16 Eylül 2008

KURTULAN TARAFTA OLMAK


KURTULAN TARAFTA OLMAK
1922 yılında tam burada yaşıyor olsaydım kurtulan tarafta olmaktan dolayı büyük sevinç duyardım. Tarih beni işgalci sıfatıyla anmayacaktı çünkü. Şimdi bunca zaman geçiyor ve ben hala kurtulan taraftayım.
Sadece tarihin anması lüzumlu bir şey de değil aslında. Kurtulan tarafta olmak beni incitiyor. Her kurtuluş töreni beni aynı zamanda üzüyor. Kurtuluş günlerinin şenlik havasında geçmesi ayrı bir üzüntü vesilesi benim için. Niçin seviniyoruz? Kurtulmanın gerektiği bir duruma düştüğümüz için mi? Kurtulmayı başardığımız için mi? Kendi elimizle düştüğümüz her durumdan kurtuluş aslında durup düşünme zamanıdır. Mademki bir şans daha kazandık, durup düşünmeliyiz. Seviniyoruz çünkü kurtulduk. Hangi şeyden? İşgalden.
Düşman işgalinden kurtulduk.
Ne kadar muğlâk bir cümle!
Bu gün kurtulma isteğine niçin sarıldığımız sorulsa ne cevap vereceğiz acaba? Hangi maddeler olacak cevabımızın içinde? Öyle kalsaydık, kurtulma azmimiz akamete uğrasaydı? Neden kurtulunması gereken bir hale düştük? Bunda bizim suçumuz neydi ki bu hale düşmüştük? Şimdi hala bir şeylerden kurtulmaya ihtiyacımız var mı? O gün kurtulmak isteyen insanlar ile aramızdaki farklar nelerdir?
Durup düşünmek gerekmiyor mu?
Kurtuluşu festivale dönüştürmek yerine kurtuluşun hüznünü ve efkârını (fikirler, düşünceler) konuşmalı değil miyiz? Hep kurtulan tarafında olmak beni incitiyor aynı zamanda. Av avcı ilişkisi gibi bakınız olaya. Tarihi ve insani bir meseleye böyle bakmak kaba gelebilir belki ama yine de bakınız. İçimizdeki avcılar tarafından vurulup dışımızdaki avcılar tarafından yenmek üzere sofraya konulmak sonrasında, o ziyafet sofrasından bir şekilde kurtulmak… Şimdi aynı şekilde bakabiliyor musunuz kurtuluş günlerine?
İçimizdeki avcılar mı?
Bilmiyorum onlar da kurtuluş günlerinde sizinle aynı sevinci paylaşıyorlar mı? Sahi bizden biri oldukları için bizim gibi görünmek isteyeceklerdir. Bu bambaşka bir konu, ayrıca ele alınmalı. İçimizdeki avcılar için ayrı bir sayfa açılmalı.
Kurtulan tarafında olmak beni üzüyor, derken Yunanlı olmak hevesinden bahsetmediğimi anlamışsınızdır sanırım. Şimdi bir de onun için mürekkep tüketmeyelim. Kurtuluş için savaşmak zorunda olan bir milletin devamıyız. Savaş sözcüğü sadece ama sadece tarihe ait bir kavram olduğunda güzeldir bugünkü nesiller için. Savaşma seviş hürriyetinin algılayıcısı embesil nesli kim başımıza musallat ettiyse artık, algı o günden beri değişti. Savaş kelimesinin başına “Kurtuluş” ya da ne bileyim tarihi bir algı kelimesi getirmezseniz onlar ürkeceklerdir. Ki, savaşmak yerine sevişmeyi önerdiler onu da beceremedi bu embesil nesil. Kurtulmak fikrinin esasını anlayamadığımız için festival veya şenlik haline getirdik ya zaten.
Yurtta elbette sulh olacak ama cihanda sulhu bulmak mümkün değil. Biz tam tersini yapmadık mı? Yurtta savaş hali oluşturup cihanda barış aradık. (Kaba tabirle söylemek istemiyorum, zaten anlaşılmıştır.) Bulamadık. Yurtta sulhu yakalayıp cihana da sulhu biz getirmeliydik. İlke buydu. Lafı tersinden anlamak tam olarak bu işte! Yurtta sulh, cihanda sulh ilkesini anlamak için deha olmaya mı gerek vardı yoksa insan olmaya mı? Hangisi değiliz söyler misiniz? Yurtta kendi kendimizi işgal etmişken kurtuluş festivalleri neyi ifade ediyor yani?
Etrafınıza bir bakınız.
Hiç birimiz bir diğerinin düşüncesinden memnun ve hoşnut değiliz. Herkes karşısına birini alıp öcü gibi görüyor. Kendi vatanımızı kendimizden kurtarmaya çalışan örgütler var. Kimi bu vatanı dinden kurtarmaya çalışıyor kimi dünyadan. (Argümanları tam yazmaya hacet duymadım.) Kimi de kendi başına buyruk. Gemisini kurtaran kaptanlarla pazarlık yapıyoruz her demokrasi meydanında.
Kurtulan tarafta olmak ne kadar zor görüyor musunuz?
Hele kurtulmadığını, aynı belaları farlı şekilde yaşayıp gittiğini bilmek daha da zor. Açıkçası, kurtulup kurtulmadığını anlayamamak daha da kötüsü. Yunan gitmiştir. Bu ve benzeri bütün yabancı işgalciler gitmiştir. Kovduk onları. Hatta denize döktük. Karpuz kabuğu gibi kıvrılıp kaldılar denizde.
Öyleyse niye hastalıktan kurtulan bir adam gibi kalkıp işimize bakmıyoruz? Niçin hala benzimiz sarı? Niçin hala başucumuzda ilaçlar ve doktorlar bekliyor? Niçin hala hastalıklı muamelesi görüyoruz? Niçin hala barut kokuyor bahçemiz? Hangi şeyden kurtulmuştuk? Hangi şey musallat şimdi? Yok yok, kurtulduğumuz şeyden hemen sonra başka bir bela gelip bulmadı bizi. Aynı belanın devamı bu. Hiç sevinmeyin henüz kurtuluş savaşı bitmedi. Savaş deyince ürken nesiller yetiştirmeye devam edin. Tırsak oğlanlarla yapışkan kızlar lazım bize. Yoksa kiminle kutlayacağız kurtuluş festivallerini?

