Deterministik bir gözlemci olan "Laplas'ın Şeytanı" perspektifinden; tek bir zina vakasının (X ve Y) yarım milenyum boyunca toplumun genetiğini, kültürünü ve ahlakını nasıl yeniden şekillendirdiğinin simülasyonudur.
T0Olay Anı
T+500Yeni Gerçeklik
1
Şok Dalgası: Mikro-Sosyolojik Çöküş (0-50 Yıl)
Olayın "Sıfır Noktası". Travma sadece çiftleri ayırmakla kalmaz, çocukların psikolojik altyapısını kalıcı olarak hasara uğratır. Güvenin iflası, sonraki neslin bağlanma stillerini patolojik bir şekilde değiştirir.
Çocuklarda Bağlanma Hasarı
Ebeveynlerinin ihanetine şahit olan çocukların yetişkinlikte geliştirdiği ilişki modelleri.
Kaynak: Simülasyon Verisi - 1. Kuşak Analizi
Ekonomik Statü Kayması
📉
Sermaye Parçalanması
Boşanma ve itibar kaybı, birikmiş aile servetini yok eder.
🎓
Eğitim Rotası Sapması
Torunlar akademik kariyer yerine, ekonomik zorunluluktan ticarete yönelir. Entelektüel sermaye 200 yıl rötar yapar.
2
Biyolojik İz: Epigenetik Kodlama (50-150 Yıl)
Olayı yaşayanlar ölmüştür, ancak "utanç" ve "korku" biyolojik bir mirasa dönüşmüştür. Yüksek stres, gen ifadelerini değiştirerek 3. kuşakta açıklanamayan anksiyete bozukluklarına neden olur.
3. Kuşak Anksiyete ve Hiper-Vijilans Oranları
Simülasyon grubunun (X-Y soyu) toplum ortalaması ile karşılaştırılması.
3
Normların Evrimi: Günahtan Hataya (300-450 Yıl)
X ve Y'nin hikayesi anonimleşerek toplumsal bir veriye dönüşür. Yüzyıllar içinde "Zina" kavramı dini bir suçtan, seküler bir "sözleşme ihlali"ne evrilir. İstatistiksel yayılım, normalleşmeyi beraberinde getirir.
Zina Oranı vs. Toplumsal Kabul
500 yıllık süreçte eylemin sıklığı ve toplumun tolerans eşiği.
Katalizör Etkisi
X ve Y'nin "yalanı", T+500 yılında genetik testler ve dijital şeffaflık sayesinde imkansız hale gelir.
%60
T+400 Yılında Toplumsal Kabul (Yargılamama)
4
T+500: Yeni İlişki Mimarisi ve Sonuç
Kelebek Etkisi: Genetik Çeşitlilik
Olayın yarattığı baskıdan kaçan torunlar göç etmek zorunda kaldı. Bu göç, yerel kalacak bir gen havuzunu 3 kıtaya yaydı.
Alternatif EvrenHomojen, Yerel Kasaba Nüfusu
⬇️
Simülasyon SonucuGlobal Diaspora, Melez Genetik
T+500 İlişki Modelleri
Modern toplumda ilişkilerin dağılımı. "Sadakat" kavramı "Cinsellik"ten ayrışıp "Şeffaflığa" dönüşmüştür.
Efeler ve zeybekler üzerinden yeniden kültür, gelenek ve tarih üretimi
Mustafa Uysal / edebya
12 Aralık 2025
Eleştiriye konu olan iki eser:
1- Kütahya Olgunlaşma Enstitüsüne ait olan, 2018 tarihli “Kütahya Zeybek Alayı”
isimli katalog çalışması.
2- Ege Üniversitesi, Emrah Güler sahipli “KÜTAHYA ZEYBEK ALAYI GELENEKSEL
OYUN UYGULAMALARININ GÜNCEL KÜLTÜR BAĞLAMINDA DEĞERLENDİRİLMESİ”
isimli 2025 tarihli yüksek lisans tezi.
Kişisel giriş
Bu iki çalışmadan yeni haberdar oldum ve okudum.
