İlk göz ağrısı Ecrin ise ablalığını bihakkın yerine getiriyor. Malatya akşamında Hacıbaba'da ağırlandık, sipariş edilen kayısıları kargolayıp Adıyaman'a doğru yola çıktık.
- Adıyaman'da sevgili Kadir Hocam ve eşi Deniz Hocam TPAO misafirhanesinde yerlerimizi ayırtmışlardı. Seyir Tepesi'nde manzara eşliğinde ağırlandık, kendilerini Tavşanlı'ya bekliyoruz.
Eve Dönüş ve Büyük Bilanço
Ömür biter, yol bitmez. Yola devam, istikamet gastronominin başkentlerinden Şanlıurfa dedik. Balıklıgöl yakınlarındaki Aslanlı Otel'e yerleşip Edessa Künefe'nin sahibi eski dostum Eyüp Sabri ile ciğerimizi, künefemizi yedik.
İki günün ardından bu rotanın en uzun sürüşüne, 600 km'lik yola geldik. 40 derece sıcaklıktaki sahil yolu yerine Torosların arkasındaki 19-20 derecelik serin coğrafyayı seçtik. Urfa'dan sabah 4.30'da teker döndürerek Konya Ereğlisi'ne geldik.
Sabah Manavgat'a gitmek üzere yola çıkıp, otobüsle gelen torunumla buluşarak sekiz günlük tatil moduna girdik. Aslen Tavşanlılı olan, otuz yılı aşkındır Manavgat'ta görev yapan Teknik Öğretmen Halil İbrahim Seven'in evini işgal ettik! Manavgat dönüşünde Sandıklı Hüdai Kaplıcaları'nda bir gece konaklayıp termal suyun keyfini çıkararak iyice dinlendik.
16 Eylül 2026 Çarşamba günü uzun turumuzu sağ salim, kazasız belasız bitirip Tavşanlı'ya döndük.
Döndükten sonra haritamızı güncelledik, gidilmeyen yerlerin planlamasına başladık. Sanırım bu kışı plan proje ile hazırlanıp yeni rotalara gazlamaya umut bağlayarak geçireceğiz.
Toplam 46 gün sürdü, dokuz bin kilometre yaptım, yakıta 15.000 lira harcadım. Dönüp duvardaki haritaya baktığımda mırıldandığım cümle şuydu: “Gitmediğim neresi kaldı? Oraları planlamaya başlayalım.” Yolda olmak ve insanla var olmak çok güzel.
Bu toprakların insanı doğusundan batısına o kadar asil, o kadar misafirperver ki; insanlık coğrafyada batıdan doğuya gittikçe katbekat çoğalıyor. Yetmiş yaşımın verdiği olgunlukla haritadaki eksik noktaları tamamlamak için sabırsızlanıyorum. Çünkü gezmeye asla doyulmaz.
MOTOSİKLETİ HAYAT TARZI HÂLİNE GETİREN BÜTÜN DOSTLARIMIZA SAYGI VE SEVGİLERİMİ SUNARIM.
Konfor alanını terk edip olduğunuz yerde çürümeyi düşünmeyin. “Tebdîl-i mekânda ferahlık vardır” hadis-i şerifine uyunuz.
İSMAİL PINAR
```