10 Ekim 2026

İsmail Pınar'ın Motosiklet Gezileri: Bir Uzun Gezinin Anatomisi

İsmail Pınar'ın Motosiklet Gezileri: Bir Uzun Gezinin Anatomisi


Yılların yorgunluğunu, ameliyatların ardından gövdemde kalan sızıları ve içimde büyüyüp zapt edilmez bir nehire dönüşen yol özlemini geride bırakarak 17 Haziran 2026'da yeniden motosiklete sarıldım. 72 yaşındayım; motosikletin üstünde geçirdiğim altmış birinci yıl bu.

Kaskı her kafama geçirişimde aynı sarsıcı duyguyla dolarım: Korku.

Kimileri bu işin temelinde özgüven yatar sanır. Yanılırlar. Asıl tehlike korkusuzluktur. Ben hâlâ demir atın üstüne çıktığımda ayaklarım titrer, kalbim göğüs kafesimi döver. Çünkü bilirim ki korkmadığım, o titremeyi hissetmediğim gün bu tekerlekler son kez dönecektir.

Gaza basmadan her seferinde kızımın derin, endişeli bakışı gözümün önüne gelir. “Git babacığım ama sağlıkla geri dön” diyen o sessiz yalvarış, kaskın şeffaf vizörünün ardında yol arkadaşım olur.

Bu yolculukları bana motosiklet aşkını aşılayan rahmetli babama, “Yola çıkacağını bana söyleme, kalbim dayanmıyor; dönüşte dizimin dibinde gördüklerini anlat” diyen rahmetli anneme, 40 yıl aynı yastığa baş koyduğum rahmetli eşime, oğlum Ahmet'e, kızım Zeynep'e, gelinim Özlem'e, damadım Abdullah'a, torunlarım Elif Pınar'a ve Zeynep Ece'ye, geride bıraktığım tüm sevdiklerime ithaf ediyorum.

Milyon kilometre meselesine gelince, Nasrettin Hoca'nın yaşı misali (ne de olsa o da bir yaşta takılıp kalmıştı), sayacı yıllar önce 66'ya bağladım. Artık kilometre de saymıyorum. Asıl marifet yola çıktığın yere, o ocağa sağ salim dönebilmektir. Selçuk Bayraktar'ın şu sözünü düstur edindim:

“Kuş ölür, sen uçuşu hatırla.”

Biz kuşu da öldürmeyeceğiz, rotayı da tamamlayacağız. Çünkü direksiyon bizim elimizde.


1. Rota: 15 Günlük Isınma ve Antrenman Turu (“Uzun Rotaya Hazırlık”)

Haziran güneşi daha toprağın kokusunu kurutmamışken, sabahın erken saatinde Tavşanlı'dan üç kişi yola çıktık: Ben, İbrahim Tuncay ve Osman Ermiş. Antrenman niyetiyle hafif makine olan BMW G 310 R'ı seçmiştim. Hafif dediğime bakmayın, üzerindeki yükle toplamda 300 kiloyu buluyorduk.

Gidonu Bozüyük'ün arkasındaki kadim Osmanlı yoluna kırdık. Viraj üstüne viraj, O çizen, U çizen kıvrımlı patikalar, rüzgâr doğrudan göğsümüze çarpıyor.

  • İlk Durak Söğüt: Motosiklet ile gidip de ikramından kurtulmanın imkânsız olduğu, canlar canı kardeşimiz Nurettin Kocaoğlu karşıladı bizi.
  • Çaylarımızı yudumlayıp Sarıcakaya'ya uzandık. Eskişehir motosiklet grubundan “Amca” lakaplı Vedat Kavak'ın köyünden geçerken bir çay molası daha verdik.
  • Nallıhan ve Beypazarı'nı geride bırakıp Güdül'e vardığımızda pilim tamamen bitmişti. Yıllar sonra ilk kez böyle uzun bir yola çıkmış, binlerce virajı döndürmüştük ve bunun yorgunluğu omuzlarıma çökmüştü. Güdül; korna sesinin olmadığı, motor gürültüsünün yabancı kaldığı, kadim ve huzurlu bir kasaba. Geceyi belediyenin çok temiz ve güzel misafirhanesinde geçirdik.
  • Gün doğarken yola koyulduk. Ayaş'ta kahvaltı yaptık, Kırıkkale ve Delice üzerinden Sungurlu'ya, oradan Turhal'a ulaştık. Turhal'da bizi yaşıtım olan sevgili Kenan Yurtçu kardeşimiz karşıladı. Çok büyük, serin ve dinlendirici havası olan harika bir garajı var; öğretmenevi rezervasyonunu iptal edip garajda kalmaya karar verdik. Şehrin tam ortasında suları şırıl şırıl akan Şelale Restaurant'ta Turhal lezzetleriyle ağırlandık.
  • Sabah Tokat'a, motosikletçilerin Tokat'taki ağası yufkacı Kadir'e teslim olduk. Kadir Ağa'nın işyerinin üstü; bir insanın giyim kuşamdan diş fırçasına kadar her ihtiyacını karşılayacak kadar malzemenin bulunduğu ama sadece motosikletçilerin kalabileceği şahane bir misafirhane. Burada 3 gün soluklandık, Tokat'ı gezdik, aralıksız ikrama maruz kaldık. Kaderin yollarına bir kez düştünüz mü, bu dostluk sarmalından kaçış yok.

