23 Ocak 2017

AŞKIN KÖŞKÜ



Halil Oral

Aklım erdiğinde hatırladığım resimler arasındadır evimizin yarım yamalak hali. Uf uf, ne evdi ama. Dillendirdiğimiz türküler kadar gerçekti her şey. Sevdalar, hasretler, acılar, ağıtlar, yokluklar, ölümler, doğumlar sevinçler umutlar hepsi iç içeydi. Tüten bir bacası vardı evimizin. Pencerenin kurumuş cam macunu çatlağından rüzgâr hücum ederdi içeri. Rüzgârın hışmını kesmek için öteberi gererdik geceleri cama. Saç sobanın kızaran karnı içimizi ısıtırdı içimizi. Sobanın öfkesi geçtikçe kaplardı ortalığı serinlik. Sobanın üstünde her daim var olan güğümün cızırtısı içlerde müziğin ritmi olurdu. Ortaya kotarılmış, tahta kaşıklar saldığımız çorbanın dumanı hep üstünde olurdu. Mis gibi kokardı çorbalar kardeşim.
Anamın beni kenarları yamulmuş galvaniz kaplı leğende yıkadığını hatırlarım bir de. Sabunun gözü nasıl yaktığını taa o günlerden bilirim. Özel mayalanmış toprakla sıvanmış duvara kireci sürdük mü aylarca temizlik kokardı evler.
Yazlık dediğimiz bölümde kirişle pamuk atar yün çırpardı anam. Döşeklere, yer minderlerine doldurdu mu bir de, huzurlu uykular çekerdik. Komşuya boş gidilmez, boş gelinmezdi. Of of!
Evimizin hemen altından Hotanlı deresi akardı. Kimi zaman bu dereye "Kaydırma" denen tuzak kurardık. Balıklar içine girdimi çıkamazdı. Balık, bayramı olurdu sofranın.
Hapmış antibiyotikmiş bilmezdik, tanımazdık. Ihlamuru, adaçayını papatyayı, akbaşlıyı kaynatır içerdik. Giysilerimiz bile ev dokumasıydı. Endüstri ürünü hiçbir şey bulunmazdı evde. Hepsi topraktan kendi ürettiğimizdendi. Huzurluyduk, mutluyduk.
Ya şimdi? Köyde tüketilen yumurta bile endüstri ürünü. Evler sanayi ürünü maddelerle kaplı. İçerdeki ozon gazı dışarı çıkacak delik bulamıyor kardeşim. Özel aşı yaptıranlar bile en basit grip salgınına maruz kalıyor. Hastaneler dolup dolup taşıyor. Operatör doktorların elinden bıçak düşmüyor bıçak. Psikiyatri kliniklerinin önü tıklım tıklım. Doğumlar normal değil. Her ne kadar ömrün uzadığı ifade edilse de çoklar mutlu değil. Mutsuzluk hepimizi kasıp kavuracak bir gün. Birkaç yaşına yeni girmiş çocuk bile sinir küpü sinir. İsteğini yerine getirtmek için hop oturup hop kalkıyor. Vardan da yoktan da anlamıyor, anlatılamıyor.
Beş- altı yaşlarımızda üretimin bir ucundan tutmasını öğrenmiştik biz. Bu yüzden bilirdik varlığı yokluğu belki de.
Şehre göçen üretimi unutuyor son yıllar nedense. Emekli olan Osman amca birkaç aileye bakmak zorunda olduğundan dem vuruyor. Ama geride bıraktığı toprağına el sürmüyor. Çınar altında oturmakla, havuz başında tünemekle olmaz ki bu iş. Ya da her gün dere boylarında olta savurmakla geçiştirilmez ki gerçekler. Vakıfların el uzattığı aileler kendi gerçekleriyle yüzleşip kendi imkânlarını fırsata cevirseler çok şey değişecek çok. Böyle şeyler yazınca sevimsiz de buluyorlar insanı. Sen kendine baksana kardeşim deyip üstüme yürüyecekler bile çıkar içlerinden. Oysa örnek alacakları o kadar çok şey var ki..Çalışmayı ibadet belleyip yapışacakları o kadar çok iş var ki.. I-ıh hazırı beklemek en kolayı. Heres şehirden kaçmak istiyor kimse köye dönmüyor kardeşim. Devletin sunduğu onca imkana, köylerde yaptığı onca yatırma rağmen hem de.

Bugünün kahramanı kendisi için de olsa bir üretimin ucundan tutandır, tutturandır. Aylaklığın esiri olanlar camilerin çehresine bile zarar verebilecek olanlardır. Üretimsiz, kıpırtısız öylesine duranlar yüzünden bıçak gün gelip dine dayanacak korkarım. Elimizde imkânlar varken hilekârların oyununa düşmemek gerek. Elimizdeki topraklar başlı başına üretim sahasıdır. İnsan demek aşk demektir. Aşkı olmayanın köşkü olmazmış. Sağlıcakla.