Daha önce efeler, zeybekler ve önemlisi bu grupların Kurtuluş Savaşı sırasındaki rolleri üzerine epey çalışmış, kaynakları taramış, kaynaklardan haberdar olan birisiyim. Tarih okumayı bir görev bilirim, sosyoloji eğitimi aldım ve otuz yılı aşkın bir süredir medya sektöründeyim. Kötü bir araştırmacı da sayılmam.
Kütahya Zeybek Alayı Hakkında
Bu alayla ilgili pek bilgim yok. Samimi insanların kurduğu bir topluluk gibi duruyor.
Niyetlerini sorgulamak haddim değil. Belki tanışsak çok seveceğim insanlar olabilir.
Bir topluluk kurmuşlar, bir amaç ortaya koymuşlar ve güzel işler yapıyorlar.
Sanata, edebiyata, müziğe katkı sunuyorlar. Çok ciddi hedefleri de var.
Olgun, oturaklı, efendi ve geçmişle bağ kurmayı önemseyen kişiler.
Birazdan yazacağım şeyler topluluğun kendisi veya üyeleri ile ilgili değil.
Epistemolojik kısmı (Bu bilgilerin ortaya çıkışı, ortaya konması, bilgi temelli iddiaları,
sınırları, gerçekliği) benim itirazıma konu olacak. Alayın (Topluluğun) bizatihi kendisi ilgi alanımın dışında. Gruplarını adlandırmaları da çok mühim değil burada yapacağım şey açısından. Adlandırma nihayetinde onların bir tercihidir.
Asıl önemli olan kısma, tarihi olarak bir gerçeğe vurgu yapmak istiyorum. Bir hakikati ortaya koyma çabası olacak benimki. Kütahya Zeybek Alayı isimli topluluğun ontolojik varlığı sorgulama alanım değil. Epistemik bir düzeltme yapmaya girişiyorum ama üstesinden gelebilecek miyim göreceğiz.
Bu girişten sonra…
Kütahya Zeybek Alayı bağlamında, bu iki çalışma, bize zeybekleri anlatma iddiası ile çıkıyor ortaya sanki. Aslında katalog çalışması çok güzel fakat kataloğun içindeki zeybek anlatımı tam bir fiyasko. Kataloğun yapmaya çalıştığı şey sadece elbise, desenler ve sanatın tespiti olsaydı kesinlikle hedefini tam kalbinden vurmuş olurdu. Bu konularda çok başarılı. Kütahya Olgunlaşma Enstitüsünü ve bu kataloğa emek verenleri tebrik ederim bu yönüyle. Zeybek anlatımları ise tam bir tarihsel yeniden üretim. “Uydurma” dememek için çabalıyorum ama sanırım tam anlaşılmayacak halk tarafından. Adeta yeniden bir kültür, gelenek ve tarih uydurulmuş. Bu kurgu ise toplam üç kişinin sözlü anlatımlarına dayanarak elde edilmiş. Oysa, böylesine bilinen bir konunun daha geniş bir araştırmayı hak ettiği unutulmamalıydı. Anlatanlardan anladığımız kadarıyla eleştirilerden de haberdar anlatıcı, bu kısmı da göz önünde tutulmalıydı.
