İNSANLIĞIN UFKUNDAKİ NUR
Mesut Sütçü
Sen karanlığı aydınlatan nur. Sen kapkara cehalet perdesini kaldıran insanlığı şefkat, merhamet ve sevgi denizi ile buluşturan sonsuz bir memba. İnsanlık Sen’in merhametini ve sevgini arıyor; yokluğun her coğrafyanın yüzünde hissediliyor. Kanayan her yara Sana ağlıyor.
Yıllar geçip gitti, zaman yaşlandı ve her şey eskidi ama adı eskimeyen, sözü eskimeyen, hiç unutulmayan, özlenen, ismi her gün binlerce kez anılan bir Sen varsın. Yaralı gönüllere ilaç Sen varsın. İsminle şereflenen her gönül birer gül bahçesi gibi her dem taze, her dem bahtiyar. En güzel mevsim Sensin, en bereketli yağmur Sensin. İnsanlık Sen’i arıyor. Öfkenin, zulmün, vahşetin yağmaladığı her coğrafyada, kinle nefretle bulanmış her yerde Sen’in vicdanları ıslatan şefkat yağmurların ve sevgi iklimin aranıyor. Yokluğun
05 Eylül 2012
BEKLEYEN RAMAZAN
BEKLEYEN RAMAZAN
Osman Said DEMİRYILMAZ
Dışarıda davul çalmıyordu, onun yerine lojmanın demir kapısı vuruluyordu. Güm güm güm! “Allah, Allah! Kim acaba bu saatte?” diye geçirerek içinden, kalktı genç öğretmen. Açınca kapıyı, karşılaştığı o patlak patlak bakan o iri gözler önce onu hayrete düşürmüş, ta ki “hoca, sahur vaktidir” sözleriyle fark etmişti elindeki örme peyniri… Ayıldı, kendi içinde bir kez daha… “Sağol” diyebildi sadece! “Eyvallah, afiyet ola” deyip gitti uzun boylu, iri yarı adam. Kapıyı kapatıp içeri girerken fark etti bu adamı nereden tanıdığını; önceki gün beraber geldikleri arabada yanında oturan adamlardan biriydi. İçeri girince bir peynire baktı bir de sadece yerde bir karton serili olan bomboş odaya. Şu işe bakın ki Ramazan ile beraber başlamıştı göreve, “ilk sahuru nasıl yaparım?” diye düşünürken, bir kalıp peynir gelmişti işte, bir de ekmek olaydı. Peynirden biraz yedikten sonra ezanı duydu. Ardından da köpeklerin
Osman Said DEMİRYILMAZ
Dışarıda davul çalmıyordu, onun yerine lojmanın demir kapısı vuruluyordu. Güm güm güm! “Allah, Allah! Kim acaba bu saatte?” diye geçirerek içinden, kalktı genç öğretmen. Açınca kapıyı, karşılaştığı o patlak patlak bakan o iri gözler önce onu hayrete düşürmüş, ta ki “hoca, sahur vaktidir” sözleriyle fark etmişti elindeki örme peyniri… Ayıldı, kendi içinde bir kez daha… “Sağol” diyebildi sadece! “Eyvallah, afiyet ola” deyip gitti uzun boylu, iri yarı adam. Kapıyı kapatıp içeri girerken fark etti bu adamı nereden tanıdığını; önceki gün beraber geldikleri arabada yanında oturan adamlardan biriydi. İçeri girince bir peynire baktı bir de sadece yerde bir karton serili olan bomboş odaya. Şu işe bakın ki Ramazan ile beraber başlamıştı göreve, “ilk sahuru nasıl yaparım?” diye düşünürken, bir kalıp peynir gelmişti işte, bir de ekmek olaydı. Peynirden biraz yedikten sonra ezanı duydu. Ardından da köpeklerin
30 Ağustos 2012
biraz da böyleydi galiba ölmek
kendimle savaşın; suskun rüzgarlari esiyor deli deli ömrümün baharında...dar geliyor olduğum her yer, geniş düşüncelerime..çıkış arıyorum derken sustuyorum kendimi de kendimde olanları da..