21 Ocak 2017

Kur'an ve Ömür

Kur'an ve Ömür
Ali Semerci
 
Örnek olması açısından yazıyorum...
Kur'an ile bağım hiç kopmasın diye her ay bir sure belirliyorum ve her gün okuyorum. 
Okuyorum, kelimesini biraz açalım...
Bir sure belirledikten sonra o sureyi en güzel okuyandan dinliyorum önce. Sonra kendim okuyorum. Sesli halini aracımda ve telefonumda müsait zamanlarda sürekli dinliyorum. Anlamı da yine sesli halde hemen yanıbaşında. 
Daha sonra her gün orijinali ve anlamı ile okumaya devam ediyorum. Bütün mealleri okuyorum. Bu kısmı tamam. 
O ay için seçtiğim surenin piyasada olan bütün tefsirlerinin çıktısını alıyorum ve cebimde gezdiriyorum. Müsait zamanlarda okuyorum. Yani o sureye ait tefsirlerin tamamını bir ay içinde okuma fırsatım oluyor. 
O sure ile ilgili internette yazı ve video aratıp buluyorum ve farklı şeyler söyleyenleri dinliyor, okuyorum. O surede uygulamaya yönelik şeyler varsa (emir, yasak, tavsiye, ibret...) kafama kazıyor, aklımda tutmaya çalışıyorum. 
Peki, bu işi yaparken asıl amacım Kur'an konusunda akademik bir bilgi birikimi sağlamak mı? Bu yan etkiyi yadsıyamam ama asıl amacım Allah şahit ki, bu değil. Kur'an ile bir ömür geçsin istiyorum ve istiyorum ki, geriye dönüp baktığımda "Allah'ım ben ne yaptım, ömrüm Kur'an'sız geçmiş." diyerek pişman olmayayım. 
Pratikte ne oluyor biliyor musunuz? Eskiden dilime, duyduğum (dinlediğim değil zira şarkı dinlemeyi sevmem) şarkılar takılırdı. Şimdi Kur'an'dan hoşuma giden yahut aklıma yer etmiş parçalar takılıyor. Kendimi onları tekrarlarken buluyorum. Bu müthiş bir şey. Kur'an'nın zıddına bir şey yapacağım zaman beni frenliyor bu tekrar tekrar okuyup durduğum vahiy. Gündemim sürekli Allah ile tayin edilmiş oluyor farkında olmadan. 
Peki, zor oluyor mu? 
Bazen. Allah şahit ki, zor olmuyor çoğunlukla. 5-6 sayfalık sureler yahut uzun bir sure ise bölünmüş halde belirliyorum 10 sayfa halinde. Kaç dakikamı alır ki? 15 dakika ile 1 saat arası. Peki, okumadığım gün oluyor mu? Evet, çok kötü geçen bir günse, okuyamadığım oluyor. İşte o gün kendimi affetmiyorum ve mutlaka ertesi gün telafi ediyorum. Bu bir alışkanlık haline geliyor. Hiç acele etmiyorum. 
Bir ay bitip yeni bir aya girerken bir sure seçiyorum ve eski sureyle vedalaşmak çok zor geliyor. Her yerde okuyup durduğum o sureyi geçip gitmeyi istemiyorum. Sonra fark ediyorum ki, okuyup bitirdiğim o sureler her yerde peşimden geliyor. Hiç yokken karşıma çıkıyorlar. Öyle oluyor ki, kırk yıllık dost gibi sıcacık buluyorum onları. Hemen hatırlıyorum. Demek, ben onları bırakmış gibi olsam da onlar beni bırakmayacak. 
Bunları neden yazıyorum?
Bu bir yöntemdir vahiyden uzak kalmamak için. Bu, benim için güzel bir yöntemdir. Siz de, eğer size uygunsa yapabilirsiniz. Değilse, başka bir yöntem bulursunuz. Vahyi kendi usulünüzle okursunuz. 
En çok şunu vurgulamak isterim: Vahiysiz bir hayata razı olmayın. Vahiy bizi karanlıklardan aydınlığa çıkaracak olan yegane şeydir. Ömrünüzün sonunda bu karanlığı hissederseniz geç olur. Şimdi yapmak lazım. Dün başladım bugün öldüm diyelim. İşte bu vahiy ile geçen bir ömür olur yine de. 
Allah Kur'an'dan ve Rasülünün yolundan ayırmasın.

19 Ocak 2017

SÜNNETLER NE İÇİN YAPILIR?



SÜNNETLER NE İÇİN YAPILIR?
M.Uysal
Şu cümleyi hep duyuyoruz: “Şefaate nail olmak istiyorsanız sünnetleri ihmal etmeyiniz.”
Burada bir tuhaflık ve tehlike görüyorum…
Biz sadece Allah için ibadet ederiz. Yukarıdaki durumda ise şefaat için ibadet etmeliyiz şeklinde bir anlam çıkabilir. Oradaki sünnet ile kastedilen özellikle nafile namazlar ki, genellikle bu cümle Cuma namazlarından sonra söyleniyor. Nafile namazı (Sünnet olanı kastediyorum zira Allah Rasulü sünnet diyerek kılmıyordu.) Rasülullah için değil Rasülullah öyle kıldığı için kılarız. Bizim hayatımız, ölümümüz, ibadetlerimiz sadece Allah içindir. Başka birisi için değil. Rasülullah bizim örneğimizdir, uyarıcımız, müjdecimiz, önderimizdir. O’nun için değil O yaptığı için yaparız. Sünnet olan namazı sırf O’nun şefaati için yapmaya kalkışmamız durumunda ortaya bir sorun çıkar. O sorun ibadetlerin kim için olduğu sorunudur.
Belki tevil ediyorsunuz, başka türlü anlıyorsunuz, başka anlamlar yüklüyor hatta çok değişik çağrışımlarla bunu söylüyorsunuz ama cümlenin kim tarafından hangi zamanda nasıl anlaşılacağı ile ilgili bir garantiniz yok. Onlar sizin gibi anlamıyorlar belki.
Sünnetlerin gayesi Allah Rasulü’nün şefaatini hak etmek değil Allah’ın rızasını kazanmak olmalıdır. Şefaat edilecekse bile bu bir sonuç olacaktır hedef değil. Hedef Allah’ın rızasıdır.

Peki, Allah hangi şeyleri affedecek? Bunun cevabını Kur’an’da arayabiliriz. Aşağıya ilgili ayetleri çıkardım. Bütün bu af ile ilgili detaylı bilgilerden sonra daha da Allah affetmezse Allah Rasulü şefaat edecek, diye mi düşünmeliyim? Yani Allah af ile ilgili bunca şart koymuş ve bazılarını da şartsız (Dileğini affeder) bile affedecekken… Daha da kalırsa… Peki, Allah’tan daha merhametli (Rahman ve Rahim) olan kimdir? Hiç kimse. Allah neyi affetmeyeceğini de net olarak belirtmiştir ve tek şeydir: Şirk (Nisa 48. 116. Ayetler.) Geriye affettirilmesi gereken (şefaat ile affettirilmesi gereken) ne kalıyor?