08 Ağustos 2008

Kelimelerin Gücü



"Bana Arşimet'in manivelasından bahsetme. O, riyazi tasavvur kuvvetine sahip, unutkan bir kimse idi. Matematiğe hürmet ederim, fakat benim makinelerle hiç bir ilgim yok. Sen bana yerinde ve doğru bir kelimeyi ve hatasız vurguyu ver, ben dünyayı yerinden oynatayım." Joseph Conrad

"Yerinde bir kelime ile hemen hemen yerinde bir kelime arasındaki fark, şimşek ile ağustos böceği arasındaki fark kadardır." Mark Twain.

Çocukluğumun çizgi filmleri arasında haçlı simgesi ile bir Heman vardı. "Gölgelerin gücü adına!" diye bağırırdı. İşte, gerisini biliyorsunuz... Şimşekler, gürültüler falan bayağı bir değişim olur, güçlenirdi. Heyecanla izlerdik. Her seferinde İskeletor'u yener, bizi rahatlatırdı.
Şimdi ben çıkıp kalabalığın ortasına bağırsam, "Kelimelerin gücü adına, lütfen susun!" desem.
Kelimelerin gücünü anlatan bir kompozisyon yazmanızı isteyen bir sınavda olduğunuzu düşünün. (Garip bir tasavvur istiyorum ve bunun farkındayım.) Kağıda sadece tek bir harf yazmanız bile sınavı başarı ile geçmenize sebep olabilecek kadar güçlü bir sebeptir. Biz insanların en ayırıcı vasfı olan konuşmanın ve yazmanın aracıdır onlar. Harfler, kelimeler...
Leziz, kelimesini çok severim. Bana sevdiğim şeyleri hatırlatır hem de bütün koku, tat ve şekilleriyle. Amca oğlumun uzunca bir dönem her gördüğü güzel şey için bu kelimeyi kullanması beni bu kelimeden ve oluşturduğu etkiden soğuttu.
Ne anlatmaya çalıştığımın farkına varmış olmalısınız. Çocukların yeni öğrendikleri Nasrettin Hoca fıkralarını ilk defa duyuyormuş gibi dinlemek zordur. Daha da zor olanı her anlattıklarında aynı gülüşü ve etkiyi beklemeleridir.
Kelimeleriniz ne kadar güçlü olursa o kadar kolay ilişkiler kurabilirsiniz. İletişim kurmanın belki en temel kuralı budur. Doğru kelimeyi, doğru zamanda, doğru vurgu ile kullanmak.
Muhatabınızı afallatmadan konuşabilirseniz, güçlüsünüzdür. Kelimeler işte o an size güç verir. Aksi durumda kelimeler sizi çok çabuk rezil eder. Foyanız çok çabuk ortaya çıkar. Cilanız kararır. İroni kelimesini yeni öğrenen (Duyan) bir arkadaşımın, öykü konuşulan bir ortamda hiç de alakasız bir öykü üzerine aniden, "İronik bir durum." deyivermesi herkesi susturmuştu. Hafif yollu baş sallama ile sohpet bitti. Ya biri sorsaydı kullandığı kelimenin anlamını.
Bazen kendimi o kadar güçlü hissediyorum ki, bu gücümü kelimelerle ifade etmekte zorlanıyorum. Bu durumun yine kelimelerin tesiri olduğunu bildiğim halde susup kalıyorum. Kelimenin gücü biraz da dinginliktedir. O yüzden büyük bir susmanın sonunda çıkan kelimenin tesiri daha büyüktür.