Sabrıma mesken olan taşları çatlattım da bekliyorum; firakım da vuslatım da gelecek diye..bir nefes almak kadar ötede madem; SON NEFESİMİ ÖZLÜYORUM..ve giderken sonsuzluğa sadece özlediğime gülümsüyorum..son nefesimde sevdama tebessüm ediyorum..ve ağlıyorum..ardımda bıraktıklarıma değil bırakamadıklarıma ağlıyorum.................
ve dönüyorum kendi içime...büyülü ve derin bilinmezleer içinde bağdaş kurmaya çalışıyorum tüm yaşadıkalrımın üstüne..bir bakıyorum toprağım, yıldızım ve sokak lambam beni gözlüyor...ve geceler yürüdükçe; benim olacak olan gündüze maniler düzüyorum..önümde ömrüne değil ölümüne saklanan insanlar; ki feda edemeyecekleri uğruna...üşüdükçe düşecek tüm benlik kalelerim...düşen her kale'm topyekun peydahlayacak iç yangınlarımı belki de...
yüreğime koyduğum sızılarla azalan yerlerimi çoğaltıyorum...hayale bir adım daha yaklaşıyorum..dokunarak özüne inmek istediğim; yakından nefesini hissetmek istediğim her neyse ona bir adım daha vuku buluyorum..ben görmeden de birşeyleri idrak edebiliyorum...ve kimsesiz uykulara bu yüzden dayanamıyorum..
yürüyorum umarsızca,tutarsızca,umutsuzca..tüm bilinenler ve bilinmeyenler ile birlikte..bir kalem bir defter sadece bana sırdaş olanlar..bu sokak lambası altında titreyen ben değilim kalemim ve gözümden inen durgun nameler...bir serçe edası ile etrafı izliyorum...korkak ve ürkek...üşüyen kalbimin üstüne bir battaniye çektim..açıkta kalan tüm uzuvlarım hasret harı ile yanmakta..gururumu boynuma atkı yapıp sıyrıldım tüm soyutluklardan..ve yürüyorum....
ağlıyorum işte...hemde durmamacasına...biraz da böyleydi galiba ölmek..adamlık sözler duyarak geldim bu yaşıma; her sözü söyleyenin adamlığını tartışarak..sözler duydum adamlardan, her sözünde adam gibi görünmeye çalışan..kandırmaca oyunlar bir tarafta,oyun içinde kandırmacalar bir tarafta..pembe düşlerim bir tarafta, düşüncelerimdeki tozpembe hayaller diğer tarafta...bunca yaşanmışlığa rağmen herşeye söz geçiriyorum da bir kendime söz geçiremiyorum...biraz da böyleydi galiba ölmek....hepi topu bu..........................
HÜDAYFA.........
16 Ağustos 2012
SEN İÇİMDEYKEN
SEN İÇİMDEYKEN
Aciz yüregime misafir oldugun günden beri,
Kıskanır oldum, su gözü yaslı gönlü gülenleri...
Sen bizleri böylece bırakıp gittiginden beri,
Sevemedi gönül senden baskasını sevenleri...
Mübarek avcunda ask ile zikreden taslar gibi,
Adını andıkca titrer icimdeki o muhabbet!
Arzuhalim sel olur, gözlerimdeki yaslar gibi,
Su Said ister ki; gül yüzünü görmek, ya Muhammed ! (sav)
Osman Said DEMİRYILMAZ
Aciz yüregime misafir oldugun günden beri,
Kıskanır oldum, su gözü yaslı gönlü gülenleri...
Sen bizleri böylece bırakıp gittiginden beri,
Sevemedi gönül senden baskasını sevenleri...
Mübarek avcunda ask ile zikreden taslar gibi,
Adını andıkca titrer icimdeki o muhabbet!