Allah Rahman ve Rahim’dir.
  • ·         Bakara / 284 Göklerde ve yerdekilerin hepsi Allah'ındır. İçinizdekileri açığa vursanız da gizleseniz de Allah ondan dolayı sizi hesaba çekecektir, sonra dilediğini affeder, dilediğine de azap eder. Allah her şeye kadirdir.
  • ·         Nisâ / 99 İşte bunları, umulur ki Allah affeder; Allah çok affedicidir, bağışlayıcıdır.
  • ·         Şûrâ / 30 Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. (Bununla beraber) Allah çoğunu affeder.
  • ·         Saff / 12 İşte bu takdirde O, sizin günahlarınızı bağışlar, sizi zemininden ırmaklar akan cennetlere, Adn cennetlerindeki güzel meskenlere koyar. İşte en büyük kurtuluş budur.
  • ·         Nisâ / 48 Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını, (günahları) dilediği kimse için bağışlar. Allah'a ortak koşan kimse büyük bir günah (ile) iftira etmiş olur.
  • ·         Nisâ / 116 Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; ondan başka günahları dilediği kimse için bağışlar. Kim Allah'a ortak koşarsa büsbütün sapıtmıştır.
  • ·         Mâide / 118 Eğer kendilerine azap edersen şüphesiz onlar senin kullarındır (dilediğini yaparsın). Eğer onları bağışlarsan şüphesiz sen izzet ve hikmet sahibisin» dedi.
  • ·         Enfâl / 29 Ey iman edenler! Eğer Allah'tan korkarsanız O, size iyi ile kötüyü ayırdedecek bir anlayış verir, suçlarınızı örter ve sizi bağışlar. Çünkü Allah büyük lütuf sahibidir.
  • ·         Tâ-Hâ / 82 Şu da muhakkak ki ben, tevbe eden, inanan ve yararlı iş yapan, sonra (böylece) doğru yolda giden kimseyi bağışlarım.
  • ·         Ahzâb / 71 (Böyle davranırsanız) Allah işlerinizi düzeltir ve günahlarınızı bağışlar. Kim Allah ve Resûlüne itaat ederse büyük bir kurtuluşa ermiş olur.
  • ·         Zümer / 53 De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
  • ·         Şûrâ / 37 Onlar, büyük günahlardan ve hayasızlıktan kaçınırlar; kızdıkları zaman da kusurları bağışlarlar.
  • ·         Teğâbun / 17 Eğer Allah'a (rızası uğruna) ödünç verirseniz, Allah onu sizin için kat kat arttırır ve sizi bağışlar. Allah çok mükâfat verendir, ceza vermekte acele etmeyendir.
  • ·         Nisâ / 31 Eğer yasaklandığınız büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi şerefli bir yere sokarız.
  • ·         Necm / 32 Ufak tefek kusurları dışında, büyük günahlardan ve edepsizliklerden kaçınanlara gelince, bil ki Rabbin, affı bol olandır.
  • ·         Ankebût / 7 İman edip iyi işler yapanların (geçmiş) kötülüklerini elbette örteriz ve onlara, yaptıklarının daha güzeli ile karşılık veririz.

 

HIZIR HAKKINDA SORULAR


HIZIR HAKKINDA SORULAR
M.Uysal


1- Bizi Allah mı yarattı, Hızır mı?
Allah yarattı.

2- Allah'ın yardımcıya ihtiyacı var mı?
Yok.

3- Allah'ın ortağı var mı?
Yok

4- Başımız dara düştüğünde Allah'tan mı yardım isteyeceğiz, Hızır'dan mı?
Allah'tan.

5- Her yerde hazır ve nazır olan yani bizi sürekli görüp gözeten ve her an her yerde olabilen Allah mı Hızır mı?
Elbette Allah.

6- Allah son Rasül olarak Hz. Muhammed'i gönderdi ve O'nun getirdiklerinden sorulacağız. Hızır bize bir şey getirdi mi, bundan hesaba çekilecek miyiz?
Elbette hayır.

7- Hızır'ın bir cenneti veya cehennemi var mı?
Yok.

8- Allah ve Rasulü bize Hızır'la ilgili bir sorumluluk yükledi mi?
Hayır.

9- Vahiy bize Hızır ile ilgili bir bilgi ve sorumluluk verir mi?
Asla.

10- Hızır sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarabilir mi?
Bunu sadece Kur'an yapabilir.

11- Hızır size hidayet verebilir mi?
Bunu sadece Allah yapabilir.

12- Hızır sizin yaşamınız ve ölümünüzle ilgilenir mi?
Hayır.

13- Hızır size bir vaatte bulunabilir mi?
Hayır, sadece Allah vaadine sadıktır.

14- Hızır’ın sizin başınıza gelecek olan şeylerden haberi var mıdır?
Hayır, bunu sadece Allah bilir.

15- Bize örnek olarak Rasülullah mı gönderildi Hızır mı?
Elbette Rasülullah.

16- Kulunu her daim gören ve her daim yardımına hazır olan kimdir?
Allah.

17- Bizim dostumuz (Mevla) ve yardımcımız kimdir?
Al-i İmran suresine göre Allah’tır.

18- Fatiha suresinde “Yalnız sana ibadet ederiz ve yalnız senden yardım dileriz.” Dediğimiz kimdir?
Allah.

19- Allah’a ve Rasulüne itaat emreden ayetlerde Hızır’a itaat var mıdır?
Yok.

20- Hızır’ın kutsal olduğunu Allah mı Rasulü mü söylemiştir?
Kimse söylemedi.

21- Allah, benimle birlikte Hızır’a ve evliyalara da dua edip yalvarın, dedi mi? Hatta Rasülullah’a yalvarıp O’ndan yardım isteyin, dedi mi?
Asla demedi.

22- Allah’ın bize verdiği haberlere mi inanalım yoksa atalarımızın yazdığı kitapların verdiği bilgilere mi?
Allah’tan daha doğru sözlü kim vardır?

Bütün bunlara rağmen sevgili kardeşim sen bu kutsallaştırmayı hangi delile dayanarak yaptın ve neye göre kim olduğu bile belli olmayan muhayyel bir şahsı kutsal ilan ettin?