22 Temmuz 2008

Tavşanlı Süt Üreticileri Birliği


Röportaj: Tavşanlı Süt Üretileri Birliği
Tavşanlı’da yeni gelişmeler oluyor. Biz de bu gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Bu yılın başında çiftçilerimizin yüzünü güldürecek bir birlik kuruldu örneğin. Süt üretenleri ve çiftçilerin gelişimini hedef alan bu birlikle konuştuk. Başkan Abdullah Gürsu ile ayrıntılı bir söyleşi gerçekleştirdik. Yine başkan Abdullah Gürsu ve başkan yardımcısı İsmail Hakkı Benli ile kalkıp çiftlikleri gezdik. Bütün bu işlerin nasıl olduğunu, neler getireceğini, neler olması gerektiğini yerinde konuştuk öğrendik. Okurlarımızın bu işin önemini daha iyi kavraması için aklımıza gelen soruları sorduk.
Öğrendiklerimiz arasında köylülerimizin artık bu tür birliklere daha meyilli olduğu da vardı. İnsanlar artık birlik olmanın daha çok getirisi olduğunu kavramışlar bunu da memnuniyetle gördük. Dileğimiz bu tür birliklerin her alanda kurulması ve şehrimizin gelişmesi.
Süt ve süt ürünlerini bolca tüketen ve önemini bilen bir toplum olarak bu röportajın önemli olduğunu düşünüyoruz. Gelecek günlerin daha sağlıklı, daha lezzetli ürünler getireceği umudu ve beklentisiyle biz de kendilerine başarılar diliyoruz.
Mustafa Uysal: Sizi tanıyabilir miyiz?
Abdullah Gürsu: Derecik Köyü muhtarı Abdullah Gürsu, aynı zamanda Tavşanlı Süt Üreticileri Birliği kurucu üyesi ve başkanıyım.
M.U.: Süt Üreticileri Birliği kurmak fikri nereden doğdu?
A.G. : Dört-beş yıl öncesinde bazı arkadaşlarımız kurulma aşamasına getirmişlerdi aslında. Araya bazı şeyler girince tam olarak kurulamamış. 2007’de biz çiftçiyi yönlendirme, bilgilendirme ve kalkındırma amacıyla bu işe başladık. Amacımız tam olarak çiftçimizin daha iyi şartlarda üretim yapmasıydı. Hem daha iyi şartlarda üretim yapacaklar hem de ürettiklerini daha iyi şartlarda satacaklar. Dolayısıyla yaptıkları işten karlı çıkacaklar. Bu amaçla kurduk. Birlikten her zaman kuvvet doğar. Başka yerlerde örnekleri var, onlar bizim çiftçimize göre daha iyi durumdalar. Neden? Onlar birliklerini kurmuşlar ve iyi bir sistemle çalışıyorlar. Kurulma aşamasında bütün köyleri tek tek dolaştık. Çiftçimize anlattık, onları haberdar ettik durumdan. Dedik ki, şimdiye kadar aldığınız destek, örneğin, 35 YTL ise bize üye olursanız 85 YTL devlet destek veriyor. Herkes de olumlu karşıladı. Sonucunda biz resmi olarak başvurularımızı yaptık. Sonra köylerden üyelerimizi tamamladık. 103 kişi ile kurulma aşamasına geldik. İşlemleri tamamladıktan sonra Ankara’ya gittik. Tarım bakanlığından onaylarımızı aldık. Kongremizi yaptık. Sonuçta 3 Ocak 2008’de her şeyimiz tamamdı. Ben bu arada geçici başkandım, arkadaşlar sağ olsunlar, tekrar başkanlığa layık gördüler. Yönetim kurulu başkanı olarak ben ve diğer dört arkadaşımızla birlikte bu işi yürütüyoruz şu anda.
M.U.: Kurulma aşamasında bütün köyleri dolaşıp haber verme şeklinde mi yaptınız bilgilendirme ve yönlendirme şeklinde mi çalıştınız?