Arzuhalim sel olur, gözlerimdeki yaslar gibi,
Su Said ister ki; gül yüzünü görmek, ya Muhammed ! (sav)
Osman Said DEMİRYILMAZ
06 Ağustos 2012
LOJMAN
LOJMAN
Osman Said DEMİRYILMAZ
O gün, hiç bilmediği bir yerde, hiç bilmediği bir yere gidebilmek için çabalıyordu. Harita ve elinde, atandığı yere ait bilgilere bakıyor ve etrafında gördüğü insanlara o köyü soruyordu. Ama aynı ilçede olmasına rağmen oradakiler bu köyün varlığından bile haberdar değilmiş gibi davranıyorlardı. Düşündü kendince. Neden bu insanlar bu köyün varlığından söz etmek istemez ki; diye içinden geçirirken yanında belirdi Hızır gibi bir adam… “Sen Dırıni’yi ariyirsen?” diye soruyordu kendisine! Yok amca bey Dırıni değil diyecek oldu, eliyle birini gösterince vazgeçti. “Tee ahanda o köyün mıhtarıdır” deyince gidip ona sordu köyü. “Ooo demek siye Y……. Köyünü ariyirseniz ha” deyip bir kahkaha patlattı. “Bi de muallimsen ha” bir kahkaha daha… durdu durdu “Kusura kalmayasın bizim köye uzun zamandır muallim uğramiyir de.” Bindiler muhtarın arabasına Dırıni’ye yol aldılar. Meğerse Dırıni yöresel adıymış bu köyün, buralarda köylerin bir resmi,
Osman Said DEMİRYILMAZ
O gün, hiç bilmediği bir yerde, hiç bilmediği bir yere gidebilmek için çabalıyordu. Harita ve elinde, atandığı yere ait bilgilere bakıyor ve etrafında gördüğü insanlara o köyü soruyordu. Ama aynı ilçede olmasına rağmen oradakiler bu köyün varlığından bile haberdar değilmiş gibi davranıyorlardı. Düşündü kendince. Neden bu insanlar bu köyün varlığından söz etmek istemez ki; diye içinden geçirirken yanında belirdi Hızır gibi bir adam… “Sen Dırıni’yi ariyirsen?” diye soruyordu kendisine! Yok amca bey Dırıni değil diyecek oldu, eliyle birini gösterince vazgeçti. “Tee ahanda o köyün mıhtarıdır” deyince gidip ona sordu köyü. “Ooo demek siye Y……. Köyünü ariyirseniz ha” deyip bir kahkaha patlattı. “Bi de muallimsen ha” bir kahkaha daha… durdu durdu “Kusura kalmayasın bizim köye uzun zamandır muallim uğramiyir de.” Bindiler muhtarın arabasına Dırıni’ye yol aldılar. Meğerse Dırıni yöresel adıymış bu köyün, buralarda köylerin bir resmi,
31 Temmuz 2012
ORUÇSUZA MÜSAMAHA
ORUÇSUZA MÜSAMAHA
Mustafa Uysal
Şimdi buradan bakılınca görülen ne kadar farklı şeyler var aslında. Siz ne görüyorsanız ben de onu görüyor değilim.
Örneğin oruç tutanla tutmayan aynı şeyleri yaşamıyor. Bir hayat tarzı tutturmuş gidiyor herkes. Görünen o ki kimse kimseye karışmıyor. Herkes dilediğini yapsın. Zaten kaderimiz bu: Dileyebilmek yetisi. Ne dilediğinize bakarak ne olduğunuza yahut ne olmadığınıza bakılacak. Bakacak olan biz insanlar da değiliz üstelik.
Her ramazan ayında oruç tutmak yahut tutmamakla ilgili bir sorun çıkıyor. Birileri bunun olmasını dört gözle bekliyor neredeyse. Yahu bırakın insanlar nasıl istiyorlarsa öyle yapsınlar.
Genelde mesele oruç tutan insanlarla tutmayanlar arasındaymış gibi görünse de ben öyle olduğuna inanmıyorum. Oruç tutanın tutmayana üstünlüğünü
Mustafa Uysal
Şimdi buradan bakılınca görülen ne kadar farklı şeyler var aslında. Siz ne görüyorsanız ben de onu görüyor değilim.