Sevgili kardeşim Allah seni Hızır ile ilgili asla sorumlu tutmayacak ve bunu imanın da ahlakın da konusu yapmayacak. Yalnız, sen Allah’ın hakkında delil indirmediği bir muhayyel şahsı tanrı seviyesinde kutsallaştırır ve ondan yardım umarsan yahut en azından bu insanüstü güçlerin onda var olduğuna inanırsan sana fena bir hesap sorulur mu? Evet…

******
30 Mart 2020 Tarihinde ekleme.
Alıntı: 
Osman Çavuş
HIZIR(AS)'IN HAYATTA OLMADIĞINA DAİR FLOOD [DELİLLERİYLE] Halk arasında her ne kadar Hızır(as) hakkında bir takım rüyalar, rivayetler anlatılsa ya da olaylar yaşandığı iddia edilse de Buhârî, İbn Hacer, İbnü'l-Cevzî vs. hadîs alimlerinin ekserisine göre Hızır(as) YAŞAMAMAKTADIR!
Hadîs alimleri bu konuyu dört ana başlık altında incelemiştir. 1. Kur'an-ı Kerim'e Muhalefet 2. Sahîh Sünnete (Rivayetlere) Muhalefet 3. Muhakkik Ulemânın Ekserisine Muhalefet 4. Akla Muhalefet Uyarı: Keşif, rüya, zuhurat ya da hayallerin hiçbirisi dinde delil değildir.
Giriş: Hızır(as)'ın ismi, babasının ismi, nesebi, ömrü ve peygamber olup olmadığı hakkında birçok tartışma vardır, bizim konumuz bu değil. Buhâri ve Müslim başta olmak üzere birçok hadîs kitabında Kehf Suresi'ndeki "ilim öğretilen kulun" Hızır(as) olduğu geçmektedir.
Hızır(as)' hakkında Ehl-i kitaptan gelen nakiller ve uydurulan birçok rivayet vardır. Bu sebepten dolayı insanlarımızın birçoğu buna inandırılmıştır. Hızır(as)'ın ölümsüzlük suyu(âb-ı hayat) içtiğine dair rivayetler bizim kitaplarımızda geçmeyen, isrâiliyat olan rivayetlerdir.
1- Kur'an'a Muhalif Olması "Senden önce de hiçbir insana ölümsüzlük vermedik. Şimdi sen ölürsen, onlar ebedî mi kalacaklar?" (Enbiya Suresi 34) Bu ayette de görüldüğü üzere hiçbir kimseye ölümsüzlük verilmemiştir. İstisnası varsa bile elimizde hiçbir makbul rivayet yoktur.
2- Sahîh Sünnete (Rivayetlere) Muhalefet *Rasûlullah(sav): Yüzüncü sene başında, sizden yaşayan hiçbir canlı kalmayacaktır. (Buhârî) *Rasûlullah(sav): Bugün doğmuş (canlı olan) hiçbir nefis yoktur ki, yüz sene sonra ölmemiş olsun. (Müslim) *Musa yaşasa bana tâbi olurdu.(Ahmed)
Ebû’t-Tufeyl isimli sahabî, hicretin 3.senesinde doğduğu kabul edilmektedir ve bu hadîslerde de söylendiği gibi yüzüncü senenin başlarında ölmüştür. Ebû’t-Tufeyl ölen son sahabî olarak kabul edilir. Hadîslerin hiçbirisinde Hızır(as) istisna edilmemektedir.
Ayrıca Hızır'ın Efendimiz(sav) ile görüştüğü, tabi olduğu ya da savaşlara katıldığına dair hiçbir rivayet bulunmamaktadır. Zira Bedir savaşına katılanların tamamının adı bilinmektedir. Öyle ise Hızır(as)'ın adı nerededir? Hızır yaşasaydı Efendimiz'e tabi olması bilinmez miydi?
3- Muhakkik Ulemânın Ekserisine Muhalefet *Buhârî'ye Hızır(as)'ın yaşamı hakkında sorulunca "Yüzüncü sene başında, sizden yaşayan hiçbir canlı kalmayacaktır." hadisini okumuş ve yaşamadığını söylemiştir.
*Ebû Hayyân da eğer yaşasa Efendimiz'e ittiba ederdi diyerek inkar etmiş ve cumhurun öldüğü görüşünü kabul ettiğini aktarmıştır *İbnü'l-Cevzî, İbrahim el-Harbî, Ebû Bekir b. el-Arabî, İbn Hacer eğer yaşasaydı Efendimiz'e tabi olmak zorundaydı diyerek yaşadığını inkar etmiştir.
İbn Hacer, buna karşı çıkmıştır ve bunun doğru olmadığını söylemiştir. el-İsâbe'de rivayetlerin tamamını inceleyen İbn Hacer, rivayetlerde hataların ve bazı yalancı ravilerin bulunduğunu dolayısıyla delil olamayacağını söylemiştir.
4- Akla Muhalefet *Yuhanna'da geçtiğine göre bugün 6000-7000 yaşlarında olması gerekir ki bu Sünnetullah'a da muhaliftir. *İlk insanların boylarının çok uzun olması ve günümüzde bu boyların gittikçe kısalması. *Nuh(as)'dan önce yaşadıysa gemiye bindiğinin aktarılmaması.
*Böyle mucizevi bir yaşamın Kur'an'da geçmemesi. *Efendimiz(sav)'in bundan haber vermemesi. *Hızır(as) hakkında anlatılanların sadece hikayeler olması. Son olarak İbrahim el-Harbî'nin şu sözü ile bitiriyorum: "Bu fitneyi insanların arasına ancak şeytan atmıştır!"
Mevzûat kitaplarında Hızır(as) hakkında -Hıdırellez gibi-uydurulan birçok rivayet bulunmasına rağmen meselenin iyice anlaşıldığını varsayarak onları aktarmıyorum. DİNİMİZDE HÜKÜMLER, rüya, zuhurat, keşif ve hayaller ile değil, AYET VE HADİSLER İLE SABİT OLUR! velhamdülilâh...


06 Ocak 2017

Teröre ve terörün sahibine manifesto!

Teröre ve terörün sahibine manifesto!
https://youtu.be/0HQtCJZkzow


Bu program Alternatif Radyo'da hafta içi her gün 10.00 yayınlanmaktadır.
Alternatif Gazete

30 Aralık 2016

MEKKE’NİN FETHİNİ NASIL KUTLAMALIYIZ?