Yüksek lisans tezinin amacı da tam olarak tarih değil. Bu yönüyle eleştiri oklarından azade olabilir fakat alanı olmayan konuya girdiği ve bu yeniden üretime (uydurma faaliyetine) destek olduğu için eleştiriden o da payını büyük ölçüde alacak. Yüksek lisans tezi zeybek oyunları ve müzikleri üzerinde duruyor gibi görünse de bir eşkıya güzellemesi ile dopdolu. Bilin bakalım bu tezin kaynakları hangi şeylerden oluşuyor? Kütahya Olgunlaşma Enstitüsünün kataloğundaki sözlü anlatımları aynen almış kaynak diye. Zeybekler üzerine tek ciddi kaynağı ise “Avcı, A. H. ( 2001). Zeybeklik ve Zeybekler Bir Başkaldırı Geleneğinin Toplumsal ve Kültürel Boyutları. Verlog Anadolu.” Bu ciddi kaynaktan da sadece giyim üzerine, bir paragraf alıntı yapmış. Kaynaklarının gerisi hep gelenek, oyunlar, kültür, sohbet üzerine. Zeybeklerin geçmişine dair ciddi bir alıntı hiç yok. Yine bahsi geçen sözlü anlatımlar kaynak olarak gösterilmiş. İbn Batuta’dan alınan kısım bile sözlü anlatımdan aynen alınmış. İnsan bir araştırır, sahiden İbn Batuta böyle mi yazmış, diye. Elbette öyle yazmamış. Oradaki kaynağı bile çarpıtarak vermiş her iki kaynak da. İbn Batuta gezerken ahi teşkilatı bunu karşılıyor ve ağırlıyor. Uzun bıçaklı gençler var ve bizim sözlü anlatımcılarımız eklemeler yaparak zeybek olduğunu iddia ediyor. Hepimizin ulaşabileceği kaynaklar üstelik. Metodoloji, bilimsellik gibi şeyler maalesef hiç yok. Sadece subjektif iddialar var ve ilginç olan bu iddialar tarihsel gerçeklikmiş gibi sunulmuş. Bu çalışmaları okuyan insanlar zeybekleri bir beyefendi zannedecek. Daha önce Yaşar Kemal ve benzeri yazarlar tarafından romantize edildi, kahraman ilan edildi kurgularla ama bu seviyeyi ilk defa görüyorum açıkçası. Bilinçli bir öznellik tercih edilmiş. Biz yaptık, biz söyledik öyleyse böyledir, gibi bir sonuç ortaya konulmuş. İnanılmaz bir dönüşüm kurgusu. Çalışmanın önsözünde,
zeybek kültürünün "tarihi tartışmalara ve ilmî açıklamalara girmeden", kaynak kişilerin bakış açısı değiştirilmeden kayıt altına alındığı açıkça belirtilmiştir. Eserdeki bilgilerin "tamamen bir derleme çalışması" olduğu ve bilgilerin kaynak kişilerden alındığı şekliyle, değiştirilmeden kayda geçirildiği vurgulanmış. Yani bilimsel bir yan aramak beyhude. Fakat gerçekliğini sorgulamak için tam yeri. Demek bu çalışma gerçekliği umursamıyor. Sadece bir kurgu, üretim anlatısının bize aktarılmasını hedefliyor. Bu iki çalışmada anlatılan zeybek kültürü tamamen kurgu ve yeniden üretimdir. Gerçeklerle bağı, isim benzerliği dışında, hiç yoktur. Koskoca bir kentin kültürel mirası (Sözde kültürel miras, zira Kütahya’nın zeybeklik üzerinden kültürel, kocaman bir mirası olduğuna dair bir çalışmaya hiç raslamadım), sadece üç temel kaynak kişinin (Ahmet Haldun Eralp, M. Mesut Tezcan, Muammer Tezcan) anlatılarına indirgenmiştir. Bu durum, sosyolojik açıdan "toplumsal bellek" değil, "dar bir grubun kurgusal belleği"dir. Grup dışarıya kapalı olduğu için bilgiler çapraz sorguya tutulmamış, tek bir ailenin veya zümrenin doğruları "tarihi gerçek" gibi sunulmuştur.
Ahilik ne alaka?
Çalışmaların asıl facia kısmı ise zeybeklikle ahiliğin aynı çerçeve içinde sunulması. Hatta zeybeklerin ahiliğin silahlı kolu olduğu iddiası. Tamamen uydurma bir kurgu. Hiçbir tarihi dayanağı yok. Üstelik aynı zaman dilimleri bile değil iki şey. İ.H. Uzunçarşılı’nın uzak bir yorumuna dayanan tuhaf bir iddiadır. Zeybek kelimesinin etimolojisinde bile anlaşma sağlanamamışken bu kelime üzerinden bile çok uzak çıkarımlarla bu sonuca ulaşılmaya çalışılmıştır.