Örneğin oruç tutanla tutmayan aynı şeyleri yaşamıyor. Bir hayat tarzı tutturmuş gidiyor herkes. Görünen o ki kimse kimseye karışmıyor. Herkes dilediğini yapsın. Zaten kaderimiz bu: Dileyebilmek yetisi. Ne dilediğinize bakarak ne olduğunuza yahut ne olmadığınıza bakılacak. Bakacak olan biz insanlar da değiliz üstelik.
Her ramazan ayında oruç tutmak yahut tutmamakla ilgili bir sorun çıkıyor. Birileri bunun olmasını dört gözle bekliyor neredeyse. Yahu bırakın insanlar nasıl istiyorlarsa öyle yapsınlar.
Genelde mesele oruç tutan insanlarla tutmayanlar arasındaymış gibi görünse de ben öyle olduğuna inanmıyorum. Oruç tutanın tutmayana üstünlüğünü
24 Temmuz 2012
O-NÛR
O-NÛR
Ey gül misali Nur
Muhammed, sen ki; son peygambersin,
Senden evvelki
peygamberlerle sözce berabersin,
Nurdan kalplerimizde
olması gereken öndersin,
Irmaklar gibi çağlayansın, sözün billûr, sensin O-Nur.
Ey yüce peygamber,
dilindesin alem-i beşerin,
Sen sultanlar sultanısın, âlimlerin âlimisin,
Sen arşa yükselen gür sesindesin minarelerin,
Sensin yüreklere düşen son nur, sensin O-Nur.
Dostun düşmanın bilir ki; sen
Muhammedü’l Eminsin,
O nurun ile sen söylemişsin; “İslamiyet Hak Din!”
“Alemlerin Rabbi Bir!” diyerek davanı bildirdin,
Gönüllerin
fatihisin, sensin pürnur, sensin O-Nur.
Sen gidince soldu
sinemizdeki gülle karanfil,
Biliriz ki; sünnetine
uymayan olacak sefil,
Ey ümmetine gönül
veren dost, sen ol bize kefil,
Sensin Hatemü’l Enbiyâ, bitsin sütur,
sensin O-Nur.
Osman Said DEMİRYILMAZ
04 Temmuz 2012
Yeni İcat Kitap (Dublaj)
Yeni İcat Kitap (Dublaj)
Kitapla ilgili hazırlanmış güzel bir videonun dublaj denemesini yaptık.
Video Leerestademoda.com tarafından hazırlanmıştır.
Kitap yeni teknoloji ile kıyaslanmış ve avantajlı tarafları ironik olarak burgulanmıştır.
Video aşağıdadır...
Kitapla ilgili hazırlanmış güzel bir videonun dublaj denemesini yaptık.
Video Leerestademoda.com tarafından hazırlanmıştır.
Kitap yeni teknoloji ile kıyaslanmış ve avantajlı tarafları ironik olarak burgulanmıştır.
Video aşağıdadır...
03 Temmuz 2012
YOLCULUK
YOLCULUK
Osman Said DEMİRYILMAZ
Şehirlerarası terminalin son kalkan otobüsünde, pencereye yaslanmış bir damla gözyaşı aramıştı genç adam… Pencereden baktığı babası, ilk kez ağlıyordu. Ama saklamıştı gözyaşlarını, “gitme” demişti… “Ben sana buralarda bir iş bulurum nasılsa…” dinlemedi genç adam! Şimdi otobüsün penceresinden bakarken fark etmişti babasının arkasını dönerek sildiği gözyaşlarını… O da birkaç damla gözyaşı dökebilmeyi istedi ama olmadı. İstenince olmuyordu bu gözyaşı denen duygu zerreleri… Ağlayamamıştı. Nedendi, nereye gidiyordu, niçin geride bırakmıştı sevdiği insanları? Bilmiyordu. Bildiği tek şey içindeki eğitim aşkıyla gönüllü oluşundaki kararlılık ve gözlerinde bir çift parıltı görmek istediği küçük