MEKKE’NİN FETHİNİ NASIL KUTLAMALIYIZ?
M.Uysal
-Muhterem Hocam, Mekke'nin fethini nasıl kutlamalıyız?
-Değerli evladım, gel beraber yazalım da hem sen müstefid ol hem de kaari istifade etsin.
-Buyurun Hocam.
-Evladım, öncelikle Mekke önemli bir beldedir Müslümanlar için. Bundan dolayı fethi de çok önemlidir.
-Fethedildi Hocam.
-Biliyorum evladım, biliyorum. Her yıl mütemadiyen bu sene-i devriye hatırlanmalıdır.
-Peki, Hocam Mekke’yi fetheden de sene-i devriyesinde kutlama yapmış mı?
-Hım, rivayetlerde böyle bir şeyin vaki olduğuna dair bir malumat olmamasına rağmen biz bunun güzel bir şey olduğunu düşünüyoruz.
-Anladım Hocam.
-Mekke’nin fethinin kutlanması yeni fetihler yapacak insanların olmayışı yüzünden çok önemlidir. Biz fetihlerden başımızı kaldırıp eski fetihleri kutlama fırsatı bulamıyorduk. Şu an yapacak pek bir işimiz olmadığına göre Mekke’nin fethini kutlamalıyız.
-Hocam daha nasıl kutlayacağımız bölümüne gelemedik.
-Geleceğiz evladım, önce bir girişimizi yapalım hele. Ne diyorduk, çok önemlidir bu fetih günü.
-Hangi gündür Hocam?
-Miladi yılbaşıdır evladım.
-Hocam, Vakıdî ve İbn Sad 11 Ocak 630 falan diyorlar.
-Evladım, az sabret. Elbette yılbaşında fethedilmedi Mekke fakat Müslümanlar miladi yılbaşında Hıristiyan ve paganların ortak tarihlerine uymaya başladıklarından beri böyle yapıyoruz bizde.
-İyi de hocam nihayet bir yılın sonu bir yılın başı, bırakın eğlensinler.
-Elbette, dileyen dilediği gibi eğlenebilir. Bu işin bir sorumluluğu var Allah katında. O akşam Mekke’nin fethi anma gecelerine katılmayıp pagan ve Hıristiyanlara benzemek isteyen benzer, bize benzemek isteyen de bize benzer.
-Hocam, Mekke’yi fetheden Müslümanlardan Hıristiyan ve putperest paganlara benzemeye çalışan Müslümanlara nasıl geldik?
-Bunu sonra konuşuruz evladım. Meselemize dönelim, nasıl kutlayalım?
-Nasıl kutlayalım Hocam?
-Evvela akşam namazından sonra Fetih suresini dokuz defa okumalıyız.
-Neden dokuz defa, diye sormayacağım Hocam sadece Fetih suresinin konuyla alakasını soracağım? Mesela biz her kötü olayda geceler boyu Fetih suresi okuyoruz, suresinin içinde ne yazıyor?
-Değişik konular var işte. Buraya takılma, oku işte. Bölme konuyu. Sonra şöyle yapıyoruz: Minik minik kabe maketleri yapıyoruz ve etrafında dönüyoruz.
-Hocam Kabe maketleri, dediniz yani çoğul.
-Evet, sıkıntı yok. Evdekiler de dönmek isterlerse herkese bir tane Kabe maketi olsun ki, rahat edebilsinler. Kabe maketlerinin etrafında döndükten sonra minik askerleri alıyoruz ve onlara bordo sarık takıyoruz.
-Hocam, haydi sarığı anladık da neden bordo?
-Evladım zaman değişti, şimdiki askerler bordo sarıklı olmalı. Her neyse bordo sarıklı minik askerlerle Kabe maketinin olduğu yere doğru ilerliyoruz ve temsili olarak o bölgeyi fethediyoruz.
-O güzelmiş, keşke bunun kutu oyununu falan yapsalar. Herkes bordo sarıklı asker yapamaz neticede.
-Bak bu güzel fikir evladım. Bunun bizim oyuncak sanayine çıtlatalım yapsınlar. Her neyse sonra ailecek fethedilmiş bölgede umre yapıyoruz.
-Hocam çok merak ettim evde İstanbul fethi kutlamasını nasıl yaptıracaksınız?
-Sırası değil, şimdi konumuz başka. Sonra en güzel sesli hafızların youtube üzerindeki videolarını açıp bir de oradan Kur’an dinliyoruz. Alt yazılı meal verenleri var, çocukların kafası karışıyor biraz anlayınca sorup duruyorlar alt yazısız olanlarını açıyoruz ki, tam bir vecd içinde Kur’an dinleyebilelim. Sonra fetih kutlamalarına biraz ara verip çay ve hurma yemek için köşemize çekiliyoruz.
-Hocam, hurma ramazan dışında pek bulunmuyor.
-Yılbaşı kutlamak için hindi buluyorlar ama, bunu da bulsunlar. Her neyse, kurabiye de olur.
-Hocam bunlar çok zahmetli şeyler, ailecek camiye ve salonlara gitsek hem orada her şey hazır kutlar geçeriz.
-Densizler, hiç camide Mekke fethi mi kutlanırmış? Alıştıracaksınız milleti böyle şeylere sonra uğraş dur. Üstelik daha Mekke’nin fethi kutulu oyun yaptıracağız bunu kime satacağız o zaman?
-Hocam, şu bordo sarıklılar meselesi çok kafama takıldı konuyu biraz açsanız.
-Boş ver, önce Mekke’yi tekrar keşfedelim.
-Hocam Muharrem Abi dedi ki, bu İngilizler Kabe’nin yönetimini ne Sünnilere ne Şiilere vermiş. Gitmişler onu da yeni mezheplerden birine vermişler. Böylece kimse Kabe üzerinde söz sahibi olamasın ve aralarında çekişip dursunlar da gavura ilişmesinler… Gibi şeyler söylemişti. Bu nasıl şeydir?
-Bre densiz, Mekke’yi fethettiğimiz bu günlerde o nasıl konuşma öyle. İngilizler kim oluyor da Mekke üzerinde söz sahibi oluyor?
-Hocam, sanki Mekke esir gibi duruyor tekrar fethedilmeyi bekliyor kalplerimiz gibi.
-Evladım, Noel’den uzak dur Mekke’nin fethini kutla gerisine karışma.
-Hocam, ne zaman başkalarını dinlesem kafam karışıyor aslında hep sizi dinlesem kafam hiç ağrımayacak.
-Aferin evladım, işte böyle.