Şehirli ve üretken bir yapı olan ahilikle, çok uzun asırlar sonrası ortaya çıkan kırsal ve dağlı eşkıya yapısının aynı yerde ve kültürde eşitlenmesi büyük bir zulüm olur ancak. Çok zorlama bir karışım. Bu karışım olursa ancak kendi kurgularına hizmet edecek bir şey ortaya çıkacaktır. Bu yüzden çok zorlama bir söylemle, üstelik delilsiz şekilde ahilik teşkilatına yamanmaya çalışılmış eşkıyalık. Zeybeklik, devlet otoritesinin yani Osmanlının zayıflaması ile ortaya çıkan bir eşkıyalık faaliyetidir. En çok halka zulmetmişlerdir. Asker kaçakları, katiller, hırsızlar, uğursuzlar, tecavüzcüler her tür zalimliğe bulaşanlardan oluşur ve dağlarda yaşarlar. Bütün tarihi pislikleri yazmak istemiyorum, zaten bilinen eşkıyalık faaliyetleri olduğu için kısa geçiyorum. Bu tür bir yapıyı temizlemek için tarihi gerçekleri hiçbir yönteme ve delile dayanmadan ahilik teşkilatına yamamak tam bir zulümdür. Ahilik ve zeybeklik ilişkisine dair elbette siz de araştırmalar yapmak isteyebilirsiniz.
Zeybek Alayı adlandırması 1965 yılında "icat edilmiş bir gelenek" olduğunu göstermektedir. Zeybekler düzenli ordu mensubu olmadıkları için (Hatta orduyla bağları sadece bir iki kez de zorlama ile denenmiş fakat asla dikiş tutmamıştır kendi subaylarını öldürmeleri vb. suçlar yüzünden.) "Alay" kavramı onlar için kullanılmaz, "Kütahya Zeybek Alayı" ismi, 1965 yılında kurulan dernekleşme sürecinde "öyle uygun görülmüş" ve geçmişe yansıtılarak meşrulaştırılmaya çalışılmıştır. Bu yapı ancak bir dernek, grup, hizip statüsünde olabilir. Bir geleneği temsil etmez. Bir geleneği kurma iddiası kabul edilebilir elbette. Fakat zeybeklerin tarihine yapılan atıflar ve meşrulaştırma, dönüştürme, temizleme iddiaları asla kabul edilemez.
Giyim üzerinden güzellemeler…
Güya zeybeklerin kıyafetleri de neredeyse kutsala yakın bir şeye dönüştürülmüş, üzerine sembolizm inşa edilmiş. Abdest alarak ve sırasıyla, tören havasında giyme gibi sonradan uydurma olan ve ahilikten ilhamla benzer şeyler eklemlenmiş. Böyle bir şey zeybeklerin geçmişinde hiç olmayan şeylerdi. Yine Kütahyalı Evliya Çelebi’nin anlatımına göre bu giyim türü Cezayir leventlerinin yani denizci askerlerin giyimleridir. Aydın yöresine sonradan girmiş bir kıyafet türüdür. Kutsallığı falan yoktur. İki çalışmanın da bahsettiği giyim üzerine üretilen bilgiler sonradan oluşmuştur. Elbette sanat açısından son derece değerlidir ve belgelenmelidir fakat törensel uygulamaların uydurma olduğu da bir hakikattir. Devletin zaman zaman, eşkıyalığı teşvik ettiği için yasakladığı bir giyim türüdür. Aydın yöresinde sadece eşkıyalar ve eşkıyalığa özenen yeni yetmeler giyerdi bu giysileri. Katalogda giysilerin motiflerinin fotoğraflanması, yeniden yaratımı şahane bir çalışma bu arada. Emek verenleri tebrik ediyorum.
Eşkıyadan beyefendi çıkarılabilir mi?
Kaynak kişi Ahmet Haldun Eralp, 1965 öncesinde bu kültürün "berduş tayfası, işsiz takımı ve meyhane kültürünün" elinde olduğunu belirterek, "Ben bu kültürü bunların elinden aldım" itirafında bulunur… Aslı tam odur zaten. Tarihten süzülüp gelen şeyin devamıdır onlar. Siz onlardan başka bir rüya devşirmeye kalktınız belki de. Eşkıya kültürü budur zaten. Sizin algınıza sonradan sokulan şey Yaşar Kemal gibi Cumhuriyet sonrası üretilen zeybek mitleridir. Cumhuriyet iki şey yapmıştır zeybeklerle ilgili… Önce onları yok etmekle övünmüştür. Osmanlı’nın halledemediği zeybek, efe eşkıyalığını kısa sürede bastırmakla övünmüştür cumhuriyet yönetimi ve haklıdır bir ölçüye kadar. Sonra daha feci bir şey yapmıştır. Yendiğini söylediği eşkıyaları, zeybekleri sırf Osmanlı’ya karşı çıktığı için (Aslında düz eşkıyalıktan başka ideolojk bir jargonu ve hedefi yoktur zeybeklerin) eşkıya zeybekleri övmüştür. İdeolojik bir kahramanlaştırma sürecinden sonra böyle bir durum ortaya çıkmıştır. İlk dönem cumhuriyet yazarları da durumun farkındadır ve Yaşar Kemal gibi olanlarla, onlara karşı çıkan ve eşkiyadan kahraman olmaz, diyen Orhan Kemal gibi yazarlar da vardır. Sanırım kazanan Yaşar Kemal romantizmi oldu. Bizim bu iki Kütahyalı kaynak ise romantizm ve kurguyu seçmiş görünüyor.