Karadeniz'e Uzanan Yollar ve Vefa

Tokat'ta yanımıza Kütahya'dan kıymetli kardeşim Şerafettin Güngör ile bir arkadaşı geldiler, üç kişi çıktığımız yolda beş kişi olduk.

Erzincan'a vardığımızda öğretmenevine yerleştik. Oradan sevdiğimiz arkadaşımız Niyazi Şenol bizi kendi aracı ile Ergan Dağı'na çıkardı. Genç ve heyecanlı Rotasızlar grubunun düzenleyeceği motosiklet festivalinin ön hazırlıkları sürüyordu; hazırlıklara ve toplantıya biz de destek olduk. Öğretmenevinde akşam Dr. arkadaşımız Tolga Bey ziyaretimize geldi ve Tortum Şelalesi'nden bahsederek bu sene su debisinin çok yüksek olduğunu, görülmesi gerektiğini söyleyerek bizi kışkırttı. Bu tavsiye karşısında gaza gelen İbrahim ve Osman şelaleye rota çevirdiler.

Biz üç kişi 14.300 metrelik Ovit Tüneli'nin serin karanlığından süzülüp Rize'nin Çayeli ilçesine indik. Ziyaretine gittiğimiz kardeşimizin eczanesinin kapalı olduğunu görünce telefon ettim ve acı haberi aldım. Sait kardeşimiz abisini kaybetmenin üzüntüsünü yaşıyordu. Ertesi gün cenazesine katılıp taziyelerimizi sunduk. Kaderle vefa, bizi aynı noktada buluşturmuştu.

Samsun'da İl Müftü Yardımcısı İbrahim Kadıoğlu kardeşimizin evine konuk olduk. Şehir Hastanesi'nin bin kişilik dev mescidindeki Cuma dersine katıldıktan sonra hocamızın arabasıyla köyünde misafir olduk, Nebiyan Dağı'na çıktık.

Samsun'da kaldığımız dört günün ardından yola revan olduk:

  • Yakakent'te kentin tek meyvecisi Kemal Elma arkadaşımıza uğradık.
  • Sinop'a geldik, bildiğim balıkçıya uğradık ama maalesef özlediğimiz balık çorbasını içemedik.
  • Çatalzeytin'de uzun yıllardır tanıdığım TMF'de görevli Bekir Açıkgöz'e selam verdik, geceyi öğretmenevinde geçirdik.

Devrekani'den daldığımız orman yolu, hayatımın en büyük görsel şölenlerinden biriydi. Pınarbaşı'na geldiğimizde İbrahim ve Osman Horma Kanyonu'na gitmek üzere ayrıldılar. Ben bakir ağaçların gökyüzünü kapattığı yollarda geyiklerin ve karacaların arasında saatte 30-40 kilometre hızla rüzgârı hücrelerime kadar hissederek ilerledim. 60 km ileride bir benzinlikte buluştuktan sonra Karadeniz Ereğli'de İbrahim'in damadı ve kızına misafir olduk.

Geceyi orada geçirdikten sonra nihayet on beşinci günü yuvaya, Tavşanlı'ya döndük. Antrenman ve kendimi deneme turu başarı ile tamamlanmış, kendimi daha uzun ve büyük motosikletimle yeni bir seyahate hazır hissediyordum. Yapılacak iş belliydi: Damadım Abdullah'a R1150 RT'yi Bayram Usta'ya bakım için teslim etmesini söyledim. TÜV, noter ve plaka basımı tamamlanarak büyük BMW'yi ayağa kaldırdık. Rota hazırlandı, çıkış tarihi tespit edildi.