Kıpırdama - Kısa Film

Kıpırdama
Kısa Film
Senaryo ve yönetmen: İsmail Fazıl Atabay
Oyuncular: Samet Dağ
Raşid Kaptan
Burak Tunçbilek
Fatma Demir
Göksu Karagöz
Betül Sağlam
Mehmet Emre Bulun
Mustafa Kızmaz
Ve Macit Çevikalp
Yardımcı yönetmen: Emre Zeyrek
Yapımcı: Mustafa Uysal
Yapım: Edebya-İFAsnt

27 Aralık 2016

KUTSAL KİTAP OKUMALARI







KUTSAL KİTAP OKUMALARI
M.Uysal
Tevrat ve Zebur'dan sonra İncili'i de okudum. (İncil cep kitabı ve minicik yazısı ile 550 sayfa, canım çıktı okuyana kadar. Bunlar birer kutsal kitaptır bağlıları ve iman edenleri açısından. Biz de bunların Allah tarafından gönderildiğine iman eder ve fakat tahrif edildiklerine inanırız. Yine de bu, takipçileri nezdinde kutsal kitap olmalarını değiştirmez.)

Netice:

1- Yahudiler hakkında pek fazla bilgim olmadığına karar verdim. Bilgimi artıracağım. Hıristiyanlar hakkında da bilgim olmadığını gördüm. Onu da artıracağım. Ne işime yarayacağını sormayın ne olur?

2- Tefsir ve rivayetlerin bazılarının kaynağını bizzat gözlerimle Tevrat'ta ve İncil’de gördüm.

3- Tevrat akıcı bir kitap, Zebur isyankar bir ergenin şiir defteri gibi.

4- Tevrat'ta geçen hikayeler Kur'an'dakine benzer görünüyor ilkin fakat detaylarda olay çok başka yerlere gidiyor. (Lut'un kızları babalarını sarhoş edip soylarını devam ettirmek için... Yok deve!)

5- Tevrat ile İncil arasında bazı benzerlikler var. Tamam, epey benzerlik var. Birisi eski anlaşma birisi yeni anlaşma. (Ahd-i Atik, Ahd-i Cedid) Tanrı ile

26 Aralık 2016

Nasıl Kült Lider Olunur? (Kolay cemaat kurun)


Nasıl Kült Lider Olunur?

(Kolay zihin kontrolü videosundan esinlenerek dönüştürdüm.)
M.Uysal
Tercümesi: Nasıl Şeyh Olunur?

Sadık müritleriniz olsun istemez misiniz?

Sizin için ailelerini terk edecek...

Size paralarını verecek...

Size vücutlarını ve ruhlarını teslim edecek... (Gassal elinde meyyit gibi.)

Sizin (Cemaatiniz) için hayatını feda edecek...

Sizi rab edinecek...

Sizin için gerekirse insan öldürecek...

Bir şeyh/tarikat lideri/cemaat lideri/mehdi olmak istemez misiniz?

Hz. Muhammed'in vefatından sonra hep bir kontenjan açığı var.

Bu açığı siz doldurabilirsiniz.

Şöyle yapabilirsiniz:

Cemaatinizi bir soğan gibi kurun, en sevecen ve yararlı özellikleri dışarıda (avam); en helecanlı, şizofren, zalim ve kontrol edici özelliklerinizi gizli iç bölümde (havas) olsun.

Asla kim olduğunuzu söylemeyin. Soyunuzun Hz. Peygambere dayandığını söyleyin. Yalan söyleyin, önemli şeyleri, Kur'an'ı anlatmayın anlatırsanız bile çarpıtarak anlatın ve batıni tefsirlere sarılın.

"Beni cemaatinize almaya mı çalışıyorsunuz?" diye soranlara,

"Hayır, sana güzel ve yararlı şeyler yani hem

20 Aralık 2016

UMUTSUZLUK İBLİSE YAKIŞIR


UMUTSUZLUK İBLİSE YAKIŞIR
M.Uysal
Gençler, ülkenizin ne kadar mühim ve güçlü olduğunu ve düşmanlarının ne kadar çaresiz kaldığını görün. Devletinizin yanında durun ve sakin olun. Şundan emin olun, birlik içinde kalırsak bunları aşacağız. Evet, biraz zor olacak ama başka çaremiz yok. Bu bir varlık savaşı, siz değerlisiniz, ülkemiz değerli. Umutsuz olmak sadece iblise yakışır.
Allah yar ve yardımcımız olsun. Kendinize çeki düzen verin artık. Dünya üstünde tutunmak için önce biz dik durmalı ve Müslüman'a yakışır biçimde yaşamalıyız. Şu an ne iş yapıyorsanız nasıl bir sorumluluk almışsanız en güzel şekilde yapmaya devam edin. Sakın aksatmayın ve çok dikkatli olun. Hainler en ufak bir geçit bulamasınlar.

Bazı şeyler vardır ki, siz şer gibi görürsünüz belki Allah bir hayır murat etmiştir.
Büyük resmi sadece Allah görüyor. Sabredin, Allah sabredenlerle birliktedir.

Allah ve Resulüne tabi olmayıp karizmatik insana otorite diye sarılan herkese ve özelde onlara bir çağrıdır...
Fethullah Gülen takipçileri...
Lütfen dinleyin.
Sizden istenen dünyanızı ve ahiretinizi feda etmeniz.
Bir kez daha düşünün, Allah'ın emri bir insanın fetvasıyla değişmez.
Lütfen kendinize de ülkenize de yazık etmeyin.
Size öğretilen din ile Kur'an'nın öğrettiği din aynı değil. Vakit bulursanız bu kısa sürede hemen Kur'an'a bakın. Ebedi bir cehennemi tercih edeceğinizi sanmıyorum. Aklınızı kullanın.
Allah size vaat eder, şeytan da vaat eder ama sadece Allah sözünde durur.

19 Aralık 2016

KUR’AN İLE YAŞA!

