oral etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
oral etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Mart 2017

UZAK KÖYLER

UZAK KÖYLER
Halil Oral/Tavşanlı

Her birimizin geçmişinde köye dair anılar vardır. Tarım toplumundan şehir toplumuna adapte olmaya çalışan insanların köye dair anıları kimi zaman depreşir gelir. Yılankavi sokaklar, ahşap evler, çatısında duman çıkan bacalar, avlu kapıları, kapılarda tokmaklar, yenice doğmuş kuzu sesleri, büyükbaş böğürtüleri, folluğa yumurtasını bıraktığını haber veren çil çil tavuklar. Uzaktan uzağa bağıran horozlar. Bayramlar, haftayı dolduran düğünler. Sabanla çift süren analar babalar. Döğenle harman süren kadınlar. Çamaşır kazanları, bulgur - buğday sergileri, pekmez kazanları. Dokuma tezgâhları, yüklükler, sütlükler, sergenler, odaların tavan altını dolanan raflar, kireç kokusu.. Arılar kuşlar, yağmurlar, toprağın kokusu.. Çeşmeler, gelinler, genç kızlar. Say da say!.Geleneksel kırsal yaşam kültürüne dair ne varsa say kardeşim. Saymaktan zarar gelmez. Saydıkça hatırlarız çok şeyi. Saydıkça yitip gidenleri, gitmeyenleri ölçüye vurma vakti gelir. Unuttuğumuz çok şey depreşir gelir derinlerden kim bilir. Kaydettiklerimizin, kaybettiklerimizin yanında ölçüsü nedir bilinmez ama düşünmek güzeldir yine de.

Kaybettiklerimizi gördükçe kaydetmediklerimizi kayda koyulur insan. Hatta bu konuda yüksek lisans/doktora tezleri hazırlanmalı artık. Geleneksel kırsal yaşama dair ne varsa kayıt altına alınmalı. Alınmazsa? Kökümüzü unuturuz kökümüzü. Kökümüz tarihimizdir. Tarihimiz geleceğimizdir.

Tavşanlı’nın Sesi Gazetesiyle köylerde yaptığımız tarih ve kültür çalışması gazete arşivinde öylece duruyor. Kayıt düşme adına yapılmış önemli bir çalışma. Ciddi zaman ve emek verilmiş bir çalışma. Bu çalışmaya birileri sahip çıkmalı, kütüphane raflarına girmesini sağlamalı. Köylerin mimari karakterinden, kültürel karakterine pek çok içeriği içinde barındıran bu çalışmayı tarihsel bir görev olarak ortaya koymalı kurumlarımız.

Geçenlerde Başbakanlık Baş danışmanlarından biri kültür sarayındaki sunumunda Avrupa’nın mimari dokusu üzerindeki konulara yer verdi. Hatta ülkemizle kıyaslama yaptı. Durum vahim yani. Mimari doku ne kadar önemli oysa. Kültür dokusu ne kadar kıymetli. Tarih ne kadar mühim. Bu kıymetin değerini önemsemezsek, dikkat etmezsek vay halimize. Hem de vay ki vay!

Geniş bir alanı kaplayan dağlar, ovalar, ve sular bağlamında çok farklı özellikleri olan İlçemizin kırsal tarih ve kültürü daha fazla yok olmadan sahip çıkılması lazım. Halk kültüründen folkloruna kayda geçirmemiz lazım. Bunları canlı ve diri kılmamız lazım.

Önemli bir gerçeğimiz ki, kırsal yaşamın modern insan yaşamına uymadığı yönündeki psikolojik algılar bu konudaki çalışmaları güdükleştiriyor. Çözülen köy nüfusu özentiyle kentlerin varoşlarını oluşturuyor. Köylerin iç ve dış göçle boşalması sonucu köyler hatta evler ölüyor. Asri yaşamın hevesine kapılan insanımız köye dair ne varsa yok ediyor ya da kendiliğinden yok oluşa gidiyor. Yalan diyen varsa ilçemin 9-10 km çevresindeki köylere gidip bir baksın. Bu yok oluşla tarih kayboluyor, kültür ölüyor kültür. Tarım ve hayvancılık ekonomisin sürmediği, genç nüfusun terk ettiği köylerde haraplaşma son sürat devam ediyor. Korkarım ki çok yakın zamanda pek çok köy arkeolojik harabeye dönüşecek.

İşte bunun için “Örnek köy” projesi diyoruz. Bunun için kırsal yaşam ve kültürünün korunması gelecek kuşaklara taşınması önemli diyoruz. Her köyün bir müzesi olmalı diyoruz. Her köyde kırsal mimariyi yaşatacak örnek evler seçilip korunmalı diyoruz.

Bunu yaparken yaşanan sürece değer verme, belgeleme, dikkat çekme, koruma ve daha önemlisi geleceğe taşıma, taşırken kökü unutmamak söz konusudur.

Geleneksel yaşam bir değerdir. Bu değere gönülden sahip çıkmak tarihsel sorumluluğumuzdur.

