dini etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dini etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ekim 2010

HANIMLAR VE CAMİ

Tavşanlı Müftüsü Mecit Amil


HANIMLAR VE CAMİ
(Tavşanlı Müftüsü Mecit Amil Röportajı- Sesli)
Hanımların özellikle cuma namazına gelmesiyle ilgili sıkıntılardan bahsetmiş ve bu konuda daha önce bir şeyler yazıp çizmiştik. Hanımların cuma namazından engellenemeyeceğini bunun ibadet hakkını engellemek olduğunu da söylemiştik. Daha da önemlisi hanımların cuma namazına gitmesinden önce vakit namazları için bile camilerimizin eksik olduğunu belirtmiştik. Camilerin eksikleri giderilirdi bir şekilde ama insanların zihinlerindeki eksiklik nasıl giderilecekti?
Takip eden okuyucularımız bu konularda daha önceki yazdıklarımızı biliyorlardır ama takip edemeyenler için aşağıdaki önceki yazıların linkleri var.
Bütün bunlar konuşulurken (İlçemizde müftülük vekaleten yürütülüyordu.) ilçemize yeni bir müftü geldi.

06 Ağustos 2010

CUMA NAMAZINDAN KOVULAN HANIMLAR VE HHV'NIN BAŞARISI


CUMA NAMAZINDAN KOVULAN HANIMLAR VE HHV'NIN BAŞARISI
Tavşanlı Hayırlı Hizmetler Vakfının Yaz Okulu nihayet sona erdi ve bir yıl sonu gösteri düzenlendi Kültür Sarayında. Sıcak, bunlatıcı ve yorucu bir günün sonuna denk geldiği için açıkçası hiç de niyetim yoktu gitmeye. Hakikiaten nasıl bir ağır günse fena hırpalamıştı beni.
Geçelim...
Ailemle birlikte gittik. Ikindi ezanı okundu ve hemen kültür sarayının yanındaki Yunus Emre Camiine gittik. Ailecek camiye gidiyoruz ama içimizde bir kaygı var. Ya bayanlar için abdest alma yerleri yoksa, ya namaz kılacak bölüm ayrılmamışsa? Camilere artık ailecek gitmeliyiz yoksa gelecek nesil de aynı bizim gibi olacak.
Zaten bu cuma namazında (6 Ağustos 2010 Cuma) Yeşil Camide kadınları camiye almadılar ya burada da sorun çıkarsa? Eşim ve kızım için kaygılıyım. Burayı planlayanlar en azından bu tür önlemleri almışlar. Ellerine sağlık. Hiç zorluk çekmediler, gayet uygun yapmışlar abdest alma yerlerini ve tuvaletleri. (Kızıma sordum.) bayanları cuma namazına almayan cemaat acaba neyi düşünüyor da almadılar onları?
Siz kimsiniz de bunu yapıyorsunuz? Siz kimsiniz birader? Açıkça çatıyorum hangi yetkiyle kadınları camiden men ediyorsunuz?

29 Temmuz 2010

CAMİLER VE SIKINTILARDAN BAZILARI

 CAMİLER VE SIKINTILARDAN BAZILARI
Geçenlerde ikindi namazında camide yaşadığım menfi (Başka bir kelime bulamadım.) olayla ilgili olara olarak sosyal paylaşım sitesinde öfkeli bir yazı paylaşmıştım arkadaşlarımla. Genele hitap eden bir yazı değildi bu sadece arkadaşlar arasında kalan bir samimi bir dert paylaşımı idi. Sonra,  sandalye bulunan bir camimizle ilgili gazetede haber çıktı. Bunun üzerine konuşmaları buraya almaya karar verdim. Üslubumdan dolayı özür dilerim zira dediğim gibi dostlar arasında kalacak bir konuşmaydı. Arkadaşlarımın isimlerini de buraya almadım, sadece baş harflerini aldım. Kendilerinin anlayışına sığınıyorum. Sonrasında pişmanlık duyduğum bir konu oldu “Atın sandalyeleri!” dememeliydim.
Benim yorumum:
“M.U.: Arkadaş! Madem özürlülerin, kadınların ve çocukların gelmemesi için her türlü tedbirin alındığı camiye yürüyerek gelebildin ne diye sandalye ile kılıyorsun haydi öyle kılıyorsun ne diye son cemaat yerinin ta dibine girdin, ben geç kalınca nerede kılacağım? İnsaf be adam! Yuh! Atın şu sandalyeleri be kardeşim! Tekerlekli sandalye ile gelmiyorsun iki kat merdiven çıkp da camiye giren adam nasıl olur... Tövbe tövbe...