2. Rota: 31 Günlük Büyük Sefer (17 Ağustos - 16 Eylül 2026)

Üç kişilik grubumuzdan bir eksikle yola çıktık. Ben ve Osman, 17 Ağustos sabahı gaza bastığımda kaskımın içindeki yalnızlık hissi bir süre sonra yolun tatlı felsefesine bıraktı.

  • Ankara'da damadımın yeğeninin evinde bir gece kaldıktan sonra yeniden Turhal ve Tokat'a uzandık.
  • Tokat'taki birkaç günün ardından Erzincan'da Ergan Dağı'ndaki mahşeri kalabalığa, festival alanına gittik. Orada Sorgun Motosiklet Kulübü başkanımız merhum Nihat Hocamızın kızı Esra Hanım'la karşılaşıp ona başsağlığı dilemek, bu yolun en hüzünlü ama anlamlı anıydı.
  • Erzincan'dan Erzurum'a geçerken Ilıca'daki belediyenin beş yıldızlı otel konforundaki termal tesislerinde geceliği kişi başı yalnızca 900 liraya kaldık. Güne sekiz çeşit peynirle kahvaltıya başlamak da cabası! Erzurum'da Ahmet Sefa ile buluşup Palandöken'e kadar şehrin altını üstüne getirdik.
  • “Yolcu yolunda gerek” diyerek Doğubeyazıt'ın yolunu tuttuk. Dokuz yıldır görüşemediğimiz sevgili Dr. Nihat Altınel ile hasret giderdik.

Van ve Güneydoğu'nun Sıcak Dostluğu

Hedef Van'ın batısını gezmekti, lakin 30 Ağustos kutlamaları nedeniyle Adilcevaz ve Ahlat'ta yer bulamadık. Mecburen Van merkeze, Beşyol'a geldik. İslam Bey'in işlettiği apart dairede kalırken sabah kalktığımızda motosikletimin ön lastiğinin indiğini gördük.

Türkiye Motosiklet Platformunun (TMP) başkanı sevgili Zafer Fatih Özsoy'u arayıp Van'da olduğumu, konum attığımı ve lastiğimin inik olduğunu belirterek çaresine bakmasını rica ettim. Kısa süre sonra Van Motosiklet ve Bisiklet Kulübü Başkanı Bünyamin Bey beni arayıp tamirci yönlendirdiğini söyledi. 20 dakika içinde Hidayit Usta gelip otelin önünde lastiği söküp götürdü, tamir edip getirdi. Anadolu Motosiklet ve Bisiklet Satış Servis Mağazası'na minnettarım.

Burada parantez açarak anlatmaya çalıştığım, lastiğin tamirinden ziyade 2011 yılından bu günlere kadar yıllardır emek verdiğimiz, alanındaki en büyük STK olan TMP'nin ulaştığı coğrafya. TMP'nin bu hale gelmesinde katkısı olan, elini taşın altına sokmaktan çekinmeyen vefalı, fedakâr arkadaşlarımıza minnet, saygı ve teşekkürlerimi sunarım. Demek ki TMP ile yolu kesişen her motosikletçi güvende demektir.

Van bizi beş gün misafir etti. Yolumuz Hakkâri'ye diyerek düştük yine yollara. Orada bizleri bekleyen canlarımızla buluştuk; İbrahim ve Hatice çiftine, evin kraliçesi Elizan'a teşekkürlerimi sunarım.

Hakkâri'den ayrılıp hayallerimin rotasına çevirdim gidonu:

  • Sağ tarafımda deli gibi akıp kükreyen Zap Suyu, solumda Yalçın Dağları'nın eteğinden vadiyi boydan boya geçip Eruh ve Şırnak üzerinden Siirt Özel İdare Misafirhanesi'ne geldik.
  • Sabah 4.30'da Siirt'in meşhur sabah ilk çıkan büryanına yetiştik.
  • Diyarbakır'a geldiğimizde ciğer yemeden gidemeyeceğimizi söyleyen Savaş Can Bey sağ olsun, bizi ağırlamadan göndermedi.
  • İstikamet Malatya dedik. Furkan kardeşimiz karşılayıp evine davet etti. Evdeki ele avuca sığmaz insan yavrusu Zeynep ile tanıştık (aynısından bende de var, Allah ana babaya kolaylık versin!). İlk göz ağrısı Ecrin ise ablalığını bihakkın yerine getiriyor. Malatya akşamında Hacıbaba'da ağırlandık, sipariş edilen kayısıları kargolayıp Adıyaman'a doğru yola çıktık.
  • Adıyaman'da sevgili Kadir Hocam ve eşi Deniz Hocam TPAO misafirhanesinde yerlerimizi ayırtmışlardı. Seyir Tepesi'nde manzara eşliğinde ağırlandık, kendilerini Tavşanlı'ya bekliyoruz.