Orda bir köy var uzakta… Sağlıcakla.







23 Ocak 2017

AŞKIN KÖŞKÜ



Halil Oral

Aklım erdiğinde hatırladığım resimler arasındadır evimizin yarım yamalak hali. Uf uf, ne evdi ama. Dillendirdiğimiz türküler kadar gerçekti her şey. Sevdalar, hasretler, acılar, ağıtlar, yokluklar, ölümler, doğumlar sevinçler umutlar hepsi iç içeydi. Tüten bir bacası vardı evimizin. Pencerenin kurumuş cam macunu çatlağından rüzgâr hücum ederdi içeri. Rüzgârın hışmını kesmek için öteberi gererdik geceleri cama. Saç sobanın kızaran karnı içimizi ısıtırdı içimizi. Sobanın öfkesi geçtikçe kaplardı ortalığı serinlik. Sobanın üstünde her daim var olan güğümün cızırtısı içlerde müziğin ritmi olurdu. Ortaya kotarılmış, tahta kaşıklar saldığımız çorbanın dumanı hep üstünde olurdu. Mis gibi kokardı çorbalar kardeşim.
Anamın beni kenarları yamulmuş galvaniz kaplı leğende yıkadığını hatırlarım bir de. Sabunun gözü nasıl yaktığını taa o günlerden bilirim. Özel mayalanmış toprakla sıvanmış duvara kireci sürdük mü aylarca temizlik kokardı evler.
Yazlık dediğimiz bölümde kirişle pamuk atar yün çırpardı anam. Döşeklere, yer minderlerine doldurdu mu bir de, huzurlu uykular çekerdik. Komşuya boş gidilmez, boş gelinmezdi. Of of!
Evimizin hemen altından Hotanlı deresi akardı. Kimi zaman bu dereye "Kaydırma" denen tuzak kurardık. Balıklar içine girdimi çıkamazdı. Balık, bayramı olurdu sofranın.
Hapmış antibiyotikmiş bilmezdik, tanımazdık. Ihlamuru, adaçayını papatyayı, akbaşlıyı kaynatır içerdik. Giysilerimiz bile ev dokumasıydı. Endüstri ürünü hiçbir şey bulunmazdı evde. Hepsi topraktan kendi ürettiğimizdendi. Huzurluyduk, mutluyduk.
Ya şimdi? Köyde tüketilen yumurta bile endüstri ürünü. Evler sanayi ürünü maddelerle kaplı. İçerdeki ozon gazı dışarı çıkacak delik bulamıyor kardeşim. Özel aşı yaptıranlar bile en basit grip salgınına maruz kalıyor. Hastaneler dolup dolup taşıyor. Operatör doktorların elinden bıçak düşmüyor bıçak. Psikiyatri kliniklerinin önü tıklım tıklım. Doğumlar normal değil. Her ne kadar ömrün uzadığı ifade edilse de çoklar mutlu değil. Mutsuzluk hepimizi kasıp kavuracak bir gün. Birkaç yaşına yeni girmiş çocuk bile sinir küpü sinir. İsteğini yerine getirtmek için hop oturup hop kalkıyor. Vardan da yoktan da anlamıyor, anlatılamıyor.
Beş- altı yaşlarımızda üretimin bir ucundan tutmasını öğrenmiştik biz. Bu yüzden bilirdik varlığı yokluğu belki de.
Şehre göçen üretimi unutuyor son yıllar nedense. Emekli olan Osman amca birkaç aileye bakmak zorunda olduğundan dem vuruyor. Ama geride bıraktığı toprağına el sürmüyor. Çınar altında oturmakla, havuz başında tünemekle olmaz ki bu iş. Ya da her gün dere boylarında olta savurmakla geçiştirilmez ki gerçekler. Vakıfların el uzattığı aileler kendi gerçekleriyle yüzleşip kendi imkânlarını fırsata cevirseler çok şey değişecek çok. Böyle şeyler yazınca sevimsiz de buluyorlar insanı. Sen kendine baksana kardeşim deyip üstüme yürüyecekler bile çıkar içlerinden. Oysa örnek alacakları o kadar çok şey var ki..Çalışmayı ibadet belleyip yapışacakları o kadar çok iş var ki.. I-ıh hazırı beklemek en kolayı. Heres şehirden kaçmak istiyor kimse köye dönmüyor kardeşim. Devletin sunduğu onca imkana, köylerde yaptığı onca yatırma rağmen hem de.

Bugünün kahramanı kendisi için de olsa bir üretimin ucundan tutandır, tutturandır. Aylaklığın esiri olanlar camilerin çehresine bile zarar verebilecek olanlardır. Üretimsiz, kıpırtısız öylesine duranlar yüzünden bıçak gün gelip dine dayanacak korkarım. Elimizde imkânlar varken hilekârların oyununa düşmemek gerek. Elimizdeki topraklar başlı başına üretim sahasıdır. İnsan demek aşk demektir. Aşkı olmayanın köşkü olmazmış. Sağlıcakla.