A.G.: Köy köy dolaştık, bilgilendirdik, onlara neler kazanacaklarını, bu birlikle birlikte neler değişeceğini, güçlerinin artacağını anlattık.
M.U.: Birliğinizin amacı nedir?
A.G.: Birliğimizin amacı çiftçimizi kalkındırmak. Birliğimize üye olanlar daha fazla destekleme ödemeleri alacaklar devletten. Bugün yemin fiyatı 32 YTL sütün kilosu 53 YKR. Böyle bir ortamda bir nebze olsun çiftçimizi rahatlatmak istiyoruz. Şu an üye sayımız aşağı yukarı 800-900’ü buldu.
M.U.: Her köyden katılım var mı, her köyden üyeniz var mı yani?
A.G.: Evet, merkez dahil, her köyden üyemiz var.
M.U.: Üyelik için ne gibi şartlarınız var?
A.G.: Öncelikle çiftçi belgesi istiyoruz, nüfus kayıt örneğini istiyoruz, bir sefere mahsus üye kayıt ücreti 85 YTL alıyoruz. Üye olabilmesi için tabi süt üretmesi gerekiyor. Bir tek ineği oldu mu yeterli.
M.U.: Tavşanlı ve civarında ne kadar süt üretimi var?
A.G.: Birlik olarak, aylık 420 ton gibi sütümüz var. Henüz pazarlama aşamasına gelemedik. Nasip olursa eylül ayı gibi de bu sütü kendimiz pazarlamayı düşünüyoruz kalkınmamız için. Şu an burada süt 53 YKR. Gönen gibi bir yerde 56 YKR’den ihale yapılacak. Yani ilerleyen günlerde kendimiz değerlendirirsek sütümüzü biraz daha çiftçimizi rahatlatan fiyatlar olacak.
M.U.: Şimdi topladığınız sütleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
A.G.: Biz süt toplamıyoruz. Üreticilerimizin müstahsillerini hazırlayıp Ankara’ya bildiriyoruz.
M.U.: Birliğin yaptığı şey, şimdilik, resmi işlemleri yürütmek. Sütü herhangi bir şekilde değerlendiremiyorsunuz. Peki ileriki hedefleriniz neler birlik olarak?
A.G.: Öncelikli hedefimiz, her köye bir adet soğutma tankı koymak istiyoruz. Burada toplanan sütleri yerel mandıralar olsun diğer mandıralar olsun, gelen müşterilerimize bu şekilde pazarlamayı düşünüyoruz.
M.U.: Kurulum aşamasına dönersek tekrar, kurulum aşamasında ne gibi zorluklarla karşılaştınız? İnsanlara anlatmak zor oldu mu?
A.G.: Maddi olarak zorluklarla karşılaştık. Diğer konularda hep yardımcı olmaya çalıştılar. Genellikle muhtar arkadaşlar çok yardımcı oldular. Kurulurken cebimizden çok para çıktı Kayı Köylü İsmail Hakkı Benli Bey’in harcamaları benim harcamalarım oldu. Tabi bunlar ileride halledilecek şeyler. Birlik kendini toparladığında elbette geri ödenecektir. Yeter ki birliğimizi sağlamca yürütelim.
M.U.: Başka örnekleri var mı peki sizin birliğinizin Türkiye çapında?
A.G.: Gönen’de var bir tane, buraya nazaran çok gelişmiş bir birlik. Eski bir yapılanma tabi. Simav’da var, Türkiye genelinde 79 tane birlik var. Ankara’da da üst birliğimiz var. Birlik başkanımız aynı zamanda Bursa milletvekili.
M.U.: Peki onların faaliyetlerini araştırıyor musunuz? Neler yapıyorlar, nasıl yapıyorlar gibi… Örnek olabilecek faaliyetleri var mı?