Eve Dönüş ve Büyük Bilanço

Ömür biter, yol bitmez. Yola devam, istikamet gastronominin başkentlerinden Şanlıurfa dedik. Balıklıgöl yakınlarındaki Aslanlı Otel'e yerleşip Edessa Künefe'nin sahibi eski dostum Eyüp Sabri ile ciğerimizi, künefemizi yedik.

İki günün ardından bu rotanın en uzun sürüşüne, 600 km'lik yola geldik. 40 derece sıcaklıktaki sahil yolu yerine Torosların arkasındaki 19-20 derecelik serin coğrafyayı seçtik. Urfa'dan sabah 4.30'da teker döndürerek Konya Ereğlisi'ne geldik.

Sabah Manavgat'a gitmek üzere yola çıkıp, otobüsle gelen torunumla buluşarak sekiz günlük tatil moduna girdik. Aslen Tavşanlılı olan, otuz yılı aşkındır Manavgat'ta görev yapan Teknik Öğretmen Halil İbrahim Seven'in evini işgal ettik! Manavgat dönüşünde Sandıklı Hüdai Kaplıcaları'nda bir gece konaklayıp termal suyun keyfini çıkararak iyice dinlendik.

16 Eylül 2026 Çarşamba günü uzun turumuzu sağ salim, kazasız belasız bitirip Tavşanlı'ya döndük.

Döndükten sonra haritamızı güncelledik, gidilmeyen yerlerin planlamasına başladık. Sanırım bu kışı plan proje ile hazırlanıp yeni rotalara gazlamaya umut bağlayarak geçireceğiz.

Toplam 46 gün sürdü, dokuz bin kilometre yaptım, yakıta 15.000 lira harcadım. Dönüp duvardaki haritaya baktığımda mırıldandığım cümle şuydu: “Gitmediğim neresi kaldı? Oraları planlamaya başlayalım.” Yolda olmak ve insanla var olmak çok güzel.

Bu toprakların insanı doğusundan batısına o kadar asil, o kadar misafirperver ki; insanlık coğrafyada batıdan doğuya gittikçe katbekat çoğalıyor. Yetmiş yaşımın verdiği olgunlukla haritadaki eksik noktaları tamamlamak için sabırsızlanıyorum. Çünkü gezmeye asla doyulmaz.

MOTOSİKLETİ HAYAT TARZI HÂLİNE GETİREN BÜTÜN DOSTLARIMIZA SAYGI VE SEVGİLERİMİ SUNARIM.
Konfor alanını terk edip olduğunuz yerde çürümeyi düşünmeyin. “Tebdîl-i mekânda ferahlık vardır” hadis-i şerifine uyunuz.