Yine bahsi geçen kaynaklarda zeybekler için, yüksek tahsilli, donanımlı, saygın meslek sahibi olması vb. şartlar sayılıyor. Tam bir komedi tarihi hakikat karşısında fakat kendi gruplarının amacı açısından olabilir bir şey. Bu adamların varoluşu suç üzerinden şekillenmektedir. Asker kaçağı, katil, seri katil, hırsız, yol kesici, ırz düşmanı tiplerin dağlarda terör estirmesi ile gelişen bir şeydir zeybeklik. Bizimkilerin iddiası ile tarihi gerçekleri yan yana okumak bile gülümsetiyor acı biçimde. Şehirli yarı burjuvazi zeybek tasviri rüyanızda görseniz inanmayacağınız bir şeydir ama iki önemli kurumun bize sunduğu çalışmada hiçbir sorguya tabi tutulmadan gerçek gibi sunulmuş. Sanırım bu çalışmaları hiçbir tarihçi, sosyolog, antropolog görmedi. Yahut gördü ve sesini çıkarmadı. Yarı burjuvazi, şehirli nostalji kulübü anlaşılır şeydir ama henüz çok canlı ve son derece sağlam kayıtlarla elimizde olan zeybekler üzerinden yapılması tuhaf. Zeybekler alkol de alır, ot da çeker, afyon da kullanır fakat bizim şehirli kurgumuz olan zeybek alayı icadımızda onlar için “içki içemeyen, namazında niyazında” bir evliya formu uygun görülmüştür.
Zeybek Alayının kurallarının bir yandan kadim olduğu söylenirken bir yandan da yazılı olmadığı söyleniyor çalışmadaki anlatımda. 1965’ten bu yana sözel anlatımlarla öğreniliyormuş. Bu da bir itiraf ve kurgulanmış bir geçmiş olduğunu gösteriyor bize. Son derece kişisel ve keyfi bir zeybek tarihi ve kültürü sunulmuş bize bu iki çalışmada.
Bu iki çalışma da akademik birer tarih belgesi olmaktan son derece uzaktırlar. (Zaten böyle bir iddiaları olmadığını biliyorum ama malesef algı böyle değil.) Bu çalışmaların kaynağı 1965 yılında Kütahya’da yaşayan bir grup aydının kaba ve dağınık buldukları yönlerini yontarak oluşturdukları yeni bir anlatıdır sadece. Yoksa zeybeklerden beyefendi yaratma çalışması tarihi gerçeklere aykırıdır. Bunun kabul edilip sonra kendi kurdukları ve hedef belirledikleri yapının anlatılması gayet makul olur. Böyle bir hedefle yola çıkmışlardır, eyvallah. Tarihi gerçeklikle bağları olmadığını da itiraf etmeleri gerekir.
Somut örnek verelim
Bu çalışmalar, zeybekliği (organik, biraz kokan, küflü, şekilsiz ama hakiki köy peynirini) alıp; fabrikada işleyerek, kokusundan arındırılmış, bembeyaz, ambalajlı ve standart "pastörize bir peynire" (Zeybek Alayı) dönüştürmüş; sonra da bu yeni ürünü "700 yıllık orijinal lezzet budur, diğerleri bozuktur" diyerek pazarlamaya çalışmıştır. Bir sosyolog olarak teşhis şudur: Karşımızdaki yapı tarihsel bir kurum değil, modern zamanlarda icat edilmiş, soylulaştırılmış ve mitlerle desteklenmiş neoklasik bir dernek yapılanmasıdır.
