ölüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ölüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

01 Mart 2017

Çok Sessiz Bir Ölüm

Çok Sessiz Bir Ölüm (Vakıa Suresi)
M.Uysal
Hastane odasındayız... Galiba 1999 yılı. Acil dolu olduğu için bir odaya aldılar bizi. Serum tedavisi yapılıp gönderilecek yanımdaki kişiye. (İçimdeki kişi.)
Odada üç yatak var. Orta yatak boş. Pencere kenarında bir ihtiyar var. Belki 90 yaşlarında. Nefes... Galiba arada bir nefes alıyor, belki de nefes almaya çalışıyor. Dünyanın en meşakkatli işini yapıyor. Hayatla ilgili tek işi nefes alabilmek. Öyle derin bir nefes de değil. Göğsünün inip kalktığını zor görüyorum. Beni her an odadan sürüp çıkarabilirler azarlar eşliğinde. Tedirginim. Zira o yıl her an her yerde azarla karşılaşıyorum, bu normal.
İhtiyarla artık doktorlar ilgilenmiyorlar. Gelip gittiler ve yakınlarına söylediler. Son nefeslerini veriyor. Gözleri kapalı.
60'lı yaşlarında bir oğlu var. Diğer yakınları falan... İhtiyar yavaşça ölüyor. Ben bu kadar yavaşça ölen birini daha önce görmemiştim. Çok yavaş ölüyor. Bedeni ile ilgili bir şeyler değişiyor, bunu hissetmeye çalışıyorum. Beceremiyorum. Çünkü sadece nefes alma çabalarına şahit oluyorum. Bazen duruyor nefesi sonra tekrar küçük bir parça çekiyor içine. Çok küçük. Yüzünde acıya benzer izler arıyorum... Yok.
Ölüyor...
Öleceğini söylediler, dokunmayın dediler. Ölüme bıraktılar. Bilmiyorum daha ne olabilir. Gözümüzün önünde son nefes denemeleri yapıyor ihtiyar. Domaniç, kelimeleri geçiyor arada bir. Çıkmadık candan umut kesilmez, sözünün burada kıymeti yok. O can çıkacak, diye bekliyor herkes. Etrafı unutuyorum. Bir ölümü seyrediyorum. İnsan nasıl ölür, işte böyle. Yavaşça. İhtiyar sanırım bir yarım saat sonra nefes almak için artık gayret etmemeye başladı. Kendiliğinden ciğerine az bir şey gidiyorduysa o vardı. Her şey yavaşladı. En son sadece hafif bir soluk çıktı ağzından. Filmlerdeki gibi değil, başı yavaşça çok yavaş yana doğru döndü. Çenesi bir kale kapısı kadar ağır ve kademe kademe aşağı düştü.
Öldüğünü o zaman anladık...
Yarım saat süren bir ölüm gösterildi bana.
Sonra daha önce bilmediğim ve hiç görmediğim saçma ve suni bir ağıt doldurdu odayı. 60'lı yaşlardaki oğlu saçma sapan şeyleri arka arkaya dizip ağlamaklı şeyler söylüyordu. Sussaydı üzüldüğünü anlardım. Bir damla peydah olsaydı...
Vakıa suresini okuyorum...
Bu sahneler tekrar canlanıyor gözümde. Bir can gidiyor... Geri döndüremiyorsun. Vakıa suresi haykırıyor... Bu sure ah, bu sure Mekki olamaz, diyorum... Bu sure Tavşanlı'da indi.

12 Nisan 2016

ÖLMEYECEK OLAN ALLAH'TIR

ÖLMEYECEK OLAN ALLAH'TIR
M.Uysal
F.Gülen, A.Kuytul ve daha nice tasavvuf falan filanı...
Ve siz!
Rasulullahın ölmediğine inanıyorsunuz.
Onun hâlâ bu dünyaya tasarruf ettiğini düşünüyorsunuz.
Kiminiz olimpiyata çağırıyor, kiminiz mitinge getiriyor, kiminiz günde 70 kez görüşüyor, kiminiz savaşa getiriyor, kiminiz fazladan tabak koyuyor sofrasına.
Müslümanların kafasını asıl karıştıranlar sizsiniz. Allah, Kur'an ile rasulünün de öleceğini bildiriyor, sahabe öldüğüne kani, hatta hiç müdahale etmemiş ilk 100 sene... Sonra ne olduysa (İslam tarihi felfese ile tanışma ve siyasi ihtiraslar) piyasaya sizin dedeleriniz/atalarınız çıktı. Dediler ki, o ölmedi amellerimiz rasüle arz ediliyor. Salavatlar ona arz ediliyor... Siz bu işleri ona gördürürken diğerleri olimpiyata getiriyor işte. Ne var bunda şaşacak? Mitinge getiren ne kadar sapkınsa ölmediğine inanıp savaşa getiren ve tanrılar konseyine imam yapan da aynı. Sofrasına fazladan tabak koyan nasıl sapkınsa konser salonuna geldiğini söyeyen de aynı.
Siz bir tek olimpiyata ve mitinge gelmesine mi şaşıyorsunuz? Bence dönüp peygamber ve tanrı bilginizi gözden geçirin.
Kur'an'a iman edenler için söylüyorum: Rasulullah öldü. O da bizim gibi bir beşer ve ölümlü. Onun nurdan tanrı nurundan kopup geldiğini (yaratılma değil) dolayısıyla nur olduğunu falan bir kenara koyun bu yalanı Plotinus ve takipçileri düşünsün. O da bizim gibi diriltilecek ve hesaba dahil olacak. Muhakkak onun hesabı bizimki gibi çetin olmayacak zira o vahye muhatap oldu ve üstün bir ahlak sahibiydi. Birileri peygamber tasavvurunuz ile oynayıp size dilediği gibi yöne veriyor. Buna izin vermeyin. Madem kutsal ilan ettiğiniz bir hafta bile var bu vesile ile Rasulullah'ı da Kur'an'dan öğrenmeye başlamalıyız.


  • Âl-i İmrân  144 
     (Medenî 89)     Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür ya da öldürülürse, gerisin geriye (eski dininize) mi döneceksiniz? Kim (böyle) geri dönerse, Allah'a hiçbir şekilde zarar vermiş olmayacaktır. Allah, şükredenleri mükafatlandıracaktır.
  • A’râf  6 
     (Mekkî 39)     Elbette kendilerine peygamber gönderilen kimseleri de, gönderilen peygamberleri de mutlaka sorguya çekeceğiz!
  • Mâide  109 
     (Medenî 112)     Allah'ın peygamberleri toplayıp da "Size ne cevap verildi" dediği gün, "Bizim hiçbir bilgimiz yok, şüphesiz gizlilikleri hakkıyle bilen ancak sensin" diyeceklerdir.
  • Kehf  110 
     (Mekkî 69)     De ki: Ben, yalnızca sizin gibi bir beşerim. (Şu var ki) bana, İlah'ınızın, sadece bir İlah olduğu vahyolunuyor. Artık her kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, iyi iş yapsın ve Rabbine ibadette hiçbir şeyi ortak koşmasın.