İSMAİL PINAR

```

17 Eylül 2026

Yerel Muhalefet Meselesi

 Yerel Muhalefet Meselesi

M.Uysal 170926

Bugün birisi ile konuştum… 

Belediye meclisinin tamamından helallik almamı istedi. 

Bu konuyu tekrar gündeme getirmeyi asla istemezdim ama yüzüme karşı bir sürü şey söylenince net biçimde ifade etmek zorunlu hale geldi. Zira bu mesele ve daha fazlası bir yerlerde aleyhime konuşuluyor demektir bu. 

2026 Nisan ayında bir belge paylaşmıştım, Bosna Hersek Doboj şehri ile ilgili. 


Belge Tavşanlı Belediyesi meclis kararlarıydı. Hiçbir değişiklik yapmadan ve dışarıdan bilgi katmadan paylaşmıştım. Belgeye dışarıdan bilgi eklemedim; yalnızca belgedeki rakamlardan yola çıkarak kendi tahmini bütçe hesabımı paylaştım.. O belge Tavşanlı Belediyesinin sitesinde hala mevcut. 

(...Yerel Yönetimler Genel müdürlüğünün 21.04.2021 Tarih ve 2021/6 Sayılı Genelgeleri doğrultusunda yol masrafı (Uçak bilet bedeli) ve günlük kanuni harcırahlarının Belediye bütçesinden karşılanması kaydıyla…) 

Belgede veya başka yerde gezinin iptali

23 Temmuz 2026

Mehmet Çağırkan

 Üç Kuşak Ulu Cami’de Bir Ömür: Mehmet Çağırkan Hocamızın Aziz Hatırası

Toplumların hafızasını diri tutan, şehirlere ruh katıp kimliğini oluşturan en önemli değerler; o topraklarda ömrünü hizmete, iyiliğe ve samimiyete adamış insanlardır. "Güzel İşler Güzel İnsanlar" serimizin bu özel bölümünde; sesiyle, duruşuyla ve nezaketiyle Tavşanlı halkının gönlünde müstesna bir yer edinen Tavşanlı Ulu Cami eski İmam Hatibi Mehmet Çağırkan Hocamızı konuk ettik.

Dededen babaya, babadan oğula geçen ve Ulu Cami’nin kubbesinde yankılanan tam üç kuşaklık bu kutsal hizmet yolculuğunu, Hocamızın samimi anlatımıyla tarihe bir not olarak düştük.

Dede Mirası, Baba Vasiyeti ve Kendini Dine Adanmış Bir Hayat

Mehmet Çağırkan Hocamız, 1946 yılında Tavşanlı’da doğmuş. Sülalesinde "Çerkez Hafız" olarak bilinen dedesinden ve hem sıhiye hem hafız olan babasından devraldığı bu hizmet bayrağını tam 42 yıl 11 ay boyunca büyük bir aşkla taşımış.

Çocukluğunda arkadaşları gibi sokakta simit veya gazete satmaya özenirken babasının söylediği o laf, ömrünün pusulası olmuş:

"Sen kendini dinine adayacaksın. Senin dinden, hizmetten başka bir gayen olmayacak..."

İşte bu şuurla büyüyen Mehmet Hocamız, ilkokul yıllarında arkadaşlarıyla okul bahçesinde kıldığı Cuma namazlarından, Konya ve Balıkesir’deki zorlu İmam Hatip yıllarına kadar hayatını bu ideale adamış.

Tren Kazalarından Yalnız Kalınan Yollara: Bir Azim Hikâyesi

Hocamızla sohbetimizde, geçmişin zor ama bereketli günlerine yolculuk ettik:

  • İlk Adımlar: Tavşanlı’dan İmam Hatip eğitimi için dışarıya ilk çıkan 6 gençten biri olması, kasaba halkının onları dualarla ve gözyaşlarıyla tıpkı hacı uğurlar gibi Konya’ya uğurlaması...

  • Unutulmaz Bir Mucize: Konya dönüşü soğuk bir kış gününde geçirdikleri tren kazası ve cebinde beş parasız Kütahya’da çaresizce kaldığında, bir Cami kapısında dayısıyla karşılaşmasıyla yaşanan o mucizevi an...

  • Kürsüye ve Mihraba Sevdalı Bir Usta: Yüksek İslam Enstitüsü’ne gidip müftü veya öğretmen olmak yerine, sırf hafızlığını kaybetmemek ve Tavşanlı’dan kopmamak adına mihrabı ve müezzinliği tercih etmesi...

Pazar Camii’nde başlayan, Almanya’da 6 yıl süren gurbet görevleriyle pekişen ve nihayetinde ömrünün en olgun yıllarını adadığı Ulu Cami’de taçlanan bu 43 yıllık kamu hizmeti, bir meslekten ziyade adanmış bir aşktı.