Osman Said DEMİRYILMAZ
Şehirlerarası terminalin son kalkan otobüsünde, pencereye yaslanmış bir damla gözyaşı aramıştı genç adam… Pencereden baktığı babası, ilk kez ağlıyordu. Ama saklamıştı gözyaşlarını, “gitme” demişti… “Ben sana buralarda bir iş bulurum nasılsa…” dinlemedi genç adam! Şimdi otobüsün penceresinden bakarken fark etmişti babasının arkasını dönerek sildiği gözyaşlarını… O da birkaç damla gözyaşı dökebilmeyi istedi ama olmadı. İstenince olmuyordu bu gözyaşı denen duygu zerreleri… Ağlayamamıştı. Nedendi, nereye gidiyordu, niçin geride bırakmıştı sevdiği insanları? Bilmiyordu. Bildiği tek şey içindeki eğitim aşkıyla gönüllü oluşundaki kararlılık ve gözlerinde bir çift parıltı görmek istediği küçük
22 Haziran 2012
Boşluk
Boşluk
Mesut Sütçü
Boşaldı pencerenin arkası
Boş gözlerle bakıyorum artık
Sokak kapısına
Boşaldı zemberek
Açıldı kilitler
Ve gelenler
Kaçarcasına gittiler
Koca bir yalnızlığın düğünü
Odamdaki şenlik
Masamda beyaz sayfalar
Bahtıma kefenlik
Ey zaman
Yüzüme unutmuş bir resim çiz
Ey şiir
Ruhuma kıyafetini giydir
Çıkma dizelerdeki giz
Ey şair
Kalemini kalbime değdir
Gerçekten bir ses duyulsun artık
Yalanların ortasında kaldık ikimiz
Mesut Sütçü
Boşaldı pencerenin arkası
Boş gözlerle bakıyorum artık
Sokak kapısına
Boşaldı zemberek
Açıldı kilitler
Ve gelenler
Kaçarcasına gittiler
Koca bir yalnızlığın düğünü
Odamdaki şenlik
Masamda beyaz sayfalar
Bahtıma kefenlik
Ey zaman
Yüzüme unutmuş bir resim çiz
Ey şiir
Ruhuma kıyafetini giydir
Çıkma dizelerdeki giz
Ey şair
Kalemini kalbime değdir
Gerçekten bir ses duyulsun artık
Yalanların ortasında kaldık ikimiz
Şehitler Diyarına Yolculuk
Şehitler Diyarına Yolculuk
Osman Said DEMİRYILMAZ
Çanakkale denince büyük bir destan gelir herkesin aklına... Çanakkale il sınırını geçince o manevi havayı hissedersiniz. Yaklaştıkça kat kat artar içinizdeki heyecan. Çok büyük insanların yanınızda olduğunu hissedersiniz. Kimi zaman size yol gösterirler, kimi zaman kendi lisanları ile “gel” derler.
Arabanın lastiği toprağın sesini taşırken kulaklarınıza, bir kahvehanenin önünde mola verirseniz, sıcak çaylarınızı yudumlarken, sıcak insanların, sıcak sohbetleri ile karşılanırsınız. Size önce o çevrede yaşanmış menkıbeleri anlatırlar. Hele bir de sizin onlarla ilgilendiğinizi görürlerse size olan sıcak muhabbetlerini arttıracaklardır. Önce onlardan alırsınız çevre hakkındaki gerekli bilgileri
Osman Said DEMİRYILMAZ
Çanakkale denince büyük bir destan gelir herkesin aklına... Çanakkale il sınırını geçince o manevi havayı hissedersiniz. Yaklaştıkça kat kat artar içinizdeki heyecan. Çok büyük insanların yanınızda olduğunu hissedersiniz. Kimi zaman size yol gösterirler, kimi zaman kendi lisanları ile “gel” derler.