Faaliyetlerine sözüm yok
Asıl mesele zeybek oyunları, zeybek müzikleri, zeybek motifleri ise buna sözüm yok. Bu konularda çalışmanın söylediği şeylere pek itirazım da yok. Zaten alanım da değil. Müzik alanında, oyun alanında ve giysi, desen, motif kataloglamada başarılılar. Tarihi anlatıda çuvallıyor iki çalışma da.
Kurgular
Zeybeklik işte budur, dedikleri şeylerin tamamı kurgu, uydurma, mit, yeniden inşa.
Tez çalışmasında şöyle bir cümle var: “Zeybek Alayı geleneği ise, bu kültürün toplumsal, kültürel ve dini-tasavvufi yönlerinin bir araya geldiği özel bir formdur. Kütahya Zeybek Alayı geleneği hem zeybeklik kültürünün hem de Ahilik teşkilatının izlerini taşıyan, oyun ve müzik geleneklerini de bünyesinde barındıran bir kültürel yapıdır.” Tarihçi veya sosyolog bakış açısı bu cümleye çoktan gülümsemiştir sanırım. Bu da bir itiraf, her şeyi yeniden kurguladıklarının ispatı niteliğinde. Zeybekliğin ne dinle, ne tasavvufla, ne ahilikle ilgisi vardır. O sade ve boyun eğmez bir eşkıyalıktır. Kurtuluş Savaşı sırasında neler döndüğünü İbrahim Ethem Akıncı’nın “Demirci Akıncıları” adlı eserinden ve benzeri dönem eserlerinden takip edilmesini ısrarla tavsiye ederim.
Başka bir alıntı yapalım: “Muammer Tezcan: “Bir zeybek namzedi, zeybek elbisesi giymeye liyakat kazandığı zaman, bu elbise abdestle giydiriliyorsa sonrasında bir altyapı olması gerektiğini tahmin etmek zor olmasa gerek. Zeybeklik özünde zaviyesi, tekkesi ve dergâhı olan günümüz ahiliğidir” Bu kadar ancak uydurulabilir. Yahut bu bir itiraftır. Kendileri böyle bir karma yapı uydurmuş ve kurmuşlardır. Tekrar tekrar söylememe bilmem gerek var mı? Bu anlatımlardaki şeyler zeybeklerin geçmişinde zerre kadar bile yoktur.
Romantik, kişisel, edebi itirazlara kapalıyım. Belgeler, tutarlı söylemler, sağlam argümanlar varsa elinizde dinlemeye hazırım. Hatalarım varsa düzeltmeye de razıyım. Yeter ki tarihi gerçeklik önümüze apaçık çıksın. Derdim budur.
Cami dolu, vantilatörler içeriyi soğutmaya yetmiyor.
Hepimizin yaşadığı tecrübelerden birisi.
Hocalar hep anlatırlar.
Özellikle acı bir ölüm olduğunda bolca bahsederler.
Belki gereklidir de, emin değilim.
Ölümü kabullenmek zordur. Akıllarda bir sürü soru kalır. Hocalar buna dair şeyler söylerler.
İnsanların hata edebilecekleri hiç akıllarına gelmez, insanlara hiç yakıştıramazlar. Özellikle acılı yakınlara hiç bahsetmezler. Oysa hepimiz insanız, aldığımız bütün tedbirlere rağmen bir gün ya biz hata yapacağız yahut birinin yaptığı hatanın sonucunu tadacağız.
“Ecelin Allah tarafından belirlendiğini, şaşmaz biçimde gerçekleştiğini” söylerler. Kur’an bunun genelde toplumlar için olduğunu söyler ama olsun.
Örneğin inşaatta kazada ölen birisi bu söylenenlere göre, tam eceli geldiği için ölmüştür. Allah öyle ayarlamıştır. Kazada ölmeseydi bile bir şekilde ölecektir. Böyle söylerler. Böyle düşünmemizi isterler. Bu durumda suçlanacak kimse de yoktur aslında. Trafik kazalarında da durum böyledir. Hatta cinayetlerde bile söylenecek bir şey yoktur. Hesap sorulacak yer yoktur.