"Doyamadım Bu Mesleğe..."

Mehmet Hocamız geçirdiği sağlık sorunlarına, ameliyatlara ve ilerleyen yaşına rağmen; görevine ve hizmete olan tutkusunu şu kelimelerle ifade ederken gözlerimiz doldu:

"Ben mesleğimi çok sevdim. Doyamadım, doyamadan da gideceğim herhalde..."

Programın sonunda o gür ve dingin sesiyle okuduğu Kur'an-ı Kerim tilaveti ve "Ey Yolcular Yol Muhammed'in Yoludur" ilahisi, gönüllerimizde derin izler bıraktı.

Eski Tavşanlı’nın mahalle kültürünü, manevi iklimini ve adanmış bir ömrün hikâyesini dinlemek isterseniz, bu kıymetli söyleşiyi mutlaka izlemenizi öneririm.

📖 Söyleşinin Tamamını İzlemek İçin: Üç Kuşak Ulucami'de Görev: Mehmet Çağırkan

Mehmet Harmancıklıoğlu

 Bize ait olan hikâyelerin, dedelerimizden miras kalan o mis kokulu zanaatların ve alın terinin yeri her zaman başkadır. "Güzel İşler Güzel İnsanlar" serimizin en özel ve içimize dokunan bölümlerinden birinde, Tavşanlı’nın kadim leblebicilik kültürünü ve bu köklü mirası sırtlayan Mehmet Harmancıklıoğlu amcamızı konuk etmiştik.

Zaman çabuk akıp geçiyor ama ustalarımızın hafızamıza ve gönlümüze bıraktığı o samimi kelamlar hiç eskimiyor. Bu güzel sohbeti hem bir kez daha yâd etmek hem de henüz izlememiş dostlarımızla yeniden buluşturmak istedim.

Burun Deliğinde Bir Nohut Tanesiyle Başlayan Bir Ömür

Mehmet Amca, 1949 doğumlu. 77 yıllık ömrünün neredeyse tamamı o leblebi kokulu dükkânın, çamur karmaların ve ocak sıcaklığının içinde geçmiş. 4 yaşındayken nohut sergisinde oynarken burnuna kaçırdığı o küçücük nohut tanesinden tutun da mahalle abilerinin yardımıyla doktora götürülüşüne kadar anlattığı her detay, eski Tavşanlı’nın mahalle sıcaklığını gözlerimizin önüne seriyor.

Onun anlattığı leblebicilik, sadece bir dükkân işletmek ya da bir ürünü kavurmak değil; baştan sona bir sabır ve adanmışlık sanatı.

  • El Emeği "Güre" Ocakları: Her yıl kapı önüne getirilen at arabası dolusu çamura paçaları sıvayıp girmek, içine saman katıp ayaklarla karmak ve o ocağı kendi elleriyle örmek...

  • Bedenle Verilen Mücadele: Henüz makineler yokken, bakır tavaların karşısına kurulan tahta sıpalara oturup, kavak ağacından yapılma mafrakla bilek ve bacak gücüyle saatlerce nohut döndürmek... O ateşin önünde sırttaki gömleğin terden kuruması ve sabahları kaskatı kesilmesi...

  • Sabrın Mimarisi: Bir leblebinin soframıza gelmeden önce üç ayrı "tav"dan geçmesi, haftalarca çamur sergilerde yatıp soğutulması ve gramı gramına ince ustalıkla sulanması...

Bir Nohudun İçine Sığan Aşk, Müzik ve İcatlar

Mehmet Harmancıklıoğlu ile konuşurken sadece leblebiyi değil, hayatın renklerini de dinliyorsunuz. Babasının yağ tenekesinden yaptığı kemanla dostlarını oynatması, askerlik yıllarında tanıştığı musiki aşkı, Tavşanlı'nın eski gazete kâğıtlarıyla kaplanan tahta sandıkları ve İstanbul’a giden deniz kokulu leblebi sevkiyatları...

Dükkânda biberle unu karıştırıp "Acılı Leblebi"yi icat etme çabaları veya eşinin fikriyle ortaya çıkan "Çıtır Leblebi"nin doğuş hikâyesi, aslında bu toprakların insanının ne kadar üretken ve zarif olduğunun en tatlı kanıtı.

Bugün seri üretimin, aceleciliğin ve hızlı tüketimin dünyasında yaşarken; ustalarımızın o nasırlı elleriyle her sabah "Besmele" ile açtığı dükkânların, Şeyh Murat Gazi’den el alan pirlik geleneklerinin kıymetini çok daha iyi anlıyoruz.