A.G.: Bu sefer Edirne Uzunköprü’ye gittik birliğe. Hem gezelim hem görelim diye. Oradaki birlik bizimkinden çok farklı... En azından oturmuş bir birlik. On-on beş senelik var. Orada her köyde soğutma tankı var. Sütü 68 YTL.’den pazarlıyorlar şu anda, soğuk süt olarak. Süt biliyorsunuz Türkiye genelinde düştü ama Uzunköprü’de hala 68 YKR. Düşmedi. Birlik başkanı, kendileri pazarladıkları için, vermem, diyor. Birliğin bütçesi çok yüksek, iki-üç milyon YTL.’den falan bahsediliyor. Ben çiftçime gerekirse parasını öderim, param var, diyor. Biz de bu şekilde birliğimizi güçlendirmeye çalışıyoruz. Tabi bu epey zaman alacak ama elbette olacak. Hedefimiz bu. İleriki günlerde birliğimiz ses getirecek.
M.U.: Sütü işlemeyi de düşünüyor musunuz?
A.G.: İleriki zamanlarda bir mandıra kurmayı düşünüyoruz. Tabi durum şu an buna müsait değil. Öncelikle her köye bir soğutma tankı kurma hedefinin peşindeyiz. Ondan sonra da birliğimiz için Tavşanlı’dan bir bina almak istiyoruz. İşte mandıra hedefimizi gerçekleştirince birlik olarak daha ucuza peynir ya da süt ürünleri yiyebilir vatandaş. Maksat bu birlik vasıtasıyla vatandaşı sebeplendirmek...
M.U.: Size yeni üye olmayı düşünenler size nereden ulaşabilirler?
A.G.: Şu an Tavşanlı Merkezde İlçe Tarım binasının alt katında bir büromuz var. Telefon numaramız 274,614 50 22.
M.U.: Bildiğim kadarıyla siz de bir süt üreticisisiniz. Süt üreticisi olarak karşılaştığınız sorunlar neler?
A.G.: Sütlerimizle ilgili sorun çıkarıyorlar sürekli. Yağ oranı ile ilgili sıkıntılar var. Birliğimiz tam faaliyete geçince bu tür sorunlar da ortadan kalkacak inşallah.
M.U.: Sığır yetiştiriciliği ile ilgili diğer sorunlarınız var mı, veterinerlere ulaşım zor mu, mera alanları yeterli mi?
A.G.: Hayır, hiç sorun yaşamıyoruz bu türden. Mera alanları da yeterli, süt üreticiliği için bütün imkânlar var yani. Aslında hayvanları dışarı çıkarmadan besi damında bakılabilirse süt verimi daha da iyi oluyor.
M.U.: Ne tür destekler alıyorsunuz şu an?
A.G.: Devletin açıklamış olduğu destekleme, inek başına 250 YTL. Tabi bu destek sadece birliğe üye olanlara. Birliğe üye olmayanlar bu destekten faydalanamayacaklar.
M.U.: Birliğiniz başka ne gibi hizmetler veriyor? Herhangi bir teknik destek var mı?
A.G.: Evet, bir adet ziraat mühendisimiz var. Her tür desteği veriyor çiftçilerimize. Yani sigortalı maaşlı bir mühendisimiz var. Tarımda, hayvancılıkta her konuda bütün üyelerimize yardımcı oluyor. Ağaç aşılamada dahi yardımcı oluyor.
M.U.: Yeni üye olacaklara ya da üye olmayı düşünenlere neler söylemek istersiniz?
A.G.: Yeni yasaya göre inek başına 250 YTL destekleme alacaklar. Tavşanlı Süt Üreticileri Birliğine üye olanlar alacaklar bunu. Ayrıca süt desteği de alacaklar. Birliğimizin üyesi ne kadar çok olursa birliğimizin gücü o kadar artar ve çiftçilerimizin menfaatine olur. Gelsinler mutlaka üye olsunlar ve daha iyi şartlarda bu işi yapsınlar.
M.U.: Tabi birlik ayakta kaldıkça da çiftçiler kazanmaya devam edecekler. Sorularımızı cevapladığınız için teşekkür ediyorum.
A.G.: Ben teşekkür ederim.