⭕Değerli izleyiciler, bu videomuzda eğitim, dindarlık, aile ve çocuk yetiştirme konularını Ali Uslu Hoca'nın tecrübeleri ve bilgeliğiyle ele alıyoruz. İslam'ın eğitime bakış açısını, merhametin önemini, dindarlığın ne anlama geldiğini ve dindar ailelerin nasıl çocuk yetiştirmesi gerektiğini bu sohbette derinlemesine inceliyoruz.
Çocuklarınızla, öğrencilerinizle ve sevdiklerinizle daha iyi bir iletişim kurmak, onların gelişimine katkıda bulunmak ve daha bilinçli bir ebeveyn veya eğitimci olmak için bu videomuzu kaçırmayın.
⭕Bu Videoda Neler Bulacaksınız?
İslam'ın eğitime bakış açısı ve merhametin önemi
Güzel sözün ve iletişimin eğitimdeki yeri
Ahlaklı çocuklar yetiştirme
Öfke kontrolü ve sabrın önemi
Dindarlığın tanımı ve kapsamı
Ahlakın dindarlıkla ilişkisi
Dindar ailelerin çocuk yetiştirme yöntemleri
Çocukların güçlü yönlerini keşfetmek ve desteklemek
Kimler İzlemeli?
Anne babalar
Eğitimciler
Dindarlık ve eğitim konularına ilgi duyan herkes
⭕ https://aliusluyazi.blogspot.com/
Bir yazınızı, makalenizi, hikayenizi, kitabınızı yazdınız ve imla düzeltmesi, son okuma vb. şeyleri arkadaşınızla veya bir editörle yapmak istiyorsunuz. Bunu yapmanın çok profesyonel ve çok kolay yöntemini gösteriyorum videoda.
Google Dokümanlar Word Belgesi Ortak Çalışma Düzenleme ve Yorum Yapma
Kültür ve Turizm Bakanlılığı Halk Şairi Halil Oral'ın yeni kitabı çıktı.
Hem yeni kitabını konuştuk hem de geçmişi ve geleceği.
Düşünce Atlası, Kelimeleri İzinde, Tun Yayıncılık'tan çıktı.
Temmuz 2024
Kur'an'ı Doğru Anlama Sorunumuz... Aslında bütün mesele bu başlığına altında dönüyor. İndirildiği Dönem ve Çağdaş Yaklaşımlar Arasında Kur'an isimli kitabı var Prof. Dr. Hasan Elik'in. Bu kitabı tanıttım detaylı olarak.
Elbette aynı zamanda yine Prof. Dr. Hasan Elik ve Muhammed Coşkun'un hazırladığı İndirildiği Dönemin Işığında Kur'an Tefsir Tevhid Mesajı adlı kitabından da bahsettim.
Deniz ve Müşrikler (Sıkıntı Zamanı)
Allah'a iman eden ancak elçisini ve getirdiği vahyi pek takmayan müşriklerin sıkıntı zamanındaki tavırları bu ayetlerde verilmiş.
Çok ilginç bir derleme olduğunu göreceksiniz.
Mustafa Kutlu'nu son kitabı (Mayıs 2024) Başkanın Adamları çıktı.
Her zaman yaptığım gibi duyduğum gün peşine düştüm ve aldım.
2011 yılında yazdığı Tufandan Önce kitabının devamı (!) olduğu için bekledim. O kitabı tekrar okumak istedim. Bir şey kaçırmak istemiyordum. Tekrar okudum... O kadar çok not aldım ki... Olaylar, karakterler, zaman, mekan, detaylar, imalar...
İki kitabı da aynı gün okudum...
Başkanın Adamları kitabına o kadar çok not aldım ki... Hepsi de sitemdi. Hepsi sitem. İnsan en çok sevdiğine sitem eder. Hocam niçin böyle yaptınız? Niçin, niçin?
Bu arada Tufandan Önce kitabının özetini videoda verdim. Lütfen o kitabı okumadan yeni kitaba başlayın. Hatırlamak isterseniz zaten özeti bu videoda var.
Yeni kitabı da şahane. Sitemimi Mustafa Hocama en derin selamlarımla iletin lütfen. O anlayacaktır.