Hafızaya Sahip Çıkmak

Usta ustayı yetiştirmekte zorlanıyor belki, sokaklarımızdan o eski odun dumanı kokuları yavaş yavaş çekiliyor. İşte tam da bu yüzden bu kayıtlar, bu görüntüler sadece bir video değil; yarınlarımıza bıraktığımız canlı birer hafıza vesikası.

Mehmet Harmancıklıoğlu’nun gözlerindeki o çocuksu hevesi, memleketine ve işine duyduğu derin saygıyı yeniden hissetmek isterseniz, çayınızı ya da kahvenizi alın ve bu güzel hikâyeye tekrar kulak verin:

🎥 Videoyu İzlemek İçin: Mehmet Harmancıklıoğlu ile Tavşanlı Leblebisinin Tarihi

Sizlerin yorumları, beğenileri ve bu hikâyeleri paylaşarak yaşatması benim için en büyük güç. Videoyu izledikten sonra hissettiklerinizi yorumlarda paylaşmayı unutmayın!

22 Haziran 2026

İHTİŞAMLI BİR TENEVVÜR ÖRNEĞİ: MURAT ÇERİ’NİN “BİR ADAM YARATMAK” FİLMİ

Film Analizi 
İHTİŞAMLI BİR TENEVVÜR ÖRNEĞİ:
MURAT ÇERİ’NİN “BİR ADAM YARATMAK” FİLMİ
Yazan: Ahmet PAK


Bir Adam Yaratmak isimli eserin zatı ve sıfatı ve içine doğduğu çağın sancıları ve o sancıları sabırla demleyen, sedef gibi işleyen münevver yazarı üzerine söylemek istediğim çok şey var. Hiç değilse Bir Adam Yaratmak’ın içeriğine, katmerli derdine, o derde sunduğu dermana, karakterler arasında kurulan çok boyutlu bağlantıların efsunlu güzelliğine, kelime kelime örülen o şühûdî yolculuğun seyrine dair bir şeyler söylesem çok mu ola? Fakat yok. Bu yazı Murat Çeri’nin beyazperdeye aktardığı Bir Adam Yaratmak filmi hakkında. Bu öyle bir film ki Murat Çeri onu bize, medeniyetimize, geleceğe armağan etmek için adeta canından can koymuş. Uzun gecelerde, uykusuz sabahlarda her bir sahneyi iplik iplik dokumuş. Bu çok belli. Necip Fazıl’ın tiyatro sahnesinde temsil edilsin diye yazdığı bir metni; onun diline, tavrına, tarzına yüzde yüz sadık kalarak sinema yapmak iğneyle kuyu kazmak gibi. 

Çeri o kuyuyu kazmış. Kuyuya kendinden bir renk, gözünden bir ahenk, aşkından meşk katmış. Necip Fazıl’ın sesi ve davası onun vizöründe hayat bulmuş. Kast ettiğimiz

13 Nisan 2026

Altay Cem Meriç Eleştiri Tutarsızlıkları Analizi

Altay Cem Meriç: Eleştiri Metodu Analizi

Eleştiri Yönteminde Çifte Standart

Altay Cem Meriç'in Said Nursi ve Ali Şeriati videoları üzerinden metodolojik tutarsızlık ve yanlılık analizi.

Vaka A

Risale-i Nur ve Said Nursi

"Müslümanlarla uhuvvet halinde olmak bir metni değerlendirmekten daha önemli."

Videoyu İzle

Ali Şeriati ve Topuklarım

Vaka B

"Sizi ezik addediyoruz... derinliğiniz bizim topuğumuzu ıslatmaz."

Videoyu İzle

Gazeteci Perspektifi: Editörün Notu

Karşımızda "metot savunucusu" maskesiyle konuşan ancak "ideolojik seçicilik" yapan bir hatip portresi görüyoruz. Bir videoda uzlaştırıcı bir "uhuvvet" dili hakimken, diğerinde yıkıcı bir "tekfir" dili göze çarpıyor.

Uhuvvetin Sınırı Nedir?

Nursi vaka'sında kardeşliği metin analizinden üstün tutan Meriç, Şeriati vaka'sında neden köprüleri yıkıp küçümseyici bir dil tercih etmiştir?

Zeka Kimin Tekelinde?

Nursi'nin fıtri geçişlerini "dâhice" bulan zihin, Şeriati'nin akademik sosyolojisini neden "A0 seviye cehalet" olarak etiketler?

20 Maddelik Tutarsızlık ve Yanlılık Listesi

Kriter Said Nursi Analizi Ali Şeriati Analizi
Temel Persona Kucaklayıcı Gelenekçi Hırçın Polemikçi
Zeka Algısı Dâhice ve Orijinal Zayıf ve Taklitçi