Arabanın lastiği toprağın sesini taşırken kulaklarınıza, bir kahvehanenin önünde mola verirseniz, sıcak çaylarınızı yudumlarken, sıcak insanların, sıcak sohbetleri ile karşılanırsınız. Size önce o çevrede yaşanmış menkıbeleri anlatırlar. Hele bir de sizin onlarla ilgilendiğinizi görürlerse size olan sıcak muhabbetlerini arttıracaklardır. Önce onlardan alırsınız çevre hakkındaki gerekli bilgileri
15 Haziran 2012
DURAKSIZ DAVA ADAMI FEVZİ COŞGUN
DURAKSIZ DAVA ADAMI FEVZİ COŞGUN
Mustafa Uysal
Değerli Hocamı Hakka uğurlamak sahiden büyük bir boşluk hissi doğurdu kalbimde. O büyük heyecanın yeri şimdi boş kalacak. Sahici bir DAVA adamını kaybetmek üzücü olsa da biz onun Allah'ın rahmetine daha layık olduğuna olan inancımızla teselli buluyoruz.
Ölüm hepimizi derinden etkileyen hayatımızın en büyük gerçeklerinden birisi… Ölüm olmasaydı icat etmek zorunda kalırdık, diyen Batılı düşünürlerin çizgisindeki basitlikle bakmıyoruz biz ölüme. Ölüm ancak bir başlangıçtır bizim için. İnsan görevini tamamlayınca aramızdan alınıyor. Fevzi Hocam da demek görevini tamamladı ve aramızdan alındı. O artık ebedi mekanına döndü. Ölüm gitmekten değil dönmekten bahseder. Hepimiz O’ndan geldik yine O’na döndürüleceğiz. Buna iman ettik. Bu iman sayesindedir ki ölüm bizi ümitsizliğe ve derin bir boşluğa itmez. Artık aramızda olmayacak olması bir eksikliktir belki ama bu eksiği dolduracak fikirler
Mustafa Uysal
Değerli Hocamı Hakka uğurlamak sahiden büyük bir boşluk hissi doğurdu kalbimde. O büyük heyecanın yeri şimdi boş kalacak. Sahici bir DAVA adamını kaybetmek üzücü olsa da biz onun Allah'ın rahmetine daha layık olduğuna olan inancımızla teselli buluyoruz.
Ölüm hepimizi derinden etkileyen hayatımızın en büyük gerçeklerinden birisi… Ölüm olmasaydı icat etmek zorunda kalırdık, diyen Batılı düşünürlerin çizgisindeki basitlikle bakmıyoruz biz ölüme. Ölüm ancak bir başlangıçtır bizim için. İnsan görevini tamamlayınca aramızdan alınıyor. Fevzi Hocam da demek görevini tamamladı ve aramızdan alındı. O artık ebedi mekanına döndü. Ölüm gitmekten değil dönmekten bahseder. Hepimiz O’ndan geldik yine O’na döndürüleceğiz. Buna iman ettik. Bu iman sayesindedir ki ölüm bizi ümitsizliğe ve derin bir boşluğa itmez. Artık aramızda olmayacak olması bir eksikliktir belki ama bu eksiği dolduracak fikirler
11 Haziran 2012
KELİMELER İLE KURULUR KÖPRÜLER
KELİMELER İLE KURULUR KÖPRÜLER
Osman Said DEMİRYILMAZ
Dosta gül kadar güzel gelen, düşmana kurşun gibi işleyen, bazen dirilten, bazen öldüren kelimeler... Şimdi neredeler? Kayıplara karışan kelimelerden sonra dosta da düşmana da ağır bombardıman silahları gibi, makinalı kelimeler diziyoruz şimdilerde... Duyguların uçlarına bağladığımız masum kelimeler, artık yanlış kullanılan kelimelerin ardında gizleniyorlar galiba! Pekî bu saklanış niye? O güzelim kelimeler acaba ehliyetsiz ellerde, kifayetsiz dillerde harap olmaktan mı çekiniyorlar? Sanırım bunun en büyük sebebi okumamak veya okuduğunu idrâk edememek! Osman Said DEMİRYILMAZ
İstatistiklerde geçen, sıkça duyduğumuz “okur-yazar oranı” diye bir tabir var; Ama ne zaman okudukları ve neler yazmaya çalıştıkları meçhul! Çok değil, sadece on beş günde bir kitap okuyan (ort.günde 20 sayfa) bir insan, elli-almış senelik
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