20 Ekim 2009

KADIN VE CAMİ, DENEME BİR, İKİ


KADIN VE CAMİ, DENEME BİR, İKİ
Hatırlayacaksınız, “Sorularım var kim cevaplayacak?” diye sormuştum. Cevap almayı uzun süre bekledim. Birkaç cevap geldi. Sağ olsunlar. Özellikle kadınlar ve cami hususunda aldığım uyarılar vardı. Soruları değerlendirmeye oradan başlayalım istiyorum hem ilçemizde bu yönde bazı gelişmeler de oldu. Diyanet İşleri Başkanlığı ülke çapında kadınların Cuma namazlarına gelebilmeleri için camiler tayin edilmesini istedi. İlçemizde de Arifağa ve Yeşil Camii kadınların Cuma namazına gelebilmeleri için uygun yerler olarak belirlenmiş. Bu gelişmeye sevindim. Diyanet nihayet böyle bir gerekliliğe inanmış.
Aslında şöyle bir durum da var: Ne büyük lütuf! Erkek egemen Müslümanlar lütfetmiş de kendi hakları olan camileri kadınlara da açmışlar. Vay ne büyük bir lütuf. Ne kadar tuhaf olduğunu siz de fark etmiş olmalısınız. Neden tuhaf? Ee, cami erkeklere aittir. Erkekler hakkınızı savunun. Onlar camiye gelirlerse hatta çocuklardan sonra hemen erkeklerin arkasında hem de aynı mekânda saf tutarlarsa, hatta cami avlusunda erkeklerle karşılaşırlarsa ne olur hiç merak ettiniz mi? Kıyamet kopar, ahlaksızlık olur! Zina olur! Edepsizlik olur, terbiyesizlik çıkar, rezalet olur, skandal patlar?!
Öte taraftan cuma pazarında gezenler, cumartesi günü pazarda dolaşanlar, marketlerde, bayramlarda kalabalığın içinde sıkışanlar, konserlerde meydanda konserve kutusundaki gibi iç içe duranlar, bütün sosyal ortamlarda erkekler gibi kendine güvenleriyle aramızda bulunanlar bizim kadınlarımız değil. Onlar o günlere özel uzaydan iniyorlar!

07 Ekim 2009

YALAN!


YALAN!
Mesaj olarak K.Kerim ve Hadisler varken Efendimiz (S.A.V.) niçin tekrar böyle bir yola başvursun yahu? O zaman her uyuyana mesaj gelir ve bize bırakılan sımsıkı ip dağılır.
Bu mesajı iletenler affedilecekmiş, işe bak! Kur'an'ın mesajını ileten mü'minler var zaten. Bu mesaj da nereden çıktı?
Efendimizin niçin Allah katında yüzü kalmasın? Niçin? Ayette diyor ki, (NİSA    80.) "Kim Resûl'e itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur. Yüz çevirene gelince, seni onların başına bekçi göndermedik!"
Bana sorarsanız bu herif uyumasın bir daha, salakça rüyalar görüyor :)) (Onun ismini kullanarak yapılmıştır muhtemelen ya da böyle biri hiç yoktur.) Zaten hep uyuduğumuz için görüyoruz böyle rüyaları. Şu mesaj bana yine gelecek, çocuklarıma da gelecek eminim. Gönderdiğiniz için teşekkür ederim. Ben de bu mesajı çöp kutusuna gönderiyorum.
Bu kadar yermin eden birinden şüphe etmiyorsanız kimden şüphe edeceksiniz? Şu metni tahlil edin önce. Hiç Efendimizin sözlerine benziyor mu, onun hayattayken anlattıklarına benziyor mu? Efendimizin üslubuna benziyor mu? Bu kadar mı az tanıyoruz onu? Ölenlerin istatistiki bilgilerine bakın, komik olmayın!
Arkadaşlar spam mesajların nice hileli yolları var, bu da onlardan biri işte.