Okuma Yaklaşımı Hüsnüzan (Anlamaya Odaklı) Suiizan (Yıkmaya Odaklı)
Hata Toleransı Yüksek (Renk/Tad Sayılır) Sıfır (İhanet Kanıtı Sayılır)
Eleştiri Üslubu "Gönül Kırılmasın" "Topuğumuzu Islatmaz"

© 2026 Medya ve Eleştiri Analiz Raporu

Bu sayfa, Altay Cem Meriç'in dijital içeriklerinde sergilediği metodolojik tutarlılığı sorgulamak amacıyla oluşturulmuştur.

26 Aralık 2025

Bir İhanetin 500 Yıllık Yörünge Sapması

Laplas'ın Şeytanı: 500 Yıllık Simülasyon

Laplas'ın Simülasyonu

T+500 Yıl Raporu

Bir İhanetin
500 Yıllık Yörünge Sapması

Deterministik bir gözlemci olan "Laplas'ın Şeytanı" perspektifinden; tek bir zina vakasının (X ve Y) yarım milenyum boyunca toplumun genetiğini, kültürünü ve ahlakını nasıl yeniden şekillendirdiğinin simülasyonudur.

T0 Olay Anı
T+500 Yeni Gerçeklik
1

Şok Dalgası: Mikro-Sosyolojik Çöküş (0-50 Yıl)

Olayın "Sıfır Noktası". Travma sadece çiftleri ayırmakla kalmaz, çocukların psikolojik altyapısını kalıcı olarak hasara uğratır. Güvenin iflası, sonraki neslin bağlanma stillerini patolojik bir şekilde değiştirir.

Çocuklarda Bağlanma Hasarı

Ebeveynlerinin ihanetine şahit olan çocukların yetişkinlikte geliştirdiği ilişki modelleri.

Kaynak: Simülasyon Verisi - 1. Kuşak Analizi

Ekonomik Statü Kayması

  • 📉
    Sermaye Parçalanması

    Boşanma ve itibar kaybı, birikmiş aile servetini yok eder.

  • 🎓
    Eğitim Rotası Sapması

    Torunlar akademik kariyer yerine, ekonomik zorunluluktan ticarete yönelir. Entelektüel sermaye 200 yıl rötar yapar.

2

Biyolojik İz: Epigenetik Kodlama (50-150 Yıl)

Olayı yaşayanlar ölmüştür, ancak "utanç" ve "korku" biyolojik bir mirasa dönüşmüştür. Yüksek stres, gen ifadelerini değiştirerek 3. kuşakta açıklanamayan anksiyete bozukluklarına neden olur.

3. Kuşak Anksiyete ve Hiper-Vijilans Oranları

Simülasyon grubunun (X-Y soyu) toplum ortalaması ile karşılaştırılması.

3

Normların Evrimi: Günahtan Hataya (300-450 Yıl)

X ve Y'nin hikayesi anonimleşerek toplumsal bir veriye dönüşür. Yüzyıllar içinde "Zina" kavramı dini bir suçtan, seküler bir "sözleşme ihlali"ne evrilir. İstatistiksel yayılım, normalleşmeyi beraberinde getirir.

Zina Oranı vs. Toplumsal Kabul

500 yıllık süreçte eylemin sıklığı ve toplumun tolerans eşiği.

Katalizör Etkisi

X ve Y'nin "yalanı", T+500 yılında genetik testler ve dijital şeffaflık sayesinde imkansız hale gelir.

%60
T+400 Yılında Toplumsal Kabul (Yargılamama)
4

T+500: Yeni İlişki Mimarisi ve Sonuç

Kelebek Etkisi: Genetik Çeşitlilik

Olayın yarattığı baskıdan kaçan torunlar göç etmek zorunda kaldı. Bu göç, yerel kalacak bir gen havuzunu 3 kıtaya yaydı.

Alternatif Evren Homojen, Yerel Kasaba Nüfusu
⬇️
Simülasyon Sonucu Global Diaspora, Melez Genetik

T+500 İlişki Modelleri

Modern toplumda ilişkilerin dağılımı. "Sadakat" kavramı "Cinsellik"ten ayrışıp "Şeffaflığa" dönüşmüştür.

Simülasyon Özeti: Olayın Varlığı vs Yokluğu

Etki Alanı Olay Olmasaydı (Alternatif) Olay Olduğu İçin (Mevcut)
Genetik Havuz Yerel kaldı, homojenleşti. Dağıldı, melezleşti, çeşitlendi.
Psikolojik Miras Stabil, geleneksel, düşük nevrotizm. Yüksek farkındalık, anksiyete, başarı odaklılık.
Ahlak Algısı Mutlak tabu, dini günah. Sosyal uyumsuzluk, psikolojik süreç.
Toplumsal Yapı Katı çekirdek aile. Akışkan ilişki ağları, süreli kontratlar.

Laplas'ın Şeytanı Algoritması © T+500 Rapor Sonu.