KUR’AN İLE YAŞA!
M.Uysal
Kavaklı Kur’an Kursu hocalarından, çok uzun zamandır görev yapan değerli hocamız Seyit Ahmet Özdemir vefat etti. Ömrü Kur’an ile geçmiş bir adamdır. Allah rahmet etsin.
İnsan ki, ömrü Kur’an ile geçmelidir. Zira rehberi her daim Kur’an olmayan kaybetmeye mahkumdur.
Nasıl olacak peki ömrü Kur’an ile geçirmek?
Zor mudur?
Kolay yolu var mıdır?
Zor değildir. Bir yandan zordur.
Kolay yolu vardır.
Şöyle ki, bir Müslüman iddiasında doğru ise önce Kur’an’ı bilecek. Mesela siz ne zaman Müslüman olmayı tercih ettiniz? Tercih yaptınız mı dinler arasında? Yoksa, öylesine mi Müslüman oldunuz? Bir, önce tercihinizi bilinçli olarak yapın. İki, Kur’an’ı kesinlikle bilmelisiniz zira kitabını bilmediğiniz bir din size ancak bela getirir. Sizinle birlikte bütün topluma bela getirir. Öyleyse önce dininizin kitabını bütünüyle okumuş ve bilmiş olacaksınız. Her gün 3 sayfa anlama üzerine çalışsanız ömrünüz dolar taşar Kur’an ile. Tefsirlere dalın falan demiyorum. Allah sizi Kur’an akademisyeni yapmak istemiyor. Sorumluluk ile donanın ve hep hesap verilebilir bir hayat yaşayın istiyor. Sorumluluk bilincinizi diri tutmak için ibadetlerinizi aksatmamanızı istiyor. Dahası Allah sizin iyiliğinizi istiyor. Elbette sizin ne istediğiniz de önemli. Siz bu tuhaf alemde ve insanlar arasında bir yardım umuyorsunuz. Allah da, sadece bana itaat, ibadet, kulluk edin ve sadece benden yardım bekleyin, diyor. Bunu ilke ettiğimiz zaman geriye çok şey kalmıyor zaten.
Madem Kur’an akademisyeni olmayacağız niçin ömür boyu Kur’an okuyup duralım hatta ailemize ve çocuklarımıza da bunu tavsiye edelim? Çok basit, Allah sizin sürekli unuttuğunuzu ve hep peşin olan geçici şeyleri tercih ettiğinizi biliyor ve Kur’an ile sürekli bir hatırlatma görevini yapıyor.
Ömrünüz Kur’an ile geçsin, çocuklarınızın ömrü Kur’an ile geçsin, toplumumuzun ömrü Kur’an ile geçsin ki, ne gelecekten kaygı ne de geçmişten üzüntü duyalım. Unutmayın her gün Kur’an. Az da olsa devamlı olan çok kıymetlidir, çok fazla kıymetlidir.
Kur’an ile yaşa yahut ölü gibi bir ömür sür, tercih sizin.

17 Aralık 2016

BOMBA BİZİ DURDURMAMALI!

https://pbs.twimg.com/media/CM2maEgWoAEele-.jpg:large
BOMBA BİZİ DURDURMAMALI!
M.Uysal
Türkiye ancak Türkiye ile durdurulabilir. Bombalarla yapılmak istenen budur.
Bu bombalar kaosa giden yolu hazırlıyor. Sunucu biliyorsunuz zaten. Muhakkak içeriden destek var. 80 öncesi gibi senaryo.
Her seferinde polis veya asker hedef alınıyor, şeklinde bir algı ile Avrupa’da meşru müdafaa yapan bir örgüt muamelesi görmek istiyorlar ve görüyorlar. Bu terör örgütleri Avrupa tarafından besleniyor ve onurlandırılıyor artık. Bundan hiç çekinmiyorlar da.
Amerika, İngiltere ve Batı Türkiye ve benzeri ülkeleri bir şeye zorladıklarında veya bir şeyden vazgeçirmeye çalıştıklarında her zaman bomba usulünü kullanıyorlar. Halk dayanıksız çıkınca bombalar işe yarıyor. Bu kez buna karşı durabilmeliyiz. Bombalarla iç karışıklıkla dizayn edilen bir ülke olmaktan çıkmalıyız artık.
Türkiye bir yola girdi ve uluslararası arena bu yoldan rahatsız. Bağımsızlığını artırmak ve kendi çıkarlarını en azından sınırlarının hemen dışında olsun korumak istiyor. Batının borç batağından sıyrıldı. Egemenlerin güç oyununda rol almak istiyor. KEndi kendini yönetmek istiyor. Bundan sonraki süreci biliyorsunuz. Darbeye varana kadar her şeyi denediler. En son senaryoyu 80 öncesinde olduğu gibi halkın yılgınlığı ve bıkkınlığı üzerine kuruyorlar. Bombalarla insanları yıldırıp artık askerin el koyması ve egemenlerle anlaşması ve sessizce kendi köşesinde ezik kalması sağlanacak. Amerika’nın deyimi ile “Bizim çocuklar.” olacaklar. Bombalarla yitirdiğimiz canlarımız çok değerli ve her seferinde yüreğimiz yanıyor. Buna katlanmak çok zor. Şunu bilelim ki 100 yıllık bir esarete daha katlanmak çok daha zor ve onur kırıcı olacak. Şimdi bizi bombalar ve kaosla terbiye etmeye alışmış egemenlere karşı duramazsak esir olarak teslim oluruz. Ağlayarak her istediğini yaptıran çocuk annesinin bir noktada razı olacağını bildiği için ağlamasını en rezalet noktaya çıkaracaktır. Anne buna 3 kez mukavemet gösterdiğinde ise çocuk artık anlaşmanın ve isteklerini sunmanın başka, medini yollarını arayacaktır.
Ey halkım, seni bombalarla terbiye etmek için kışkırtmalarına gelme. Sabret ve egemenlerin bunu başarmalarına izin verme. Bizi bölüp parçalama planlarına devletinin yanında durarak engel ol. Başka çaremiz yok. Yüz yıllık bir esaret daha sonumuz olur.
Yüreğimiz yansa da bunun da üstesinden geleceğiz.
Bombalar umudunuzu kırmasın, yeniden güçlü ülke olacağız. Başaramayacaklar.
Her bomba patladığında egemenlerin ne kadar çaresiz kaldığını hissedin istiyorum. Zira artık bizi zorlayacak başka yerleri kalmamıştır anlamına geliyor bu. Siz gevşek olur da başka türlü davranırsanız işte o zaman devletsizliğin ne olduğunu hemen yanı başımızda duran Suriye’ye bakarak bir kez daha düşünün.