13 Temmuz 2009

SORULARIM VAR, KİM CEVAPLAYACAK?


SORULARIM VAR, KİM CEVAPLAYACAK?
Soru 1: Kadınlar niçin camiye gelmez?
Soru 2: Niçin imamlar toplum önünde ödüllendirilmez ve hep olumsuz haberlerle anılırlar?
Soru 3: Namazlarımızın sünnetlerini niçin camide kılarız?
Soru 4: Camide namaz harici bir şey yapmak yasak mıdır?
Soru 5: Neden namazlarımız askeri tören havasında kılınıyor?
Soru 6: Neden camide konuşmayız, şakalaşmayız, gülmeyiz, önemli meselelerimizi müzakere etmeyiz?
Soru 7: İmamlar neden ezan okumazlar ve neden vaaz vermezler? Bu yeteneklerini unuturlarsa ne olacak? Hutbeler neden yazılı emir gibidir?
Soru 8: İmamların hutbeleri günlük meselelerden irticalen yapmaları ayıp mıdır?

13 Ekim 2008

MANEVİ, SIRLI, TILSIMLI, GİZLİ, GÖZLÜ PROGRAMLARA KATKIMDIR.

MANEVİ, SIRLI, TILSIMLI, GİZLİ, GÖZLÜ PROGRAMLARA KATKIMDIR.

Bir hikaye de benden...

Sizi bilmem ama ben, Sır Kapısı'cıyım. Yeni moda, türedi programlara müntesip bulunanları da kınıyor ve kıyasıya eleştiriyorum. Ne onlar öyle kardeşim, hep taklit hep taklit. Benim programım hepsine on basar. Hatta yetinmez bir on daha basar. Bizler, yani Sır Kapısı'cılar, programımıza bağlıyızdır. Başka bir kanala geçse bile takip ederiz. Diğerleri öyle mi ya, onlar hangi kanalda ne varsa seyrediyorlar. Kimisi Sırlar Dünyası, kimisi Gerçeğin Ötesi, kimisi Gizli Dünyalar, kimisi Kalp Gözü, kimisi anasının gözü... Sır Kapısı'cılar olarak biz, programımıza bağlıyızdır. Zaten programların hepsi başka bir alem. İslam adına, din-ü mübin adına hepsi de ne güzel şeyler anlatıyorlar değil mi?! Buradan, Sır Kapısı bağlıları adına diğer bütün program seyircilerini kınıyorum. Onlar yanlışın içindeler. Bize gelin, biz en hakiki İslamî hikaye anlatıcısıyız. Hatta biz Sır Kapısı'cılar o kadar bağlıyız ki programımıza, kendimiz uydurmaz, bizzat yaşadığımız olayları kaleme alır program yapımcımıza altın işlemeli zarf içinde, okur üfler öyle göndeririz. Her olaya da gayet esrarlı ve bilumum uyuşturuculu tarafından bakar ve her olayın içindeki mucizeyi ve tılsımı görür başkasının da görmesi için ulu kişi programcı hazretlerimize arz ederiz. Onlar da bin bir gayretle filme alıp bize seyrettirirler. Şükran ve sadakatle efendim.