12 Aralık 2016

BEYAZ TÜRK’ÜN ESKİ TÜRKİYE’Sİ


BEYAZ TÜRK’ÜN ESKİ TÜRKİYE’Sİ
M.Uysal
“Metin AKPINAR
‏Ben tüp ve gaz kuyruğunda beklemeye, 37 ekran tv ile karıncalı yayın izlemeye razıyım. Bana eski Türkiye'mi geri verin.”

Metin Bey aynen bunları yazmış sosyal medyada. Peki, eski Türkiye bunlardan mı ibaret? Yani, tüp ve gaz kuyruğu ve 37 ekran televizyondan mı ibaret? Ben söyleyeyim Metin Beyin eski Türkiye’sini…

Eski Türkiye, darbelerin ülkesidir. Eski Türkiye, esaretin, boyun eğmişliğin, Batı’nın her dediğinin yapıldığı, kendi başına dünyada asla var olamayan, varlığı ancak IMF borç kayıtlarından ibaretti. Dahası da var…

Herkesin kendisine göre bir eski Türkiye’si var. Örneğin Metin Beyin eski Türkiye’si Metin Bey gibilerin paraya para demediği, gaz ve tüp kuyruğunu sadece gazetelerde gördüğü, akşamlarını rakı masalarında, gündüzlerini çekimlerde, yazlarını sahillerde ve Avrupa’da, kışlarını sıcak ve lüks evlerinde geçirdiği ve sadece kendi düşüncelerinin hakim olduğu bir garip yerdi. Elbette saltanatının hakim olduğu bu ülkeyi geri isteyecek. Bir de babama sorun Metin Beyin bahsettiği o tüp ve gaz kuyrukları olan zamanları. 37 ekran televizyon izleyecekmiş… Beyefendi o 37 ekran televizyonu alabilmek için babam 1 yıl çalışmak zorundaydı. 24 ay taksitle zor alınıyordu ve üstelik alınca da köylerde yayın bile yoktu. Tabi, sizin eski Türkiye’niz gibi değil. Tüp ve gaz kuyrukları değil sadece dahası her tür nesnenin kuyruğu vardı. Benzinin de kuyruğu vardı hatta sadece kuyruğu vardı kendisi yoktu. Çiçek yağının adı var kendisi yoktu. Şekerin çuvalı vardı şekeri yoktu. Bu milletin anasının ağlatıldığı yıllardan bahsediyoruz Metin Bey! Saltanatınızın hakim olduğu o eski Türkiye’yi siz istiyor olabilirsiniz ama biz istemiyoruz.
http://images.beyazgazete.com/haber/2010/9/15/20100915_unlu-sanatci-metin-akpinar-kilolariyla-dikkat-cekti_k.jpg
Okula gönderdiğimiz çocuklarımız sağ gelecek mi bilmiyorduk. Bu yüzden okula göndermiyorduk. Kısır tartışmanın ne için olduğunu bile bilmiyorduk. Meğer darbe yapmak istiyormuş Avrupalı ve Amerikalı dostlarımız, olgunlaşsın diye bekliyorlarmış. Bugün de evet, bazen bombalar patlıyor ve askerlerimiz, polislerimiz şehit oluyor. Evet, doğru böyle… Fakat bugün bu mücadele ile sizin eski Türkiye’nizin mücadelesi aynı değil. Var olma mücadelesi yaşıyoruz. Bağımsız olma mücadelesi veriyoruz. Bütün dünyayı karşımıza almış Türkiye olarak bütün dünya mazlumlarının dualarıyla ayakta kalma mücadelesi veriyoruz. Siz şimdi kalkıp eski Türkiye’ye dönmek istiyorsunuz öyle mi? Siz, esir olalım, sıraya geçelim, kuyrukta bekleyelim, ezik olalım, izzetimiz olmasın, varlığımız sayılmasın, borç içinde yüzelim istiyorsunuz öyle mi? Biz istemiyoruz. Madagaskar tam da tarifinize uyuyor şu an, oraya gidin. Madagaskarlılardan özür diliyorum, sizi aşağılamak değil niyetim. Sadece görün istedim bir ruhun nasıl müebbet esir edildiğini. Metin Beyin ruhu esir olabilir ama biz özgürüz.

Bin kez cephe açsalar biz o cepheye koşacağız. Çocuklarımızı öldürseler biz yine çocuklar yetiştireceğiz. Vallahi biz şehit adayı çocuklar yetiştiriyoruz. Biz sümsük bir hayatı değil onurlu bir mücadeleyi ve izzetli bir şehadeti istiyoruz. Her bomba ile şehadet arzumuz artıyor, korkumuz değil. Biz vatanımızı başkalarına teslim etmek için değil başkalarına da adalet ve yardım için seviyoruz. Bu gayede çalışıyoruz. Bizim duamız, zalimlere teslim olmamak ve adil, güçlü bir millet olmak üzerine. Esir ruhlu çocuklar yetiştirmedik. Şehit olan çocuklarımızın sosyal medya yazılarına bir bak, akrabalarına bir sor, her şehitten sonra nasıl da arzulamışlar şehit olmayı. Bir bak Metin Bey, bu millet tekrar eski Türkiye’nin zilletine döner mi? Sen git 37 ekran televizyonunu seyret, rakını yudumla fakat köle ruhunun ifrazatlarıyla ortalığı kirletme.
(Not: Hesabın fan olması önemli değil, şahsında bütün beyaz Türkler konu edilmiştir.)

06 Aralık 2016

24 Kasım 2016

Eski Hikayeler

Dün Ömer Seyfettin'in beş uzun hikayesini tekrar okudum. Dönemi için çok iyi. Bugün Mustafa Kutlu ve benzerleri ile kıyas bile kabil değil tabi.
Bir de şunu fark ettim: Yeşilçam filmlerinin neden bu kadar saldırgan, ucuz, dikte edici, tepeden bakıcı olduğu bu hikayelerde gizli. İlk tohumları bu hikaye örgüleri.
Çocuklarımıza hala en iyi hikayeci, diye bir ezberi tekrar ediyoruz. Okuma listelerine hala bu isimleri koyuyoruz. Bu listeleri hazırlayanlar artık eskisi gibi okumuyor mu yoksa?


____________________