Bakınız, geçen akşam mübarek ramazan günü başımdan geçen bir olayı nakledeyim. Sırf Sır Kapısı'lık bir olay yani. Arkadaşlarla kahvehanede bir ramazan akşamında öylesine, yani mucizesiz mucizesiz oturuyoruz. Adi şeyler yapıyoruz; çay içiyoruz, gazetelere bakıyoruz, hal hatır soruyoruz. Hatta içilen çaylarda bile uhrevi ve sırlı bir tat yok. Tılsımı kaçmış bir akşamdayız, anlayacağınız. Düşünebiliyor musunuz, ramazan akşamındayız ve ortada sırlı, tılsımlı, mucizevi hiçbir şey cereyan etmiyor. Neyse efendim uzatmayalım. Gazetedeki bulmacanın son karelerini de doldurduktan sonra evlere dağılmaya karar verdik. Kahvehanenin kapısından çıktık ve geceye nefeslerimizi bıraktık. Ortalık tenha sayılmazdı geç vakit olmasına rağmen. Ramazan ya hani, o yüzden insanlar evlerine pek geç gidiyorlar. Bazıları sahura kadar çarşılarda oyalanıyor. Bir baktım, yolun karşısından nurlu bir nesne bize doğru geliyor. İlk bakışımda sıradan bir ışık zannetmiştim gerçi ama sonradan nurlu olduğunu anladım. Bir çocuk, on, on iki yaşlarında. Sıkıca giyinmiş, giyindikleri pek eski püskü şeyler ama. Elinde bildiğimiz siyah poşetlerden bir tane var. Poşette bile bir sır gizli gibi. Bilirsiniz, ayakkabı boyacıları boya sandığı taşırlar yanlarında. Ama bizim nurlu çocuk, boya malzemelerini poşete doldurmuş. Şeyin orada oluyor bu olay, şu kanal caddesinde otobüs yazıhanesinin alt tarafında bir yerde. Vakit gecenin yarısı, tam öyleydi sanırım. Çünkü o an saatimin de bir gizli güç tarafından ihata edildiğini gördüm. O muamma, o nur aniden konuşuverdi. Hem de bize, biz gizemsiz heriflere. "Boyalım mı ağabey?" Ben, tabi sırrın tamamına henüz vakıf olmadığım için, "Ne işin var bu saatte git evine!" diye hafif yollu söylendim. O nurlu çocuk, "Daha para kazanacağız ağabey." Deyiverdi. Haaa, anladım ki, kazın ayağı öyle değil. Kaça boyadığını sordum, ayakkabılarımın boyanmaya ihtiyacı da yok sayılırdı. Kaplumbağa sırtı gibi olmamıştı daha. "Beş yüz." Dedi. Elimi cebime attım, ne kadar bozuk para varsa çocuğa uzattım, sanırım bir milyonu geçkindi. "Boyadın say." Dedim, babayani. Arkadaşlar tabi başka dizinin tarikatından, birisi Kalp Gözü'cü, birisi Sırlar Dünyası'cı, anlamadılar benim ne yaptığımı, böyle alıştırma, bırak çalışsın, bari boyatsaydın... gibi şeyler söylediler. Aldırmadım. Gidip yattık netice itibarıyla. O gece rüyamda çok şey, yahu kullanacak sırlı kelime kalmadı, güzel, diyelim, güzel rüyalar gördüm. Neyse sahura kalktık, sabah oldu. İşe gideceğim, uyandım bir de baktım ne göreyim, ayakkabılarım boyanmış. Pırıl pırıl olmuşlar. Aha o gün bu gündür ayakkabılarımın boyaya ihtiyacı olmadı. Aradan aylar geçti. Ya, ne sırlar gizli değil mi hayatımızda?!

Ey okuyucu, burada dur ve dinlen. Seni bu kadar mucizeye ve tılsıma batırmışken kafan esriktir zaten, biraz nefes al! Yahu ben ne anlatıyorum? Altı üstü, bir çocuğa günlük çay masrafımın onda biri kadar bile etmeyen bir meblağ vermişim. Allah, bu vicdan kusmuğunu benim yüzüme çarpacağına, haşa, benim ayakkabılarımı mı boyayacak yani? Yahu el alemin hoppa televizyonu niçin benim dinimin hayrına olan bir şeyi yayınlıyor, diye niçin sormuyorum? Hayatımı niçin gerçeklerden koparıp mucize kovalayan, ahmak, tembel, basiretsiz, hakikatsiz, vahiyden bihaber şeylerin peşinde koşturuyorum? Bu mudur, benim dinim bu kadarcık mıdır yani? Anlattığım gibi oldu evet, ama bir farkla. Ne sabaha ayakkabılarım boyalı çıktı ne de ben böyle bir şey bekledim. Sadece vicdanım körlüğünü kaldırması için Allah'a yalvardım ve dua ettim. Kalbimin gözünü bunlar mı açacak? Ki, ben onların anlattığı şeyleri Hıristiyan'ların anlattıklarında da görüyorum. Hayır, İslam böyle bir şey değil. 



Tavşanlı'nın ticari arama motoruna hemen kaydolun...
Ya da hemen aramaya başlayın...